Judge Napolitano - Judging Freedom

Jeffrey Sachs: Rusya’nın NATO Kaygısının Geçmişi 1990’a Uzanıyor

İngilizce yayımlanan podcast kesitinde ekonomist ve akademisyen Jeffrey Sachs, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un NATO’nun Ukrayna’ya doğru genişlemesine ilişkin açıklamalarını değerlendirdi. Tartışma, Rusya’nın NATO’yu neden tehdit olarak gördüğü, 1990’da Almanya’nın yeniden birleşmesi sırasında Batılı yetkililerin Moskova’ya ne söylediği ve Ukrayna’nın ABD’nin Avrasya stratejisindeki yeri üzerinde yoğunlaştı.

Lavrov’un Batı’ya yönelttiği suçlama

Programın sunucusu, hafta sonu Sergey Lavrov tarafından yapılan bir açıklamayı gündeme getirdi. Sunucunun aktardığına göre Lavrov, Rusya’nın NATO’nun Ukrayna’ya girmesini Batı’nın Rusya’yı parçalamaya yönelik kesintisiz çabalarının bir parçası olarak gördüğünü Batılı ülkelere yeniden hatırlattı.

Sunucu, Lavrov’un bu tarihsel çizgiyi Napoleon ve Hitler dönemlerine kadar götürdüğünü, günümüzde ise Ukrayna’daki Bandera yanlılarını aynı anlatının içine yerleştirdiğini belirtti. Bu, Lavrov’un değerlendirmesi olarak aktarıldı; podcast kesitinde söz konusu tarihsel benzetmeleri destekleyecek bağımsız kanıtlar veya karşı görüşler sunulmadı.

Sunucu, Batı’nın Rusya’daki bu tehdit algısını yeterince anlamadığı kanaatinde olduğunu ifade etti. Ardından Sachs’a iki yönlü bir soru yöneltti: Vladimir Putin NATO’dan korkmakta haklı mıydı, yoksa NATO gerçekte etkisiz ve caydırıcılıktan yoksun bir ittifak mıydı?

Sachs, yanıtında NATO’nun “etkisiz” olup olmadığı konusunu doğrudan ele almadı. Bunun yerine Rusya’nın NATO’ya yönelik kaygısının tarihsel ve stratejik gerekçeleri bulunduğunu savundu. Değerlendirmesinin başlangıç noktası olarak 1990’daki Almanya’nın yeniden birleşme görüşmelerini seçti.

Jeffrey Sachs’ın başlangıç noktası: 1990 görüşmeleri

Sachs, tartışmayı “36 yıl önceye”, 10 Şubat 1990 tarihine götürdü. Anlattığına göre dönemin Almanya Şansölyesi Helmut Kohl, Sovyetler Birliği lideri Mikhail Gorbachev’e, Sovyet yönetiminin Almanya’nın yeniden birleşmesini kabul etmesi halinde NATO’nun bu durumdan yararlanmayacağını ve doğuya doğru ilerlemeyeceğini söyledi.

“Helmut Kohl, Mikhail Gorbachev’e Sovyetler Birliği Almanya’nın yeniden birleşmesini kabul ederse NATO’nun bundan yararlanmayacağını ve doğuya doğru ilerlemeyeceğini söyledi,” diyen Jeffrey Sachs, bu beyanın 10 Şubat 1990’da verildiğini belirtti.

Sachs, benzer bir açıklamanın Kohl hükümetinin Dışişleri Bakanı Hans-Dietrich Genscher tarafından da yapıldığını söyledi. Kohl ile Genscher’i şahsen tanıdığını özellikle ekleyen Sachs, aynı yöndeki bir başka sözün de 7 Şubat 1990’da dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker III tarafından dile getirildiğini anlattı. Baker’ı da tanıdığını belirtti.

Sachs’ın anlatımına göre bu mesaj yalnızca Gorbachev’e verilmedi. Sovyetler Birliği’ne ve daha sonra Rusya Devlet Başkanı olan Boris Yeltsin’e, Almanya’nın yeniden birleşmesinin NATO’nun doğuya ilerlememesiyle birlikte gerçekleşeceği açık biçimde aktarıldı.

