Glenn Diesen

Lawrence Wilkerson: Israel-Iran Krizinin Merkezinde Filistin Devleti Meselesi Var

İngilizce yapılan söyleşide Glenn Diesen, ABD Dışişleri Bakanı’nın eski özel kalem müdürü Albay Lawrence Wilkerson ile Israel, Iran ve United States hattında tırmanan krizi, Gaza ve Lebanon’daki savaşın bölgesel etkilerini, Ukraine dosyasının geri plana düşmesini ve Washington’daki yeni askeri-siyasi düzenlemeleri konuştu. Wilkerson’a göre tartışmanın merkezinde Iran’ın caydırıcılığı, Netanyahu’nun iç siyasi sıkışması ve çözümsüz kalan Filistin meselesi bulunuyor.

Iran’ın Caydırıcılığı, Lebanon ve Gaza

Diesen, söyleşiyi Iran’ın caydırıcılığını Lebanon’a doğru genişlettiği gözlemiyle açtı. Ona göre Israel, doğrudan Iran’a saldırmasa bile Lebanon’a yönelik saldırıları nedeniyle karşılıkla yüzleşiyor; Tehran da artık Lebanon ve Gaza’nın ayrı başlıklar olarak ele alınmasına izin vermek istemiyor.

“Durum her dakika kötüleşiyor,” diyen Lawrence Wilkerson, krizin yalnızca Israel, Iran ve United States güvenliğiyle açıklanamayacağını belirtti. Wilkerson, eski Israel Başbakanı Ehud Barak’ın “ne askeri baskının ne de Güney Lebanon’ı yerle bir etmenin Hezbollah’ı devirebileceği” yönündeki sözlerini aktardı ve Netanyahu’nun hem Trump’ın baskısı hem de Israel içinde kendisini “ulusal güvenlikte yeterince sert olmamakla” suçlayan rakipleri arasında sıkıştığını savundu.

Wilkerson, Netanyahu için meselenin kişisel ve iç politik bir krize dönüştüğünü söyledi. Ona göre Netanyahu, geri adım atarsa seçim kaybı ve hapis ihtimaliyle karşılaşabilir; tırmandırmayı sürdürürse de askeri hedeflerine ulaşamayabilir.

Filistin Meselesi Merkezde

Wilkerson, bölgesel krizin asıl odağının Filistin devleti meselesi olduğunu vurguladı. “Bu mücadelenin özü, bir Filistin devleti ve bu arada Israel’in Filistinlilere yaptıklarıdır,” diyen Wilkerson, meselenin yalnızca 7 October sonrasından ibaret olmadığını, Nakba’dan bu yana süren “işgal eden ve işgal edilen” ilişkisi içinde görülmesi gerektiğini ifade etti.

Wilkerson, Gaza’da Filistinlilerin hâlâ günde yaklaşık 30-35 kişi öldüğünü söyledi. Ölümlerin yalnızca mermi ve bombalardan değil, insani krizin derinleşmesinden de kaynaklandığını belirtti. Gaza’da bir düzine yumurtanın 250 dolara kadar çıkabildiğini, yakıt ve temiz suya erişimin karaborsa üzerinden yürüdüğünü, bu süreçte Israel ve Egypt içinde bazı aktörlerin para kazandığını iddia etti.

Diesen, Hamas siyasi sözcüsü Hassim Kasm’ın Iran’ın kendileriyle temas kurduğu ve bundan sonra herhangi bir ateşkesin Gaza’yı da kapsaması gerektiğini bildirdiği yönündeki açıklamasını gündeme getirdi. Wilkerson buna “Iran’a bravo; meseleyi gerçek konuya geri getiriyorlar” diyerek karşılık verdi.

“Vekil” Değil “Müttefik” Tartışması

Söyleşide Iran’ın bölgesel ilişkileri de ele alındı. Wilkerson, Houthis, Hezbollah ve Hamas’ın sıkça “proxy” yani vekil güç olarak anılmasına karşı çıktı. “Onlar vekil değil, müttefik,” diyen Wilkerson, bu grupların Iran’ın yanında yer alan aktörler olduğunu savundu.

Wilkerson’a göre savaşın doğru tanımlanmaması, yanlış politikaların temel nedeni. “Bu mesele Filistinliler, uygulanabilir bir devlet ve o devlete ulaşmanın yolu ile ilgilidir,” diyen Wilkerson, Iran’ın kendisini Filistinlilerin başlıca savunucusu konumuna yerleştirdiğini, Hezbollah ve Houthis’in de bu çerçevede hareket ettiğini belirtti.

Ukraine Dosyasının Geri Plana Düşmesi

Wilkerson, Israel-Iran-Gaza gündeminin Ukraine savaşını Amerikan medyasında görünmez kıldığını söyledi. Son 24 saatte izlediği birçok röportaj başlığında Ukraine’in yer almadığını belirten Wilkerson, buna rağmen dosyanın daha tehlikeli hale geldiğini savundu.

Diesen de Vladimir Putin’in St. Petersburg International Economic Forum’daki düşük tonlu ve çatışmadan kaçınan üslubuna dikkat çekti. Ancak Putin’in çevresinde “artık yeter” diyenlerin arttığını, Avrupa’nın Russian topraklarına saldırı niyetini açıkça ifade ettiğini söyledi. “Eylemsizlik, onların gözünde eylemden çok daha tehlikeli hale geliyor,” diyen Glenn Diesen, Putin’in Russia’daki daha sert baskıları frenleyen kişi olduğunu savundu.

Wilkerson ise Europe liderlerini sert biçimde eleştirdi. Keir Starmer, Emmanuel Macron ve Germany’de AfD lideri Alice Weidel üzerinden Avrupa siyasetindeki kırılganlığa işaret etti. Putin’in Lithuania, Latvia veya Estonia gibi NATO ülkelerinde Russia’ya yönelik saldırılarla bağlantılı bir hedefi vurması halinde Article 5 tartışmasının başlayabileceğini, ancak United States’ın buna katılmak istemeyebileceğini söyledi.

United States, Gençler ve Savaş Yorgunluğu

Wilkerson, United States içinde de savaşlara desteğin zayıfladığını belirtti. 18-24 yaş grubuna ilişkin anketlerin kendisi için bile şaşırtıcı olduğunu, bu gençlerin zorunlu askerlik gündeme gelirse Mexico veya Canada’ya gitmeyi düşünebileceklerini söyledi.

Afghanistan ve Iraq gazilerinin de yeni savaşlara karşı çıktığını aktaran Wilkerson, bu kesimin geçmiş savaşları Lockheed Martin, askeri-endüstriyel kompleks ve “ne yaptığını bilmeyen başkanlar” için yapılmış savaşlar olarak gördüğünü söyledi. Ona göre gençler de Donald Trump için savaşa gitmek istemiyor.

Section 224 ve Israel’in Amerikan Güvenlik Sistemine Bağlanması

Diesen, United States’ta Israel’e desteğin azalırken, Israel’in hukuken Amerikan askeri-endüstriyel kompleksine daha fazla bağlanmaya çalışıldığını söyledi ve 2027 NDAA içindeki Section 224 düzenlemesini sordu.

“Çok tehlikeli,” diyen Lawrence Wilkerson, düzenlemeyi geçmişte Donald Rumsfeld’in State Department (Dışişleri Bakanlığı) yetkilerini Pentagon’a aktarma girişimleriyle karşılaştırdı. Wilkerson’a göre bugüne kadar Israel’e askeri yardım genellikle 10 yıllık memorandum of understanding üzerinden sağlanıyor, yıllık 3,8-4 milyar dolar düzeyinde ilerliyordu; Netanyahu’nun bunu 5 milyar dolara çıkarmak istediğini söyledi.

Wilkerson, mevcut sistemde yardımların hukuki denetime tabi olduğunu, silahların sivilleri öldürmek için kullanılamayacağı gibi kurallar bulunduğunu belirtti. Biden, Blinken ve Sullivan’ın bu denetimleri ihlal ettiğini iddia etse de en azından mekanizmanın var olduğunu söyledi. Section 224 ile bu görünürlüğün ortadan kalkacağını savundu.

“Amerikan halkının neler olup bittiğini gerçek zamanlı görmesinin yolu kalmayacak,” diyen Wilkerson, yeni düzenlemenin Department of Defense, istihbarat kurumları ve Lockheed Martin, RTX, Boeing, Grumman gibi savunma şirketlerini Israel ile daha sıkı bağlayacağını ifade etti. Wilkerson, bunun United States için “sinsi, pervasız ve ölümcül” bir gelişme olduğunu söyledi.

Israel Stratejik Varlık mı, Yük mü?

Wilkerson, 2016’da National Press Club’da yaptığı bir konuşmayı hatırlatarak “Israel stratejik varlık mı, stratejik yük mü?” sorusunu sorduğunu ve ikinci yanıtı verdiğini anlattı. 1948’de Joint Chiefs of Staff için hazırlanan raporlara atıfla, Harry Truman’a Israel’i tanıma konusunda olumsuz tavsiye verildiğini söyledi.

Soğuk Savaş döneminde Israel’in Mediterranean sonunda “batırılamaz uçak gemisi” gibi görülebileceğini, ancak Soğuk Savaş sonrasında bu gerekçenin zayıfladığını savundu. Wilkerson, Holocaust’un ahlaki ağırlığını ayrı tutarak, Gaza’da yaşananların Israel-United States ilişkisini savunmayı zorlaştırdığını belirtti.

Hormuz, Red Sea ve Deniz Yolları

Söyleşide Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı), Bab el-Mandeb, Suez Canal, Panama Canal ve Strait of Malacca gibi geçiş yolları da ele alındı. Wilkerson, Iran’ın “üç nükleer silahı” olduğunu söyledi: Strait of Hormuz üzerindeki etkisi, Russia ve China ile Mackinder teorisini çağrıştıran ilişkisi ve üçüncü olarak geliştirdiği ya da Pakistan’dan almış olabileceği nükleer silah ihtimali.

Diesen, Yemen’in Israel’in Red Sea erişimini kesme tehdidini gündeme getirdi. Wilkerson, deniz geçişlerinin gelecekte daha fazla baskı aracı haline gelebileceğini, buna karşılık China ve Russia gibi aktörlerin boru hatları, kara yolları ve demiryollarına yöneldiğini söyledi. Golden Dome girişimi ve uzay tabanlı silahların da deniz trafiğini daha kırılgan hale getirebileceğini savundu.

Yeni Silk Road, Russia-China Hattı ve Kara Koridorları

Diesen, Mackinder’in kara ulaşım koridorları üzerinden denizci güçlerin üstünlüğünü kırma fikrine atıf yaptı. Ukraine’deki 2004 Orange Revolution sonrasında Russia’nın enerji transit hatları nedeniyle kaygılandığını, bugün ise China ile doğrudan kara bağlantılarının Moscow açısından daha güvenli görüldüğünü söyledi.

Wilkerson da Peter Frankopan’ın Silk Roads çalışmasına atıfla, Eurasia’da demiryolları, boru hatları, dijital bağlantılar, bankalar, ödeme sistemleri ve ulusal para birimleri üzerinden yeni bir ekonomik coğrafyanın oluştuğunu anlattı. Russia, China, Iran, India ve Central Asia merkezli bu dönüşümün, Western maritime powers’ın 500 yıllık üstünlüğünü aşındırdığını değerlendirdi.

Iran United States Gemilerine Saldırır mı?

Diesen, Iran’ın şu ana kadar daha çok Israel ve Gulf States üzerindeki baskıya odaklandığını, United States gemilerine doğrudan saldırıp saldırmayacağını sordu.

“İran’ın akıllıca davrandığını düşünüyorum,” diyen Wilkerson, Tehran’ın United States’a doğrudan büyük zarar vermekten kaçınmasının rasyonel olduğunu belirtti. Ancak Iran’ın Abraham Lincoln uçak gemisi, destroyer ve kruvazörler gibi hedefleri vurabildiğini gösteren görüntüler gördüğünü iddia etti. Ona göre Iran, daha güçlü hipersonik füzeler kullanıp bir uçak gemisini batırırsa bu savaşta tamamen yeni bir aşama yaratır; Trump’ın Amerikan halkına “5.000 Amerikalı öldü” diyerek farklı bir siyasi tepki üretmesi mümkün olabilir.

Israel’in Geleceği ve Amerikan İç Siyaseti

Söyleşinin sonunda Diesen, Financial Times’ın Netanyahu’nun 30 yıl boyunca Iran’la savaş arayışından sonra “her şeyi buna yatırıp kaybettiği” yönündeki değerlendirmesini aktardı. Israel’in iç bölünmeler, bölgesel yalnızlaşma ve büyük güçleri karşısına alma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Wilkerson, Pew Research Center’ın 36 ülkede yaptığı bir araştırmaya atıfla, insanların yüzde 67’sinin Israel’in yaptıklarını yanlış gördüğünü söyledi. Bunun önemli bir değişim olduğunu, ancak United States içinde Section 224 gibi düzenlemeleri durduracak hızda gelişmediğini belirtti.

Wilkerson, asıl kaygısının United States’ın iç durumu olduğunu söyledi. Ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti aleyhine ağır bir sonuç çıkması halinde Trump’ın ne yapacağını bilmediğini belirtti. Senate liderliği ve House Speaker Mike Johnson’ın Trump’ın otoriter eğilimlerine yeterince karşı çıkmadığını savunan Wilkerson, United States iç siyasetini “belirsiz” olarak niteledi.

İsrail, İran ve ABD

Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. Yine Colonel Lawrence Wilkerson, ABD Dışişleri Bakanı’nın eski özel kalem müdürü bizimle. Yeniden geldiğiniz için teşekkür ederim. Bugün size İsrail, İran ve United States arasında şu anda neler olduğunu sormak istiyordum. Oldukça dikkat çekici bir şey gördük. Bence İran, caydırıcılığını esasen Lebanon’a genişletti; Israel, Lebanon’a saldırdığı için Iran da Israel’e saldırdı. Yani bu, bir düzeyde oldukça olağanüstü sanırım: Israel’in doğrudan Iran’a saldırmış olması gerekmiyordu. Israel bu genişletilmiş caydırıcılığı kabul etmeyi reddediyor gibi görünüyor, ama yine de söz hakkı yok gibi; yapabileceği ancak bu kadar. Şu anda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Colonel Lawrence Wilkerson: Her dakika daha kötüye gidiyor. Sadece şunu aktarayım: Bildiğiniz eski Israel başbakanı Ehud Barak, “Ne askeri baskı ne de southern Lebanon’ı yerle bir etmek Hezbollah’ı devirebilir” dedi. Haklısın, eski başbakan. Ama BB iki arada bir derede kaldı: Bir yanda Trump, diğer yanda ona karşı kampanya yürütenler. Ona karşı kampanya yürütenlerin temel meselesi de onun Israel’in ulusal güvenliği konusunda yeterince sert olmadığı ve bu arada President Trump’a boyun eğdiği iddiası. Yani ne yapsa kaybedecek. Bence kaybedecek de. Uzun siyasi kariyerindeki ilk dramatik yenilgiye bakıyor gibi.

Bu yüzden, öğrencilerimin eskiden söylediği gibi, mesele en az United States’in, Israel’in ya da hatta Iran’ın güvenliği kadar, belki daha da fazla Israel için iç siyasi bir mesele ve Netanyahu için kişisel siyasi bir mesele haline geldi.

Bütün bunlarda asıl nokta gözden kaçıyor. Az önce başka bir podcast’teydim, bu konu açıldı ve üzerinde biraz durdum. Bu özel boyutuyla bütün bu mücadelenin gerçek meselesi, bir Palestinian devleti ve bu arada Israel’in Palestinians’a yaptıklarıdır. Yalnızca October 7 ya da October 8’de başlayan şeyden söz etmiyorum; Nakba’nın bütün tarihinden ve Israel ile Palestinians arasındaki, giderek işgal edilen ile işgalci ilişkisine dönüşen ilişkiden söz ediyorum. Bildiğiniz gibi bunun beraberinde çok belirgin kurallar ve düzenlemeler gelir; Israel ise bunları tamamen görmezden geliyor ve bu durum var olduğundan beri görmezden geldi.

Bu meseleye gelemiyorsak, zaten gelmek istemiyor gibiyiz. Hatta şu anda Palestinians hâlâ günde yaklaşık 30 ila 35 kişi oranında ölüyor. Her türlü nedenle ölüyorlar. Kurşunlardan, bombalardan ve vahşetten ölüyorlar; ama aynı zamanda Israel’in desteklediği insani durum yüzünden de ölüyorlar. Bu durum, mafyavari uygulamalardan tutun Palestinians’a bir düzine yumurta için 250 dolar ödetmeye kadar uzanıyor ve bu süreçte çok sayıda insanı, birçok Egyptian dahil, zengin ediyor.

Asıl Meseleden Uzaklaşmak

Bütün bunlar kenarda duruyor. Biz Hezbollah’a bakıyoruz. Dahiye’ye bakıyoruz. Beirut’a bakıyoruz. Israel’in Lebanon’da ne yaptığına bakıyoruz ki bu vicdansızca. Israel bunu yaptığında, özellikle Lebanon’a ya da Palestinians’a yaptığında zaten hep öyledir. Ve bence buradaki gerçek meseleden uzaklaştırılıyoruz.

Bu mesele, sevdiğim bir başlıkta özetleniyordu: “Iran’ın kazanmak için tek yapması gereken kaybetmemek. United States ve Israel’in ise, buna BB Netanyahu’nun geleceği de dahil, bence ya hapishane ya da kahramanlık dahil, muhteşem biçimde kazanması gerekiyor.” Bunu yapmayacağız. Bradley Cooper ne kadar itiraz ederse etsin, Iran’a saldırmak için tersine mühendislikle üretilmiş kaç yeni drone alırsa alsın, kaç bomba atmayı hesaplarsa hesaplasın, aslında çoktan kaybettik.

