Kimliği Belirtilmeyen Konuk: Biden’ın Russia ve Israel Politikaları Geçmişin Gölgesinde
İngilizce podcast bölümünde adı belirtilmeyen sunucu ile adı belirtilmeyen konuk, Joe Biden’ın Vladimir Putin’e ve Russia’ya bakışını, Biden’ın Israel politikasıyla karşılaştırarak tartıştı. Konuşmada özellikle Washington’ın Russia ve Israel dosyalarında geçmişten gelen siyasi reflekslerle hareket edip etmediği, Israel’in Gaza ve West Bank üzerinden yürüttüğü politikanın bölgesel sonuçları ve bölge yönetimlerinin baskı altında kalabileceği iddiaları ele alındı.
Biden’ın Putin’e Bakışı ve Cold War Mirası
Bölüm, sunucunun Joe Biden’ın Vladimir Putin’e karşı sergilediğini söylediği “safra, nefret ve öfkenin” kaynağını sormasıyla başladı. Sunucu, konuğa Biden’ın bu tutumunun Russia hükümetinin başına yönelik “eski Soviet Union” yaklaşımından mı kaynaklandığını, yoksa modern Russia’nın değişen konumunu görmezden gelen bir bakış mı olduğunu sordu.
Konuk, Biden’ın kişisel psikolojisi hakkında kesin bir değerlendirme yapmadı. “Bilmiyorum,” diyen Konuk, soruya doğrudan yanıt vermekten kaçınarak, meselenin daha geniş bir siyasi arka planı olduğunu ima etti. Ardından Balkan savaşları dönemine işaret etti. Ona göre Bosnia-Herzegovina ve daha sonra Kosovo kampanyaları sırasında Russia’ya yönelik “süregelen güvensizlik ve küçümseme” vardı.
Konuk, bu duyguyu o dönemde Cold War’dan kalan bir tortu olarak gördüğünü söyledi. Ancak daha sonra aynı çevrelerden birçok kişinin yeniden Washington sahnesine çıktığını ve Russia’ya karşı düşmanca duygular taşımayı sürdürdüğünü savundu. “O dönemde bunu Cold War’dan kalma bir etki olarak görüp geçmiştim,” diyen Konuk, “ama aynı insanların çoğu yeniden ortaya çıktı ve Russia’ya karşı nefret beslemeyi sürdürüyor; bu açıkça ters tepen ve aptalca bir şey” şeklinde değerlendirdi.
Biden’ın tutumunu açıklarken ise konuk, tek bir gerekçeye bağlanamayacak bir tablo çizdi. Biden’ın farklı zamanlarda farklı şeyler söylediğini belirtti. “Biden, farklı vesilelerle farklı şeyler söylemiş biri,” diyen Konuk, “söylediklerinin çoğunu yaşına ve zihinsel durumuna bağlıyorum; o durum her ne ise” ifadesini kullandı. Bu söz, Biden’ın Russia ve Putin konusundaki yaklaşımının tutarlı bir stratejiden çok kişisel ve siyasi koşullarla şekillendiği iddiasını yansıtıyordu.
Russia ve Israel Politikaları: Eski Dönem Refleksleri mi?
Sunucu, Biden’ın Russia’ya ve Israel’e dair görüşlerinin geçmişte donmuş olabileceğini öne sürdü. Ona göre Biden, gençliğinde edindiği görüşleri koruyor ve son 20 yılda yaşanan gelişmeler bu bakışı değiştirmemiş gibi davranıyor olabilir. Sunucu bunu bir tür “psikanaliz yapma” çabası olarak sundu ve konuğa katılıp katılmadığını sordu.
Konuk bu noktada Russia ve Israel dosyalarının birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Ona göre Biden’ın Israel hakkındaki pozisyonu, Russia’ya bakışından farklı dinamiklerle açıklanmalıydı. Konuk, Biden’ın yıllar boyunca belirli bağışçılardan, özellikle mali ve parasal destek sağlayan önemli çevrelerden destek aldığını söyledi. Israel lobisini de bu bağışçı çevrelerden biri olarak tanımladı.
“Bence bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir,” diyen Konuk, “bu, kilit bağışçılardan parasal ve mali destek almış, bu desteği aramış ve bundan yararlanmış bir adam” şeklinde konuştu. Konuk, Biden’ın tarihsel olarak bağışçılarının çıkarlarını gözettiğini savundu ve Israel’e dair görüşlerinde geçmişten farklı bir çizgi görmediğini söyledi.
Russia konusunda ise konuk iki ihtimal sundu. Biden ya Cold War döneminden kalma bir siyasetçi olarak gerçeklikle yüzleşmemişti ya da bu pozisyonu almayı siyasi olarak uygun görüyordu. Konuğa göre böyle bir tutum, bağışçıların beklentileriyle de uyumlu olabilir. “Russia madalyonun öbür yüzü,” diyen Konuk, “ya gerçeklikle hiç hesaplaşmamış başka bir Cold Warrior’dır ya da bağışçılarının kendisinden istediği bir pozisyon olduğu için bunu almayı uygun görüyordur” değerlendirmesini yaptı.
Konuk ayrıca Washington’daki siyasetçilere genel bir güvensizlik duyduğunu belirtti. “Beltway içindeki siyasetçilerin çoğu hakkında pek yüksek fikir sahibi biri değilim, Judge,” diyen Konuk, Washington merkezli siyasi sınıfa yönelik eleştirisini açıkça dile getirdi. Burada “Judge” hitabı, sunucunun unvanına ya da programdaki hitap biçimine gönderme niteliğindeydi; transkriptte sunucunun tam adı verilmedi.
Israel’in Stratejisi ve “Kendi En Büyük Düşmanı” Tartışması
Konuşmanın ikinci ana ekseni Israel ve Gaza savaşı oldu. Sunucu, “Israel kendi en büyük düşmanı mı?” diye sordu. Konuk bu soruya “Bence öyle” yanıtını verdi; ancak hemen ardından Israel’deki mevcut ruh hâlinin hâlâ öfke ve duygusal tepkiyle şekillendiğini söyledi.
Konuk, Israel’in United States’i kendi hedefleri doğrultusunda kullanmaya çalıştığını savundu. Ona göre bu hedef, Israel’i “tüm Arablardan arındırmak” olarak tanımlanabilecek bir çizgiye gidiyordu ve yalnızca Gaza ile sınırlı değildi. West Bank’ın da bu sürecin parçası olduğunu iddia etti. “Bence öyle, ama Israelis bu noktada hâlâ duygusal tepki içinde, hâlâ öfkeli ve United States’i Israel’i tüm Arablardan arındırma hedeflerinde kullanmaya kararlılar,” diyen Konuk, “buna West Bank de dahil, Gaza da dahil” şeklinde açıkladı.
Konuk, Gaza’yı “ilk dramatik adım” olarak nitelendirdi, ancak West Bank’ın da çok geride olmadığını savundu. Bu değerlendirmenin kendi iddiası olduğunu vurgulamak gerekir; transkript, bu iddiayı doğrulayan bağımsız bir kanıt sunmuyor. Konuk, söz konusu stratejinin uygulanabilir olmadığını düşündüğünü de söyledi.
Arkadaşlarına bunu anlattığını belirten konuk, Israel açısından iyi bir sonuç beklemediğini ifade etti. “Arkadaşlarıma bunu söyledim,” diyen Konuk, “bütün bunlardan Israel için iyi bir şey çıkacağını görmüyorum” diye ekledi. Ancak ona göre Israel’deki muhatapları ve United States içindeki destekçileri bu konuda tam ters yönde düşünüyor.
Konuk, özellikle tehlikeli gördüğü noktanın, gerilimin tırmandığı bir ortamda geri adım atma imkânının kaybolması olduğunu söyledi. Ona göre hem Washington’da hem de Jerusalem’de gerilimi düşürmeye dönük bir işaret görünmüyordu. “Büyük tehlike, geri adım atamayacakları bir duruma düşmeleri,” diyen Konuk, “çünkü ne Washington’da ne de Jerusalem’de gerilimi düşürmeye dair bir kanıt görüyorum” değerlendirmesini yaptı.
Tırmanma Riski ve Bölgesel Tepki
Konuk, Israel’in ve United States’in mevcut tutumunun sürekli tırmanma eğilimi taşıdığını savundu. Ona göre bu tırmanma bir noktada “eşit ve zıt bir güçle” karşılaşabilir. Bu noktada asıl riskin Israel açısından ortaya çıkacağını söyledi. United States’in işler istediği gibi gitmediğinde bölgeden uzaklaşabileceğini, ancak Israel’in coğrafi olarak orada yaşamaya devam ettiğini belirtti.
“Herkes tırmandırıyor,” diyen Konuk, “ve sonunda bu tırmanma eşit ve zıt bir güçle karşılanacak; büyük tehlike bu, çünkü Israelis’in o karşılaşmadan nasıl sağ çıkacağını bilmiyorum” şeklinde konuştu. Konuk, United States’in gerektiğinde “yüzüp uçup gidebileceğini” ve bunun Washington’ın daha önce de yaptığı bir şey olduğunu savundu. Buna karşılık Israel için böyle bir seçeneğin bulunmadığını belirtti.
Konuk, savaşın Israel’in “Arabları öldürmeyi bırakmaya” karar verdiği anda sona ermeyeceğini ileri sürdü. Bu ifade, konuşmanın en sert ve en tartışmalı bölümlerinden biriydi. Konuk, bölge halklarının öfkeli olduğunu ve bu öfkenin küçümsenmemesi gerektiğini söyledi. “Bu savaş, Israelis Arabları öldürmeyi bırakmaya karar verdiğinde bitmeyecek,” diyen Konuk, “bunu kafamıza sokmamız gerekiyor; bölgedeki halklar öfkeli, bunu hafife almayın” diye vurguladı.
Konuk, bölgesel kamuoyundaki tepkinin sadece sokak düzeyinde kalmayabileceğini, hükümetler ve yönetici elitler üzerinde de baskı yaratabileceğini savundu. Ona göre bölgedeki yönetici sınıflar, Gaza’daki son saldırganlığa ve Israel’e karşı tavır almazlarsa makamlarını kaybedebileceklerini anlıyorlar. Bu noktada “darbeler” ihtimalinden de söz etti.
Sunucu, “elitler” derken bölgedeki hükümet elitlerini mi kastettiğini sordu. Konuk bunu doğruladı. Egypt, Jordan, Saudi Arabia, Emirates ve Iraq gibi ülkeleri sayarak bu ülkelerdeki yönetimlerin Israel’den uzaklaşıp bölge halklarının Israel karşıtı büyüyen ittifakına yönelmek zorunda kalabileceğini ileri sürdü.
“Elitler derken Egypt, Jordan, Saudi Arabia, Emirates, Iraq’tan söz ediyorum,” diyen Konuk, “hepsi, öne çıkıp Israel’den uzaklaşmaz ve bölgede Israel’e karşı büyüyen halklar ittifakına yönelmezlerse görevden alınabileceklerini anlıyor” ifadesini kullandı. Bu değerlendirme, konuk açısından bölgesel istikrarın yalnızca devletler arası diplomasiyle değil, kamuoyu baskısı ve rejim güvenliğiyle de bağlantılı olduğunu gösteriyordu.
Bölümün Genel Çerçevesi
Podcastteki tartışma, Biden’ın Russia politikasından başlayarak Israel-Gaza savaşının bölgesel sonuçlarına uzandı. Konuk, Biden’ın Russia’ya ilişkin tavrını Cold War mirası, yaş, zihinsel durum ve bağışçı beklentileri gibi unsurlarla açıkladı; ancak bunları kesin bir teşhis olarak değil, kendi değerlendirmesi olarak sundu. Israel konusunda ise daha sert bir pozisyon aldı ve Israel’in Gaza ile sınırlı kalmayacak bir strateji izlediğini savundu.
Sunucu ise sorularını Biden’ın dış politika reflekslerinin geçmişte donmuş olabileceği fikri etrafında kurdu. Russia ve Israel örneklerini birlikte gündeme getirdi, ancak konuk bu iki başlığın farklı dinamiklerle ele alınması gerektiğini söyledi. Russia bağlamında Cold War kalıntılarına ve Washington’daki Russia karşıtı çevrelere dikkat çekerken, Israel bağlamında bağışçı ağları, Israel lobisi, United States’in etkisi ve bölgesel tepki ihtimalini öne çıkardı.
Transkript, konuşmacıların iddialarını doğrulayacak dış kaynaklar ya da karşı görüşler içermiyor. Bu nedenle bölümde aktarılan değerlendirmeler, özellikle Israel’in hedefleri, Biden’ın zihinsel durumu, bağışçıların etkisi ve bölge elitlerinin darbeyle karşılaşabileceği iddiası gibi başlıklarda konuşmacıların kendi yorumları olarak ele alınmalıdır. Buna rağmen bölüm, Washington dış politikasına yönelik sert eleştiriler, Russia’ya bakışta Cold War mirası tartışması ve Gaza savaşının bölgesel istikrar açısından doğurabileceği riskler üzerine yoğun bir siyasi değerlendirme sundu.