“Sovyetler Birliği’ne ve Rusya Devlet Başkanı Yeltsin’e, Almanya’nın yeniden birleşmesine NATO’nun doğuya doğru hiçbir biçimde ilerlememesinin eşlik edeceği açık ve kesin biçimde söylendi,” diyen Jeffrey Sachs, bu iddiayı bugünkü Rusya-NATO geriliminin tarihsel temeli olarak sundu.

Sachs, “Bu başlangıç noktasıdır,” diyerek Rusya’nın daha sonraki NATO genişlemelerini yalnızca bağımsız ülkelerin ittifaka katılması olarak değerlendirmediğini ifade etti. Onun anlatısına göre Moskova, bu gelişmeleri 1990’da kendisine verilen güvencelerle çelişen bir stratejik ilerleme olarak algılıyor.

Podcastin paylaşılan bölümünde 1990’daki konuşmaların hukuki statüsü, yazılı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmediği veya Batılı yetkililerin bu görüşmelere ilişkin farklı yorumları ele alınmadı. Dolayısıyla kesitte sunulan çerçeve, Sachs’ın olaylara ilişkin anlatımıyla sınırlı kaldı.

Rusya’nın NATO’yu tehdit olarak görmesi

Sachs, Sovyetler Birliği’nin ve ardından Rusya’nın NATO’yu bir tehdit olarak görmesinin gerekçesiz olmadığını savundu. Ona göre Rusya’nın kaygısı yalnızca NATO’nun coğrafi olarak doğuya yaklaşmasından kaynaklanmıyor; ABD’deki bazı etkili stratejistlerin Rusya’nın zayıflatılması veya parçalanması yönündeki görüşleri de bu algıyı besliyor.

“Sovyetler Birliği ve Rusya, haklı nedenlerle NATO’yu bir tehdit olarak görüyor,” diyen Jeffrey Sachs, ABD’nin önde gelen “sözde stratejistlerinin” hedefin Rusya’yı zayıflatmak ya da parçalamak olduğunu defalarca söylediklerini savundu.

Sachs’ın kullandığı “sözde stratejistler” ifadesi, söz konusu isimlere yönelik eleştirel tutumunu yansıtıyordu. Bununla birlikte kesitte, aynı stratejistlerin veya ABD yönetimlerinin bu değerlendirmeye vereceği yanıt yer almadı.

Sachs, Rusya’yı zayıflatma hedefinin tek bir açıklamayla sınırlı olmadığını, farklı metinlerde tekrarlandığını ileri sürdü. Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olarak 1997’de yayımlanan Zbigniew Brzezinski imzalı The Grand Chessboard kitabını gösterdi. Sachs, kitabı bu tartışmayı anlamak açısından “en önemli” çalışmalardan biri olarak değerlendirdi.

Onun aktardığı çerçevede NATO, Rusya’nın gözünde yalnızca kolektif savunma amacı taşıyan bir ittifak değil. ABD’nin askerî ve siyasi nüfuzunu Avrupa ile Asya boyunca doğuya taşımasının temel araçlarından biri olarak algılanıyor. Sachs’ın yanıtı, Putin’in NATO’dan kaygı duymakta haklı olduğu yönündeki görüşünü bu stratejik okumaya dayandırdı.

Brzezinski, Avrasya ve Ukrayna’nın rolü

Sachs, The Grand Chessboard kitabının amacını ABD’nin Avrupa ile Asya’dan oluşan geniş Avrasya coğrafyasındaki “önceliğini” veya üstün konumunu nasıl koruyabileceğini açıklamak şeklinde özetledi. Ona göre Brzezinski’nin sunduğu yanıt, ABD ile Avrupa’nın askerî ve siyasi aygıtlarını doğuya doğru ilerletmesi ve Rusya’yı esasen çevrelemesiydi.

Sachs, bu stratejide Ukrayna’ya belirleyici bir yer verildiğini söyledi. Brzezinski’nin yaklaşımını aktarırken, “Ukrayna’yı almamız gerekiyor,” diyen Jeffrey Sachs, bu düşüncenin Ukrayna’nın Rusya’nın güç statüsü üzerindeki etkisine dayandığını açıkladı.

Buradaki “almak” ifadesi Sachs’ın Brzezinski’ye atfettiği stratejik yaklaşımın Türkçe karşılığıdır. Podcast kesitinde bunun doğrudan bir askerî işgal çağrısı mı, Ukrayna’yı Batı’nın siyasi ve güvenlik düzenine dâhil etme hedefi mi yoksa başka bir jeopolitik yönelim mi olduğu ayrıca açıklanmadı. Sachs, ifadeyi ABD’nin Avrasya’daki üstünlüğünü koruma planı bağlamında kullandı.

“Bunu yaparak Rusya’yı ikinci ya da üçüncü sınıf bir güç haline getirirsiniz,” diyen Jeffrey Sachs, Ukrayna’nın Batı tarafına yönelmesinin Rusya’nın bölgesel ve küresel konumunu ciddi biçimde zayıflatacağı görüşünü Brzezinski’ye atfetti.

Sachs’a göre Brzezinski, yine 1997’de, Rusya’nın gevşek biçimde konfedere olmuş üç ayrı devlete bölünmesinin hem hedef hem de olasılık olduğunu yazdı. Sachs bu üç yapıyı Avrupa Rusyası, Sibirya ve Uzak Doğu şeklinde sıraladı.

“Başka bir deyişle amaç esasen Rusya’yı parçalamaktı,” diyen Jeffrey Sachs, Brzezinski’nin ortaya koyduğu senaryoyu ABD stratejisinin Rusya’nın bütünlüğüne yönelik niteliğinin kanıtı olarak değerlendirdi.

Podcast bölümünde Brzezinski’nin kitabındaki ifadelerin daha geniş bağlamı aktarılmadı. Kitabın söz konusu ihtimali bir politika önerisi, uzun vadeli tahmin veya teorik senaryo olarak mı ele aldığına ilişkin başka bir yorum da sunulmadı. Dinleyiciye ulaşan argüman, Sachs’ın kitaba ilişkin özeti ve bundan çıkardığı sonuçlardan oluştu.

RAND Corporation’ın “Extending Russia” çalışması

Sachs, görüşünü desteklemek için 2019’da RAND Corporation tarafından yayımlanan Extending Russia adlı çalışmaya da değindi. Çalışmanın devlet tarafından finanse edilen bir sözleşme kapsamında hazırlandığını söyleyen Sachs, belgenin amacının Rusya’nın nasıl zayıflatılabileceğini incelemek olduğunu ileri sürdü.

“RAND Corporation, 2019’da Extending Russia adlı bir çalışma yayımladı,” diyen Jeffrey Sachs, kurumun hedefi Rusya’yı nasıl zayıflatabileceğini araştırmak şeklinde açıkladığını belirtti.

Bu örnek, Sachs’ın yanıtındaki kronolojik hattı tamamladı. Sachs önce 1990’da NATO’nun doğuya ilerlemeyeceğine ilişkin verildiğini söylediği güvenceleri, ardından 1997’de Brzezinski’nin Ukrayna ve Rusya hakkında ortaya koyduğu stratejik yaklaşımı, son olarak da 2019 tarihli RAND Corporation çalışmasını sıraladı.

Sachs bu üç unsuru birbirinden kopuk gelişmeler olarak sunmadı. Bunları, Rusya’nın Batı’nın niyetlerine kuşkuyla yaklaşmasını açıklayan süreklilik içindeki işaretler olarak değerlendirdi. Ona göre Moskova açısından mesele, yalnızca NATO’nun kaç üyesi bulunduğu veya ittifakın belirli bir anda ne kadar askerî kapasiteye sahip olduğu değil; Batılı karar alıcıların Rusya’yı çevreleme, zayıflatma ya da parçalama hedefi taşıdığı yönündeki algıydı.

Kesitte RAND Corporation’ın çalışmasının başka önerilerine, seçenekler arasındaki risk değerlendirmelerine veya kurumun çalışmayı nasıl tanımladığına yer verilmedi. Bu nedenle podcastteki değerlendirme, çalışmanın Sachs tarafından vurgulanan “Rusya’yı zayıflatma” boyutuyla sınırlı kaldı.

Füze sistemleri, CIA ve Rusya sınırındaki savaşlar

Sachs, tarihsel anlatısını güncel güvenlik kaygılarıyla ilişkilendirdi. Rusya’nın kendi sınırlarında ABD’ye ait füze sistemleri bulunması ihtimalinden kaygı duyduğunu ve bu kaygının haklı olduğunu savundu.

“Evet, Rusya sınırındaki ABD füze sistemlerinden kaygı duyuyor,” diyen Jeffrey Sachs, Moskova’nın tehdit algısının somut askerî unsurlara da dayandığını vurguladı.

Sachs ayrıca Rusya’nın CIA’in Ukrayna’daki varlığından ve faaliyetlerinden kaygı duyduğunu ileri sürdü. Ona göre Moskova, CIA’in Ukrayna’daki faaliyetlerinin Rusya’yı istikrarsızlaştırma veya zayıflatma amacı taşıdığına inanıyor. Sachs bu iddiayı Rusya’nın bakışı olarak aktarmakle yetinmedi; kaygının haklı olduğu yönündeki kendi değerlendirmesini de açıkça ortaya koydu.

“Rusya, CIA’in Ukrayna’nın her yerinde Rusya’yı bozma ya da zayıflatma niyetiyle bulunmasından kaygı duyuyor,” diyen Jeffrey Sachs, ABD’nin Rusya sınırlarında savaşları kışkırtmaya çalıştığı yönündeki endişenin de Moskova’nın güvenlik hesabında bulunduğunu ekledi.

Podcastin verilen kesitinde CIA faaliyetlerine veya ABD’nin savaşları kışkırttığı iddiasına ilişkin somut olaylar, tarihler ya da belgeler sunulmadı. Bu suçlamalara ABD yönetimi, NATO veya Ukrayna tarafından verilmiş bir yanıt da aktarılmadı. İddialar, Sachs’ın Rusya’nın kaygılarını açıklayan değerlendirmeleri olarak yer aldı.

Putin’in NATO korkusuna verilen yanıt

Sunucunun sorusu Putin’in NATO’dan korkmakta haklı olup olmadığı ile NATO’nun “etkisiz” olup olmadığı arasında bir karşılaştırma kurmuştu. Sachs ise yanıtını ilk seçeneğe yoğunlaştırdı. NATO’nun askerî kapasitesinin zayıf veya etkisiz olduğunu savunmadı; Rusya’nın ittifakı ve ABD’nin bölgedeki faaliyetlerini tehdit olarak görmesinin haklı gerekçeleri bulunduğunu belirtti.

Sachs’ın temel argümanı, Rusya’nın bugünkü kaygılarının yalnızca Ukrayna’daki savaş veya yakın dönem gelişmeleri üzerinden okunamayacağıydı. Ona göre 1990’da verildiğini söylediği NATO güvenceleri, Brzezinski’nin 1997’deki Avrasya stratejisi, Rusya’nın parçalanması ihtimali ve RAND Corporation’ın 2019 tarihli çalışması birlikte değerlendirilmeliydi.

Bu çerçevede Sachs, Ukrayna’yı daha geniş bir ABD-Rusya rekabetinin kilit alanı olarak tanımladı. Rusya’nın füze sistemleri, CIA faaliyetleri ve sınırlarındaki savaşlar hakkındaki kaygılarını da bu tarihsel sürekliliğin güncel sonuçları şeklinde sundu.

Kesitte bu değerlendirmelere karşı çıkan bir konuk veya NATO’nun genişlemesine ilişkin alternatif bir açıklama bulunmadı. Dolayısıyla tartışma, sunucunun Lavrov’un açıklaması üzerinden yönelttiği soru ve Sachs’ın Rusya’nın tehdit algısını büyük ölçüde haklı bulan yanıtı etrafında şekillendi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol