Kimliği Belirtilmeyen Konuk: Donald Trump’ın İran Kararında “B Planı” ve Hormuz Tartışması
Kaynak dili İngilizce olan podcast kesitinde, “Judge” diye hitap edilen sunucu ile kimliği belirtilmeyen konuk, İran’a yönelik karar alma sürecinde “B planı” olup olmadığını, Mossad’ın yanıldığı varsayımını, Hormuz Boğazı riskini ve Washington D.C.’de dış politika kararlarının nasıl alındığını tartıştı. Bölüm, konuğun İran meselesini Obama dönemindeki Afganistan tırmandırmasıyla karşılaştırması ve Donald Trump’ın ekonomik çöküş uyarıları karşısında geri adım attığını savunması nedeniyle önem taşıyor.
Mossad, 96 Saat Varsayımı ve Hormuz Boğazı Sorusu
Tartışma, sunucunun karar vericilerin İran konusunda başarısızlık ihtimalini hesaba katıp katmadığını sorgulamasıyla başladı. Sunucu, operasyonun 96 saat içinde sonuçlanmaması halinde ne yapılacağının, ayrıca Hormuz Boğazı’nın kapanması ihtimalinin nasıl göz ardı edilmiş olabileceğinin açıklanmasını istedi. “Mossad yanıldığı takdirde, nitekim sonunda yanıldığı ortaya çıktığında, bir B planı olması gerekmez miydi?” diyen Judge, “96 saatte bitmezse ne olacaktı? Hormuz Boğazı ne olacaktı?” sorusunu yöneltti.
Bu giriş, konuşmanın ana eksenini belirledi: Konuğa göre sorun yalnızca belirli bir operasyonel hatadan ibaret değildi; Washington D.C.’deki karar alma kültürünün yapısal bir sonucuydu. Sunucunun sorusu, askeri ve siyasi planlamada öngörü eksikliği olup olmadığına odaklanırken, konuk bu eksikliği ideolojik kesinlik, imparatorluk ataleti ve kapalı çevre karar alma mekanizmasıyla ilişkilendirdi.
Konuğa Göre “B Planı”: Kürt Ordusu Senaryosu
Konuğun yanıtı doğrudandı. Ona göre ortada gerçekçi bir B planı yoktu; varsa bile bu, Kürtlerin İran’a girerek rejimi devireceği yönünde “hayali” bir senaryoydu. “B planı, Judge, Kürtlerin hayali işgaliydi, değil mi?” diyen konuk, “Eğer rejim değişikliğini hemen sağlayamazsak, bu Kürt ordusu İran’a girecek ve mollaları yükselen bir dalga gibi kenara itecek diye düşünüyorlardı” şeklinde açıkladı.
Konuk, bu yaklaşımın karar vericilerdeki aşırı özgüvenle bağlantılı olduğunu söyledi. Ona göre kendilerini tarihsel olarak haklı gören, arkalarında “imparatorluğun ataleti” bulunan ve siyaset, medya ile bağışçı sınıfının oluşturduğu bir çevrede yaşayan aktörler, B planı ya da C planı düşünmeye ihtiyaç duymaz. “B planı ya da C planı düşünülmez; neden düşünülsün ki?” diyen konuk, bu tür odalarda alternatif senaryoların doğal olarak dışlandığını savundu.
Bu değerlendirmede, İran’da hızlı rejim değişikliği beklentisinin başarısız olması halinde izlenecek gerçekçi bir yol haritası bulunmadığı iddia edildi. Konuk, karar vericilerin Kürt güçleri üzerinden geliştirilen senaryoyu bir tür yedek strateji gibi gördüğünü, ancak bunun sahadaki gerçeklikten kopuk olduğunu öne sürdü.
Washington D.C.’de “Evet” Kültürü
Konuşmanın ikinci aşamasında konuk, Washington D.C.’de dış politika kararlarının alındığı odalara kimlerin girebildiğini anlattı. Ona göre bu odalara ulaşmak, yalnızca uzmanlıkla değil, belirli bir ideolojik sadakatle mümkün oluyor. Konuk, karar alma mekanizmasına dâhil edilen kişilerin, önceden “gerçek bir inanan” olduklarını ve güvenilir biçimde çizgiyi takip edeceklerini göstermiş olmaları gerektiğini söyledi.
“O kararların alındığı odalara girmek için gerçek bir inanan olduğunuzu göstermiş olmanız gerekir” diyen konuk, “güvenilir bir evet erkeği ya da evet kadını olduğunuzu, bu konularda sadık ve güvenilir olduğunuzu kanıtlamanız gerekir” ifadesini kullandı. Bu nedenle, ona göre bu toplantılarda gerçek bir itirazın duyulması beklenemez.
Konuk, birilerinin toplantı sırasında “Ben buna karşıyım” diyerek temel bir itiraz yükselttiği varsayımını da reddetti. “Bu odalarda birinin oturup ‘hey, ben buna karşıyım’ dediği fikri gerçekçi değil” diyen konuk, Washington altyapısının böyle işlemediğini belirtti. Bu noktada eleştirisi, tek bir yönetim ya da tek bir partiyle sınırlı değildi; Amerikan dış politika çevrelerinin kurumsal işleyişine yönelik daha geniş bir değerlendirme yaptı.
Afganistan Örneği: Tırmandırma Seçenekleri
Konuk, İran tartışmasını Barack Obama dönemindeki Afganistan savaşıyla karşılaştırdı. Kendisinin Obama yönetimindeki Afganistan tırmandırması görüşmelerinde bulunmadığını özellikle söyledi; ancak o odalarda bulunan büyükelçilerden dinlediği anlatımlara atıf yaptı. Bu benzetmeyle, İran meselesinde görüldüğünü savunduğu planlama eksikliğinin daha önce de yaşandığını ileri sürdü.
“Afganistan’a 100.000 Amerikan askeri, 40.000 NATO askeri ve 100.000 yüklenici koyup yılda 120 milyar dolar harcarsak ve işe yaramazsa? B planı ne?” diyen konuk, “B planı yoktu” diye vurguladı. Ona göre bunun nedeni, odadaki kişilerin sorunu çözmeye ya da ABD halkının çıkarlarını öncelemeye gerçek anlamda ilgi duymamasıydı.
Konuk, karar vericilerin kendi kariyerlerini ve kurumlarını öncelediğini savundu. Generallerin kendilerini “çağımızın en büyük generalleri” olarak kanıtlama fırsatı gördüğünü, Hillary Clinton açısından da bunun 2016’da “savaş dönemi Dışişleri Bakanı” kimliğiyle yarışma zemini sunduğunu iddia etti. “Kimsenin odada Amerikan halkının çıkarlarıyla gerçekten ilgilendiğini sanmıyorum” diyen konuk, bu sürecin kişisel kariyer ve kurumsal prestij üzerinden işlediğini ifade etti.
Büyükelçilerin rolüne ilişkin anlattıkları da dikkat çekiciydi. Konuğa göre, o toplantılarda bulunan büyükelçiler arka plana itilmiş ve temelde konuşmalarına izin verilmemişti. “Başkana yalnızca tırmandırma, daha fazla tırmandırma ve daha da fazla tırmandırma seçenekleri sunuldu” diyen konuk, Obama dönemindeki Afganistan kararlarının da gerçek alternatiflerden yoksun olduğunu değerlendirdi.
Trump’ın Bilgi Çevresi ve Alternatif Sesler
Konuğun değerlendirmesi daha sonra Donald Trump’a yöneldi. Ona göre Trump da benzer bir karar alma balonunun içinde bulunuyor ve kendisine farklı görüşler yeterince ulaştırılmıyor. Konuk, daha önce dile getirdiği bazı isimleri yeniden anarak, Douglas Macgregor, Jeffrey Sachs, John Mearsheimer ve sunucunun kendisi gibi kişilerin karar alma odasında bulunmasının önemini vurguladı.
“Macgregor, Sachs, Mearsheimer ya da sizin o odada olmanız gerektiğini söylerken şaka yapmıyorum” diyen konuk, “Donald Trump bunları duymuyor ve bir balonun içinde” şeklinde değerlendirdi. Ona göre başkan, farklı analizleri duymuyorsa, ABD halkının çıkarına olan kararları sürekli ve tutarlı biçimde alması mümkün değil.
Bu bölümde konuk, karar alıcıların etrafındaki bilgi akışının niteliğini tartıştı. Ona göre sorun yalnızca Trump’ın kişisel tercihlerinden değil, başkana hangi seçeneklerin, hangi uyarıların ve hangi risklerin sunulduğundan kaynaklanıyor. Bu nedenle, dış politika kararlarında gerçek muhalif görüşlerin ve savaş karşıtı analizlerin karar merkezine ulaşmasının belirleyici olduğunu savundu.
Hormuz Boğazı, Temmuz Riski ve Herbert Hoover Uyarısı
Tartışmanın son bölümünde konuk, Trump’ın karar değiştirmesini ekonomik risklerle açıkladı. Ona göre Trump, ancak birileri kendisine Hormuz Boğazı’nın yeniden açılmaması ve gerilimin durdurulmaması halinde dünya ekonomisinin Temmuz ayında çökeceğini anlattığında bu karara yaklaştı. Konuk, bu uyarının Trump’ın mirasıyla ilişkilendirildiğini söyledi.
“Sayın Başkan, durmazsak, Hormuz Boğazı’nı yeniden açmazsak, burada geri adım atmazsak dünya ekonomisi Temmuzda çökecek ve bu sizin mirasınız olacak” diyen konuk, Trump’a yapılan uyarıyı böyle aktardı. Ardından, “Onun söylediği gibi, bir sonraki Herbert Hoover olacaksınız” ifadesini kullandı.
Bu benzetme, ekonomik çöküşle anılan bir başkan olarak hatırlanma riskine gönderme yapıyordu. Konuğa göre Trump’ın kararında, askeri strateji kadar ekonomik sonuçların ve siyasi miras kaygısının da ağırlığı vardı. Sunucunun baştaki sorusu olan “B planı nerede?” sorusu ise konuşmanın sonunda daha geniş bir yanıt buldu: Konuğa göre Washington’daki kapalı karar alma düzeninde B planı çoğu zaman baştan kurulmaz; kriz büyüdüğünde ise ekonomik ve siyasi maliyetler başkanı geri adım atmaya zorlar.
Plan B ve Hormuz Boğazı
Judge: Mossad’ın yanıldığı, nitekim sonunda yanıldığının ortaya çıktığı durumda bir B planı olması gerekmez miydi? 96 saatte bitmediği durumda? Peki ya Hormuz Boğazı? Bunu nasıl hesaba katmamış olabilirler?
Konuk: B planı, Judge, Kürtlerin hayali işgaliydi, değil mi? Yani B planı buydu. Eğer rejim değişikliğini hemen sağlayamazsak, bu Kürt ordusu İran’a girecek ve mollaları, ne bileyim, yükselen bir dalga gibi önünden süpürüp atacaktı. Yani onların B planı buydu.
Konuk: Böyle bir haklılık duygusuyla dolu olduğunuzda, imparatorluğun ataleti arkanızda olduğunda, siyaset, medya ve bağışçı sınıfının oluşturduğu o balonun içinde yaşadığınızda, B planı ya da C planı diye bir şey düşünülmez. Neden düşünülsün ki?
Washington’daki Karar Alma Kültürü
Konuk: Her şeyden önce, bu kararların alındığı seviyeye, farklı görüş sunacak insanları zaten çıkaramazsınız; çünkü Washington D.C.’nin altyapısı temelde böyle işlemez. Bu kararların alındığı odalara girebilmek için gerçek bir inanan olduğunuzu, güvenilir bir evet erkeği ya da evet kadını olduğunuzu, bu konularda güvenilir olduğunuzu göstermiş olmanız gerekir.
Konuk: Dolayısıyla birilerinin bu odalarda oturup, “Hey, ben buna karşıyım” dediği fikri... Hayır. Yani şunu söyleyebilirim: Obama döneminde Afganistan’daki savaşın tırmandırılması üzerine yapılan görüşmelerde ben odada değildim; ama burada aynı türden bir şey ortaya konabilir.
Afganistan Benzetmesi
Konuk: Ya bu işe yaramazsa? Afganistan’a 100.000 Amerikan askeri, 40.000 NATO askeri ve 100.000 yüklenici koyarsak, yılda 120 milyar dolar harcarsak ve işe yaramazsa? B planı ne? B planı yoktu; çünkü odadaki hiç kimsenin sorunu gerçekten çözmekle ilgisi yoktu, Amerikan halkının çıkarlarıyla gerçekten ilgisi yoktu.
Konuk: Onlar kendi kariyerlerini, kendi kurumlarını gördüler. Bunu, kendilerini çağımızın en büyük generalleri olarak kanıtlamanın yolu olarak gördüler ya da Hillary Clinton örneğinde olduğu gibi, 2016’da savaş dönemi Dışişleri Bakanı olarak yarışma fırsatı olarak gördüler. Yani bütün bu farklı şeyler vardı.
Konuk: Bunu, o odalarda bulunan büyükelçilerden duydum. Onlar arka duvara itilmişti ve esasen konuşmalarına izin verilmiyordu; başkana yalnızca tırmandırma, daha fazla tırmandırma ve daha da fazla tırmandırma seçenekleri sunuluyordu.
Trump ve Ekonomik Uyarı
Konuk: Bence Donald Trump konusunda da durum bu. O yüzden daha önce söylediğim yere döneyim: Macgregor, Sachs, Mearsheimer ya da sizin o odada olmanız gerektiğini söylerken hafife almıyorum, şaka yapmıyorum. Gereken şey bu; çünkü Donald Trump bunları duymuyor ve bu balonun içinde. O zaman Amerikan halkının çıkarına olan kararları nasıl almaya devam edecek?
Konuk: Bu karara ancak biri ona ulaşıp, “Sayın Başkan, durmazsak, Hormuz Boğazı’nı yeniden açmazsak, burada geri adım atmazsak, dünya ekonomisi Temmuzda çökecek ve bu sizin mirasınız olacak. Onun söylediği gibi, bir sonraki Herbert Hoover olacaksınız” dediği için geldi.