Jerusalem Post’ta Mackinder teorisi üzerinde uzun uzun duran başka bir yazı var. Yine de bazı noktalar koyuyor ortaya. Iran’ın bir nükleer silahı yok, üç tane var diyor. Sahip olduğu ilk nükleer silah Strait of Hormuz’dur ve biz o silahla nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimizi kesin biçimde gösterdik. İkinci silahı, Mackinder tarzıyla kalpgâh gücü Russia ve China ile ilişkisidir. Kalpgâhtan söz edecekseniz, işte kalpgâh bu. Üçüncü nükleer silah ise muhtemelen şu anda yaptığı ya da zaten yapmış olduğu ve her an test edebileceği silah; ya da söylentinin hangi versiyonuna inandığınıza bağlı olarak Pakistan’ın ona vermiş olabileceği silah.

Peki bütün bunların içinde neredeyiz? President Trump’ın, savaş başlatmayacak bir başkan olduğunu hiç söylemediğini ifade ettiği noktadayız. Şaka mı bu? Yalanların çok ve söylediğin her meselede fazlasıyla mevcut, ama bu gerçekten akıl almaz.

Aynı zamanda bu ülkedeki iç durumu da anmak zorundayım. Bence ara seçimler bakımından felakete gidiyoruz. O felaket karşısında ne yapacağı hakkında hiçbir fikrim yok. Aynı anda Senato’da Tom Cotton ve Temsilciler Meclisi’nde başkaları, ama özellikle Temsilciler Meclisi Başkanı Johnson, bizi Israel’e öyle bir yapıştırmaya çalışıyor ki çimento kuruduğunda bir daha kırılmayacak ve bundan en çok Israel avantaj sağlayacak. Bunları uyduramazsınız. Yaptığımız şey inanılmaz.

Ukraine ve Avrupa Riski

Bugün, sizinle yayına çıkmadan hemen önce, “YouTube menümü bir gözden geçireyim” dedim. Kendime kurduğum bir şey var. Bakıyorum, son 24 saatte sizin gibi kişilerle, Doug McGregor, John Mearsheimer, Peter, Jeffrey Sachs ve listeme aldığım başka birçok kişiyle yapılmış röportajlara iniyorum. Ukraine hakkında tek bir tane yok. Başlıklarda tanınabilir biçimde Ukraine yok. Belki podcast’in içinde söz etmişlerdir. Peki Ukraine şu anda nerede? Nereye gitti? Hiçbir yere gitmedi. Hatta giderek daha tehlikeli hale geliyor. Putin’in yarın sabah nükleer silah kullanmasını beklemem, ama Europe’taki bu aptallarla bu yolda devam edersek sonunda kullanmasını bekleyebilirim. Kısa özet bu.

Sunucu: Ukraine konusunda büyük ölçüde katılıyorum. St. Petersburg International Economic Forum’daki bu toplantıdan sonra da aynı izlenimi edindim. Putin yine çok düşük perdeden, çatışmacı olmayan bir tonda konuştu, ama giderek bu konuda daha yalnız kaldığı izlenimini alıyorum. Yani National Security Council onunla birlikte değil. Etrafındaki herkes “artık yeter” diyor gibi görünüyor. Europeans açıkça bize saldırmaya devam etme niyetini ifade ediyor. Bize saldırmak için NATO ülkelerinin topraklarını kullandıklarını biliyoruz. Silahların onların silahları olduğunu biliyoruz. Hedeflemeyi onların yaptığını biliyoruz. Peki neden hiçbir şey yapmıyoruz? Onların bakışına göre eylemsizlik, eylemden çok daha tehlikeli hale geliyor. Bu yüzden Putin’in bunu ne kadar süre tutabileceğinden emin değilim. Bence West’teki birçok kişi için bunu anlamak zor, çünkü onlara Putin’in kötülüğün ta kendisi olduğu öğretildi. Ama Rusya’nın itidalini esasen o tutuyor; bu itidal artık Russia’ya zarar vermeye başladığı ölçüde yakında terk edilebilir. Yani hayır, bence çok büyük bir felakete uyurgezer halde yürüyoruz. Ve evet, “Europe’taki aptallar” ifadesini kullandınız mı emin değilim ama siyasi liderlik ve medyadaki stenografları için çok uygun bir ifade olurdu sanırım.

Colonel Lawrence Wilkerson: Starmer’a bakın. London’da ya da England’ın herhangi bir yerinde, belki Great Britain’da bile bir binadan çıkıp “Keir’i destekliyor musunuz? Keir Starmer’ı destekliyor musunuz?” diye sorsanız, evet diyecek birini bulabileceğinizi sanmıyorum. Yine de hâlâ lider. Macron için de benzer şeyler söyleyebilirsiniz. Germany’de AfD lideri Alice Weidel güç kazandıkça, sonunda nereye varacağını çok merak ediyorum.

Germany’yi merak ediyorsunuz; bana göre Europe’un en önemli ülkesi. Bu merakınızı da az önce çok iyi anlattığınız şey noktalıyor: Umursuyor gibi görünmüyorlar. Ne kurduklarını anlamıyor gibi görünüyorlar. Örneğin Putin’in Russia’ya saldırılarla ya da Russia’ya saldırılara destekle açıkça ilişkili bir hedefi, istihbaratının bunu kolayca söyleyebileceğinden hiç şüphem yok, Lithuania’da, Latvia’da, Estonia’da, hangi ülkeyi isterseniz orada doğrudan vurmasına neden olabileceklerini anlamıyorlar.

Sonra ne olacak? Brussels’ta toplanacaklar, göğüslerini dövecekler ve “Tamam, Beşinci Madde, Beşinci Madde” diyecekler. United States de onlara bakıp “Kusura bakmayın, Beşinci Madde’ye sizinle birlikte girmiyorum” diyecek. Sonuçta kendisi için tehlike olan bir şeyi vurmuş olacak. Vurduğu şey biz bile olsak, pekâlâ biz ya da biz ve British ve başka kim varsa olabilir.

Barbara Tuchman’ın terimlerini ödünç alıyorum: Bu bir “folly’ye yürüyüş”. Bu inatçı akılsızlık. Ama sonuçları ve koşulları bakımından tamamen farklı; World War I’in ve hatta daha çok World War II’nin felaketine dönüp baksak bile. Bunun ucuna kırmızı kurdeleyle bağlanmış ve üzerine parfüm sıkılmış nükleer sonuçları var. Bunu göz ardı edemezsiniz.

Putin hakkında söylediğinizi de beğendim, çünkü benim değerlendirmem de bu. Şu anda barajdaki suyu tutuyor. Bu ülkede insanların söylediği gibi, yaptığı şeye karşı büyük bir muhalefetle karşı karşıya olduğu için değil. Savaşı bitirmek istiyorlar, falan filan. Evet, belki savaşı bitirmek istiyorlar, ama kesinlikle Russian şartlarıyla bitmesini istiyorlar. Putin’i ihtiyatı, temkinliliği ve NATO ile doğrudan savaşa girmeden yapabileceği her şeyi yapma konusundaki isteği bakımından geride tutuyorlar. Yine de bazen söyledikleri ve Sergey Lavrov’un söyledikleri bana, “Sonunda NATO ile savaşa girmek zorunda kalacağız” dedikleri toplantılar yapmış olabileceklerini düşündürüyor.

Russian general staff’ın bunun planları üzerinde baştan sona çalıştığından hiç şüphem yok; muhtemelen Kaliningrad’dan başlayarak. Ama bu çok tehlikeli bir durum ve biz bunun farkında değiliz gibi görünüyoruz.

ABD Kamuoyu, Savaş ve Askerlik

Buradaki medyaya bakarsanız, Glenn, Ukraine’ın haftada belki bir kez haber yapılan ve Putin’in ne kadar alçak olduğunun söylendiği bir yan gösteri olduğunu sanırsınız. Levant’ta olan bitense, Trump kaybediyor gibi göründüğü için büyük sonuçlar taşısa da, bu ülkedeki birçok insan, bilinçli insanların muhtemelen yüzde 50 ila 60’ı, buna pek itiraz etmiyor. Bunu söylemek zor, ama gerçekten bu savaştan pek yana olmadıklarına inanıyorum. Gençler kesinlikle yana değil.

Selective Service ve zorunlu askerlik için yürürlüğe koyduğumuz bu yeni sistem hakkında görüşlerini yeni bildirmiş olan gençler de öyle. Anketlerin çoğu ve sonuçları benim için bile oldukça çarpıcı: 18-24 yaşındakiler sadece “hayır” demiyor; “Mexico’ya ya da Canada’ya giderim, buna katılmam” diyorlar. Koşullar altında onları suçlamak da zor.

Bu sabah gördüğüm gibi gazilerin dışarı çıkıp konuşmasını izliyorsunuz. Bu kişi birkaç kez Afghanistan’da, bir kez Iraq’ta bulunmuş bir gazi. Şöyle diyor: “Biz bunu yaptık. Corporate America için yaptığımız buydu. Lockheed Martin için yaptığımız buydu. Ne yaptığını bilmeyen bir başkan için, çoğul konuşayım, ne yaptığını bilmeyen başkanlar için yaptığımız buydu. Savaş makinesi için yaptığımız buydu. Askeri-sanayi kompleksi için yaptığımız buydu. Bunu biliyoruz.”

Askere alınmak üzere olan bu 18-24 yaşındakiler bunu dile getirebilecekleri bir biçimde bilmiyor olabilirler, ama Donald Trump için savaşa gitmeyeceklerinden kesinlikle eminler. O halde bunu neden konuşuyoruz? Ve neden, bana söylendiğine göre Admiral Bradley Cooper’ın Iran’da oyunun kurallarını değiştireceğini düşündüğümüz tersine mühendislikle yapılmış bir Iranian drone’una bakıyoruz?

Iran’da oyunu hiçbir şey değiştirmeyecek. Hiçbir drone, böyle hiçbir şey, hiçbir savaş teçhizatı bunu değiştirmeyecek. Çünkü bence bu Mackinder teorisi doğru. Bir nükleer silah Strait of Hormuz. İkinci nükleer silah Russia ve China ile ilişki. Üçüncü nükleer silah ise yaptıkları ya da Pakistan tarafından verilecek olan silah.

Karşında bu var, Donald. Belki bunu biliyorsun, çünkü son zamanlarda sağlam, dikkatli ve sürekli biçimde çıkış yolları arıyor gibisin; tabii özgür dünyanın gördüğü en büyük başkan olma itibarını lekelemeden. Yine de bence çıkmak istiyor.

Ama sıkışmış durumdalar. BB ve o sıkıştı. BB, muhalefetinin ona söylediği siyasi bağlama sıkıştı; bir saniye geri çekilirse muhtemelen onu yenecekler. “Lebanon’da yeterince sert değilsin. Israeli güvenliğini Donald Trump’a feda ediyorsun. Gaza’da yapman gerekeni yapmıyorsun. Onları bitirmiyorsun. Öldürüyorsun ama yeterince hızlı öldürmüyorsun. Hamas’ı da öldürmüyorsun” diyorlar. Trump ise ona yavaşlamasını, hatta bunu yapmamasını, şunu yapmamasını söylüyor; özellikle Beirut’un güneyindeki Dahiye’de bombalama konusunda.

Peki ne yapacak? Birini yaparsa muhtemelen seçimi kaybeder, hapse girer ve ömrünün kalan kısmını utanç içinde yaşar. Diğerini yaparsa Barak, “Hiçbir şey başaramayacaksın” diyor. Bence Barak haklı. Başaramayacak.

“Vekil Güçler” Değil, Müttefikler

Bu sabah konuştuğum kişilerden biri “Vekiller, vekiller. Houthis, Hezbollah, Hamas; bunlar vekil güçler” diyordu. Ben de “Vekil değiller. Müttefikler. Tıpkı bizim müttefiklerimiz olduğu gibi müttefikler” dedim. Terörist de değiller. Uluslararası rejim altında, hatta iç hukuk bakımından bile iyi bir hukuki argüman kurabilirim. İşgalci güç ve işgal edilen bakımından Hamas için bir savunma kurabilirim; bu aslında mazeret değil. Ronald Reagan’ın görüşüne göre onlar özgürlük savaşçılarıdır. Sanırım “Birinin özgürlük savaşçısı, diğerinin teröristidir” demişti.

Aynı argümanı Hezbollah için de kurabilirim, Iran’ın yanında savaşan herkes için de. Bunlar Iran’ın müttefikleri ve nihai olarak, kaçırıp durduğumuz nokta şu: Bu medya ve bu ülke bunu açık, anlamlı bir şekilde konuşmayacak. MBS’nin, iyilikseverlikten başka nedenlerle de olsa kaçırmadığı şeyi ve onun gibilerin kaçırmadığı şeyi biz kaçırıyoruz: Palestinians.

Bütün mesele Palestinians ve yaşayabilir bir devlet ve onlar için o devlete giden bir yol. Çok uzun zamandır mesele bu. Her şey buna iniyor. Iran şu anda Palestinians’ın başlıca savunucusu; Hezbollah ve Houthis gibi müttefikleri de öyle. Çatışmayı doğru tanımlamak ki onunla doğru başa çıkabilesiniz, Sun Tzu’dan Clausewitz’e kadar temel bir ilkedir. Ama biz bu çatışmayı doğru tanımlamayı reddediyoruz ve bu yüzden hata üstüne hata yapıyoruz. Dersim bu kadar.

Palestinian Meselesi ve Israel’in Stratejisi

Sunucu: Evet, siz de değindiniz sanırım; Palestinian meselesinin çözülmesi bence açıkça merkezde. Israel dış politikasında temel bir değişikliğe giderse, yani sadece çevresine hâkim olmayı amaçlayan bu Clean Break stratejisini terk ederse, bence...

Colonel Lawrence Wilkerson: Görünüşe göre Kagan bile bunu terk etmiş.

Sunucu: Biliyorum. O noktada Iran ile geçinmenin bir yolunu bulması gerekeceğini düşünüyorum. Ama bunu yapabilmesi için Palestinian meselesini çözmeye çalışması gerekiyor. Çünkü Israelis’in son 30 yılda yaptıklarını neden yaptıklarını bir ölçüde anlayabiliyorum.

Sunucu: Arkasında, ona “aslında hiçbir taviz vermene gerek yok” diyen her şeye gücü yeten küresel hegemon US varsa, neden herhangi bir taviz versin ki? Ama hegemonun gerilemekte olduğunu ve yarın bugünkünden daha zayıf bir konumda olacağını gördüğünde, elbette anlaşmayı yapmanın zamanı budur.

Colonel Lawrence Wilkerson: Ama onu tahkim ediyorlar. Senato’da Tom Cotton’la, Temsilciler Meclisi’nde Johnson’la, 2027 NDAA’nın 224. bölümüyle ve Israel ile United States’i koparılamayacak bir kucaklaşmaya yapıştırarak tahkim ediyorlar. Yani haklısınız. Haklısınız. Ama bu insanlar, bu ülkeyi bence ciddi biçimde sarsacak bir artçı savunma savaşı veriyorlar.

Sunucu: Evet, sormak istediğim de bu. Çünkü artık Iranians’ın caydırıcılıklarını Lebanon’a uzattığını görüyoruz. Ama bugün Hamas’ın siyasi sözcüsü Hassim Kasm’ın bir açıklamasını da gördüm; Iranians’ın kendisiyle temasa geçtiğini ve herhangi bir ateşkesin artık Gaza’yı da kapsayacağını bildirdiklerini söyledi. Yani Israel artık Iran ile ateşkes yapıp Gaza’daki katliama devam edemeyecek. Bu da esasen gerçek baskı kurmak demek.

Colonel Lawrence Wilkerson: Bu gerçekten... Dün gece elimden geldiğince okuyordum. Oradaki durum hâlâ gerçekten korkunç. Bir düzine yumurtanın fiyatı 200 dolara kadar çıkabiliyor. Bir pint yakıt 75-80 dolar, US eşdeğeriyle. Bunun nedeni Egyptians, Israelis; evet, elbette birçok Israeli de buna dahil. Özellikle de sözde “insani operasyon” denen şeyin çeşitli yönlerini yönetenler. Bundan servet kazanıyorlar; Palestinians’ın biraz temiz su içme, biraz elektriğe sahip olma, biraz yiyecek bulma çilesinden servet kazanıyorlar. Fiyatlar inanılmaz. Karaborsa inanılmaz. Israel tüm bunları destekliyor. Ve görebildiğim kadarıyla Egypt’ın büyük bir kesimi de bunu destekliyor.

Bu bana o kadını oradan çıkarmak için yapmak zorunda kaldığımız şeyi hatırlatıyor. Biraz geriye gideyim. Rafah’ta bir ailemiz vardı. Bu, sizin de hatırlayabileceğiniz Rachel Corrie’nin, benim kesinlikle hatırladığım, State Department’ta genelkurmay başkanıyken Israel’e onu öldürdüklerini kabul ettirmeye çalıştığım Rachel Corrie’nin o gün koruduğu aileydi. Onu öldürdüklerini biliyordum. Kanıtları gördüm. Öldürmüşlerdi. Buldozerin videosunu gördüm. Ama asla itiraf etmediler. Kimse için anlamı olan bir soruşturma da yapmadılar. Secretary Powell’a bile cevap vermediler. Ona kalıplaşmış bir cevap verdiler: “Bu soruşturmaları yaptık” falan.

Şimdi o aynı aileyi, biraz daha kalabalıklaşmış hâlde ve aralarında hamile bir kadın varken Rafah’tan çıkarmaya çalışıyorduk. Egyptians başlıca aracılar olarak devredeydi ve onları çıkarmanın fiyatı sürekli artıyordu. İş bittiğinde 100 bini aşmıştı. Yani herkes şimdi bundan ahlaksız bir şekilde para kazanmak için yararlanıyor ve Israel bunun en büyük para kazananlarından biri; aslında bütün şeyi sürdürüyor, mümkün kılıyor. Bu yüzden Iran’ı alkışlıyorum. Aferin sana Iran. Bunu gerçek meseleye geri getir.

Sunucu: Ama o gerçek meselede, yani Israel’i biraz dizginleme konusunda, görüyoruz ki Israel’in önünde... Evet, birçok yoldan dizginleniyor; Iranians tarafından dengeleniyorlar. Hezbollah ile mücadelelerinde de zorlanıyorlar. Palestinians’a karşı başarılı olamıyorlar. Ama bence düşüşte olduğu belki de en önemli alan, uluslararası konumu ve en önemlisi United States içindeki konumu olacak. Çünkü bu işleri yapmak için parayı, silahları ve hatta istihbaratı sağlayan US. Ama şimdi Israel’e desteğin azalmasıyla birlikte, Israel’i hukuken US askeri-sanayi kompleksinin içine yerleştirme çabaları görüyoruz. Bu yeni 224. bölümle ilgili. Bunun gerçekte ne anlama geldiğini açabilir misiniz? Yani burada ne tehlikede?

Colonel Lawrence Wilkerson: Çok tehlikeli. Bence yaptığı ilk şey... biraz geri çekilip bunu Donald Rumsfeld ve Colin Powell’a götüreyim. Donald Rumsfeld, çok dar bir biçimde benzer bir çaba göstererek, Congress’in yıllardır Defense’a değil State’e verdiği State Department yetkilerini elde etmeye çalıştığında, gerçi geliri harcayan Defense’tı ama gelirin hangi amaçla, hangi ülkeye gideceğini, eğer ülkeler söz konusuysa, State belirliyordu. Rumsfeld Congress’e gittiğinde, Powell da Congress’teki komitelerimizi önceden bilgilendirmişti; Congress ona, “Eve dön. Pentagon’a geri git. Bunu yapmayacağız” dedi.

Bunu küçük bir prova olarak anlatıyorum çünkü Congress için bunun anlamı, o paranın harcanması üzerinde görünürlüklerini kaybetmeleri olurdu. Çünkü biliyorlardı ki State bir bakıma hakem, DoD ise sadece dağıtıcı olursa, State en azından makul bir iş çıkarırdı. Örneğin siyasi-askeri işler bölümü, Josh Paul’un yakın zamanda istifa ettiği bölüm; hatırlarsınız, Biden, Blinken ve Sullivan’ın bu denetimi ihlal etmeleri nedeniyle istifa etmişti. State, çeşitli komiteleri ve benzeri yollarla Congress’e en azından olup biten üzerinde görünürlük sağlardı.

  1. bölümle yapmaya çalıştıkları şey ve henüz okumamış olsam da Tom Cotton’ın Senate’te zorladığı, tasarı konferansa geldiğinde buna eklenecek olan bölüm daha da kötü. Esasen şu anlama geliyor: Daha önce 10 yıllık ya da belirli süreli bir mutabakat zaptıyla yapılan her şey, ki bu durumda 2027 için üzerinde anlaşılacaktı ve özünde yılda 3,8 milyar ya da 4 milyar dolar diyecekti, Netanyahu bunun 5 milyara çıkmasını istiyordu, 10 yıl için kodifiye edilecekti. Ama bu prosedür altında olacaktı. Tabiri caizse her kuruşu sahip olduğumuz yasalara uymak zorunda kalacaktı. Bu ekipmanı sivilleri, erkekleri, kadınları ve çocukları öldürmek için kullanamazsınız vesaire.

Evet, Biden, Blinken ve Sullivan bu çatışmanın başında bu tahsis ve denetim bakımından çok, çok yasadışı davrandılar. Yasayı ihlal ettiler. Ama en azından o denetim vardı. Şimdi hiç olmayacak. Bu para harcaması üzerinde hiçbir denetim olmayacak ve bu düzenlemenin içinde paranın hızla artmayacağına dair gerçek bir garanti de olmayacak. İki ülkedeki güvenlik kompleksiyle ilgili istihbaratın, teknolojinin, her şeyin paylaşımı gerçekleşecek. Bundan en çok kimin yararlanacağı konusunda size tek tahmin hakkı veriyorum: Her zaman onlar yararlanır, Israelis, 24/7.

Bu yetmezmiş gibi, DoD, adına ne derseniz deyin, DoD ve Amerika’daki diğer güvenlik aygıtı DoD üzerinden Israel’e kalçadan bağlı hâle gelecek. Lockheed Martin, RTX, Boeing, Grumman ve diğer önemli savunma yüklenicileri de öyle; teknolojileri, laboratuvarları ve benzeri şeyler dahil. Şimdi insanlar, “Eh, Israel de öyle olacak” diyecek. Size bir haberim var. Israel’in güçlü, çok övülen güvenlik kompleksine dair böbürlenmesine rağmen, uzun, çok uzun zamandır gerçekten beş para edecek bir şey üretmediler. Sürekli kullandıkları ve acımasızca kullandıkları şeylerin çoğuna bakın. United States’te üretiliyorlar ya da United States ile sözleşme altında Israel’de üretiliyorlar.

Yani bu her şeyi değiştiriyor ve bunu biliyorlar. BB aslında bir US congressman kullandı. Telefon görüşmesinin kaydı elimizde. Bu 224. bölümü yazdırmak, sunmak ve US Congress’te onun kirli işini yaptırmak için gerçekten bir US congressman kullandı. Yapılan konuşmada BB, bu adama Israel için yaptıklarından dolayı teşekkür etti. Çünkü bu adamın yaptığı şey, esasen bütün Israel yanlısı meslektaşlarının, Israel eğilimli meslektaşlarının dikkatini çekeceğini bildiği bir şeyi harekete geçirmekti; ve bunu yaptı. Tom Cotton da Senate’te aynı şeyi yapıyor. Tom’un da BB Netanyahu’dan bir telefon alıp almadığını bilmiyorum ama muhtemelen Israel’deki bağlantıları tarafından buna teşvik edildiğini biliyorum. Birçok bakımdan neredeyse Israel için bir savunma yüklenicisi gibi.

Bütün bunları birbirine bağladığınızda ve tüm denetimi ortadan kaldırdığınızda, ilişki, örneğin United States ile California ya da United States ile Texas arasında olacağından bile daha dramatik hâle gelir. Israel sadece güvenlik ve istihbarat amaçları bakımından 51. eyalet değildir. Bundan emin olabilirsiniz. White House’un içinde 24/7, yasama organının içinde 24/7. Bu sinsi, haince ve ölümcül; özellikle de United States için.

Ve son nokta: Bu aynı zamanda, tam da bu yüzden oluyor, Amerikan vatandaşlarının en az yüzde 57 ila 60’ının bu konuda, savaş konusunda ve genel olarak ilişki konusunda dile getirdiği görüşlere aykırı. Charlie Kirk’ün suikasta uğratıldığı şey de aynıydı. Bu korkunç bir gelişme, ama BB Netanyahu’nun bakış açısından anlaşılır çünkü aksi hâlde bunu kaybediyordu. Hatırlayın, bunun zeminini “Artık buna ihtiyacımız yok. Artık United States’e ihtiyacımız yok. Kendi kompleksimiz var. Yapmamız gereken her şeyi yapabiliriz” diyerek hazırlamaya başlamıştı. Kullandığı jargon buydu. Ama perde arkasında ne yaptığını biliyordu. Bunun, her 10 yılda bir yenilenen ve denetime tabi bir MOU’dan, çok az denetimle, hatta belki hiç denetim olmadan sürekli işleyen bir şeye dönüştürüleceğini biliyordu.

Sunucu: Oldukça olağanüstü, değil mi? US’nin buna hazır olması...

Colonel Lawrence Wilkerson: Öyle. Modern devletler grubunda böyle bir ilişki hiç olmuş mudur, şüpheliyim. Yani NATO... Geçen gün bir eleştirmen, illa Israel eleştirmeni de değil, bir ordu generali bana şunu söyledi: “Bizde NATO ile bile bu yok.” Bingo. Yok. Dünyada başka hiç kimseyle yok.

Sunucu: Ama her şeyin bir tepkisi olur. Yani US, Israelis ile böyle bir düzenlemede hukuken sıkışırsa, onların bu tür erişimi varsa ve denetim yoksa, bu tam tersini de yapabilir. US ile Israel arasında en azından biraz mesafe, biraz gün ışığı olmasını isteyen, özellikle America First’çüler arasında büyüyen bir kesim var gibi görünüyor. Merak ediyordum...

Colonel Lawrence Wilkerson: Ama Glenn, bu birikmeyecek. Uzun vadede size itiraz etmiyorum, ama uzun vadeye sahip olmayabiliriz. Yeterince hızlı birikmeyecek çünkü az önce söylediğim gibi denetim yok. Amerikan halkının artık ne olup bittiğini bilmesinin bir yolu olmayacak. En azından Josh Paul’un istifa ettiğini ve bu denetimden sorumlu olan State’in siyasi-askeri işler biriminden protesto ederek istifa ettiğini izleyebildiler. Bunu gördüler. Onun dışarı çıkıp protesto ettiğinde, konuşmacı olduğunda ve gerçekten anti-AIPAC bir PAC olan bir oluşum kurduğunda ne dediğini anlayabildiler. Ve şu anda iş yapıyor. İnsanları topluyor. Adayları destekliyor. Birkaç adayıyla kazandı. Yani isterseniz anti-AIPAC gücün yavaş bir birikimi. Anti-FDD gücü de demeliyim, çünkü FDD de AIPAC kadar kötü. Ama zaman alacak. Ve bunların hepsi karanlıkta olacak. Dolayısıyla Amerikan halkı bunun etkilerini gerçek zamanda görmeyecek.

Sunucu: Peki Israel’in daha geniş geleceğini şimdi nasıl görüyorsunuz? Çünkü bu, ona bir tür ömür uzatması sağlıyor gibi görünüyor, bu 244. bölüm, pardon 224. bölüm. Ama şimdi sahip olduğu sorunlar göz önüne alındığında, özellikle de Iranians’ın caydırıcılığı Lebanon’a, Gaza’ya ya da genel olarak Palestine’a uzatmasıyla birlikte, bu nereye gidiyor? Bir de şimdi bu Greater Israel girişimiyle Turkey’yi, Saudis’i yabancılaştırıyorlar. Yani henüz gerçekten önemli bir şey yapmıyorlar. Ama bütün bu değişkenler aynı anda varken, Israel’in geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Colonel Lawrence Wilkerson: Çok... Biliyorsunuz, bir süredir şunu söylüyorum. Sanırım 2016’da National Press Club’da bir konuşma yaptım ve konuşmanın başlığını “Israel stratejik bir varlık mı yoksa stratejik bir yük mü?” koydum. İkincisi lehine çok sert bir sonuca vardım. Hatta 1948’deki durum hakkında joint staff’ın ve chairman of the joint chiefs of staff’ın George Marshall için hazırladığı raporu da yeniden gündeme getirdim. Elbette Harry Truman’a tavsiye şuydu: Bunu yapmayın. Israel ayağa kalktığında onu tanımayın. Ve biraz daha geriye giderseniz, petition’a da gitmeyin. Bu, British’in bizi kendi sorumluluklarını devralmaya çekme ve böylece emperyal çıkarlarını bizim üzerimizden geri getirme girişimiydi.

Çok iyi bir rapordu ve o raporda öngörülenlerin neredeyse tamamı gerçekleşti. Cold War bitmişken ve Mediterranean’ın ucunda batırılamaz bir uçak gemisine artık ihtiyaç yokken, Israel ile United States arasında neden bir ilişki olduğunu haklı göstermek artık çok zor. Holocaust’u değerlendirmelerden ayırdığınızda son derece zor. Ve mantığı, duyarlı bir doğası olan hiç kimsenin, Holocaust’un bir kopyasının şimdi orijinalini yaşamış insanlar tarafından Gaza’da ve çevresinde yaratılmadığını söyleyebileceğini sanmıyorum. Bence bu sadece bir gerçeklik. Yine de bundan geri çekilemiyor gibiyiz.

Ben “Israel stratejik varlık mı yoksa yük mü?” araştırmamı yaparken Cold War yıllarına girip yakından bakmak ve belki stratejik gerçekliklere dayanarak bir fikir oluşturmak zorundaydım. Soviet Union’ın düşündüğümüz kadar tehlikeli olduğuna inandığımız sürece, örneğin Nasser’ı United Arab Republic ile bir tehlike olarak gördüğümüz sürece, Egypt’ı bir sorun olarak gördüğümüz sürece, belki Israel bir ölçüde stratejik varlıktı. Ama o zaman bile şüphelerim vardı; çünkü joint staff raporu temelde 400 milyon Arabs ve o dönemde kaç Jewish varsa onun hakkında ne diyordu. Hesap tutmuyordu. Bu gerçekten British’ten kalma bir artığı, Arabs’a yönelik ne derseniz deyin, nefreti, tiksintiyi gösteriyordu. Gösterdiği şey buydu.

Ve Moshe Dayan’ın ’67 savaşından sonra söylediği gibi, apokrif olsun ya da olmasın, Moshe Dayan’a benziyordu: Biri ona “Bu savaşı nasıl bu kadar hızlı kazandınız?” diye sorduğunda, “Eh, Arabs’la savaşıyor olmak yardımcı oluyor” demişti. Bu tür bir küçümseme orada hep vardı ve hâlâ var.

Şimdi buna gerçekten yakından bakarsanız ve United States’in, Cold War sonrası çalkantılar ve gücün west’ten east’e dramatik kayışı döneminde ne yapması gerektiğini düşünürseniz, benim görüşüme göre Southwest Asia’da bulunmamızı bile haklı göstermek çok zor. Iran’ın Strait of Hormuz üzerindeki kontrolü ve bizim bu kontrolle gerçekten mücadele edemememizle gösterdiği gibi, bunu haklı göstermek çok zor. Jimmy Carter’ın 1978’de US ulusal güvenliği için kesinlikle elzem olduğunu söylediği o boğazın gerçek hakemi Iran’dır. Parantez açalım: Aslında Japan’ın ve diğerlerinin güvenliğini kastediyordu; çünkü o zaman bile bu bizim güvenliğimiz için gerçekten elzem değildi, ama bazı müttefiklerimizin güvenliği için kesinlikle elzemdi. Ama bu söylenmişken, artık durum böyle değil ve Iran bunun artık böyle olmadığına noktayı koydu.

Nihayetinde Iran ile neden geçinemiyorsunuz? Neden bu savaşı sona erdirecek bir müzakere yapamıyorsunuz? Neden buradaki gerçek sorun olan Palestine ile ilgilenecek bir sonuca varamıyorsunuz? İşte bu yük yüzünden varamıyorsunuz. Yani yaptığımız şey bu. Kanıtladığımız şey bu. Dolayısıyla yapmanız gereken ilk şey, o yükü ya nötr hâle getirmek ya da bir varlığa dönüştürmek. Donald Trump’ın bunu yapacak inceliğe, kabiliyetlere, diplomatik becerilere ve beraberinde gelen diğer her şeye sahip olduğunu düşünen var mı? Hayır. O yüzden sıkıştık. Sıkıştık. Üstelik iç durumumuzun da tehlikeli ve ölümcül göründüğü bir zamanda sıkıştık.

Bu yüzden şu sonuca varmak zorundayım: Dünyadaki bu power shift, deyim yerindeyse, düşündüğümden çok daha hızlı ve seri ilerleyecek; belki Ukraine bile buna büyük ölçüde katkıda bulunacak ve sonunda bu kayışa bir tür kapanış noktası koyan lanet olası bir global conflict ile karşılaşacağız. Bunun sonunda elbette eski hâlimizin bir gölgesine dönüşmüş olacağız. “Biz” derken United States of America’yı kastediyorum. Şu anki fiziksel durumumuz da buna bir ünlem işareti koyuyor gibi görünüyor.

Strait of Hormuz açıkça, dediğiniz gibi, hem US hem de Israel’e karşı bir tür nuclear weapon gibi kilit bir unsur oldu. Ama bugün başka bir şey daha öğrendik: Israel’in Iran’a saldırılarından sonra Yemen’den, bundan böyle Israel’in Red Sea’ye tüm erişiminin de, yani o dar boğazdan geçişinin de yasaklanacağını duyduk. Esasen onu kesecekler. Ve Amerikalılar görünüşe göre zor bir noktaya konmuş durumda; çünkü bunu military force ile contest etmek için içeri girerlerse, onlar da o listeye girecek. Escalation ladder’ın nasıl kurulduğunu şimdiden görebiliyorsunuz. Bu nasıl gelişir sizce? Bu, sadece Israel için değil, US’in Israel’i ne olursa olsun savunma taahhüdündeki daha derin sorunları nasıl etkiler? Çünkü burada iyi bir yol yok. Trump’ın yapmaya çalıştığı şey, escalation ladder’ı esasen kontrol etmek gibi görünüyor: Iranlılara “Tamam, ceasefire var” demek, sonra belirli alanları kesmeye başlamak; size blockade uygulayabiliriz, Gaza’da insanları öldürmeye devam edebiliriz, Lebanon’da ceasefire hâlâ duruyor numarası yaparız. Ama Iranlılar escalation ladder’da yukarı çıktığında bu çoğu zaman disproportionate oluyor. Evet, burada bir sorun var: United States ile bunu yukarı taşımaya devam edebilirler. Peki US buradan nereye gider? Çünkü bu, şu anda oynanacak ilginç bir kart.

Bence şekillenmekte olan devasa bir felaket dışında, gerçekten ilginç bir durum. Özellikle de bunu Naval War College’da ve Marine Corps War College’da, bir ölçüde de iki civilian university’de, yani 18-19 yaşındaki sivillere military matters ne kadar öğretilebilirse o kadar öğretmiş benim gibi biri için ilginç. Birçok bakımdan baktığımız şey, en azından bazı açılardan, 30 yıllık o öğretinin tersine dönmesi. Biz hep endişelenirdik; hatta dünyadaki bütün kilit straits, bütün kilit narrow passageways üzerine bir paper yazmıştım. Buna Sea of Okhotsk’u, Strait of Hormuz’u, Strait of Malacca’yı, Red Sea’yi, Bab el-Mandeb’i, tabii Suez Canal’ı, Panama Canal’ı ve diğerlerini dahil etmiştim. Bunu yaparken military consumption için birkaç paper çıkmasına izin verdim ve bu waterways’in bir gün dünyaya ders vermek için nasıl kullanılacağı üzerine varsayımlar geliştirdim.

Wargaming ve benzeri şeyler için bundan ağırlıklı olarak çıkarılan sonuç şuydu: Strait of Malacca’ya girebilirdik; o dönemde trafiğin sanırım yüzde 65’i China’ya ya da daha doğuya gitmek için Strait of Malacca’dan geçiyordu. Etrafından dolaşmanın ne kadara mal olacağına dair bazı hesaplamalar yaptık ve bunun o kadar da pahalı yolculuklar olmadığını gördük. Belki de Strait of Malacca göründüğü kadar essential değildi; sadece çok convenient’tı. Biraz para tasarrufu sağlıyordu, o kadar. Ama diğerlerinden bazıları dramatikti. Ve inanmayacağınızı biliyorum, Marine Corps aslında bunun bir kısmını adapte etti, bir kısmını benimsedi; hem adapted hem adopted. Bu critical land masses üzerine küçük birlikler koyacaktık. Bu birlikler, teknoloji ve çok küçük bir birimle, küçük bir alandan özellikle denizde çok geniş bir alanı control etme kabiliyetinin artması sayesinde, o alanları control edecek ve böylece savaşa girdiğimizde tüm düşmanlarımızı choke off edecekti.

Bütün bunların sonucu, benim gibi bu detay düzeyinde işin içinde olmuş biri için gerçekten ilginç: Bunun bize karşı nasıl kullanıldığı ve gelecekte bu waterways’in bazılarının yine bize karşı nasıl kullanılabileceği; bizi Caribbean, bir Pacific coastline ve bir Atlantic coastline ile sınırlı bırakacak, geri kalanını bize verboten ya da içinde seyahat etmesi son derece tehlikeli hâle getirecek şekilde kesebileceği. Bu kolaylıkla olabilir. Space-based weapons ve benzeri şeyleri yerleştirmeye başlarsak kesinlikle olabilir; golden dome meselesinin bir parçası bu. İnsanlar bu golden dome şeyiyle ne yaptığımızı fark etmiyor. Buna koyduğumuz bütün para, space’i militarize etmek isteyen insanlar açısından boşa gitmeyecek. Benim teorimde, suyun omuzlarında duruyormuşsunuz gibi, bu noktaların çoğunu space’ten control edebileceksiniz. Esasen maritime traffic’i control edebileceksiniz.

Bütün bunlarla şunu söylemek istiyorum: Bu tür ihtimallere verilen yanıtta neler olduğuna bakın. Olan şey, henüz gerçek anlamda congeal etmiş değil, belki China’da ve belki Russia’da regional olarak hariç. Herkes pipelines, highways ve rail’e gidiyor. Bir bakıma geçmişe dönüyorlar. Pipelines mı? Hayır. Ama evet, orada bile bir bakıma. Ben 16 yaşındayken Texas’ta gas ve oil pipelines boyuyordum. Dolayısıyla north, south, east, west pipelines’a geri dönüyoruz ve maritime environment’tan uzaklaşıyoruz. Hem az önce pek de uzman olmayan biçimde anlattığım bütün bu şeyler yüzünden, hem de space-based weapons bunu zorlaştıracağı için.

“Space-based weapons pipelines’ı da vurabilir” diyebilirsiniz. Tamam, sorun değil. Pipeline’ı tamir edersiniz. Ocean liner’ınızı Davy Jones’s locker’ın dibinden çıkarmak ya da oil’i ocean surface’ten temizlemek çok daha zor. Ama bu pipelines her yerde yükseliyor. Hiç göreceğimi düşünmediğim bir hızla yükseliyorlar. Yine de Powell ile ExxonMobil headquarters’a gitmiş ve pipelines’a bakmıştım: pumping pipelines, contemplated pipelines, construction under way olan pipelines. Ben de dedim ki, Powell da katıldı: Gelecek dünya tam orada, future world. ExxonMobil’in map’i. Şimdi o map muhtemelen pipelines bakımından 10 kat daha yoğun.

MBS’nin sovereign wealth fund investment’ı ve northern Saudi Arabia’dan Haifa’ya, oradan Ceyhan’a ve Europe’a uzanacak, Russian oil ve benzeri konulardaki bazı sorunları hafifletecek pipeline ile sözde yaptığı şeye bakın. Original plan buydu. Israel’in yaptıkları yüzünden artık Haifa’dan geçmiyor. Planları değiştirdi. Northern Syria’dan geçiyor. Bu, isterseniz tactical move diyelim, ama strategic hâle gelebilir. Gelecek bu. Gelecek bu. Benim görüşüme göre Russia ve China’nın, özellikle Central Asia’da yaptığı şey, bu geleceği tanımak ve planlarını buna göre yapmak. Biz yapmıyoruz. Biz hâlâ eski regime’e takılı kalmış durumdayız.

Ama bu, maritime powers’ı dominance’larından mahrum bırakmak için land üzerinden physical transportation corridors kurmaya dair eski Mackinder hedefi. Burada Europe’ta olanlarla yine paralellikler kurulabilir. Daha bugün ya da dün EU, Mediterranean’daki naval missions’ını artık Russian shadow fleet tankers dedikleri gemilere boarding yapmalarına da izin verecek şekilde genişleteceğini açıkladı. Ama bir noktada şunu fark edecekler: Dünya multipolar hâle gelirken bunu yapmak çok tuhaf, çünkü Russians ve diğerleri artık retaliate etmeye başlayabilir. Onlar da Western ships’e sanctions koyabilir. Onlar da boarding yapmaya başlayabilir. Dolayısıyla freedom of navigation’ı şimdi undermine etmek biraz destructive görünüyor; özellikle de Eurasian powers’ın land corridors’u varken Westerns’ın yok. Bence bu çok foolish bir gelişme.

Çok. Ve bunun örneğin Atlantic boyunca slave trade’e ve bunun piracy açısından doğurduğu şeylere evrilmesi için gereken tek şey bu. Tek gereken bu. High seas’te dolaşan rogue fleets olacak; vurabilecekleri her target’ı seçecekler, çünkü onları durduracak kimse olmayacak.

Şu anda kırılan her şeyi tekrar bir araya getirmek çok zor olacak. Bence bu, kusurlardan biri.

Sizin canlandırdığınız gibi, global commerce pathways’inde büyük bir değişim olacak. Çünkü insanlar globally shipping yapmak istemeyecek. İşleri globally yapmak istemeyecekler. İşleri kendi land mass’leri içinde ya da her neyse, daha güvenli ve daha ucuz şekilde yapmak isteyecekler. Genellikle arbiter bu. En azından Frankopan’ın New Silk Road hakkındaki kitabını okuduğum kadarıyla, land üzerinden yapmak her zaman daha ucuz. Bunu bir maxim olarak söyleyebilirsiniz; burada, orada, şurada doğru olmayabilir, ama temelde land üzerinden yapmak her zaman daha ucuz.

Ama aynı zamanda great powers her zaman international trade’i interrupt etme konusunda bir güce sahip olacağı için de böyle. Germans’ın hep öğrendiği şey buydu: Her savaşın sonuna doğru British gelir ve ports’a blockade koyardı, onlar da bundan muzdarip olurdu. Ama 22 yıl önce Ukraine’de Rose Revolution, pardon Orange Revolution olduğunda, 2004’te çok NATO-backed bir süreçti bu; Russians’ı endişelendiren şey, Russia’dan Europe’a giden gas’ın büyük çoğunluğunun Ukraine üzerinden transit geçmesiydi. Bu da şu anlama geliyordu: Eğer US ve partners’ı Ukraine’i esasen hijack edebilirse, energy consumers ile transit states’i energy supplier olan Russia’ya karşı birleştirebilirlerdi. Ama şimdi tabii stability için gereken land corridors’a baktığınızda Russians’ın China’ya baktığını görüyorsunuz. Yani devasa bir border var ve arada country yok. Evet, yanda Mongolia var ama onu circumvent edebilirsiniz; ayrıca Mongolia’yı hijack etmek kolay değil. Bence China ve Russia’yı şimdi birlikte iten calculation’ın bir parçası bu: Sırt sırta durabilirler. Bu partnership’i disrupt etmenin yolu yok. Ve hayır, bence yaptıklarımızın çoğu kendi çıkarlarımıza çok aykırı. Ama...

Frankopan’ın kitabına bir tür global şekilde bakarsanız ve o kitaptaki maps’e, artık mevcut olan diğer maps’e bakarsanız, sonunda biri railroads’u keşfetmiş ve maps yapmaya başlamış. Baktığınızda neredeyse autonomous bir system görüyorsunuz; kesinlikle autonomous olmaya yetecek kadar money ve energy resources var. İsteseler autonomous olabilirler, ama şu anda istemiyorlar. Özellikle China, ekonomik ticaretinin sanırım yüzde 60’ını yaptığı South America’ya goodbye demek istemiyor. Ama isteseler şöyle diyebilirler: “Tamam, Atlantic’in ortasından ve GIUK gap’ten Antarctica’ya kadar bir çizgi çekin ve gidin. Biz burada yaşayacağız. Çünkü world population’ın yüzde 60-65’i bizde, GDP’sinin de yaklaşık o kadarı bizde; bunun çoğu bizim area’mızda üretiliyor ve tamamen bizim area’mızda üretilebilir. Haritaya baktığınızda bizim area’mız oldukça vast.”

Hayır, katılıyorum.

Iran’a giren railroad’a bakıyorum; doğrudan Tehran’a gelen hat. Haritaya bakıyorum. Haritalarımı buraya sermiş durumdayım. Yaymak için 20’ye 30’luk bir oda gerekiyor ve yine de istediğim detail seviyesinde değil. Ama bakıyorum ve şöyle düşünüyorum: “Aman Tanrım, şu railroad’un bağladığı bütün capitals’a bak.” Ve o capitals açısından history’ye kulak verin. History ile dolup taşıyorlar ve şimdi geri döndüler. Birçok durumda geri döndüler. Mesela hotels var. Frankopan da kendisi oraya gitmiş biri olarak bunu belirtiyor. Paris’teki her şeyle, Berlin’deki her şeyle, New York’taki her şeyle, Los Angeles ya da San Francisco’daki her şeyle yarışan hotels var. Hem luxury açısından hem de bir room’un size ne kadara mal olduğu açısından onlarla yarışıyor ve onları aşıyorlar. Ve yine de orada insanlar var. Tıklım tıklım dolular. Bu new Silk Road. Bu yeni dünya doğuyor.

İşte daha geniş fikir bu: Bu transportation corridors boyunca civilizations büyüdü, power accrued. Sonra ancient Silk Road disrupted olunca, 500 yıl önce world’ü birbirine bağlayan western maritime powers’ın yükselişi geldi. Ve bununla birlikte, political west adına konuşursak, 500 yıllık dominance’ımızın kaynağı buydu.

Ve aynı zamanda Britain’s possession’ı kurtaran economic structure’ın en az yüzde 50’sini de bir araya getirdi, ama sonunda onu kaybettiler: slave trade.

Evet, ama şimdi ancient Silk Road’un yeniden bağlanması ya da yeniden geliştirilmesiyle, sadece railroad ve ports gibi physical corridors ile değil, digital Silk Road ile de; industrial cooperation, technological hubs, banks üzerinden trade, payment systems, national currencies... Gerçekten hepsi bu.

Ve rupee.

Evet.

Indian currency. Russian currency neydi? Aklımdan gitti.

Ruble.

Rubles.

Evet.

Rubles, rupees ve yuan renminbi. Hepsini bizim tutalım. Alliterative yapalım: rupees, rubles ve renminbi.

Unutmadan son bir soru sorayım: Iranian pushback ve yine waters’ı United States’e bırakmama meselesi. Bu çok büyük bir gelişme, insan ekleyebilir. Sizce Iranians artık doğrudan US ships’e de saldırmaya daha hazır mı? Çünkü şu ana kadar daha çok Israel ve Gulf States’in peşinden gidiyor gibi görünüyorlar. Bu konuda bir değişim görüyor musunuz?

Bence bu smart. Bence smart. Bizim hâlâ Iran’a military term’le çok fazla pee getirme capacity’miz var; sadece iron bombs ile bile, dumb olsalar bile üzerine JDAM kit asılmışsa ya da onları precise yapmak için her neyse. Ve Iran, bunu önleyebiliyorsa buna katlanmak zorunda değil. O hâlde neden yapsın? Mecbur kalırsa bence yapar. Abraham Lincoln’e hits, destroyers ve cruisers’a hits gösteren ve gerçek olduğuna inandığım video gördüm. Bunlar sinking hits değil, ama CIC’ye, Combat Information Center’a isabet eden hits. Bazı ships’in critical areas’ına isabet eden hits. Ve CENTCOM’un ne yaptığına bakın. American people’a bunların hiçbirini söylemiyorlar. Casualties duymuyoruz. Humans açısından casualties duymuyoruz. Belki de yoktu, ama bundan çok ciddi şekilde şüpheliyim.

Ve en güçlü missiles’larını kullanmadılar. Sanki şöyle diyorlar: “İstersek ne yapabileceğimizi görün. Sizi vurabiliriz. Sizin muhteşem surface, subsurface ve air defenses dizinizden geçebiliriz. Ve sizi vurabiliriz.” Eğer o hyper velocity missiles’dan birini ya da birkaçını, sanırım birkaçını, aircraft carrier gibi major target’a ateşleyip batırsalardı, bence bu struggle’a tamamen yeni bir dimension getirirdi. Çünkü Trump o zaman American people’a dönüp şöyle diyebilirdi: “Görüyor musunuz, 5.000 American öldü.” Bilmiyorum. Bunun nasıl işleyeceğini okuyamıyorum. American people’ın bundan dehşete düşüp onun bu stupid war’dan çıkmasını mı talep edeceğini, yoksa dander’larını mı kabartacağını bilmiyorum. MAGA people açısından kesinlikle kabartır ve ondan Iran’a nuclear weapon atmasını ya da buna benzer bir şey yapmasını talep ederler. Bu yüzden Iran’ın yerinde olsam, bunu başka şeylerle daha düşük bir damage level’da yapabiliyorsam bu riski almazdım.

Peki, pardon, araya son bir soru daha sıkıştıracağım. Sizce Israel şimdi ne yapacak?

Çünkü Israel zor bir noktada ve Israel’de bunun bir existential threat’e dönüşebileceğini söyleyen people açısından, biliyorsunuz, bu aslında o kadar da abartılı değil. Internally political divisions’la struggle ediyorlar. Key allies kaybediyorlar. Bazı large powers’ı kışkırtıyorlar. Financial Times’ta bugün, hatta Financial Times bile, Netanyahu’nun Iran’la war çıkarmaya çalıştığı 30 yıldan sonra her şeyi buna yatırdığını ve kaybettiğini yazdı. Ve bu, bence durumu güzel özetliyordu. Peki Israel ne yapabilir? Şimdi, >>

Bence haklısınız. Pew Research Center’ın 36 ülkede adults arasında yaptığı şu whole poll’a bakıyordum. Hepsini okumadım, ama doğru olabileceğini düşünmeme yetecek kadarını okudum. People’ın %67’si, bu tür polling’de ilk kez, essentially Israel’in wrong olduğunu düşünüyor. Basically yaptığı her şeyde wrong. Ve bence eğer accurate ise, bu 36 ülke, people’ın üçte ikisi demek. Bu bence real change. Ama bunun America’da relationship’i gerçekten shift edecek şeyler yapacak kadar hızlı olup olmadığını bilmiyorum. 224 ve Senate’teki equivalent’ı hakkında bir şey yapacak kadar hızlı act etmeyecek. Ama bilmiyorum. Ben daha çok kendi domestic situation’ımız ve midterms gerçekten ona ve Republican Party’ye karşı ciddi biçimde dönerse Trump’ın ne yapacağı konusunda worried’im. Ve söylemek üzücü ama legislative leadership’in ne yapacağını merak ediyorum. Çünkü Trump’ın behavior’ını ve daha authoritarian nature’ını Thune ve Johnson’ın, yani iki leader’ın, ötesinde görmüyorum. Görmüyorum. Senator Thune belki Johnson’dan daha az öyledir, çünkü Johnson Armageddon’un üzerimize geldiğine ve rapture’ın gerçekleşeceğine ikna olmuş durumda. Bu bence onun belief system’ını major şekilde lekeliyor. Ama Trump’ın yaptığı birçok şeye karşı çok opposition görmüyorum. Hatta formerly Republican counterparts’ım arasında behind the scenes buna karşı neredeyse giddy acquiescence görüyorum; bu da benim için Trump kadar alarming. Yani bu country’deki domestic situation bir tossup.

İçgörülerinizi paylaştığınız için teşekkürler ve burada wrap it up yapalım. Tekrar teşekkürler ve harika bir gün geçirin.

Beni Europe’un kalbine getirdiğiniz için teşekkür ederim. Kendinize iyi bakın.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol