Glenn Diesen

Jeopolitik Analist Jang Shu Shin: 'ABD'nin İran Savaşı Petrodoları Koruma Savaşı — Amerika Dünyanın Polisinden Korsanına Dönüştü, Dünya Sonunda Birleşecek'

Jang Shu Shin: "ABD'nin İran Savaşı Aslında Petrodoları Koruma Savaşı — Dünya Korsanlığa Karşı Birleşecek"

Jeopolitik analist Jang Shu Shin, bir podcast yayınında ABD-İran savaşının arkasındaki ekonomik dinamikleri, petrodolar sisteminin geleceğini, Çin'in stratejik açmazını ve küresel güç dengelerinin nasıl yeniden şekillendiğini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Shin, ABD'nin İran'a yönelik saldırısının özünde petrodolar sistemini koruma amacı taşıdığını, ancak bu stratejinin uzun vadede ABD imparatorluğunun çöküşünü hızlandıracağını savundu.

Petrodolar Sistemi ve ABD'nin 39 Trilyon Dolarlık Borç Krizi

Shin, İran savaşının temel motivasyonunu açıklarken petrodolar sisteminin ABD imparatorluğunun temeli olduğunu vurguladı. "Şu anda bu İran savaşı öncelikli olarak petrodoları korumakla ilgili çünkü son 10 yılda dünya petrodoların sürdürülebilirliği konusunda giderek daha fazla endişe duymaya başladı," dedi Shin. ABD'nin 39 trilyon dolar borcu olduğunu hatırlatan analist, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından ABD'nin 200 milyar doların üzerinde Rus varlığını dondurmasının dünya genelinde ABD finansal sisteminin güvenilirliğini sorgulatır hale getirdiğini belirtti.

"Eğer Amerikalılar doları Ruslara karşı silah olarak kullanabiliyorsa, ABD dolarını herkese karşı silah olarak kullanabilirler," ifade eden Shin, bu gelişmenin ardından ABD Hazine tahvillerinden büyük çaplı bir çıkış yaşandığını ve Çin'in altın koridoru oluşturmaya başladığını açıkladı. BRICS ülkelerinin petrodolara alternatifler yaratmaya çalıştığını belirten Shin, ABD'nin deniz üstünlüğünü ve stratejik boğaz noktaları üzerindeki kontrolünü kullanarak ulusları ABD kaynaklarına bağımlı kılmaya çalıştığını savundu.

Savaşın Kronolojisi ve İslamabad Müzakerelerinin Çöküşü

Shin, altı haftalık savaş sürecinde yaşanan olayları detaylı şekilde aktardı. ABD'nin İran'a saldırıp dini liderini öldürmesinin ardından İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla başlayan süreçte ABD'nin şaşırtıcı bir şekilde hem Rus hem de İran petrolü üzerindeki yaptırımları kaldırdığını anlattı. Hazine Bakanı Scott Bessent'in bu kararı küresel istikrarı korumak ve petrol fiyatlarının 200 dolara çıkmasını önlemek amacıyla aldığını açıkladığını aktardı.

"Trump, İran Hürmüz Boğazı'nı açmazsa İran'ı taş devrine bombalayacağını ilan etti ve İran da doğal olarak Körfez enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini yok ederek karşılık verecekti," diyen Shin, geçen hafta dünyanın üçüncü dünya savaşının eşiğine geldiğini belirtti. Ardından Trump'ın sürpriz bir şekilde İran'ın 10 maddelik planını müzakere çerçevesi olarak kabul ettiğini aktardı. Bu plan uranyum zenginleştirme hakkı, tüm ekonomik yaptırımların kaldırılması, Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliği ve İran ile müttefiklerine güvenlik garantileri içeriyordu.

Ancak İslamabad'da JD Vance, Jared Kushner ve Kricov'un İranlıları ciddiye almadığını vurgulayan Shin, "Amerikalılar biraz iyi niyetle gittiler ama sonra 'Hayır, biz orijinal taleplerimize bağlı kalacağız' dediler ve müzakereler hiçbir yere varmadı," diye açıkladı.

Çin'in Stratejik Açmazı ve Trump'ın Hesabı

Shin, müzakerelerin neden başarısız olduğuna dair önemli bir analiz sundu. Trump'ın bir iş insanı olarak düşünce yapısını çözümlemeye çalışan analist, asıl amacın Körfez ülkeleri ve İran'ın petrol arz kapasitesini yok ederek dünyayı Kuzey Amerika'ya — Kanada, Meksika ve ABD'ye — bağımlı kılmak olduğunu savundu.

"İran'ın müzakerelere razı olması, Çin'in İran'a baskı uygulaması olmadan mümkün olmazdı," değerlendirmesinde bulunan Shin, Çin ekonomisinin ciddi baskı altında olduğunu açıkladı. Çin'in enerji ihtiyacının yüzde 60'ını Orta Doğu'dan karşıladığını, İran petrolünün yüzde 90'ını Çin'in satın aldığını belirten analist, Venezuela, Rusya ve İran'dan yaptırımlı petrolü büyük indirimlerle alan Çin'in bu avantajını kaybetmek üzere olduğunu ifade etti.

"Trump, mayıs ortasında Çin'e gittiğinde Pekin'e 'Kuzey Amerika'dan enerji almaya başla' diye teklif edebilir mi diye hesaplıyor. İran'ın müzakerelere razı olmasından anlaşılan o ki cevap evet," diyen Shin, müzakerelerin iptalinin hemen ardından Trump'ın İran'a deniz ablukası ilan etmesinin bu hesabı doğruladığını savundu.

Deniz Ablukası ve Malakka Boğazı Stratejisi

Sunucu, deniz ablukasının pratikte nasıl işleyeceğini sorguladığında Shin, bunun aslında Hürmüz Boğazı değil Malakka Boğazı'nı hedef aldığını açıkladı. "İran kıyılarına yaklaşırsanız balistik füze menzilindsiniz. Gerald Ford ve Lincoln uçak gemilerinin İran'ın balistik füze menzilinden uzak durduğunu gördük," diyen Shin, ABD'nin gerçek stratejisinin Endonezya ve Malezya'nın kontrolündeki Malakka Boğazı'nı kullanarak Doğu Asya'yı Körfez enerjisinden kesmek olduğunu belirtti.

İmparatorluktan Teknorata: Trump'ın Büyük Kuzey Amerika Vizyonu

Shin, savaşın yalnızca ABD-İran arasında olmadığını, asıl mücadelenin küreselciler ile milliyetçiler arasında yaşandığını vurguladı. "Trump'ın yapmak istediği, Amerika'yı bir imparatorluktan 'teknorat' denilen bir yapıya dönüştürmek — yani Büyük Kuzey Amerika fikri. Dünyadan çekilip Kanada'yı, Grönland'ı, Meksika'yı, Küba'yı, Venezuela'yı, Kolombiya'yı almak ve dünyanın geri kalanına kaynak satan kıtasal bir kaleye dönüşmek," diye açıkladı.

Trump'ın NATO'yu derin devletin ve küreselci sınıfın parçası olarak gördüğünü belirten Shin, "Trump, NATO'nun Ukrayna'ya girip Ruslar tarafından yok edilmesinden son derece memnun olurdu. Bu onun büyük bir baş ağrısını çözerdi," dedi.

Gümrük Vergilerinden Haraç Sistemine Geçiş

Shin, Trump'ın ilk stratejisinin gümrük vergileri olduğunu ancak Supreme Court'un (Yüksek Mahkeme) yürütme organının vergi koyma yetkisi olmadığına hükmettiğini hatırlattı. "Trump 'Pekâlâ, gümrük vergisi koydurtmayacaksanız ben de haraç uygularım. Dünya ticareti için haraç ödeyecekler' dedi," diyen Shin, ABD donanmasının Karayipler'de Batı Yarımküre ticaretini engellemek için konuşlandırılmasını, İran savaşını ve Rus gölge filo tankerlerine el konulmasını bu stratejinin parçaları olarak değerlendirdi.

"Amerika eskiden dünyanın polisiydi, şimdi dünyanın korsanı oldu," ifadesini kullanan Shin, kısa vadede bu stratejinin işe yarayacağını ancak uzun vadede dünyanın ABD'ye karşı birleşeceğini savundu.

Rusya: ABD'nin Asıl Rakibi

Shin, ABD'nin asıl rakibinin Çin değil Rusya olduğunu vurguladı. "Rusya, Amerikan hegemonyasına meydan okuyacak kaynaklara, siyasi iradeye ve toprak bütünlüğüne sahip tek ülke," diyen analist, önümüzdeki 20 yılın belirleyici mücadelesinin ABD ile Rusya arasında yaşanacağını öngördü.

Peloponnesos Savaşı'na atıfta bulunan Shin, "Asıl saldırgan Atina'ydı ve sonunda tüm dünya Atina'ya karşı birleşti çünkü Atina büyük saldırgan olarak görülüyordu. Şu anda büyük saldırgan Amerika ve özellikle Avrupa, İran ve Çin'in kurtuluş olarak Rusya'ya yöneldiğini görebiliriz," değerlendirmesinde bulundu.

Rusya'nın denizlerde ABD'ye meydan okumaya başlayacağını öngören Shin, gölge filosunu silahlandıracağını ancak ABD'yi denizlerde yenme şansının olmadığını, bunun yerine bir yıpratma savaşı yürüteceğini ve zamanla ABD donanmasının aşınacağını belirtti.

Küreselciler ve Milliyetçiler Arasındaki Gölge Savaş

Sunucu, Samuel Huntington'ın 2004'teki "Dead Souls" makalesine atıfta bulunarak küreselleşmenin ulustan kopuk bir siyasi elit yarattığını ve gelecekteki bölünmelerin kozmopolitanlar ile milliyetçiler arasında yaşanacağını öngördüğünü hatırlattı. Shin bu analizi destekleyerek Washington'un tamamının savaşın arkasında olduğunu belirtti: "İki hafta önce milyonlarca kişinin katıldığı 'No Kings' protestolarında 'kral istemiyoruz' diyebiliyordunuz ama 'savaş istemiyoruz' demenize izin verilmiyordu," diye vurguladı.

Demokratların Trump'ı günah keçisi olarak gördüğünü savunan Shin, "Savaş kötü giderse tüm suçu Trump üstlenecek, Cumhuriyetçiler ara seçimlerde silinecek ve Demokratlar 2028'de geri gelip MAGA'yı tamamen yok edecek," değerlendirmesinde bulundu.

Giriş: Savaşın Ekonomik Boyutu

Tekrar hoş geldiniz. Bugün ABD ile İran arasındaki gelişmeleri tartışmak üzere Jang Shu Shin bizimle. Tekrar katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

— Teşekkürler.

— Bu savaşla ilgili ilk dikkatimi çeken şey, İran'ın hedeflerinin ekonomik açıdan son derece hesaplı olduğu. Bunu ilginç buluyorum çünkü genellikle tüm Amerikan savaşlarında savaşa girmek için ekonomik çıkarlar vardır, ama şimdi görüyoruz ki İran yalnızca Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla kalmıyor, aynı zamanda Amerikalıları pahalı önleme füzelerini harcamaya zorluyor. Tüm bunların arkasında ekonomik bir temel var gibi görünüyor. Ancak asıl büyük mesele, petrodolara yönelik olası saldırı. Sizce bu savaşta petrodoların kırılganlığı nasıl?

Petrodolar: Amerikan İmparatorluğu'nun Temeli

Şu an bu İran savaşının temel olarak petrodoları korumakla ilgili olduğunu savunuyorum. Son on yılda dünya, petrodoların sürdürülebilirliği konusunda giderek artan bir endişe içine girdi. ABD'nin şu anda 39 trilyon dolar borcu var. Rusya Ukrayna'yı işgal ettikten hemen sonra ABD, 200 milyar doların üzerinde Rus varlığını dondurdu — bu da dünyayı ABD finansal sisteminin meşruiyetini ve güvenilirliğini sorgulamaya itti. Çünkü eğer Amerikalılar doları Rusya'ya karşı silah olarak kullanabiliyorsa, herkese karşı da kullanabilir. Bunun ardından ABD Hazine bonolarından büyük bir çıkış yaşandı. Şu anda Çin bir altın koridoru kuruyor. BRICS petrodolara alternatifler oluşturmaya çalışıyor, ama Amerikalılar için petrodolar imparatorluklarının ta kendisi — hem temeli hem de nihai hedefi.

Bu yüzden ABD şu an petrodoları korumak için var gücüyle savaşacak. Bunun anlamı şu: deniz üstünlüğünü ve stratejik deniz geçiş noktaları üzerindeki kontrolünü kullanarak ticarete erişimi kontrol altına almak ve ulusları ABD kaynaklarına bağımlı kılmak.

ABD'nin Enerji Hakimiyet Stratejisi

ABD'nin Ocak ayında Venezuela'ya saldırdığını, ardından İran'a saldırdığını gördük. Son günlerde Ukrayna'nın Rusya'nın ana ihracat merkezine insansız hava aracı saldırısı düzenlediğini gördük — bu saldırı Rus petrolünün yüzde kırkını küresel piyasadan çıkardı. Böylece Avrupa ve Doğu Asya artık enerji için ABD'ye, Kuzey Amerika'ya bağımlı hale geliyor. Şu anda Avrupa ve Doğu Asya'dan Kuzey Amerika'ya doğru bir eksen kayması yaşanıyor.

Yani stratejisi şu: ABD, Rusya'nın ve Körfez İşbirliği Konseyi'nin petrolünü piyasadan çıkarmak ve dünyayı ABD'den satın almaya zorlamak istiyor — bu da petrodoları koruyor. Ama tarihten biliyoruz ki bu tür bir kibir er ya da geç dünyayı Amerika'ya karşı birleştirecek bir tepkiyle sonuçlanır. Açıkçası Amerika dünyanın polisi olmaktan çıkıp dünyanın korsanına dönüştü. Kısa vadede bu strateji işe yarayabilir, ama uzun vadede dünya bu korsanlıktan giderek daha fazla rahatsız olacaktır.

Müzakerelerin Garip Seyri

— Peki bu savaşta ne başarmaları gerekiyor? Amerikalıların en azından Islamabad'daki müzakerelerden çekilmiş gibi göründüğüne şaşırdınız mı? Savaşı sürdürmek mi istiyorlar, yoksa Hürmüz Boğazı İranlılarda kaldığı sürece petrodolar ayakta kalamayacağı için mi?

— Son altı haftada çok garip bir dizi olay yaşandı. Savaş yaklaşık altı haftadır devam ediyor. Amerikalılar İran'a saldırıp dini liderlerini öldürdüğü anda İranlılar Hürmüz Boğazı'nı kapattı. Buna karşılık Amerikalıların yaptığı çok şaşırtıcıydı: hem Rus hem de İran petrolü üzerindeki yaptırımları kaldırdılar — Rusya ve İran'ın petrol satarak çok para kazanmasına izin verdiler. Hazine Bakanı Scott Bessent bunu küresel istikrarı korumak için yaptıklarını açıkladı; petrolün 200 dolara ulaşmasından ve küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırmasından korkuyordu.

Savaş ilerledikçe ABD'nin üniversiteler, köprüler ve demiryolları gibi sivil altyapıya saldırıya tırmandığını gördük. Hatta Amerikalıların ve İsraillilerin Tahran'ı boğarak öldürmeyi planladıklarına dair ciddi endişeler var — demiryolu sistemini, yolları keserek Tahran'ı kuşatma altına almak. On milyon nüfuslu bir şehir olan Tahran, İran'ın diğer bölgelerinden gıda ve su alamazsa büyük bir felaketle karşı karşıya kalır.

Uçurumun Eşiğinde: Trump'ın Sürpriz Teklifi

Geçen hafta uçurumun eşiğindeydik çünkü Trump, İran Hürmüz Boğazı'nı açmazsa İran'ı taş devrine bombalayacaklarını ilan etti. İran ise doğal olarak Körfez İşbirliği Konseyi'nin enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini yok ederek karşılık verecekti. Geçen Salı gerçekten üçüncü dünya savaşına doğru ilerliyorduk gibi görünüyordu.

Ama sonra Trump tamamen şaşırtıcı bir şey yaptı: koşulsuz bir teslimiyete yakın bir teklif sundu. İran'ın on maddelik bir planı vardı: İran'ın uranyum zenginleştirmesine izin verilmesi, tüm ekonomik yaptırımların kaldırılması, Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliği ve hem İran hem de vekil güçleri — Husiler, Hizbullah, Hamas — için güvenlik garantileri. Trump bu çerçevenin üzerinde çalışılabilir olduğunu söyledi ve bu on maddeyi tartışmak için Islamabad'da buluşmayı kabul ettiler.

Islamabad Fiyaskosu

Islamabad'a vardıklarında JD Vance, Jared Kushner ve Witkoff İranlıları ciddiye almadı. Amerikalılar müzakerelere bir miktar iyi niyetle gitmişti, ama sonra "hayır, orijinal taleplerimizde ısrar edeceğiz" dediler. Müzakereler hiçbir yere varmadı ve bir hafta önceki noktaya geri döndük.

Peki Amerikalılar bunu neden yaptı? Burada sadece spekülasyon yapabiliriz. Trump bir iş insanı olarak düşünür. Ana hedefi petrodoları koruyarak Amerikan emperyal üstünlüğünü sürdürmek — yani Çin, Japonya, Güney Kore ve Avrupa'yı ABD doları kullanarak enerji almaya zorlamak. Belki de bu savaşın amacı, Körfez ülkeleri ile İran'ın dünya piyasasına petrol arz etme kapasitesini yok edip dünyayı Kuzey Amerika'ya — Kanada, Meksika ve ABD'ye — bağımlı kılmaktı. Ama tabii bunu açıkça ilan edemez çünkü tüm dünyayı karşısına alırdı.

Çin Faktörü ve İran Üzerindeki Baskı

Bunu başarabilmesi için Çin'in tepkisini ölçmesi gerekiyor. Çin ve İran çok güçlü müttefikler. Çin, Kuşak ve Yol girişimi kapsamında İran altyapısına büyük yatırımlar yaptı ve İran petrolünün yüzde doksanını Çin satın alıyor. Yani Trump "bunu başarabilir miyim, Çin benden petrol almayı kabul eder mi?" diye hesaplıyor.

İran'ın bu müzakerelere razı olmasının ancak Çin'in İran üzerinde baskı uygulamasıyla mümkün olduğunu savunuyorum. İranlılar Amerikalılarla aylardır müzakere ediyor ve biliyorlar ki Amerikalılar bu müzakereleri suikastlar ve sürpriz saldırılar için bahane olarak kullanıyor. İranlılar, Amerikalıların barış müzakerelerinde hiçbir güvenilirliği olmadığını biliyor. Son haftalarda İranlılar "Siz bu savaşı başlattınız, biz egemenliğimizi savunuyoruz, sonuna kadar savaşalım" diyordu. Zorbalara karşı alınması gereken doğru tavır buydu.

O halde İranlılar neden aniden fikir değiştirip Islamabad'da müzakereye razı oldu? Üstelik İsrail'in müzakere heyetlerini suikast geçmişi olduğunu bilerek dışişleri bakanı dahil üst düzey bir heyet gönderdiler. Diplomatlarını muazzam bir riske attılar.

Bence tek açıklama şu: Çin ekonomisi büyük baskı altında. Çin, petrol ve enerjisinin yaklaşık yüzde altmışını Katar ve Suudi Arabistan dahil Ortadoğu'dan alıyor. Enerji ihtiyacının yaklaşık üçte birini Venezuela, Rusya ve İran'dan karşılıyor — bu üç ülke de yaptırım altında olduğu için Çin enerjiyi çok büyük indirimlerle alabiliyordu. Şimdi bu enerjinin büyük kısmı piyasadan çekiliyor ve Çin ekonomisi ciddi baskı altında.

Trump, Mayıs ortasında Çin'e gittiğinde Beijing'e "gel büyük bir ittifak kuralım, enerjiyi Kuzey Amerika'dan almaya başla" teklifini sunabilir mi diye hesaplıyor. İran'ın müzakerelere razı olması, Trump'a cevabın "evet" olduğunu gösterdi — Çin ekonominin durumu nedeniyle kabul etmek zorunda. Bu yüzden müzakereler iptal edildikten hemen sonra Trump İran'a deniz ablukası ilan etti: çünkü Çin'in baskı altında olduğunu ve bir anlaşmaya çekilebileceğini biliyor.

Deniz Ablukasının Pratik Zorlukları

— Deniz ablukası garip bir kavram çünkü nasıl uygulanacağı belirsiz. Zaten Boğaz'da değiller, uzakta olacaklar. Çin gemilerine mi saldıracaklar? İranlılar Hint gemilerine açarsa onlara mı saldıracaklar? Pek mantıklı gelmiyor. Bu abluka nasıl işleyecek?

— Pratik açıdan uygulaması çok zor çünkü İran kıyılarına, Hürmüz Boğazı'na yaklaşırsanız İran'ın balistik füzelerinin menzilindsiniz. Gerald Ford, Nimitz ve Lincoln dahil uçak gemilerinin İran'ın balistik füze menzilinden kasıtlı olarak uzak durduğunu gördük. Bu balistik füzelerin uçak gemilerini batırabileceğini biliyorlar ki bu Amerikalılar için stratejik olarak muazzam bir yenilgi olur.

Bence bu abluka aslında Malakka Boğazı'nı boğmak için bir bahane. Doğu Asya'nın Ortadoğu'dan petrol alması için iki büyük darboğaz var: İran'ın kontrol ettiği Hürmüz Boğazı ve şu anda Endonezya ile Malezya'nın — her ikisi de ABD'nin askeri müttefiki olan ve CIA tarafından yoğun şekilde sızmış ülkelerin — kontrol ettiği Malakka Boğazı. Bence büyük strateji, Malakka Boğazı'nı kullanarak Doğu Asya'yı Körfez enerjisinden kesmek.

Uzun Vadeli Başarı Şansı ve Karşı Hamleler

— Ama Amerikalılar bunu gerçekten yaparsa İranlılar muhtemelen Yemen'deki müttefikleriyle Kızıldeniz'i Bab'ül Mendep'te kapatarak karşılık verir. Bu plan birçok düzeyde zayıf görünüyor. ABD'nin sadece abluka değil, petrodoları koruma hedefinde ne kadar başarılı olacağını düşünüyorsunuz? İran oldukça dirençli ve Çinliler de Rusya'ya karşı savaşta olduğu gibi sıranın kendilerine gelebileceğini biliyorlardır.

— Amerika'nın asıl ilgilendiği borcunu sürdürebilmek. 39 trilyon dolarlık borç, uluslar ABD Hazine bonosu almaya devam ettiği sürece sorun değil. Son yıllarda Hazine bonolarından uzaklaşıp altına yöneliş var — özellikle Çin altına yöneliyor. Doğu Asya ve Avrupa'yı Hazine bonosu almaya nasıl zorlarsınız? Eğer tek enerji tedarikçisi sizseniz, onların altınlarını satıp ekonomilerini ayakta tutmak için ABD Hazine bonosu almaktan başka seçenekleri kalmaz.

Evet, İranlıların karşı hamleleri var — Husileri kullanarak Kızıldeniz'i kapatabilirler, Suudi Arabistan'ı Kızıldeniz'e bağlayan boru hattına saldırabilirler. Ama İran'ın etkisi Ortadoğu ile sınırlı. Nihai hedef zaten Ortadoğu petrolünü ve enerjisini piyasadan düşürmek — savaşı kışkırtmaya devam ettiğiniz sürece bunu yapmak çok kolay.

Bir sonraki adımın, İranlıları Körfez ülkelerinin enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini vurmaya zorlamak için bir kara harekatı olacağını düşünüyorum. Tüm amaç Ortadoğu'yu yok ederek dünyayı Kuzey Amerika'ya yönlendirmek. Kısa vadede bu strateji işe yarayacak çünkü Ortadoğu enerjisine alternatif yok; ama uzun vadede ABD'ye karşı büyük bir düşmanlık yaratacak ve nihayetinde imparatorluklarını yıkacak.

Avrupa'nın Enerji Bağımlılığı ve Nordstream Meselesi

— İtalya eski başbakanı ve Avrupa Komisyonu eski başkanı Romano Prodi bu konuda ilginç bir şey söyledi. Avrupalıların gelişmek istiyorlarsa bir noktada Rusya'dan tekrar enerji almaya başlamaları gerektiğini belirtti. Ama bir tahmin de yaptı: enerjinin ancak Amerikalılar Rusya ile Avrupa arasındaki enerji altyapısını — yani aslında Nordstream'i — kontrol altına aldığında tekrar akmaya başlayacağını söyledi. Yani Amerikalılar enerji mimarisini kontrol etmedikçe buna izin vermeyecekler.

Trump'ın Kontrolü ve Derin Devlet Meselesi

— Ama bunun ötesinde, Trump'ın tam olarak kontrol sahibi olmadığı, neoconlar veya İsrailliler gibi çeşitli çıkar gruplarının etkisi ya da hatta kontrolü altında olduğu sıkça dile getirilen bir argüman. Trump'ın kontrolünün boyutunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İkinci döneminin birinciden ne kadar farklı olduğunu düşünürsek, ABD'de kimin tahta oturduğunun her zaman önemli olmadığı izlenimi doğuyor.

— Birinci dönemde derin devlet, neoconlar ve Washington'daki farklı siyasi fraksiyonlar arasında Trump'ın liderlik kapasitesi konusunda ciddi bir endişe vardı — çünkü söylemleri ve retoriği son derece uç noktaydı. Avrupalılar da Trump konusunda çok endişeliydi.

Now I have the style and terminology. Here's the translation of Chunk 2/3:


Trump'ın Ticaret Savaşı ve Biden Dönemi

Konuşmacı: Trump, küresel ekonomiye zarar veren bu ticaret savaşını Çin'le başlattı ve bu Amerikan tüketicilerine de zarar veriyordu. Trump uygun bir lider gibi görünmüyordu ve imparatorluğu sürdürebileceğine dair bir izlenim vermiyordu. İnsanlar, görevde daha uzun kalırsa Avrupalıların uzaklaşacağını, Çin'in uzaklaşacağını, tüm dünyanın uzaklaşacağını ve genel olarak Amerika'nın çökeceğini düşünüyordu.

Konuşmacı: Ama sonra elbette olan şu oldu: Biden iktidara geldi ve Biden esasen komatazdı. Dört yıl boyunca hiçbir şey yapmadı. Putin Ukrayna'yı işgal etti ve Amerikalıların gerçek anlamda güçlü bir karşılığı olmadı. Yani birçok şey yaptılar — Nordstream boru hattını patlattılar, Rus enerjisine yaptırım uyguladılar, Rusya'yı SWIFT sisteminden çıkardılar, 20 milyar dolarlık Rus varlığını dondurdular. Çok şey yaptılar, ama bunların hiçbiri aslında işe yaramadı.

Konuşmacı: Ve imparatorluk şuna karar verdi: Trump hakkında ne düşünürsek düşünelim, o güçlüdür, harekete geçer; oysa Biden ve Demokratlar harekete geçmeyebilir çünkü esasen bir işe yaramazlar topluluğu. Böylece Trump'ı 2024'te yeniden göreve getirme kararı alındı. Bu yüzden bugün buradayız. Yani Trump, imparatorluğun bir ajanıdır. İmparatorluğun gerektirdiği şeyi yapıyor.

Tek Kutuplu Dönemden Zorlama Yönetimine Geçiş

Konuşmacı: Peki, tek kutuplu dönemde — yani temelde 1999'dan bugüne kadar — olan şuydu: Amerika'nın büyük bir itibarı vardı ve küresel elitleri kendi safına çekerek dünyanın rızasını kazanabiliyordu. Avrupa'daki, Rusya'daki, Çin'deki tüm bu elitler, mümkün olduğunca yolsuzluğa bulaşıp haksız kazançlarını Amerika'ya transfer etmekle meşguldüler. Bu, elitler için uzun süre gayet iyi işledi. Ama açıkçası bu ulus devletler mevcut durumdan hiç memnun değildi. Rusya'da Putin'in, Çin'de Xi'nin yükselişini bu yüzden gördük — çünkü milliyetçiler arasında Amerika'nın bu ülkeleri sömürdüğüne dair ciddi bir endişe vardı ve bu konuda tamamen haklıydılar.

Konuşmacı: Artık Amerika imparatorluğuna doğrudan bir meydan okuma görüyoruz. Tek sorun şu: bu ulus devletlerin rızası yoksa, imparatorluğunuzu bu ulus devletler içinde dayatmak için güç kullanmanız gerekir. Daha önce Amerikan ordusu barışı garanti altına almak için kullanılıyordu — Pax Americana döneminde uluslararası ticareti güvence altına alıyordu. Kurallar temelli uluslararası düzeni sürdürmek için dünyanın polisiydiler. Şimdi ise Rusya, Çin ve diğer uluslar kurallar temelli uluslararası düzenin meşruiyetini sorguladığına göre, Trump'ın yaptığı şey Amerikan ordusunu bir polis gücünden korsan gücüne dönüştürmek — dünyadan haraç toplamak için.

Tarifelerden Geçiş Ücretlerine: Yeni İmparatorluk Stratejisi

Konuşmacı: Bu duruma gelme nedenimiz şu: Trump'ın ilk stratejisi dünyaya tarifeler uygulamaktı, değil mi? Avrupalıları Amerikan imparatorluğuna tarife ödemeye zorlamak. Ama Supreme Court (Yüksek Mahkeme) bunu reddetti çünkü yürütme organının tarifeleri dayatma yetkisinin olmadığını, bunun sadece Kongre'nin yetkisinde olduğunu söyledi. Trump da dedi ki: "Pekala, madem Kongre tarife uygulamamı engelliyorsunuz, o zaman geçiş ücreti uygulayacağım. Dünyanın ticaret yapabilmek için geçiş ücreti ödemesini sağlayacağım."

Konuşmacı: Bu yüzden Amerikalıların donanmalarından birini Karayipler'e konuşlandırarak Batı Yarıküre'ye ticareti engellediklerini görüyoruz. Bu yüzden Ortadoğu enerjisinden dünyayı kesmek için İran'daki bu savaşı görüyoruz. Ve bu yüzden şu anda ABD Donanması'nın Rus gölge filo tankerlerine el koyduğunu görüyoruz — temelde gölge filo tankerlerini çalıyorlar. Ve aylar geçtikçe bunun daha da artacağını göreceğiz.

Trump'ın Tutarlılığı ve İmparatorluğun Parasallaştırılması

Glenn Diesen: Evet, Trump konusunda ilginç olan şey, burada bir tutarlılık var aslında. Pek çok insan sanırım onun barışçıl olduğunu düşündü retoriğinden dolayı. Ama 1980'lere kadar geri gidip söylediklerine bakarsanız, esasen Japonları ve diğerlerini — kendi bakış açısıyla — ABD'yi sömürdükleri için azarlıyordu. Yani büyük bir imparatorluk olmamalıyız demiyordu; imparatorluk bize korunmanın bedelini ödesin diyordu. Bir imparatorluk istemediği değildi, sadece daha iyi bir yatırım getirisi istiyordu. Yani imparatorluğu bir şekilde parasallaştırmanız gerekiyor, aksi takdirde imparatorluk cumhuriyeti öldürür. Başka bir deyişle, imparatorluk cumhuriyeti beslemeli.

Glenn Diesen: Temel farkı burada gibi görünüyor. Ama bu sadece düşmanlardan değil, müttefiklerden de çıkarma anlamına geliyor. Ve bunun Trump'la sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Genel olarak ABD'nin giderek daha fazla bu yöne kayacağını düşünüyorum, çünkü dediğiniz gibi kendilerini tükettiler — 39 trilyon dolarlık bir borç çukurunda. Bir Demokrata oy verip birden müttefiklerin güvenliğini karşılamaya ve cömert ticaret anlaşmaları yapmaya geri dönecekmiş gibi bir durum yok; bu kadar tükendikten sonra artık geri dönüş yok.

Politikaların Kurumsallaşması

Konuşmacı: Evet. Bu gerçekten önemli bir nokta. Hatırlayın, 2016'da Trump ilk kez göreve geldiğinde tam da sizin söylediğiniz şeyleri söylüyordu: herkes bizi sömürüyor, özellikle Çin. Tarifeler koyalım ve ticaret ilişkisinde Amerika'nın birinci olmasını sağlayalım. Ama Trump görevden ayrıldıktan sonra Biden ve Demokratlar geldi ve onun politikalarını kurumsallaştırdılar. İlk Trump döneminde çoğu şey kişiseldi — özellikle Çin'e karşı tarife savaşı — ama Biden ve Demokratlar bunu kurumsal hale getirdi.

Konuşmacı: Aynı süreci burada da görebiliriz: belki Trump 2028'de görevden ayrılır, Cumhuriyetçiler kaybeder, Demokratlar iktidara gelir ve hiçbir şeyi değiştirmezler. Tek yapacakları bunu kurumsallaştırıp uzun vadeli sürdürülebilir bir politika haline getirmek olacak — çünkü Amerikan imparatorluğuna yarayan budur.

Büyük Güçlerin Tepkisi: Çin'in Stratejik Açmazı

Glenn Diesen: Peki büyük güçler buna nasıl tepki verecek? ABD açıkça strateji değiştiriyor — daha çıkarcı ve daha saldırgan hale geliyor. Ve bu kolay kolay kabul edilmeyecek, savaşsız teslim olmayacaklar. Çinlilerin ve Rusların buna nasıl tepki vereceğini görüyorsunuz? Daha önce Çin'in altın koridorundan bahsettiniz — ABD dolarına bağımlılıktan altına geçiş anlamında. Genel strateji ne peki? Çünkü benim izlenimim, en azından Ruslardan gelen izlenim, Trump'ın barış yapılabilecek, ilişkilerin sıfırlanabileceği biri olduğu yorumunun çökmekte olduğu yönünde. İran'a olanlardan — sadece ekonomik altyapıya saldırıdan değil, liderlerinin öldürülmesinden — çok rahatsız olduklarını düşünüyorum. Ve Trump, Ukrayna'daki savaşı bitirme sözünü de hiçbir zaman tutmadı. Dürüst olmak gerekirse, orada hâlâ çalışan istihbarat birimlerinin fişini çekseydi bunu yapabilirdi.

Konuşmacı: Tekrar söylüyorum, bence Trump'a fazla anlam yüklüyoruz. Bence bu, imparatorluğun çöküşüne verdiği doğal bir tepki. Tarihsel olarak imparatorluklar hiçbir zaman sessizce geceye karışmamıştır. Rüzgâra karşı çırpınmışlar ve çökerken dünyayı yok etmeye çalışmışlardır. Trump olsun olmasın, Amerika'dan çok daha fazla kibir, çok daha fazla zorbalık ve korsanlık göreceğiz.

Konuşmacı: Çin'in stratejik düşüncesinin sınırlılıkları yüzünden bu durumdayız. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi'ni inşa ettiğinde — ki bu, ABD'den kaynak bağımsızlığı sağlamaya yönelik doğru bir stratejiydi — sorun şuydu: Çin gemileri denizaşırı hammadde toplamaya gittiğinde ABD Donanması eşlik ediyordu. Geri dönerken ABD Donanması eşlik ediyordu. Çin ticaretinin güvenliğini garanti altına alan ABD Donanması'ydı. Ve Çinli politika yapıcıların aklına hiçbir zaman şu gelmedi: bir gün Amerika "bu kargoyu neden çalmıyoruz? Neden Çin gemilerine dünya çapında eşlik ediyoruz? Çalalım" diyebilir. Bu olasılık Çinli politika yapıcıların aklına hiç gelmedi. Nedenini bilmiyorum ama gerçek şu ki Çin şu anda büyük bir sıkıntıda.

Konuşmacı: Çin, Ortadoğu'daki altyapıya 200 milyar dolar yatırım yaptı. Çin şu anda petrol ihtiyacının yüzde 50 ila 60'ını Ortadoğu'dan karşılıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Ortadoğu'da savaşın kızışmasıyla Çin büyük bir sıkıntıda. Ve tekrar ediyorum, tüm bunlar Çin'in stratejik düşüncesinin sınırlılıklarıyla ilgili.

Konuşmacı: Şimdi Çin büyük bir sıkıntıda ve kısa vadede Çin'in Trump'ın taleplerine boyun eğmekten başka kesinlikle hiçbir seçeneği yok — yani Çin, Amerikan LNG'sinin büyük bir alıcısı olacak. Çin'in bu konuda kesinlikle hiçbir seçeneği yok. Hiçbir şekilde.

Rusya'nın Deniz Stratejisi ve Uzun Vadeli Yıpratma

Konuşmacı: Orta ve uzun vadede olacak olan şey, Rusya'nın denizlerde Amerika'ya meydan okumaya başlamasıdır. Amerika'nın deniz üstünlüğüne meydan okuyacak. Temelde Rusya'nın yapacağı şey, gölge filosunu silahlandırmak olacak. Rusya'nın denizde Amerika'yı askeri olarak yenme şansı yok. Ama Amerika bir yıpratma savaşı vermek zorunda kalacak. Ve zamanla Amerikan donanması aşağı çekilecek, yıpranacak ve kaybettiği gemileri yenilemek Amerika için çok zor olacak. Uzun vadede göreceğimiz budur. Ama kısa vadede Rusya ve Çin'in yapabileceği gerçekten hiçbir şey yok.

Birinci Dünya Savaşı Öncesi Döneme Benzerlik

Glenn Diesen: Evet. Mevcut durumu sık sık düşünüyorum ve Birinci Dünya Savaşı öncesine biraz benziyor. Almanya'nın güçlendiğini görüyordunuz — sanayi üretimi, çelik üretimi, tüm temel ölçütlerde. Bu arada İngilizler denizleri kontrol ediyordu. Almanya'nın İngilizlerle gerçek anlamda rekabet edebilme kapasitesi tamamen İngilizlerin elindeydi. Tek yapmaları gereken tedarik hatlarını kesmeye başlamak ya da tehdit etmekti — bu yüzden Almanlar da kara ya da deniz yoluyla başka koridorlar bulmak zorunda kaldı.

Glenn Diesen: Çinlilerle de biraz aynı durumu hissediyorum. Muhtemelen Kuşak ve Yol Girişimi'nin arkasındaki motivasyonlardan biri de buydu — yani tedarik hatlarınızı ve fiziksel ulaşım koridorlarınızı Amerikalılar düzenlerken, ekonomik olarak lider süper güç olarak ABD'ye rakip olamazsınız; bu mantıklı değil. Ama dediğiniz gibi korsanlığa ya da bu farklı ulaşım koridorlarını boğmaya dönüş — Venezuela ve Küba'daki ablukayı, Rus gemilerine el konulmasını gördük. Bu arada İran tankerlerine el konulması bu savaştan yıllar önce de oluyordu.

Glenn Diesen: Anlıyorum, çökmekte olan hegemon tüm ekonomik güç kaldıraçlarını silahlandıracaktır — teknolojilerine ve sanayilerine erişim, ulaşım koridorları, bankalar, para birimleri, bunların hepsi silahlandırılır. Ama ABD de her şeye kadir değil. ABD'nin dayanma kapasitesindeki temel zorluk ne? Çünkü dediğiniz gibi kendi borçlarıyla boğuşuyorlar. Tüm bu ekonomik sıkıntılar sosyal ve siyasi istikrarsızlığa da dönüşüyor. Yani İranlılarla bu oyunu çok uzun süre oynayabilecek gibi görünmüyorlar; bir noktada buna bir son vermeleri gerekecek.

İran Savaşının Durması Neden İmkânsız: Kalp Bölgesi Tezi

Konuşmacı: Bence amaç bu savaşın mümkün olduğunca uzun sürmesi. Nedeni şu: Ortadoğu'da barış olsaydı, Rusya, İran ve Çin bir araya gelip Amerika'nın denizler üzerindeki kontrolüne karşı bir ticaret ittifakı kurardı. Ve bu ticaret ittifakı kolayca Avrupa'ya, Afrika'ya uzanabilirdi. Bu, McKinder'in "kalp bölgesi tezi" dediği şeydir — Amerika ve İngiltere'nin imparatorluklarını sürdürme yolu deniz ulaşımını kontrol etmektir ve en büyük endişe, Avrasya'da kalp bölgesini birleştirecek ve Anglo-Amerikan deniz gücünü etkisiz kılacak bir gücün ortaya çıkmasıdır.

Konuşmacı: Bu yüzden İran'daki bu savaş duramaz. Durursa Rusya kuzey-güney ticaret koridorunu hayata geçirebilir ve Çin Kuşak ve Yol Girişimi'ni uygulayabilir. Ve Amerika'nın davranış biçimi göz önüne alındığında, Avrupa'nın, Ortadoğu'nun, Afrika'nın bu ticaret ittifakına memnuniyetle katılacağını ve temelde Batı Yarıküre'yi ve İngiltere'yi görmezden gelmeye çalışacağını düşünüyorum. Bu yüzden Amerika'nın İran'ı bırakması, İran'ı rahat bırakması mümkün değil. Mümkün olduğunca fazla kaos yaratmak ve Kuşak ve Yol Girişimi'ni sekteye uğratmak için kara birlikleri gönderecekler.

Konuşmacı: Görüyoruz ki İsrailliler ve Amerikalılar İran'daki demiryollarını hedef alıyor — ki bunlar Kuşak ve Yol Girişimi için hayati önem taşıyor. Dolayısıyla Kuşak ve Yol altyapısının yıllarca hedef alınmasını bekleyebiliriz.

Kara Operasyonu: Fizibilite Sorunu

Glenn Diesen: Evet, demiryollarının hedef alınmasını ben de fark etmeden edemedim — ayrıca Hazar Denizi'ndeki bazı limanları da. Yani Rusya, İran ve Hindistan'ın inşa ettiği tüm bu Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru baltalanıyor; ayrıca tabii ki İran'ın Çin'le bağlantısı da. Ama fizibiliteyi soruyorum — kara birlikleri tam olarak ne başarabilir? Ve ayrıca ABD kara birliklerini oraya gönderebilir mi? Çünkü güçlerini zaten oldukça aşırı yaymış durumdalar, değil mi?

Konuşmacı: Kara birliklerinin amacı temelde savaşı sürdürmek. Sorun şu ki, Amerikalıların ve İsrail'in son altı haftadır kullandığı hava savaşıyla hava gücünüzü sürdürmek çok zorlaşacak. Bakımı düzgün yapılmadığı için düşen uçaklar görüyoruz. İranların Amerikan hava gücüne karşı çok yaratıcı ve dirençli bir şekilde adapte olduğunu görüyoruz. Hava üstünlüğünü ancak kara birlikleri varken kurabilirsiniz.

Konuşmacı: Bence kara birliklerinin ana amacı İran'ı ele geçirmek değil — o bir intihar misyonu olur — ama temelde kıyı şeridini güvence altına almak ve İran'ın hava savunmalarını zayıflatmak, İran'ı savunmaya zorlamak. Bence asıl hedef — eğer ben bu savaşı yönetiyor olsaydım — İran'ı boğmak; tüm demiryollarını, tüm karayollarını kesmek ve nüfusu açlığa zorlamak.

Glenn Diesen: Yani sizce gidişat bu yönde mi?

Konuşmacı: Evet, öyle düşünüyorum.

Glenn Diesen: Bir uygarlığı yok etmek — ya da Trump'ın deyimiyle bir medeniyeti öldürmek.

Konuşmacı: Aynen öyle. İleriye dönük strateji bu olacak, evet. Temelde Tahran'ı kuşatmak.

Glenn Diesen: Çok büyük bir ülke, zor görünüyor ama... Evet. Demiryolları baltalanırsa... Ama Trump'ın iç sorunları da var tabii; bu popüler bir savaş değil halkın gözünde ve siyasi kutuplaşmayla daha da şiddetlenen güçlü bir siyasi muhalefeti var.

NATO Meselesi ve Avrupa'nın Bağımlılığı

Glenn Diesen: NATO hakkında sormak istiyordum çünkü bu birçok Avrupalıyı şaşırtıyor. Körfez ülkelerinde şu anda ABD'nin ön cephe devleti olmanın güvenliklerine aslında zarar verip vermediği tartışılıyor. Doğu Asya'da da benzer tartışmalar var. Ama Avrupa... Yani onlar ABD'nin en sadık, en itaatkar müttefikleri ya da ön cephe devletleri olmalı. İşler ters gitmeden önce Trump isteseydi İran savaşına muhtemelen katılırlardı bile. Ama Trump'ın NATO'yu neden baltalamak istediği gibi görünüyor? Çünkü Avrupalıların ABD olmadan güvenlik konusunda pek siyasi hayal güçleri yok.

I'll translate this final chunk, maintaining the same style and terminology.


Glenn Diesen: Yani, biliyorsunuz, Avrupalıların temelde Amerika'nın istediği her şeyi satın alması — dolarını kullanması, enerjisini alması, pahalı silahlarını satın alması — devasa bir kaynak gibi görünüyor. Avrupalılar, Amerika'nın yanlarında olacağına inanırlarsa her şeyi yaparlar. O zaman neden "artık yanınızda olmayacağız" diye büyük bir gösteri yapıyorsun? Çünkü Avrupalıların ABD'den kopup bağımsız bir yol aramasını sağlayacak tek şey, esasen ABD'nin kapıyı onların yüzüne kapatmasıdır — yoksa onlar Amerika'ya asla kapıyı kapatmazlar. Yani biraz garip; NATO'nun... Yani Avrupalıların gerçekten bir güç çarpanı olmadığını anlayabiliyorum. Masaya pek bir şey getirmiyorlar. Bir miktar maliyet oluşturuyorlar, ama yine de Trump'ın onlara karşı bu kadar küçümseyici olması biraz tuhaf.

Konuşmacı: Bence asıl savaş aslında ABD ile İran arasında değil. Asıl savaş küreselciler ile milliyetçiler arasında, değil mi? Yani ABD'de bu, finansal elit — Londra City ve Wall Street tarafından temsil edilen kesim — ile MAGA "Amerika Önce" hareketi arasındaki bir savaş. Trump'ın yapmak istediği şey, Amerika'yı bir imparatorluktan "teknat" denilen bir yapıya dönüştürmek. Bu, Büyük Kuzey Amerika fikri. Yani dünyadan çekilmek ve sadece Büyük Kuzey Amerika'yı konsolide etmeye odaklanmak — Kanada'yı ele geçirmek, Grönland'ı ele geçirmek, Meksika'yı ele geçirmek, Küba'yı ele geçirmek, Venezuela, Kolombiya, Honduras, Nikaragua. Tamam, yani Trump'ın son birkaç aydır kızdırdığı ülkeler bunlar. Ama büyük vizyon, Amerika'yı Büyük Kuzey Amerika'ya dönüştürmek ve dünyanın geri kalanına kaynak satan bir kıtasal kale haline getirmek — çünkü dünyanın geri kalanı savaşta ve hem gübreye hem enerjiye umutsuzca ihtiyaç duyuyor.

Ve Trump NATO'yu gerçekten derin devletin, küreselci sınıfın bir parçası olarak görüyor. Bu yüzden bu savaşı NATO ile ilişkileri koparmak için bir bahane olarak kullanıyor. Temelde Trump, NATO'nun Ukrayna'ya girip Ruslar tarafından tamamen yok edilmesinden son derece memnun olurdu. Bu onun büyük bir baş ağrısını çözerdi.

Yani evet, ABD ile İran arasında bir savaş var, ama küreselciler ile milliyetçiler arasında da bir gölge savaş olduğunu unutmamalıyız. Washington DC'nin Trump'ın savaşını desteklemesinin nedeni de bu — çünkü küreselciler İran'ın ezilmesini istiyorlar. İran'ın yok edilmesini istiyorlar ki imparatorluğun hegemonyasını genişletebilsinler. Trump'ın bu hedefe ulaşmak için kullanışlı bir aptal, bir kukla olduğunu düşünüyorlar. Ve bu yüzden Demokratlar onu durdurmadı.

Biliyorsunuz, iki hafta önce ABD'de "Kral Yok" protestoları vardı — milyonlarca insan katıldı. "Kral yok" demenize izin veriliyordu ama "savaş yok" demenize izin verilmiyordu. Düşünürsünüz ki insanlar savaş karşıtı bir duyguyla tiran karşıtı bir duygudan çok daha fazla harekete geçerler, ama Demokrat lobici gruplar tarafından organize edilen — ve çok Siyonizm yanlısı olan — bu protestlarda hiçbir savaş karşıtı duygu dile getirmenize izin verilmiyordu.

Bu da gösteriyor ki Washington DC'nin tamamı bu savaşın arkasında ve Trump'ın günah keçisi olacağını düşünüyorlar — bu savaş kötü gitse bile tüm suçu Trump üstlenecek, Cumhuriyetçiler ara seçimlerde silinecek, sonra Demokratlar 2028'de iktidarı geri alacak ve küreselci gündemlerini uygulayıp MAGA'yı bir daha geri gelmemek üzere yok edecekler.

Küreselciler vs. Milliyetçiler ve Rusya'nın Rolü

Glenn Diesen: Bu dil — küreselciler ile milliyetçiler — çok ilginç. Bu ayrım hakkında ilk okuduğum kaynak, 2004'te Samuel Huntington'dan başkası değildi. "Ölü Ruhlar" başlıklı bir makale yazmıştı ve tüm bu küreselleşmenin esasen ulustan kopuk bir siyasi elit yarattığını öne sürüyordu. Dünyadaki gelecekteki bölünmelerin kozmopolitanlar ya da küreselciler ile milliyetçiler ya da vatanseverler arasında olacağını öngörüyordu. Bence çok öngörülüydü. 2004'ten bahsediyoruz — aradan 22 yıl geçmiş. Ve bugünkü popülist liderlere bakarsanız — Marine Le Pen'den diğerlerine — temelde aynı dili kullanıyorlar.

Şimdi son bir soru sorayım: Rusya bu tabloya nasıl oturuyor? Çünkü tüm parçalar bir anlam ifade ediyor — ABD-Çin rekabetini anlıyorum, İran meselesini anlıyorum — ama Rusya, biliyorsunuz, birçok açıdan bir enerji süper gücü. ABD'nin rakibi olmak zorunda değil. Kozmopolitanlar ile milliyetçiler arasındaki bu rekabette ikincilere ait görünüyor. Peki sizce bu ABD'deki düşünceyi nasıl etkiliyor — üstelik İran ve Çin'in yakın ortağıyken?

Konuşmacı: Evet, şu anda ABD'nin asıl rakibi Çin değil — asıl rakip Rusya. Çünkü Rusya, Amerikan hegemonyasına meydan okuyacak kaynaklara, tarihi iradeye ve toprak bütünlüğüne sahip tek ülke. Şu anda Amerika'nın en büyük kaygısı Rusya ve İran'a karşı bu savaş aslında Rusya'nın Ukrayna'daki saldırganlığını dengelemek için bir araç olarak görülüyor. Temelde Rusya Ukrayna'ya girdiğinde, Amerika'nın Rusya'nın Heartland üzerindeki olası kontrolünü dengelemek için İran'a saldırmaktan başka seçeneği kalmadı.

Ve bu, önümüzdeki 20 yıl boyunca dünya için belirleyici mücadele olacak — ABD ile Çin arasında değil, Rusya ile Amerika arasında. Büyük soru şu: Dünya önümüzdeki 20 yılda kimin tarafında saf tutacak?

Tarih bir rehberse, çoğu ülke Rusya'nın tarafında saf tutmaya başlayacak. Peloponez Savaşı'na bakarsanız, asıl saldırgan Atina'ydı. Ve sonunda tüm dünya Atina'ya karşı birleşti — çünkü Atina büyük saldırgan olarak görülüyordu. Şu anda büyük saldırgan Amerika ve özellikle Avrupa, İran ve Çin'in büyük kurtuluş olarak Rusya'ya yöneldiğini görebiliyoruz.

Ve Rusya'nın yapacağı şey denizlerde Amerika'ya meydan okumaya başlamak olacak. Yine, Rusya'nın denizlerde Amerika'yı yenebileceğine dair bir umut olduğunu düşünmüyorum — ama Rusya'nın Amerika'ya meydan okumaya başlamaktan başka kesinlikle hiçbir seçeneği yok.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol