Glenn Diesen

John Mearsheimer: Çok Kutuplu Dünya, Nükleer Riskleri ve NATO’nun Tırmanışı

Kaynak dili İngilizce olan bölümde sunucu Glenn, Professor John Mearsheimer ile İran, Rusya, NATO, Ukrayna savaşı, nükleer caydırıcılık ve Soğuk Savaş sonrası uluslararası düzenin çözülmesi üzerine konuştu. Bölüm, konuşmacıların büyük güç rekabetinin yeniden sertleştiğini, Batı’nın tırmanma risklerini yeterince tartışmadığını ve nükleer silahların yeniden dış politika tartışmalarına girdiğini savunması bakımından önem taşıyor.

Tek Kutuplu Düzenden Çok Kutuplu Dünyaya

Glenn, açılışta İran’a karşı taktik nükleer silah kullanımının konuşulması, NATO ülkelerinin Rusya içlerine saldırı stratejileri, Gaza’daki savaş, ABD’nin İran petrol tankerlerine el koymayı yasallaştırma tartışmaları ve Avrupa’nın Rus egemen varlıklarını Ukrayna savaşı için kullanma planları üzerinden “kuralların ortadan kalktığı” bir dönem yaşandığını söyledi. “Hiçbir kural kalmamış gibi görünüyor,” diyen Glenn, eski uluslararası sistemin söküldüğünü belirtti.

Mearsheimer bu dönemi, güç dağılımındaki değişimle açıkladı. Ona göre dünya Soğuk Savaş sırasında iki kutupluydu: bir tarafta United States, diğer tarafta Soviet Union vardı. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle tek büyük güç olarak United States kaldı ve Washington, Batı düzenini küresel ölçekte genişletmeye çalıştı. “Liberal uluslararası düzen, temelde Soğuk Savaş’ın Batı düzeninin bütün dünyaya yayılmış hâliydi,” diyen John Mearsheimer, bu yapının liberal bir tek kutuplu güç sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.

Mearsheimer’a göre yaklaşık 2017’den itibaren tek kutupluluk sona erdi ve China, Russia ve United States’in yer aldığı çok kutuplu bir dünya başladı. “Liberal uluslararası düzen artık yok,” diyen Mearsheimer, yeni güç dağılımının yeni düzenler doğurduğunu, BRICS’in de ABD liderliğindeki düzene alternatif arayışların parçası olduğunu savundu. BRICS bankasını IMF (Uluslararası Para Fonu) ve World Bank (Dünya Bankası) gibi ABD etkisindeki kurumlarla karşılaştırdı.

Tek Kutuplu Dönemin Mirası: NATO ve Ortadoğu

Mearsheimer, bugünkü birçok krizin tek kutuplu dönemde alınan kararların sonucu olduğunu söyledi. NATO genişlemesinin 1994’te, United States’in gücünün zirvesinde başladığını belirtti. Ona göre Washington, European Union ve NATO gibi Soğuk Savaş kurumlarını doğuya taşıdı ve Ukraine’i Russia sınırında Batılı bir dayanak hâline getirmeye çalıştı. “Ukrayna savaşı tek kutuplu anın bir kalıntısıdır,” diyen Mearsheimer, krizin 2014’te başladığını ve çok kutuplu döneme taşındığını değerlendirdi.

Ortadoğu için de benzer bir okuma yaptı. Mearsheimer, Saddam Hussein’in Kuwait’i işgalinden sonra 1991’deki savaşın ardından United States’in “dual containment” politikasıyla hem Iraq’ı hem Iran’ı çevrelemeye çalıştığını söyledi. 9/11 sonrasında ise Bush Doctrine kapsamında rejim değişikliği ve demokratikleştirme hedeflerinin öne çıktığını anlattı. Ona göre Iraq işgali başarısız oldu, ancak Washington Ortadoğu’da rejim değişikliği ve demokrasi yayma politikasına bağlı kaldı.

Mearsheimer, bu politikalarda Israel lobby’nin baskısının da etkili olduğunu ileri sürdü. United States’in Soviet Union tarafından dengelenmediği için Ortadoğu’da çok daha serbest davrandığını, Israel ile birlikte hareket ettiğini söyledi.

Batı Elitleri, Realizm ve Nükleer Strateji

Glenn, Soğuk Savaş döneminde iki karşıt ideoloji ve iki güç merkezi olmasına rağmen daha fazla kısıtlama ve sağduyu bulunduğunu, bugünün krizlerinin ise bazen “gereksiz yere üretildiğini” söyledi. Mearsheimer bu yorumu, Batılı dış politika elitlerinin güç dengesi siyasetini anlamamasıyla ilişkilendirdi. “Batı elitlerinin çoğu temel güç dengesi siyasetini anlamıyor,” diyen Mearsheimer, bunun büyük güç politikasının özünü kavramamak anlamına geldiğini vurguladı.

Ona göre Soğuk Savaş elitleri World War II deneyiminden geldiği için realizm ve güç dengesi mantığına daha hâkimdi. Ancak 1989’dan ve Soviet Union’ın 1991’de dağılmasından sonra realizm “dinozor” fikri gibi görülmeye başlandı. Francis Fukuyama’nın “end of history” tezinin liberalizmin geleceğin ideolojisi olduğu inancını güçlendirdiğini söyledi.

Mearsheimer, NATO genişlemesi konusunda George Kennan gibi realistlerin Russia’nın bunu tehdit olarak göreceğini öngördüğünü, ancak Clinton yönetimi çevresinin bu uyarıları ciddiye almadığını anlattı. China’nın 2001’de World Trade Organization’a alınmasını da benzer biçimde değerlendirdi: United States’in China’nın ekonomik büyümesine yardım ederek gelecekte askerî güce dönüşecek bir kapasite yarattığını savundu.

Nükleer silahlar konusunda da benzer bir bilgi kaybı olduğunu söyledi. Soğuk Savaş’ta stratejistlerin nükleer caydırıcılık, taktik ve stratejik silah farkı, konvansiyonel caydırıcılık gibi konuları sürekli düşündüğünü, tek kutuplu dönemde ise bu alanın geri plana düştüğünü anlattı. “Nükleer caydırıcılık teorisini anladıklarına dair çok az kanıt var,” diyen Mearsheimer, bugünkü yorumların kendisine “dikkat çekici ölçüde naif” göründüğünü belirtti.

İran’a Karşı Taktik Nükleer Silah Tartışması

Glenn, United States’in Iran’dan varoluşsal bir tehdit görmemesine rağmen taktik nükleer silah kullanımının konuşulmasını sordu. Mearsheimer, kamuya açık bilgilerden bu konunun ne kadar ciddi tartışıldığının net olmadığını söyledi. Ona göre bu fikir daha çok “çaresiz” gördüğü Donald Trump’ın gündeme getirebileceği türden bir seçenekti; danışmanlarının, özellikle General Kaine’in buna karşı olduğu yönünde haberler bulunduğunu belirtti.

Mearsheimer, taktik nükleer silahların Soğuk Savaş’ta esasen Warsaw Pact güçlerinin West Germany’ye büyük bir kara saldırısını durdurmak için düşünüldüğünü anlattı. Ancak bu senaryolarda bile çok sayıda silah kullanılması gerektiğini, bunun Almanya’yı fiilen yıkıma sürükleyeceğini söyledi. 1955’teki Carte Blanche savaş oyununda 1,7 milyon Alman’ın ölebileceği sonucuna varıldığını, 1983’teki Proud Prophet oyununda ise taktik nükleer savaşın stratejik nükleer savaşa tırmanma riskinin görüldüğünü aktardı.

Iran örneğinin farklı olduğunu belirtti: Iran’ın nükleer silahı yoktu, ortada büyük bir kara savaşı da bulunmuyordu. Mearsheimer’a göre hedeflerin ne olacağı belirsizdi. Strait of Hormuz’u açmak için nükleer silah kullanmanın radyasyon ve bölgesel sonuçlar nedeniyle gerçekçi olmadığını söyledi. Iran’ın iç bölgelerine nükleer saldırı düzenlemenin de Tehran’ı teslim olmaya zorlayacağının açık olmadığını belirtti.

“Bunun uygulanabilir bir seçenek olduğunu bir an bile düşünmüyorum,” diyen Mearsheimer, nükleer silah kullanımının “nükleer tabu”yu yıkacağını, nükleer silaha sahip olmayan ve NPT’ye taraf bir devlete karşı böyle bir saldırının dünyaya “kendi nükleer silahınızı edinin” mesajı verebileceğini savundu.

Caydırıcılık, Güvenlik İkilemi ve Geri Püskürtme

Glenn, bugünkü caydırıcılık söyleminin Soğuk Savaş’taki statükoyu koruma mantığından farklılaştığını söyledi. Taiwan örneğinde United States’in China’yı işgalden caydırmaya çalışırken Taiwan’a silah verdiğini, bunun Beijing tarafından ayrılıkçılığı güçlendiren revizyonist bir hamle gibi görülebileceğini anlattı. Ukraine ve NATO genişlemesi bağlamında da Batı’nın tırmanırken Russia’dan yanıt vermemesini beklediğini söyledi.

Mearsheimer bu noktada “security dilemma” kavramına döndü. “Güvenlik ikilemi devrede,” diyen Mearsheimer, bir ülkenin savunma amacıyla yaptığı her hamlenin karşı tarafça çoğu zaman saldırgan bir hamle olarak algılandığını açıkladı. China’nın ICBM kapasitesini artırmasını Beijing savunma olarak görebilirken Washington’ın bunu saldırganlık olarak yorumlayabileceğini söyledi. Taiwan’a silah verilmesinde de United States’in hamleyi savunma, China’nın ise saldırı olarak gördüğünü belirtti.

Mearsheimer ayrıca containment ile rollback arasındaki ayrıma dikkat çekti. Soğuk Savaş’ta United States’in yalnızca Soviet Union’ı çevrelemekle kalmadığını, aynı zamanda Sovyet gücünü geri püskürtmeye çalıştığını söyledi. Bugün de United States’in China’ya karşı yalnızca çevreleme değil, Chinese gücünü geriletme hedefi taşıdığını; Russia örneğinde de Batı’nın “stratejik yenilgi” ve Russia’yı büyük güçler arasından çıkarma söylemleri kullandığını anlattı. “Stratejik yenilgi sözlerini hatırlayın,” diyen Mearsheimer, bunun rollback mantığı olduğunu savundu.

Russia ile Kaçırılan Fırsat Tartışması

Glenn, Soviet Union sonrası Russia’nın zayıf olduğunu ve Batı’ya entegre olmaya çalıştığını hatırlatarak, neden ortak bir Avrupa güvenlik mimarisinin kurulmadığını sordu. Mearsheimer, NATO genişlemesine karşı çıkanların security dilemma’yı anladığını söyledi. Michael McFaul gibi isimlerin Putin’e NATO’nun saldırgan bir ittifak olmadığını anlattığını, fakat Mearsheimer’a göre Putin’in NATO genişlemesini tehdit olarak görmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Mearsheimer, Clinton yönetiminin Russia’ya karşı kötü niyetli olmadığını, Boris Yeltsin ile çalışmak istediğini söyledi. Ancak liberal hegemonya düşüncesinin, NATO ve EU genişlemesini, color revolutions’ı ve küreselleşmeyi Russia’yı yabancılaştırmadan ilerletebileceğine inandığını savundu. 1999’daki ilk NATO genişlemesi ve 2004’te Baltic states’i de kapsayan ikinci genişleme sonrası ciddi bir bedel ödenmemesinin, 2008’de Ukraine için de benzer bir genişlemenin mümkün sanılmasına yol açtığını söyledi.

China konusunda ise Mearsheimer, bazı Chinese muhataplarının kendisine United States’in China’nın bu kadar güçlenmesine neden yardım ettiğini sorduğunu anlattı. Kendi yanıtının, Amerikan dış politikasını yürütenlerin güç dengesi mantığını anlamayan liberaller olduğu yönünde olduğunu söyledi.

Ratcliffe Ziyareti, Baltic States ve Cruise Missile Riski

Son bölümde Glenn, CIA Director John Ratcliffe’in Moscow’a yaptığı kısa ziyarete dair Politico haberini gündeme getirdi. Habere göre amaç Russia’yı NATO’ya saldırmamaya veya NATO’yu test etmemeye ikna etmekti. Glenn, bunun karşılıklı gerilimi düşürme mi yoksa Batı tırmanırken Russia’nın yanıt vermemesini isteme mi olduğu sorusunu yöneltti.

Mearsheimer, Kiev Independent’ta okuduğu haberlerin Ratcliffe’in Russia’ya Baltic states’e saldırmama mesajı verdiğini ve ayrıca Iran ile ekonomik ilişkileri kesmesini istediğini yazdığını söyledi. Ancak Baltic states’e saldırı tehdidi konusunda şüpheliydi. “Rusların Baltic states’e saldırmayı düşündüğüne dair hiçbir kanıt görmüyorum,” diyen Mearsheimer, Estonia, Latvia ve Lithuania liderlerinin de işgal tehdidinin artmadığını söylediğini aktardı.

Ona göre daha ciddi risk, Britain ve France’ın Ukraine’e sağladığı Storm Shadow ve SCALP seyir füzeleriydi. Mearsheimer, Ukraine’in bu silahlarla Donetsk’e saldırdığına dair haberler üzerine Russia’nın öfkelendiğini, Maria Zakharova’nın British hedeflerinin Ukraine içinde ve “ötesinde” vurulabileceğini söylediğini aktardı. Bunun Britain içindeki hedefler veya denizdeki British gemileri anlamına gelebileceğini belirtti. “Bu açıkça iyi olmazdı,” diyen Mearsheimer, mevcut durumda en kaygı verici tırmanma başlığının bu olduğunu değerlendirdi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol