Larry ve Scott: İran İsrail’e Ciddi Zarar Verdi, Netanyahu Trump’tan Siyasi Destek Arayacak
İngilizce kaynaklı podcast bölümünde Larry ve Scott, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarının sonuçlarını, İsrail’in savunma sanayisinin gördüğü iddia edilen zararı ve Benjamin Netanyahu’nun Donald Trump’tan ne talep edebileceğini tartıştı. Konuşmada özellikle İsrail’in coğrafi ve altyapısal kırılganlığı, İran’ın saldırıları absorbe etme kapasitesi, ABD’nin İsrail’e askeri ve siyasi desteği ve Netanyahu’nun iç politikadaki konumu öne çıktı.
İran’ın İsrail Savunma Sanayisine Verdiği Zarar
Programın ilk bölümünde Larry’ye, İranlıların İsrail’in yerli savunma sanayisine zarar verip vermediği soruldu. Larry bu soruya tereddütsüz biçimde olumlu yanıt verdi. Ona göre İsrail’in ABD’den çatışmayı sona erdirmesini istemesinin nedeni de buydu.
"Evet, kesinlikle. İsrail’in ABD’ye bunu sona erdirmesi için yalvarmasının nedeni buydu," diyen Larry, İsrail’in İran’ın hem ödeme yapma kapasitesini hem de karşılık verme yeteneğini hafife aldığını belirtti.
Larry’ye göre İsrailli askeri planlamacılar, iki ülke arasındaki coğrafi ve demografik farkları hesaba katmakta ciddi bir hata yaptı. İran’ın büyüklüğü nedeniyle ağır saldırılara dayanabileceğini, buna karşılık İsrail’in çok daha küçük ve kırılgan bir ülke olduğunu savundu. Larry, İran’ın yalnızca bir uluslararası havalimanını devre dışı bırakmasının bile İsrail’de sivil ticari uçuşları durdurabileceğini söyledi.
"İran’ın tek yapması gereken bir uluslararası havalimanını vurmak ve İsrail kapanır; siviller için ticari uçuş kalmaz," diyen Larry, sivil ulaşımın bu durumda askeri havaalanlarına bağımlı hale geleceğini ifade etti.
Larry ayrıca İsrail’in yalnızca iki limana sahip olduğunu ve gıda, ilaç, enerji ve diğer tedarikler için konteyner gemilerine büyük ölçüde bağımlı olduğunu söyledi. Bu nedenle İran’ın söz konusu limanları hedef almasının İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabileceğini savundu.
Coğrafya, Nüfus ve Altyapı Kırılganlığı
Larry, İsrail’in İran’a kıyasla küçük ölçekli bir ülke olmasının savaş kapasitesi açısından belirleyici olduğunu ileri sürdü. Ona göre İsrail İran’daki birkaç havaalanını vurduğunda bunun etkisi sınırlı kalıyor; çünkü İran’ın hâlâ çok sayıda uluslararası havaalanı bulunuyor.
"İsrail iki ya da üç İran havaalanını vurdu diyelim; tamam, ama İran’ın başlangıçta hâlâ 26 başka uluslararası havaalanı var," diyen Larry, İran’ın altyapı çeşitliliğinin zararları absorbe etme gücünü artırdığını vurguladı.
Larry bu noktada Ukrayna örneğini de gündeme getirdi. Rusya’nın saldırıları nedeniyle Ukrayna’nın uzun süredir ağır hasar gördüğünü, ancak İran’ın hem coğrafi büyüklük hem de nüfus bakımından Ukrayna’nın üç katı olduğunu söyledi. Bu karşılaştırmayı, İran’ın uzun süreli saldırılar karşısında dayanıklılığına ilişkin argümanını güçlendirmek için kullandı.
Larry, İsrail’in İran’a büyük zarar verebileceğini kabul etti; ancak İran’ın büyüklüğü nedeniyle bu zararı kaldırabileceğini savundu. Buna karşılık İsrail’in aynı ölçüde dayanıklı olmadığını söyledi. Ona göre İsrail’in küçük coğrafi yapısı, kritik altyapı hedeflerinin vurulması halinde ülkenin işleyişini hızla bozabilecek bir zafiyet yaratıyor.
"İsrail, küçük boyutu nedeniyle bunu kaldıramaz; İran ise büyüklüğü sayesinde çok fazla zararı absorbe edebilir," diyen Larry, iki ülke arasındaki temel farkın askeri güçten çok stratejik derinlik olduğunu değerlendirdi.
İsrail’de Kritik Kurumların Hedef Alındığı İddiası
Larry, İran’ın İsrail’de çok kritik kurumları hedef aldığını öne sürdü. Konuşmasında bu kurumları ABD’deki muadilleriyle karşılaştırarak anlattı. Ona göre İran, İsrail’in Pentagon, CIA, FBI, National Security Agency (Ulusal Güvenlik Ajansı) ve ulusal laboratuvar eşdeğerlerini vurdu.
Bu iddia, programdaki tartışmanın en dikkat çekici noktalarından biriydi. Larry, saldırıların yalnızca sembolik ya da sınırlı olmadığını, İsrail’in güvenlik ve istihbarat kapasitesi açısından önemli merkezleri etkilediğini savundu.
"İran, onların Pentagon eşdeğerini, CIA eşdeğerini, FBI eşdeğerini, National Security Agency eşdeğerini ve ulusal laboratuvar eşdeğerlerini vurdu," diyen Larry, "İran İsrail’e ciddi zarar verdi" değerlendirmesini yaptı.
Bu noktada Larry, İsrail’in çatışmanın devam etmesini istemediği sonucuna vardı. Ona göre İran’ın saldırıları İsrail’in hesapladığından daha ağır sonuçlar doğurdu ve Tel Aviv yönetimi bu nedenle Washington’dan devreye girmesini istedi.
Netanyahu’nun Trump’tan Ne İsteyeceği
Programın ikinci bölümünde Scott’a, Benjamin Netanyahu’nun Donald Trump’tan, ABD’nin İsrail’e halihazırda vermediği neyi isteyebileceği soruldu. Scott yanıtına, İsrail’e B-2 bombardıman uçakları verilmesi yönündeki söylentilere değinerek başladı. Bu fikre sert biçimde karşı çıktı ve bunu ABD açısından son derece sakıncalı gördüğünü söyledi.
"B-2’lerin İsrail’e verilmesiyle ilgili bir söylenti var; bunu ihanete yakın ve şaka gibi buluyorum," diyen Scott, söz konusu sistemin ABD ordusunun aktif görevdeki en gelişmiş ekipmanlarından biri olduğunu belirtti.
Scott, B-2’lerin "son derece gizli" teknoloji içerdiğini ve İsrail’e devredilmesinin riskli olacağını savundu. Ona göre İsrail’in geçmişte ABD teknolojisini ve istihbaratını Çin ve Rusya’ya aktardığına dair örnekler bulunuyor. Scott bu bağlamda 1980’lerdeki Lavi savaş uçağı programını gündeme getirdi.
Scott, Lavi programında F-16 teknolojisinin test yatağı olarak kullanıldığını, ABD’nin bu teknolojinin paylaşılmasını istemediğini, ancak İsrail’in daha sonra bunu Çin’e verdiğini ileri sürdü. Bu iddiaya göre Çinliler söz konusu teknoloji üzerinde tersine mühendislik çalışması yaptı.
Jonathan Pollard ve ABD-İsrail İstihbarat Gerilimi
Scott, İsrail’in ABD ile istihbarat ilişkilerinde güvenilir olmadığını savunurken Jonathan Pollard vakasını da örnek gösterdi. Pollard’ın ABD istihbarat topluluğunun en hassas bilgilerini çaldığını ve İsrail’e verdiğini söyledi. Scott’a göre İsrail de bu bilgileri Sovyetler Birliği’ne aktardı.
"Jonathan Pollard, ABD istihbarat topluluğunun en değerli bilgilerini çaldı ve İsraillilere verdi; onlar da bunu Sovyetlere sattı," diyen Scott, bunun göçmenlik konularındaki kazanımlar karşılığında yapıldığını ileri sürdü.
Scott’un anlattığına göre bu bilgiler, dünya çapındaki kodları, izlenen frekansları, şifreleme yöntemlerini, ABD’nin hangi sistemlerle hangi bilgileri topladığını ve şifreleri nasıl kırabildiğini içeriyordu. Bu anlatımda Scott, İsrail’in ABD’ye karşı casusluk yaptığı iddiasını daha geniş bir tarihsel örüntünün parçası olarak sundu.
Scott ayrıca Obama Beyaz Sarayı’na İsrail dinleme cihazlarının sızdığını ileri sürdü. Bu iddiasını da İsrail’e B-2 gibi stratejik ve hassas bir sistem verilmesine karşı argümanının bir parçası olarak kullandı.
B-2 Söylentisi ve ABD Desteği
Scott, tüm bu gerekçelerle B-2 transferi söylentisine inanmadığını söyledi. Ona göre Netanyahu’nun asıl isteği, ABD’den devam eden siyasi ve askeri destek almak olacak. Scott, Netanyahu’nun kamuoyu önünde çatışmadan kaçınmak istediğini söyleyebileceğini de belirtti.
"Bence Netanyahu devam eden Amerikan desteğini isteyecek," diyen Scott, İsrail başbakanının Trump’la görüşmesinin yalnızca askeri yardımla sınırlı olmayacağını ifade etti.
Scott, Larry’nin değerlendirmesine katıldığını söyledi: Netanyahu’nun Trump’ı arayarak çatışmanın sona erdirilmesini istediğini belirtti. Ona göre İsrail yönetimi savaşın bir hafta daha sürmesini kaldıramayacağını düşünüyordu.
"Larry yüzde yüz haklı; Trump’ı arayan Netanyahu’ydu ve bu işi bitirmemiz gerekiyor diyordu," diyen Scott, İsrail tarafının hafta sonuna kadar savaşı sona erdirmek için çaresiz olduğunu savundu.
Scott’a göre Trump’ın İranlılarla yaptığı hamleler, ateşkes koşullarını oluşturmak için sahnelenmiş bir süreçti. Ancak bu değerlendirme, Scott’un yorumu olarak aktarıldı; konuşmada bağımsız biçimde doğrulanan bir bilgi olarak sunulmadı.
Netanyahu’nun İç Siyasetteki Konumu
Scott, Netanyahu’nun Washington ziyaretinin ana amacının yalnızca savaş ya da askeri destek olmadığını, aynı zamanda kendi siyasi geleceğiyle ilgili olduğunu savundu. Netanyahu’nun kısa süre önce mahkemede olduğunu hatırlattı ve Trump’ın İsrail’deki yargı sürecine müdahale eden açıklamalar yaptığını söyledi.
Scott’a göre Trump, Netanyahu’ya yönelik yolsuzluk suçlamalarının ilerletilmesi halinde yaptırım tehdidinde bulunan "saçma" tweetler attı. Bu ifadeyi Scott kendi değerlendirmesi olarak kullandı. Ona göre Netanyahu, Trump’tan daha fazla siyasi destek isteyecek ve ABD Kongresi üyeleriyle de görüşecek.
Scott, Netanyahu’nun siyasi hayatta kalma becerisine dikkat çekti. Ona göre bu ziyaretin temel motivasyonu, Benjamin Netanyahu’nun iktidarını ve kişisel siyasi konumunu korumasıydı.
"Netanyahu bir hayatta kalma ustası ve bence bu gezinin tamamı Benjamin Netanyahu’nun siyasi olarak hayatta kalmasıyla ilgili olacak," diyen Scott, görüşmelerin arkasındaki ana çerçevenin bu olduğunu savundu.
IAEA ve İran’daki İstihbarat Erişimi
Programın sonunda yeniden Larry’ye söz verildi. Larry, Netanyahu’nun Trump’tan bir başka beklentisinin de İran’daki istihbarat erişiminin yeniden kurulması olabileceğini söyledi. Ona göre İsrail, İran’a yönelik operasyonlar sırasında istihbarat ağını açığa çıkardı ve bu nedenle İran içindeki erişimini kaybetti.
Larry, bu nedenle International Atomic Energy Agency (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, IAEA) denetçilerinin yeniden İran’a sokulmasının İsrail açısından önemli olacağını savundu. Onun değerlendirmesine göre, IAEA’nın sahaya dönmesi, İsrail’in kaybettiği ya da zayıflayan bilgi akışını telafi etme çabasının parçası olabilir.
"Artık İran’a istihbarat erişimini kaybettiler; bu yüzden IAEA’yı yeniden içeri sokmaları gerekiyor," diyen Larry, bu tür operasyonlarda çok sayıda istihbarat görevlisinin açığa çıktığını belirtti.
Larry’ye göre böyle bir ağın yeniden inşa edilmesi zaman alacak. Bu nedenle Netanyahu’nun Trump’tan yalnızca açık siyasi destek değil, İran konusunda dolaylı istihbarat avantajı sağlayabilecek mekanizmalar için de yardım isteyebileceğini ifade etti.