Jang Shu Chin: “Iran Savaşı Dünyayı Sürekli Çatışma Çağına Sürüklüyor”
İngilizce yayımlanan bölümde sunucu, internet üzerinde dikkat çeken analizleriyle tanıtılan Jang Shu Chin’i yeniden konuk etti. Programda İran savaşı, Hürmüz Boğazı, ABD’nin küresel konumu, Orta Doğu’daki bölgesel dengeler, Ukrayna savaşı, Avrupa’nın stratejik krizi, Taiwan meselesi ve Batı’da meşruiyet sorunu tartışıldı.
İran Savaşı ve Küresel Ekonomi
Sunucu, uluslararası güç dağılımındaki hızlı değişimlerin genellikle yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı olduğunu belirterek, II. Dünya Savaşı ve Soviet Union’ın çöküşü gibi örnekleri hatırlattı. İran’daki savaşın bu ölçekte olmayabileceğini, ancak Hürmüz Boğazı ve bölgeyle sınırlı kalmayıp daha geniş sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Sunucu, ABD’nin İran’da yenilgisini “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmesine izin veren her sonuç” olarak tanımladı.
Jang Shu Chin, Gulf Cooperation Council (Körfez İşbirliği Konseyi) ülkelerinin uzun süre küresel ekonominin ana motorlarından biri olduğunu savundu. Ona göre bu ülkeler petrolü ucuz biçimde ABD doları karşılığında satıyor ve geliri ABD ekonomisine geri aktarıyordu. “GCC küresel ekonomiden çıkarılırsa bunun herkes için çok büyük sonuçları olur,” diyen Jang Shu Chin, dünyanın stratejik yakıt rezervlerinin bir ya da iki ay içinde tükenebileceğini, bunun da uçuşları ve taşımacılığı etkileyebileceğini belirtti.
Chin ayrıca Hürmüz’den geçen ticaretin küresel gübre arzıyla bağlantılı olduğunu vurguladı. Bölgenin dünyanın gübresinin üçte birini sağladığını, şu anda dünyada büyüme sezonu yaşandığını ve beş-altı ay içinde özellikle Africa’da yaygın kıtlık görülebileceğini öne sürdü. “Hürmüz’de olanların jeopolitik sonuçları abartılamaz,” diyen Chin, dünyanın bu ekonomik ve jeopolitik sarsıntıya hazırlıklı olmadığını ifade etti.
Hürmüz Boğazı, Körfez Ülkeleri ve Bölgesel Denge
Sunucu, Orta Doğu’nun enerji, gübre ve kargo ticareti açısından temel bir merkez olduğunu; bölgedeki zayıf aktörlerin dış güçlerce domine edilmesi halinde daha sömürücü ilişkilerin ortaya çıkabileceğini söyledi. İran’ın yenilmesi veya üstün çıkması durumunda bunun bölgesel istikrarı nasıl etkileyeceğini sordu.
Chin, mevcut durumda İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde fiili kontrol ve egemenlik kurduğunu savundu. Ona göre İran geçişlerden fiilen ücret topluyor ve bu yolla yarım milyar dolar kazandığına dair haberler var. “Statüko böyle kalırsa İran’ın kazanacağı çok şey var,” diyen Chin, Tehran’ın bu geliri ekonomisini yeniden inşa etmek, sanayileşmek ve China ile Russia’yla daha güçlü ticaret ilişkileri kurmak için kullanabileceğini belirtti.
ABD’nin İran gemilerine karşı deniz ablukası uygulamaya çalıştığını söyleyen Chin, bunun özellikle China’ya petrol ihracatını engellemeyi amaçladığını ifade etti. Ancak Indian Ocean’ın büyüklüğü ve ABD donanmasının sınırlı kaynakları nedeniyle tam bir ablukanın uygulanmasının zor olduğunu savundu.
Chin’e göre savaşı en çok isteyen aktörlerden biri United Arab Emirates. Dubai’nin Orta Doğu’da ticaret ve finans için önemli bir merkez olduğunu, fakat güvenli liman itibarının sarsıldığını söyledi. Saudi Arabia’nın ise hem Hürmüz Boğazı hem de Iran destekli vekil güçlerin Red Sea üzerindeki etkisi nedeniyle zor durumda olduğunu değerlendirdi. Israel’in de savaşı sürdürmek istediğini savunan Chin, bunu “Greater Israel” projesiyle ilişkilendirdi. Israel’in Turkey ve Egypt’e saldırabileceğini tartıştığını ya da buna dair uyarılar yaptığını ileri sürdü.
Daha Büyük Bir Orta Doğu Savaşı İhtimali
Chin, Orta Doğu’daki durumu “barut fıçısı” olarak nitelendirdi. Statükonun üç ila beş ay korunmasına şaşıracağını söyledi. Ona göre ABD’nin Iran’a hava saldırıları düzenlemesi ya da Israel’in Hürmüz’de Gulf of Tonkin olayına benzer bir “false flag” hadisesi yaratması mümkün.
Donald Trump’ın kaybeden görünmek istemeyeceğini savunan Chin, ABD’nin dikkat dağıtmak için başka kriz alanlarına yönelebileceğini söyledi. Bu bağlamda Cuba’yı olası yeni küresel kriz noktası olarak değerlendirdi. ABD’nin Cuba’ya ambargo uyguladığını, Cubanların yakıt, gıda ve suya erişimde sıkıntı yaşadığını, ayrıca 92 yaşındaki Raul Castro hakkında iddianame düzenlendiğini belirtti. Chin, bunun Venezuela’daki Maduro senaryosuna benzeyebileceğini savundu.
Chin ayrıca North Korea-South Korea hattının da kriz alanına dönüşebileceğini söyledi. Europe’taki savaşın da tırmanacağını belirterek Luhansk’ta bir öğrenci yurduna saldırıda en az altı öğrencinin öldüğünü, Putin’in buna çok öfkelendiğini ve hızlı karşılık sözü verdiğini aktardı. Putin’in Ukraine’e karşı “özel askeri operasyon” yerine savaş ilan etmesi halinde Russia’nın total savaşa geçebileceğini öne sürdü.
Russia, China ve Iran’a Yaklaşımlar
Sunucu, Russia ve China’nın Western Hemisphere’da ABD sınırlarına yakın krizlerde ne ölçüde müdahil olacağını; buna karşılık Orta Doğu’da daha büyük rol oynayıp oynamayacağını sordu. Chin, Iranian Foreign Minister Abbas Araghchi’nin geçen ay Russia ve China’yı ziyaret ettiğini hatırlattı.
Chin’e göre Putin, Iran halkına destek konusunda net bir tutum aldı ve Russia’nın American ve Israeli tarafını saldırgan olarak gördüğünü gösterdi. “Russia ve Iran arasındaki hatlar sağlam,” diyen Chin, Iran zor durumda kalırsa Russia’nın Caspian Sea üzerinden destek verebileceğini savundu. GCC ülkelerinin Russia’ya Iran’ın Hürmüz’ü kapatmasından şikâyet ettiğini, Putin ve Sergey Lavrov’un ise Americanların Iran’da 200 kız öğrenciyi öldürdüğü iddiasını gündeme getirdiğini aktardı.
China’nın tavrının farklı olduğunu söyleyen Chin, Araghchi’nin Beijing’de Chinese Foreign Minister Wang Yi tarafından karşılandığını, China’nın ateşkes ve küresel ticarete dönüş aradığını belirtti. “China taraf tutmuyor; arabulucu olmaya çalışıyor,” diyen Chin, buna rağmen American ve Israeli tarafının uluslararası hukuku ihlal eden saldırganlar olduğunu savundu. China’nın Middle East LNG kaybını telafi etmek için ABD’den daha fazla LNG alımı konusunda anlaşma yapabileceğini öne sürdü.
Lebanon, Hezbollah ve Barışın Sınırları
Sunucu, Iran’ın üstün çıkması halinde Israel’in Greater Israel projesinin çöküp çökmeyeceğini sordu. Chin, ABD’nin bu savaştan çekilmesinin imkânsız olduğunu savundu ve American-Iranian görüşmelerinde üç temel anlaşmazlık olduğunu söyledi: uranium meselesi, Hürmüz Boğazı ve Lebanon.
Chin’e göre uranium konusunda Iran uluslararası denetçilere izin vererek taviz verebilir. Hürmüz konusunda da ABD ile bir uzlaşma olabilir. Ancak Lebanon konusunda Iran, yapılacak barışın Lebanon’u da kapsamasını ve Israel’in Lebanon’dan çekilmesini istiyor. Chin, ABD bunu kabul etse bile Israel’e uygulatamayacağını savundu. “Israel, Americanların tekrar tasma takamayacağı bir pitbull,” diyen Jang Shu Chin, Lebanon meselesi çözülmeden kalıcı barışın mümkün olmadığını belirtti.
Chin, Israel’in Lebanon’un tamamını, ayrıca Jordan ve Syria’yı ele geçirmek istediğini öne sürdü. Ona göre yapılacak herhangi bir anlaşma geçici olur ve savaş en fazla altı ay içinde yeniden başlayabilir. Zionist lobinin American siyaseti üzerindeki etkisine de değinen Chin, Kentucky’de Thomas Massie’ye karşı 30 milyon dolar harcandığını, bunun diğer siyasetçilere mesaj niteliği taşıdığını savundu.
ABD Borcu ve Savaşın Sürekliliği
Sunucu, tarafların fiilen ateşi kesip teknik olarak savaşta kalmasının mümkün olup olmadığını sordu. Chin, bunun birçok kişi tarafından beklendiğini ama ABD’nin zamana karşı yarıştığını söyledi. ABD’nin 39 trilyon dolar ulusal borcu olduğunu ve yalnızca faiz ödemelerine yılda yaklaşık 2 trilyon dolar harcadığını belirtti.
Chin’e göre ABD borcunu sürdürebilmek için dünyayı US Treasury almaya zorlamak zorunda. Treasury getirilerinin yüzde 5-6 seviyesine çıktığını, Japan ve China’nın US Treasury sattığını, GCC ülkelerinin de petrol satamadıkları için altın almak ve ekonomilerini finanse etmek amacıyla Treasury sattığını savundu. “America bekleyemez; çok beklerse tüm ekonomisi çökebilir,” diyen Chin, bunun saatli bomba olduğunu ifade etti.
ABD’nin Iran’dan çekilmesi halinde dünyanın America’yı “paper tiger” olarak göreceğini söyleyen Chin, bunun doların küresel rezerv para rolünü zayıflatacağını öne sürdü. Hava savaşının da sürdürülemeyeceğini, çünkü altı haftalık bombardımanda dört yıllık mühimmat harcandığını iddia etti. Ona göre tek seçenek kara birlikleri göndermek; bunun için de ulusal seferberlik, yaklaşık yarım milyon asker ve American halkını ikna edecek bir dizi olay gerekir.
Palestine, Gaza ve Israel İçindeki Yaklaşımlar
Sunucu, Iran ile Israel arasında bir tür uzlaşma için Palestine meselesinin çözülmesi gerekip gerekmediğini sordu. Chin, Trump’ın kendi açısından Palestine sorununu çözdüğünü düşündüğünü söyledi. Ona göre Trump, Jared Kushner ve Steve Witkoff’un Gaza’yı bir Mediterranean resort olarak yeniden geliştireceğini, Palestinianlara iş sağlayacağını ve herkesi zengin edeceğini varsayıyor.
Chin, bunun gerçeği yansıtmadığını savundu. Gaza’da çatışmaların sürdüğünü, Israel’in ateşkese uymadığını ve savaş suçları işlendiğini söyledi. Israel devletindeki bazı unsurları “messianic” ve “eschatological” olarak nitelendiren Chin, bu grupların Greater Israel projesini gerçekleştirmek ve Palestinianları bölgeden temizlemek istediğini ileri sürdü. Bu nedenle jeopolitik hesaplarla hareket edenlerle dini motivasyonla hareket edenler arasında uzlaşma görmediğini belirtti.
Ukraine Savaşı ve Avrupa’nın Yanılgısı
Sunucu, Iran savaşının neden bitirilemediğini anladığını, ancak Ukraine savaşını neyin sürdürdüğünü sordu. Chin, bunun “kendini kandırma” olduğunu söyledi. European elitlerin kendi bakış açılarından Ukraine’in savaşı kazandığına inandığını savundu.
Chin’e göre Brussels’daki elit çevrelerde yalnızca savaşı bütünüyle destekleyenler kabul görüyor. Ukraine’in bir milyondan fazla insan kaybettiği ya da savaşı sürdürecek kaynaklarının olmadığı söylendiğinde, bunu dile getirenler hain veya karamsar ilan ediliyor. “Brussels’daki insanlar kendi küçük fantezi dünyalarında yaşıyor,” diyen Jang Shu Chin, European elitlerin Russia ekonomisinin her an çökeceğine, Putin’in devrileceğine ya da Ukraine’in Crimea’ya gireceğine inandığını belirtti.
Sunucu, European elitlerin gerçekliği kabul etmek yerine anlatı kurmaya çalıştığını söyledi. Chin buna ek olarak, bu fanteziyi korumak için Europe’un her şeyi feda edebileceğini savundu. Germany’nin zorunlu askerliği planladığını, Europeanların savaşı “son Ukrainian ve son European’a kadar” sürdürebileceğini söyledi.
ABD’nin Büyük Stratejisi ve Sürekli Çatışma
Chin, tüm bu gelişmelerin arkasında daha büyük bir American stratejisi olduğunu savundu. Ona göre unipolar dönemde America küresel barış ve güvenliği garanti ederek ticareti mümkün kıldı. Ancak 39 trilyon dolarlık borç, finansallaşmış ekonomi ve üretimin China’ya kayması nedeniyle artık bunu yapamıyor.
Chin, America’nın dünyayı sürekli çatışma dönemine sokmak istediğini ileri sürdü. Bu stratejide America Western Hemisphere’a çekiliyor, Monroe Doctrine benzeri bir anlayışla Venezuela, Cuba, Canada, Greenland, Mexico ve Colombia gibi alanlar üzerinde kontrol kurmaya çalışıyor. Ardından Europe’ta Russia ile Germany, France ve Britain tarafından desteklenen Ukraine arasında uzun süreli savaş; Asia-Pacific’te ise Japan, South Korea ve Philippines gibi aktörler üzerinden China’yla gerilim yaratılıyor.
“America’nın yaratmak istediği dünya sürekli çatışma dünyasıdır,” diyen Chin, bunun II. Dünya Savaşı’na benzediğini savundu. Ona göre II. Dünya Savaşı America’yı büyük güç haline getirdi; Europeanlar ve Japanese yıprandıktan sonra America sahneye çıktı ve Pax Americana’yı kurdu. Chin, bazı American stratejistlerin benzer bir sonuç hedefleyebileceğini söyledi.
Japan, China ve Taiwan Meselesi
Sunucu, ABD ittifak sisteminin bu stratejiyi taşıyıp taşıyamayacağını sordu. Chin, kısa vadede bunun mümkün olduğunu belirtti ve Japan örneğini verdi. Japan’ın petrolünün önemli bölümünü Hürmüz’den aldığını, kaynaklarının sınırlı olduğunu ve rezerv kaybettiğini söyledi. America’nın Japan’da 50 bin askeri bulunduğunu, Japan’ın kendi CIA benzeri yapısını kurmasına ve yeniden silahlanmasına yardım ettiğini ifade etti. Ona göre Japan’ın American vekili olmaktan başka seçeneği yok.
China-Japan geriliminin arttığını belirten Chin, Prime Minister Takayachi’nin Taiwan’ı Japan’ın stratejik çıkarının merkezinde görmesinden sonra söylemin sertleştiğini söyledi. China’nın Japanese havayollarına hava sahasını kapatmayı tartışmasının büyük bir tırmanma olacağını belirtti.
Taiwan konusunda ise Chin, Trump’ın Mayıs ortasında China’yı ziyaret ettiğini ve Chinese çevrelerde bunun US-China ilişkilerinde dönüm noktası olarak görüldüğünü söyledi. Ona göre olası bir “grand bargain” çerçevesinde America, Chinese finans piyasasına erişim isterken China, America’dan Taiwan bağımsızlığına karşı açık pozisyon bekliyor. Chin, Trump’ın Taiwan’a 14 milyar dolarlık silah sevkiyatını durdurduğunu ya da askıya aldığını, TSMC’nin Arizona’da fabrika açtığını ve America’nın Taiwan’ı feda etmeye hazır olabileceğini savundu. Ancak Taiwan’ın China ile birleşmesinin Japan açısından kabul edilemez olacağını, çünkü bunun China’ya Pacific Ocean’a doğrudan erişim sağlayacağını söyledi. Bu nedenle gerçek kriz noktasının Taiwan değil North Korea olabileceğini belirtti.
Batı’da Meşruiyet Krizi ve Çöküş Tartışması
Programın son bölümünde sunucu, Batı’da siyasi elitlerin denationalized bürokratlara dönüştüğünü, diplomatların diplomacy’ye inanmadığını, medyanın information warrior gibi davrandığını ve anlatıya meydan okuyanların sansürlendiğini söyledi. Kamuoyunda hükümete, siyasetçilere ve medyaya güvenin çöktüğünü belirtti.
Chin, Batı’nın uçuruma gittiğini söyledi. “Hayatımız boyunca Batı’nın düşüşüne tanıklık edeceğiz,” diyen Jang Shu Chin, tarihsel ve dini geleneklerde toplumların çöküşüne dair işaretler bulunduğunu savundu. İlk işaretin demografik kriz olduğunu; nüfusun yaşlandığını, gençlerin çocuk sahibi olmak istemediğini ve göçün kültürel çatışmaları artırdığını söyledi. İkinci işaretin finansallaşma olduğunu; toplumun artık üretmek yerine spekülasyon yaptığını, gençlerin öğrenci kredileri ve kredi kartı borçlarıyla ezildiğini belirtti. Üçüncü işaretin ahlaki çürüme olduğunu; doğru ve yanlış duygusunun zayıfladığını, her şeyin kâr ve kurallara indirgendigini savundu.
Chin, milyarderlerin aşırı servet birikimini de çöküş belirtisi olarak gördüğünü söyledi. America’da 10 milyarderin nüfusun en alttaki yüzde 50’si kadar servete sahip olduğunu, bir hedge fund yöneticisinin bir yılda America’daki tüm anaokulu öğretmenlerinin toplamından fazla kazandığını öne sürdü. Programın sonunda göç tartışmasına değinen Chin, H-1B vize sisteminin bazı yönleriyle insan kaçakçılığına benzediğini savundu; şirketlerin çalışanları geri gönderme gücünün bu insanları sisteme bağımlı hale getirdiğini söyledi.
Giriş ve Küresel Güç Dengeleri
Sunucu: Yeniden hoş geldiniz. Bugün, mükemmel analiziyle internette büyük yankı uyandıran Jang Shu Chin’i tekrar programımızda ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Programa yeniden katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Jang Shu Chin: Teşekkürler, L.
Sunucu: Uluslararası güç dağılımındaki hızlı değişimlerin son derece yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı olma eğiliminde olduğunu görüyoruz. Genellikle dünya düzeninin değiştiği zamanlar da bunlardır; yani büyük savaşlardan ya da devletlerin çöküşünden sonra. Örneğin II. Dünya Savaşı uluslararası sistemi temelden değiştirdi. Soviet Union’ın çöküşü de dünya düzenini iki kutuplu bir düzenden tek kutuplu bir düzene dönüştürdü.
Ama Iran’daki savaş, görünen o ki yalnızca Hürmüz Boğazı’nı ve bölgeyi değiştirmekten daha fazlasını yapıyor. Daha geniş sonuçlar doğurma potansiyeline sahip. Bunu illa II. Dünya Savaşı ya da Soviet Union’ın çöküşü kategorisine koymazdım, ama United States’ın Iran’da olası bir yenilgisini nasıl görüyorsunuz? Ben yenilgiyi, Iran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmesine izin veren herhangi bir sonuç olarak tanımlardım. Sizce bu daha geniş dünyayı nasıl etkiler?
Hürmüz Boğazı ve Küresel Ekonomi
Jang Shu Chin: Evet. Uzun süre boyunca GCC küresel ekonominin ana itici gücüydü. Temelde petrolü US dollar karşılığında çok ucuza sattı ve bunu yeniden US ekonomisine aktardı. Dolayısıyla GCC küresel ekonomiden çıkarılacak olursa bunun herkes için çok büyük sonuçları olur.
Bir ya da iki ay içinde dünyanın stratejik yakıt rezervlerinin tükeneceği söyleniyor ve bu çok sayıda uçağı etkiler. Daha büyük mesele ise bu geçiş hattının dünyaya gübresinin üçte birini sağlaması ve şu anda dünyanın her yerinde büyüme mevsimi. Bu nedenle beş ya da altı ay içinde özellikle Africa’da olmak üzere tüm dünyada yaygın kıtlık görmemiz çok mümkün.
Hürmüz Boğazı’nda olanların jeopolitik sonuçları kesinlikle abartılamaz. Ne yazık ki dünya şu anda yaşananların radikal ekonomik ve jeopolitik sonuçlarına hiç hazır değil.
Sunucu: Peki sizce bu savaş Middle East’i nasıl yeniden yönlendirebilir? Çünkü Middle East, enerji için kilit bir merkez olduğu için sanırım doğası gereği istikrarsız görünüyor. Dediğiniz gibi aynı zamanda ekonomik faaliyetler için de kilit bir ulaştırma merkezi; ister enerji, ister gübre, isterse dünyanın o bölgesinden geçen herhangi bir yük ticareti olsun. Bölgedeki aktörler zayıf kaldığı sürece dışarıdan domine edileceğini ve daha sömürücü ilişkiler olacağını varsayabiliriz.
Eğer Iran’ın yenildiği ya da Iran’ın üstün çıktığı bir durumla karşılaşırsak, sizce bu bölgesel istikrar açısından ne anlama gelir? Daha güçlü bir Iran bölgeyi istikrara mı kavuşturur, yoksa daha mı istikrarsızlaştırır? Middle East’in bundan nasıl etkileneceğini düşünüyorsunuz? Çünkü dediğiniz gibi Körfez ülkeleri uluslararası ekonomide kilit bir role sahipti ve az çok Washington tarafından yönetiliyordu. Peki bu ne anlama geliyor?
Bölgesel Güç Dengeleri
Jang Shu Chin: Şu anda nerede olduğumuza bakalım. Iran şu anda Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol ve egemenlik kurmuş durumda. Fiilen geçiş ücreti topluyor ve haberlere göre Iran yalnızca Hürmüz’den geçiş ücretleri toplayarak şimdiden yarım milyar dollar kazandı. Ne olursa olsun bundan vazgeçmeyecekler, çünkü bunu ekonomilerini yeniden inşa etmek, sanayileştirmek ve China ile Russia’yla daha güçlü ticari ilişkiler kurmak için kullanabilirler.
Eğer statüko böyle kalırsa Iran’ın bundan elde edeceği çok şey var. United States deniz ablukası uyguladı; temelde China’ya petrol ihraç etmeye çalışan Iranian gemilerini ambargo altına almaya çalışıyor. Ama gördüğümüz kadarıyla bu ablukayı uygulamak aslında çok zor, çünkü Indian Ocean çok geniş. Ve şu anda American Navy tam bir ablukayı uygulayacak kaynaklara sahip değil.
Şu anda savaşı en çok isteyen UAE, çünkü ticaret üzerindeki kontrolünü kaybetti. Dubai, Middle East’te ticaret ve finans için çok önemli bir merkez ve itibarı sarsıldı. UAE’nin ulusötesi sermaye ve ticaret için güvenli bir liman olarak itibarını geri kazanmasının tek yolu, Iranian tehdidini kesin olarak ortadan kaldırmak.
Saudi Arabia çok kırılgan bir konumda, çünkü Iranianlar Hürmüz’ü kontrol ediyor, vekil güçleri de Red Sea’yi kontrol ediyor. Saudi Arabia açısından bakıldığında Iran her zaman uzun vadeli bir tehdit olarak kalacak.
Israel ise bu savaşın devam etmesini istiyor, çünkü Israel’in Greater Israel hedefi var ve bu savaşta ne olursa olsun Israel, Greater Israel projesini gerçekleştirmeye çok daha fazla yaklaştığını görecek. Israel zaten sırada Turkey ve Egypt’e saldıracağını tartıştı ya da buna dair uyarıda bulundu ve bunların hepsi Greater Israel projesinin bir parçası.
Bence Middle East’teki durum bir barut fıçısı ve statükonun kendini koruması çok çok zor. Sonunda bölgesel düşmanlıkların yeniden patlak verdiğini göreceğiz; muhtemelen Iran’a karşı American hava saldırılarıyla, ya da Israel’in Hürmüz Boğazı’nda, Vietnam War’ı hızlandıran Gulf of Tonkin olayına çok benzeyen bir sahte bayrak olayı yaratmasıyla.
Bu yüzden işlerin olduğu gibi kalacağını pek sanmıyorum. Ama statükonun önümüzdeki üç ila beş ay boyunca kendini koruması beni şaşırtır. Bunun nedeni Trump’ın kaybeden olarak görülmek istememesi. İnsanların dikkatini dağıtacak bir şeye ihtiyacı var ve hiç sürdürülebilir olmayan geçici bir anlaşmaya varmaları çok mümkün. Sonra Trump dikkatini Cuba’ya çevirebilir.
Cuba ve Yeni Küresel Gerilim Noktaları
Jang Shu Chin: Şu anda Americans Cuba’ya ambargo uyguladı. Cubans fazla yakıta, gıdaya ve suya erişemiyor. Americans ayrıca 92 yaşındaki Raul Castro hakkında iddianame hazırladı. Artık hükümette değil, ama onu yargılamak istiyorlar. Bu Maduro olayının tekrarı olabilir; Maduro’yu silah kaçakçılığıyla suçlamışlardı ve sonra onu temelde kaçırmak için special forces göndermişlerdi.
Bu yüzden bir sonraki küresel gerilim noktasının Cuba olması çok mümkün. Bildiğiniz gibi Russia Cuba’ya yoğun yatırım yapmış durumda ve hem Chinese hem de Russians bu çok zor koşullarda Cuba’yı desteklemeye çalışıyor.
Benim gördüğüm şey, Middle East’te daha büyük bir çatışmanın ortaya çıkması ve ardından dünyanın başka yerlerinde başka gerilim noktalarının da belirmesi. Cuba bir sonraki gerilim noktası olacak, ama North Korea ve South Korea’nın da başka bir gerilim noktasına dönüşmesi tamamen mümkün.
Europe’taki bu savaş yalnızca tırmanacak. Bildiğiniz gibi Luhansk, Russia’da bir öğrenci yurduna saldırı oldu ve en az altı öğrenci öldü. Putin çok öfkeliydi. Olay hakkında konuşurken gözle görülür şekilde üzgündü ve hızlı ve kararlı bir misilleme sözü verdi. Öyle görünüyor ki artık bütün eldivenler çıkarıldı.
Putin, St. Petersburg konferansında çok önemli bir açıklama yapacağına söz vermişti ve Ukraine’e savaş ilan etmesi mümkün. Şu anda bu bir özel askeri operasyon. Ama Putin savaş ilan ederse Russia topyekun savaşa geçer. Bu yüzden Middle East’teki bu çatışmanın temelde tüm dünyayı II. Dünya Savaşı’na sürüklediğini görüyorum ve şu anda sadece fırtınanın kopmasını bekliyoruz.
Iran Sonrası Olası US Hamleleri
Sunucu: Evet, Venezuela’da United States’ın elde ettiği başarıların bence aşırı özgüven yaratmaya yardımcı olduğunu düşünüyorum. En azından Trump’ta, bu başarıyı Iran’da da tekrarlayabileceklerine dair bir inanç oluştu. Neden böyle düşündüklerini hiç gerçekten anlayamadım, çünkü çok farklı bir savaş sahası. Ama size katılıyorum. Bence Cuba muhtemelen Iran’daki US başarısızlıklarının bedelini ödemek zorunda kalacak, çünkü umutsuzca bir galibiyete ihtiyaçları var. En azından Trump’ın şu anda buna ihtiyacı var.
Ama Chinese ve Russians’ın kayda değer ölçüde müdahale edeceğini düşünüyor musunuz? Benim izlenimim şu: Western Hemisphere’de olduklarında, American sınırlarına fazla yakın olduklarında, büyük güçlerin genelde yaptığı şeyi yapacaklar, yani aşırı müdahale etmeyecekler. Buna karşılık Korea’da, Iran’da ya da Japan gibi yakın bir yerde bir şey olursa tepkileri farklı olur. Ama sizce Middle East’te daha büyük bir rol oynayabilirler mi? Çünkü dediğiniz gibi dünya farklı. O bölgede çıkarları var.
Russia ve China’nın Iran’a Yaklaşımı
Jang Shu Chin: Geçen ay Iranian Foreign Minister Araqchi hem Russia’yı hem de China’yı ziyaret etti. Russia’ya gittiğinde Putin tarafından kabul edildi. Putin, Russia’nın Iranian halkını çok desteklediği ve Russianların Iranian halkının arkasında duracağı konusunda çok netti. Ayrıca Russians, Americans ve Israelis’i burada saldırgan olarak görüyor.
Bence Putin açısından Iran, Russia’nın stratejik çıkarları için kritik önemde. Göreceğimiz şey şu: Eğer Iran zorluk yaşarsa Russia, Caspian Sea üzerinden Iran’ı takviye edecektir. Bu yüzden Russia ile Iran arasındaki hatların sağlam olduğunu düşünüyorum.
GCC ülkeleri Putin’e ve Lavrov’a, Iran’ın Hürmüz’ü kapatmasının ekonomilerine gerçekten zarar verdiğini söyleyerek şikayette bulundular. Putin ve Lavrov’un yanıtı çok net oldu. Dedikleri şey şuydu: Neden hiçbir zaman Americans’ın Iran’da savaşla hiçbir ilgisi olmayan, masum 200 kız öğrenciyi öldürdüğünden bahsetmiyorsunuz? Hatta bunun kasıtlı olduğu bile söylenebilir.
Bu yüzden Russians’ın tutumunun çok net olduğunu düşünüyorum. Chinese farklı. Foreign Minister Araqchi, Chinese’in davetiyle Beijing’i ziyaret ettiğinde üst düzey bir senior vice premier tarafından karşılanmadı. Muadili olan Foreign Minister Wang Yi tarafından karşılandı. Wang Yi’nin tutumu, China’nın Middle East’te barış ve ateşkes istediği, böylece dünyanın küresel ticarete dönebileceği yönündeydi.
Chinese’in tutumu tarafsız. Taraf tutmuyor. China bu meselede arabulucu olmaya çalışıyor. China savaşın mümkün olduğunca hızlı bir şekilde barışçıl bir sonuca ulaşmasını istiyor. Ama gerçek şu ki Americans ve Israelis saldırgan taraf. Uluslararası hukuku ihlal edenler onlar. Iran’da masum sivilleri ve kritik sivil altyapıyı hedef alarak savaş suçları işleyenler onlar. Şu anda Middle East’te ticareti ablukaya alanlar da onlar.
Ne yazık ki China bu konuda net bir tutum almayı reddediyor. Dolayısıyla bu iki ülkenin tutumu farklı. Bence olacak şey şu: China, Middle East LNG’sinin, özellikle Qatar’ın kaybını telafi etmek için United States ile America’dan daha fazla LNG alma anlaşması bile imzalayabilir. Bu iki ülke dünyayı farklı görüyor.
China ve Russia’nın Farklı Stratejileri
Sunucu: Evet, bunu anlayabiliyorum. Yani China’da oturuyor olsaydınız, bence Cold War’ın sonundan beri ortak bir tema şu olurdu: Chinese hızlı ekonomik yükseliş görüyor ve ayrıca içinde hareket edebilecekleri az çok istikrarlı bir statükoya sahipler. Dolayısıyla, tekneyi fazla sallamaz ve düşük profil tutarlarsa yarın bugünden çok daha güçlü olacaklar. Bu yüzden herhangi bir çatışma olacaksa, onu ertelemek daha iyi.
Bence Russians bunun tam tersiydi. Cold War’dan sonra hiçbir zaman yeni ve istikrarlı bir statükoları olmadı. NATO sınırlarına doğru ilerlemeye devam etti. Bu nedenle bence hep China’nın tersini yaptılar. Düşük profil tutmak yerine kendi ağırlıklarının üzerinde yumruk attılar.
Bu açıdan bakıldığında, China herhangi bir çatışmayı ertelemenin daha iyi olduğunu düşünüyorsa, bu Taiwan ya da başka bir konu olsa bile mantıklı olabilir. Russia ise muhtemelen Iran savaşını Russia’ya karşı savaş gibi görüyor; yani bir rejim değişikliği savaşı olarak. Bence British ve Americans 2022’de Putin’i Kremlin’den çıkarmanın temel hedef olduğunu zaten çok açık şekilde ortaya koydu.
Ayrıca Lugansk’ta bahsettiğiniz yurt saldırısının, Iran’daki tüm o kız öğrencilerin öldürülmesiyle bazı paralellikleri var. Western media’daki tek haberleştirme, görünüşe göre “Putin, Ukraine’i yurdu vurmakla suçluyor” şeklinde. Yani ellerinden geldiğince her türlü şüpheyi ekiyorlar.
Ama daha önce bahsettiğiniz bir şeye değinmek istiyordum. Israel’in Greater Israel projesi kapsamında Turkey ya da hatta Saudi Arabia gibi ülkelere yönelebileceğini söylediniz; en azından toprak iddiaları oralara kadar uzanıyor. Peki sizce Greater Israel projesi Iran’daki bir yenilgiden nasıl etkilenir? Yine, bunun henüz bir yenilgi olup olmadığını bilmiyoruz, ama US, Hürmüz Boğazı’nı elde edemeden eve dönmek zorunda kalırsa ve Iran üstün çıkarsa ne olur? Çünkü Israelis zaten aşırı gerilmiş görünüyor. Sizce bu esasen Greater Israel projesinin çöküşü olabilir mi, yoksa yalnızca tırmandırırlar mı?
Greater Israel ve Lebanon Meselesi
Jang Shu Chin: Gerçek şu ki Americans’ın çekip gitmesi imkansız. Çünkü şu anda Americans ve Iranians müzakere ediyor. Son iki aydır müzakere ediyorlar ve üç tıkanma noktası var.
İlk tıkanma noktası uranium meselesi. Burada bence Americans uzlaşabilir; Iranians uranium’u tutmayı kabul eder ama uluslararası denetçilerin gelip bunu sivil amaçlarla kullandıklarından emin olmasına izin verir.
İkinci tıkanma noktası Hürmüz Boğazı. Iranians açıkça bu savaşın ülkelerini harap etmesinin tazminatını çıkarmak için boğazın kontrolünü istiyor. Americans burada da bir uzlaşmaya istekli olabilir.
Ama üçüncü tıkanma noktası Lebanon. Burada Iranians çok net ve Americans ile imzaladığımız herhangi bir barış anlaşmasının Lebanon için de geçerli olduğunu söylüyorlar. Yani Israelis’in Lebanon’dan çekilmesi gerekiyor. Burada, Americans böyle bir anlaşmayı kabul etse bile bunu uygulamalarının hiçbir yolu yok, çünkü Israel bu savaşı genişletir.
Aslında son birkaç gündür olan şey, Israel’in Lebanon’da taarruza geçmesi. Israel, Americans’ın tekrar tasmasına takamayacağı bir pitbull. Lebanon meselesi çözülmeden şu anda barışın müzakere edilmesi kesinlikle mümkün değil.
Israel, tüm Lebanon’ı fethetmeye tamamen kararlı olduğunu gösterdi. Şu anda sanırım territory’nin yaklaşık yüzde 20’sine sahipler, ama Lebanon Greater Israel projesinin çok önemli bir parçası. Greater Israel projesini gerçekleştirmek için tüm Lebanon’ın yanı sıra Jordan ve Syria’yı da fethetmeleri gerekiyor.
Bu yüzden Iran’da kalıcı bir barışın gelmesi gerçekten mümkün değil. Müzakere edecekleri herhangi bir barış yalnızca geçici olur. Savaş yeniden başlamadan önce en fazla altı ay sürebilir. Ve yine tıkanma noktası Lebanon ve Hezbollah. Israel’in America’yı Middle East’te çatışmaya zorlamaya devam etmesinin çok fazla yolu var.
Ne yazık ki Kentucky’deki Thomas Massie seçiminde gördüğümüz gibi Zionist lobby America’da muazzam bir siyasi etkiye sahip. Zaten Congress’te pek bir etkisi olmayan tek bir Republican congressman’i yenmek için 30 milyon dolar yatırdılar. O sadece bir kişiydi. Ama Israel lobby’ye meydan okursanız peşinize düşeriz diye diğer tüm politikacılara güçlü bir mesaj göndermek için onu yenmeyi özellikle mesele haline getirdiler. Bu yüzden Zionist lobby’nin American politics üzerindeki muazzam siyasi etkisi ve Israel’in Greater Israel projesini gerçekleştirmek için mümkün olduğunca çok savaş başlatmaya niyetli olduğu gerçeği göz önüne alındığında, Middle East’teki bu savaşın ancak tırmanabileceğini düşünüyorum. Ve tırmanma derken, sonunda America’nın ground troops göndermek zorunda kalacağını kastediyorum. Bunun nedeni America’nın artık weapon systems bakımından tükenmiş olması. Iran’ı bombalarla sürekli bombalamaya devam etmek çok fazla, çok pahalı. Bu savaşı vermek ve etkili biçimde vermek istiyorsanız, ground troops göndermeniz gerekir. Bunun bir yıl içinde olacağını görüyorum.
Evet. Görünüşe göre bu meselelerin her birinde her iki tarafın da manevra alanı var. Nuclear issue’da, dediğin gibi, Iranians karşılığında sanction relief alırlarsa bir şeyler vermeye istekli olur diye düşünüyorum. Hürmüz Boğazı meselesinde ise bunun Iranians için güvenliklerinin merkezinde olduğunu düşünüyorum, bu yüzden bundan vazgeçmeyecekler. Ama asıl kırılma noktası, evet, Iran’ın allies’ına karşı savaşı bitirmek olabilir. Yani Lebanon, Palestine. Ama US herhangi bir anlaşmaya varamazsa, ki bu çok aşağılayıcı olurdu, savaşın aslında hiç durmaması mümkün mü? Ama ateş etme sona erer. Çünkü US artık Iran’da bir şeye saldırdığında, Iran hemen karşılık veriyor ve bu da US için bunu yapmama yönünde bir teşvik olur. Yani iki tarafın da birbirine ateş etmeyi bırakması mümkün mü? US blockade sessizce iptal edilir, biraz geri çekilmeye başlarlar ve teknik olarak savaşta olurlar ama kimse birbirine ateş etmez. Bu olası bir çözüm olabilir mi?
Evet, yani birçok insanın olacağını varsaydığı şey bu. Ama America’nın zamana karşı yarıştığını hatırlamamız gerekiyor. America’nın başının üzerinde bir bomba var. Adı national debt. Şu anda America’nın 39 trilyon dolar borcu var. America yalnızca interest payments için yılda yaklaşık 2 trilyon dolar harcıyor. Borcunu sürdürebilmesinin tek yolu, America’nın insanları US treasuries almaya devam etmeye zorlaması. Ve şu anda gördüğümüz şey US Treasury yields’de keskin bir artış. Sanırım şu anda yaklaşık yüzde 5 ila 6. Yani yükseliyor ve America beklemeyi göze alamaz, çünkü sadece beklerseniz herkes US treasuries’lerini elden çıkaracak. Şu anda Japan ve China US treasuries’lerini elden çıkarıyor. GCC’ler de artık oil satamadıkları için ekonomilerini finanse etmek üzere gold almak için US treasuries’lerini elden çıkarıyor. Bu yüzden America’nın Middle East’teki bu savaşı sonuçlandırmak için çok kısa bir zaman aralığı var. Beklemeyi göze alamaz, çünkü çok uzun beklerse tüm ekonomisi çökebilir. Patlayabilir. Ayrıntıları bilmiyoruz ama bunun ticking time bomb olduğunu biliyoruz.
Peki, dediğin gibi barış ihtimali olsaydı, Palestinian issue’nun çözülmesi gerektiğini varsayıyorum, çünkü bu Israelis için de geçerli. Eğer Iranians ile bir tür birlikte yaşama yolu bulmak isteselerdi, Palestinian issue çözülmeden bunun mümkün olduğunu görmüyorum. Yani bu çözülmüş olsaydı Israel için Iran ile, umursamayacak olsalar bile, region’da böyle bir paylaşımı kabullenmek çok daha kolay olurdu. Ama Israel’de grand compromise ya da grand bargain bulmaya yönelik herhangi bir iştah olduğunu düşünüyor musun, yoksa bu tamamen hayalperest bir temenni mi?
Trump’ın perspektifinden bakınca Pakistan issue’yu zaten çözmüş durumda. Onun perspektifinden olacak şey şu: Jared Kushner ve Steve Witkoff Gaza’ya gidecek ve burayı bir Mediterranean resort olarak yeniden geliştirecekler; bu Palestinians’a iş verecek ve herkesi zengin edecek. Yani Trump’ın perspektifinden Palestine artık bir mesele değil. Ama bunun doğru olmadığını biliyoruz, çünkü Gaza’da sürekli alevlenmeler olduğunu biliyoruz. Israelis’in ceasefire’a saygı göstermediğini biliyoruz. Israelis tarafından Gaza’da çok sayıda war crimes işlendiğini biliyoruz. Diğer mesele ise Israeli state içinde messianic, eschatological unsurların bulunması. Bunlar Greater Israel projesini gerçekleştirmek istiyor ve Greater Israel’i tüm Amalek’ten temizlemek istiyorlar. Buna Palestinians da dahil. Yani şu anda genocide için dini bir fever var. Ve bu iki tarafın bir compromise bulabileceğini görmüyorum. Bir tarafta para kazanmak isteyen geopolitical bir taraf var, diğer tarafta ise dünyanın Israel’e karşı ayağa kalktığını görmek isteyen eschatological bir taraf var.
Ama yine bir adım geri çekersek, US’in Iran ile barış yapma ihtimali yoksa, Iranians’ı yenme kapasitesi var mı? Çünkü önerdiğin şey, Iran’a ground troops sokmaları gerektiği, ama bu bile çok zor olurdu. Hürmüz Boğazı boyunca kıyıyı kontrol etmekle sınırlı olsa bile bu çok uzun bir coastline ve yeni weapons technologies ile, drones ile onları geri itebilirler. Ülkenin yapısı, kıyıdan sonra mountainous regions olması, herhangi bir US occupation force’u ikmal etme ve destekleme kabiliyeti, yani Iraq’ta yaptıklarından çok farklı olurdu. Net entry points de olmazdı. Sanırım denizden gelirlerdi. Bu savaşın nasıl biteceğini nasıl görüyorsun? Çünkü bence başlangıçta US hâlâ Iranian economy’yi boğabileceğini, China’ya energy exports’u bozabileceğini düşünüyor. Yani yine bir win. Ama US açısından Iranians artık yalnızca bases’lerini yok etmekle kalmayabilir. Hürmüz Boğazı’nı kontrol ederek Gulf states’i bunları yeniden inşa etmemeye ve yeniden host etmemeye teşvik edebilirler. Petrodollar’ı dismantle edebilirler. Iran’a yaptırım uygulayan herkese Hürmüz Boğazı’ndan erişim konusunda essentially sanctions uygulayabilirler. Yani ellerinde çok fazla araç var. Bu yüzden Iran kazanıyor mu dersin, yoksa bu etiketi koymak zor mu?
Evet. America’nın bu savaştan retreat etmesi imkansız. Bunun nedeni national debt, 39 trilyon dolar. America’nın bu borcu finanse etmek için dünyanın US treasuries almaya devam etmesine ihtiyacı var. America Iran’dan retreat ederse, bu dünyaya America’nın paper tiger olduğunu gösterir. Dollar’ı global reserve currency olarak artık enforce edemez. Herkes US treasuries’leri elden çıkarır ve özellikle GCC olmak üzere ekonomilerimizi finanse etmek için US treasuries’leri elden çıkarmak zorunda kalırlar. Yani retreat bir seçenek değil. Savaşı şu an olduğu gibi, America’nın Iran’ı sürekli bombardıman ettiği şekilde sürdürmek de bir seçenek değil. Bunun nedeni, America’nın Iran’ı sürekli bombardıman ettiği o altı hafta boyunca yaklaşık dört yıllık munitions harcamış olması. Yani stockpile tükenmiş durumda. Bu air war’u sürdüremezler. Bu sizi hiçbir yere götürmez. Bu yüzden sahip oldukları tek seçenek eninde sonunda ground troops sokmak, bir ground invasion kullanmak. Ama bunun olması için national draft gerekir. Yaklaşık en az yarım milyon askeri çağırıp Iran’a göndermeniz gerekir. Ve o durumda kazanma ihtimaliniz olabilir. America’nın national draft’ı meşrulaştırması için bir dizi olayın yaşanması gerekir. Bir false flag incident gerekir, American people’ı rally etmek için bir justification gerekir. Ama aynı zamanda America içinde ve dünya dışında yeterince ekonomik chaos yaratmanız gerekir ki insanlar Iran’a ground invasion’ı kabul etsin. Bu yüzden bence olan şey şu: Trump administration bu savaşı sürdürmeye niyetli, ama economic pain’in dünyaya yayılmasını bekliyorlar; böylece tüm dünya America’ya Iran issue’yu once and for all bitirmesi için yalvarsın. Ve dünya America’nın surrender etmesinin hiçbir yolu olmadığını biliyor. Bu yüzden bir seçenek de America’yı invasion’ında desteklemek. Zaten NATO’nun Hürmüz’e forces göndermeyi düşündüğünü görüyoruz.
Evet. Bence özellikle Europe’ta varsayım her zaman buydu: America’nın tek constraints’i niyeti ve bir şey yapma isteği olurdu, çünkü Europe’ta Americans’ın sonsuz capabilities’e sahip olduğu varsayımı hep var. Yani victory’yi sınırlayan tek şey buna commit edip etmeyecekleri. Mantık sadece Iran’a karşı değil, elbette Russia’ya karşı da böyle. Eğer US sadece Russians’ı defeat etmeye commit ederse, bunu elde ederiz diye düşünüyorlar; Biden bunu birkaç yıl boyunca yapmaya çalışmış olsa bile. Ama bu konuda ne görüyorsun? Çünkü Iranian war’un neden sona erdirilemeyeceğini görebiliyorum. Bunun neden yine başka bir forever war haline geldiğini. Kazanılamaz. Geri çekilme yok. Ama Ukraine war’u devam ettiren şey ne? Ayrıca US position’ın nasıl değiştiğini görüyorsun? Çünkü şimdi Hegseth’in, Ukraine’e yardım etmeye devam etmemiz gerekiyor dediğini görüyorum. Bunun sadece rhetoric mi olduğundan emin değilim, yoksa US’in savaşı sona erdirmek istemediği, bunun yerine responsibility’yi Europeans’a transfer etmeyi tercih ettiği anlamına mı geliyor. Yani kısa soru şu: Savaşı devam ettiren şey ne?
Bence bu sadece self-delusion. European elite’in perspektifinden bakınca Ukraine’de savaşı kazanıyorlar. Ukrainians’ın Russian offensive’i geri püskürttüğüne ve şimdi Ukrainians’ın daha fazla territory kazandığına dair konuşmalar, haberler var. Açıkçası şu anda Europeans kendi elitist bubble’larında yaşıyorlar ve bu bubble’a ancak savaşı tamamen destekliyorsanız alınmanıza izin veriliyor. Yani merkezdeyseniz ve sahadaki facts’i işaret etmeye çalışıyorsanız, örneğin Ukraine’in bir milyondan fazla adam kaybettiğini ve Ukraine’in bu savaşı sürdürmek için resources’a sahip olmadığını söylüyorsanız, dışarı itiliyorsunuz. Traitor sayılıyorsunuz. Pessimist sayılıyorsunuz ve sonra dışarı itiliyorsunuz. Brussels’daki insanlar kendi küçük fantasy world’lerinde yaşıyorlar ve kesinlikle şuna inanıyorlar: Birincisi, Ukraine bu savaşı kazanıyor. İkincisi, Russia economic collapse’in eşiğinde. Her an Russia ekonomik olarak çökecek. Üçüncüsü, Putin life support’ta. Russian elite bu savaşa o kadar öfkeli ki ona karşı ayağa kalkmaya hazır. Yani sadece bir gün daha beklersek ya Russian elite Putin’i devirecek, ya Ukrainians Crimea’ya girecek, ya da Russian economy çökecek. Sadece bir gün daha bekle. Ve açıkçası European elite bu delusion’a düştüğünde onları aksi yönde ikna etmek imkansız. Bu yüzden bu savaş bugüne kadar devam ediyor.
Evet, ben de fark ettim. European elites’i ve media’daki stenographers’larını yıllarca Ukraine kazanıyor derken dinlemek zorunda kaldıktan sonra, oysa açıkça yok ediliyorlardı, sonunda reality yetişiyor gibi görünüyordu. Zor bir noktadalar, onlara daha fazla yardım etmemiz gerekebilir diyorlardı. Ama şimdi yine geri dönmüş gibiler; Ukraine kazanıyor. Bilmiyorum. European elites’i essentially social constructivist olarak görüyorum. Bunu şöyle görüyorlar: Ukraine kazanıyor derseniz public tam desteğini verir, çünkü winning horse’a bahis yapmak isterler. Desteklerlerse weapons gönderebiliriz ve sonra bir şekilde sonunda kazanabiliriz. Reality’yi olduğu gibi, yani kaybettiğimizi kabul ederseniz, public desteğini çeker. Bu kaybın catastrophe’sini mitigate etmeye çalışırız, sonra money dries up ve sonra kaybederiz. Bence ideolojik olarak kendi reality’lerini inşa etmeyi seviyorlar. Sorun şu ki, bunu ancak bir duvara çarpana kadar yapabilirsiniz. Sadece bu ülkeden komik bir yorum: Bir newspaper benim hakkımda, multipolar dediğimde bunun Putin’e legitimacy verdiğini yazdı, çünkü Russia’nın sadece China ve US’in olduğu bir dünyada değil, multipolar world’de polar power olduğunu ima ediyormuş. Bu yüzden buna multipolar dememeliyiz, çünkü bu Russia’ya legitimacy veriyormuş. Yani essentially fake world’de, delusion dünyasında yaşamaya zorlanıyoruz. Aksi halde world’ü olduğu gibi tanırsanız enemies’imizi legitimize edebilirsiniz ve dediğin gibi polite society’den atılırsınız. Ama bu bir...
Ve özür dilerim, ama çok önemli bir nokta daha var: Fantasy’lerini sürdürmek için her şeyi sacrifice ederler. Yani basically Europeans total war’a doğru gidiyor. Germans conscription planlıyor. Yani bu savaşı son Ukrainian’a ve son European’a kadar sürdürecekler. Fantasy’lerinden vazgeçmeyecekler.
Benim merak ettiğim de bunun nereye gittiğini nasıl gördüğün. Çünkü benim concern’im, en azından son 12, 13 yıldır söylediğim şey şu: Russia ile savaşa giden bu yola girmemeliyiz. Bu çok temel bir şey. NATO’yu Ukraine’e itmeye çalışırsanız, benim argument’im hep şuydu: Bu Russians’ın Mexico’ya yerleşmesi gibi olurdu. Burada mümkün olan tek outcome savaş ve sonunda Ukraine yok olurdu; escalation Russia’yı retaliate etmeye zorlar. Yine, Russia bunu existential threat olarak görüyorsa, geri adım atmasının hiçbir yolu yok. Yani ya nuclear war’a gideriz ya da onu defeat ederiz. Ama bu savaşın nereye gideceğini nasıl görüyorsun? Çünkü bence Russians’ın şu anki calculations’ı, en azından Moscow’dan duyduğum şey, mood’un dramatik biçimde değiştiği. Europeans özellikle Russia ile savaşma niyetini ve şimdi de capability geliştirme ambition’ını ifade ettikten sonra, dilde bundan daha clear olamazlardı. Artık direct war’dan korkuyormuş gibi davranmanın bir anlamı yok, çünkü şu anda Europeans Russia’yı vuruyor ve Russia karşılık vermiyor; yani savaş zaten burada. O halde deterrence açısından çekinilecek ne var? Russians deterrence’larını restore etmeli, en azından duyduğum bu. Merak ediyordum, bunu nasıl görüyorsun, nereye gidecek?
Evet, yani tüm bunların arkasında daha büyük bir American grand strategy olduğunu görüyorum. Unipolar world’de çok uzun süre America herkes için peace and safety’yi garanti etti. Global trade’i mümkün kılan da buydu ve muazzam bir peace and prosperity dönemini mümkün kılan da buydu.
Ve şimdi America’nın 39 trilyon dolar debt’i olduğu ve American economy’nin temelde içinin boşaltıldığı, çünkü ekonomilerini financialize edip manufacturing’i China’ya kaydırdıkları için, America artık world için peace and safety’yi garanti etmeyi karşılayamaz. Dolayısıyla America’nın yapmak istediği şey, world’ü continuous conflict içeren bir düzene kaydırmak. Yani grand vision şu: America western hemisphere’e geri çekiliyor. Buna Monroe Doctrine deniyor; Venezuela, Cuba dahil western hemisphere’deki tüm nations üzerinde tam control. Ama Cuba’dan sonra, Americans’ın Canada, Greenland, Mexico, Colombia’yı hedefleyeceğini hayal edebiliriz. Bunların hepsi daha büyük bir North America project’in parçası, değil mi? Yani fortress North America yaratıyorsun ve sonra world’ün her yerinde conflict’ler çıkararak world’ü war’a sürüklüyorsun. Europe’ta Russians’a karşı Ukrainians olacak; Germans, French ve British tarafından desteklenecekler. Ve bu decades boyunca sürebilecek continuous war olacak. Bu war devam ederken America, Europeans’a financing, armaments ve resources sağlayacak ki bu savaşı son European’a kadar savaşsınlar. Değil mi? Ve bunu yaparak Americans national debt’lerini sürdürebilir ve economy’lerini büyütebilirler.
Asia Pacific’te de aynı şeyin oynandığını görüyoruz. Shangri-La forum Singapore’da yeni bitti ve China gerçekten gitmedi. Yani China bir representative gönderdi ama China orada değildi. Hegseth oradaydı. Japanese oradaydı. Filipinos oradaydı. Ve bence olacak olan şu: Americans Asia-Pacific’ten retreat edecek ve Japan ile South Korea’nın heavy lifting’in daha fazlasını yapmasına izin verecek; onlar da first island chain’deki American allies tarafından, özellikle Philippines tarafından desteklenecek. Amaç bu nations’ı birbirleriyle conflict’e zorlamak; böylece yine American armaments ve resources almaya mecbur kalacaklar. America’nın yaratmak istediği world bu: continuous conflict savaşı, World War II’ye çok benzer. Hatırla, World War II America için en harika şeydi. Trump America’yı tekrar nasıl great yapacağından bahsediyor. Peki America’yı great yapan şey World War II’ydi, çünkü Europeans battlefield’da kendilerini tüketti; sonra Japanese China’daki battlefield’da kendilerini tüketti ve sona doğru Americans geldi, clean house yaptı, world’ü conquered etti ve Pax Americana’yı kurdu. Bu yüzden American strategists’in aynı şeyi planlamasına şaşırmam: world’ü yeniden World War II’ye sürüklemek istiyorlar, sonra America yalnız kalacak ve manufacturing base’ini yeniden inşa edebilecek; eventually doğru zaman geldiğinde America tekrar world’ü conquer edecek ve Pax Americana’yı yeniden kuracak. Bence buradaki daha büyük grand strategy bu.
Evet, ben de aynı impression’ı aldım. Bence European leaders Ukraine war’ı essentially, European leader’ların masada oturup Ukrainian pieces’ı Russians’a karşı hareket ettirdiği bir şey olarak gördüler. Eski formuyla political West’in artık var olmadığını henüz fark ettiklerini sanmıyorum. Yani Europeans artık masadaki pieces haline geldiler. Son Ukrainian’a kadar fight, essentially yakında son European’a kadar fight olacak. Bence onlar da America’nın proxies’i olduklarını fark etmiyorlar. Kendilerini tamamen overlapping interests’e sahip allies sanıyorlar. Ama problem şu ki bence yanlış expectations’ları var, çünkü son dört yıla baktılar ve proper escalation control olduğunu, battlefield’ı iyi manage edebildiklerini gördüler. Ve assumption bence şu: Donbas trenches’ındaki bu slow war’ın continuation’ı olacak; onu essentially Europeans ve Ukrainians lehine tilt edecekler. Russians’ın Europeans ile savaşı hiçbir şekilde son dört yılda gördüğümüze benzer biçimde yürüteceğini sanmıyorum. Bence brutality çok çok daha vicious olurdu ve daha çok European territory’de savaşılırdı. Ama, well, essentially sorum... evet, pardon.
Pardon, pardon. Europe hakkında bir point daha yapmak istiyorum. Şu anda Europe bureaucrats tarafından kontrol ediliyor. Bunlar leaders değil, visionaries değil, people’a karşı responsible olan insanlar değil. Sadece bureaucrats. Yani kendi fantasy world’lerinde yaşıyorlar; actions’larının responsibility’sini almayı reddediyorlar ve reality’ye gözlerini kapatıyorlar. Gerçekten yapmaya çalıştıkları şey Project Ukraine’in defeat’i için blame almamak. Sadece suçu başkasına atmaya çalışıyorlar. Bu war’ı mümkün olduğunca uzatmaya çalışıyorlar ki güzel pensions’larına retire olabilsinler ve problems’i successors’a bırakabilsinler. Bunlar competent leaders değil. Sadece lazy bureaucrats.
Evet. Leader kelimesini biraz generous kullanmış olabilirim. O yüzden bureaucrats label’ına katılmıyorum diyemem. Ama sormak istediğim şey Iran ile war’ın bazı şeyleri değiştirmiş gibi görünmesi. Yani Americans savaşmaya ve Iranians’ı knock out etmeye gittiğinde, Ukraine’e zaten çok fazla weapon gönderdiklerini fark ettiler. Bu yüzden East Asia’dan weapons çekmek zorunda kaldılar. Ve Middle East’te sahip oldukları az sayıdaki, well insufficient weapons’ı bile Israelis’e prioritized ettiler. Böylece essentially şimdi şu situation ortaya çıktı: Gulf states’in çoğu US empire için frontline states olmanın ne ölçüde iyi bir fikir olduğunu tartışıyor. Europeans da kesinlikle benzer discussions yapıyor; yani Americans necessarily bizim yardımımıza gelmeyebilir. 2022’de Europeans’ı bu war’a katılmaya ikna ettiler ve şimdi bunu Europeans’a outsourcing ediyorlar, sonra da essentially tüm NATO cooperation’dan geri çekiliyorlar. Bence onlar da bu lesson’ı öğrendi. East Asia’da da özellikle South Koreans’ın bu discussions’ı yaptığını düşünüyorum: China’yı neden enemy yapalım ve bir şeyler ters giderse Americans bizi gerçekten ne ölçüde protect edebilir? United States’in alliance system’i falter edebilir gibi görünüyor. Yani World War II’yi bu şekilde replay etme fikri, fortress America kurup geri kalan her yeri yakma fikri, bana necessarily feasible görünmüyor. Sanırım sorum buydu. Bunu feasible mı görüyorsun, yoksa çok messy bir suicide recipe’i mi?
Bence short term’de çok feasible. Sadece Japan’a odaklanalım, değil mi? Japan petrolünün çoğunu Middle East’ten alıyor. Japan’ın çok az resource’u var. Japan reserve’lerinin büyük kısmını kaybediyor. Petrolün biterse çok büyük trouble içindesin, değil mi? Peki Japan’ın options’ı ne? Ya Russia’dan LNG ve fuel alabilirsin ya da America’dan. Bu instance’ta, işin fact of the matter kısmı şu: America’nın Japan’da 50.000 forces’ı var. Ve America şu anda Japan’ın kendi CIA’ini kurmasına yardım ediyor. Japan’ın remilitarize olmasına yardım ediyor. Yani Japan isen, bu konuda America’nın vassal’ı, proxy’si olmaktan başka absolutely no option’ın yok, değil mi? Çünkü buna agree etmezsen America seni blockade eder. Zaten Strait of Hormuz’dan gelen tüm o oil’i kaybediyorsun. Ve America seni finance etmeyi reddederse, resources sağlamayı reddederse, economy’n tamamen ve utterly screwed olur. Bu yüzden unfortunately Japan’ın America’nın proxy’si olmaktan ve America’nın bidding’ini yapmaktan başka absolutely no choice’u yok. Point one bu.
Point two şu: China her zaman Japan’a karşı hostile oldu. Eğer America region’dan retreat ederse, China’nın Japan’ı blockade etmeye başlaması tamamen possible, çünkü China’nın tremendous shipbuilding capacity’si var. Yani region içinde America’nın kendi advantage’ı için exploit edebileceği tüm bu historical, geopolitical, economic factors var. Bu yüzden Japan ve China’nın conflict’ten nasıl kaçınabileceğini görmüyorum. China’da yaşıyorum. Sana söyleyebilirim ki rhetoric bu son altı ayda tremendous şekilde ramp up oldu, özellikle Prime Minister Takaichi’nin Taiwan’ın Japan’ın strategic interest’i için core olduğunu söylemesinden sonra. Geçen yıl milyonlarca Chinese tourist Japan’a gidiyordu. Şimdi çok az. China, Japanese airlines’a airspace’ini kapatma possibility’sini bile tartıştı. Bu major escalation olurdu. Yani again, unfortunately, America bir bully olsa bile world’ün çoğu kendi regional conflicts’ine o kadar saplanmış durumda ki bunu çok fazla umursamıyor.
Bu, international distribution of power’daki rapid shifts hakkında başlangıçtaki comment’imdi. Eğer bu shifts daha uzun bir time period içinde gerçekleşseydi, countries’in new realities’e adjust olması için daha fazla time olurdu. Ama bence Japan gibi countries’in US’ten uzağa reorient olması çok zor; tıpkı Europeans gibi, foreign policy’lerini essentially outsource ettikten ve 80 plus years boyunca excessive security dependence içinde yaşadıktan sonra. Ama evet, China ve Japan arasındaki renewed conflicts hakkında great point. Peki, United States’in main, hatta belki only peer rival’ı China olduğuna göre ve Americans China’yı Iran war için de bir motivation olarak refer etmeye devam ettiğine göre ne görüyorsun? Yani Chinese’e oil exports’u cut off edebilirsen bu başlı başına bir win. Taiwan’ın current form’daki status’unun sustainability’sini nasıl görüyorsun? Çünkü daha önce söylediğim gibi, China’nın interest’i bence şu: Eğer military conflict olmak zorundaysa, yarın olması daha iyi; China daha iyi bir position’da olacak. US’in opposite’i var: 39 trilyon dolar hole’dalar ve China day by day strengthening. O zaman conflict’i bugün yapmak ya da en azından Taiwan’ın sovereignty’sini, pardon sovereignty değil, China’nın sovereignty’sini ve tüm One China policy’yi chip away etmeye başlamak daha iyi. Yani başka bir deyişle status quo artık çok sustainable görünmüyor. Ve Taiwan hem bipolar hem unipolar era’da China’yı containing açısından key role’e sahipti. Ama buradan sonra nasıl gelişeceğini görüyorsun? Sence önümüzdeki birkaç yıl içinde flash point bu mu olacak?
Evet. Trump mid-May’de birkaç günlüğüne China’yı ziyaret etti. Ve anladığım kadarıyla Western reporting, visit’in lackluster olduğu, Trump’ın gelip presidency’ye yalakalık yaptığı yönünde. Ama China’da attitude çok farklı. Chinese media reporting’e bakarsan, Chinese experts ile konuşursan, bunun US-China relations’da bir breakthrough olduğuna inanıyorlar. Radical turning point. Yani trade war eventually sona erecek, belki bu yıl kadar erken. Bence grand bargain underway. Hâlâ specifics’i tartışıyorlar, ama grand bargain’in nasıl görünebileceğini anlatayım, değil mi?
America’nın en çok interested olduğu şey Chinese financial market’e access. Bunun nedeni Chinese’in income’larının yüzde 40’ını save etmesi. China world’deki en yüksek savings rate’e sahip. Visa, BlackRock, Blackstone gibi American companies’in yapmak istediği şey bu household savings’i financialize etmek; basically Chinese’i American debt’e zorlamak, American Ponzi scheme’i sustain etmek için. Ve bu aslında 25 yıl önce China’nın WTO entry’si için bir precondition’dı. Bence Chinese eventually financial market’lerini open up etmeyi kabul edecekler ama belki currency’lerini liberalize etmeyecekler. Belki Chinese’in stablecoins almasına izin verecekler; bu basically US treasuries’e backdoor demek. In return, bence United States Taiwan independence’a oppose ettiklerini declare edecek. Ve bu Chinese’in çok uzun zamandır politically istediği, asking for olduğu bir şey. Trump visit’ten sonra Taiwan’ın gerçekten big deal olmadığını, çok umursamadığını söyledi. Ayrıca Taiwan’a 14 billion dollar weapon shipment’ı block ya da pause etti, bu çok big deal. Trump’ın Taiwanese’den semiconductor industry’sini America’ya onshore etmesini istediğine dair talk var. TSMC, en büyük Taiwanese semiconductor company, Arizona’da bir factory açtı. Yani America, China’s financial market’e access sağlayabilecekse Taiwan’ı sacrifice etmeye tamamen willing. President Xi, September’da America’yı ziyaret edeceğini söyledi ve o zaman China’nın American manufacturing’e trillion dollar investment announce edeceğine dair rumors var; yani China’nın leading EV manufacturers’ından bazıları America’ya taşınıp factories açacak. Bence grand bargain ortada ve bu grand bargain’in condition’larından biri Taiwan issue’yu settle etmek.
Bak, Taiwan’daki Taiwanese ile konuşursan, independence ile interested değiller. World’deki çoğu insan gibi decent, good, safe bir life yaşamak istiyorlar. Bu China ile reunify olmak anlamına geliyorsa umurlarında değil. Tamam mı? Bu yüzden bence hem United States hem China bu Taiwan issue için peaceful resolution ister. Ama bir problem var. Problem Japan. Çünkü Taiwan China ile reunify olursa, China artık Pacific Ocean’a access sahibi olur. First island chain destroyed olur ve China artık blue-water navy’ye sahip olabilir. Bu Japan’ın interest’lerine direct threat, çünkü Japan primarily naval power. Imports ve resources için primarily outside world’e dependent. Ve China çok strong blue-water navy kurarsa Japan’ı blockade edebilir. Bu yüzden Japan’ın Taiwan’ın China ile reunify olmasına izin vermesinin absolutely no way’i var. Tamam, bu... ve bunun olma possibility’si neredeyse zero. Yani Trump independence’a oppose ederek aslında Taiwan issue’yu America’dan Japan’a transfer ediyor. Ve bence American perspective’ten bu çok good ve çok strategic bir şey. Bu yüzden Taiwan’ın flash point olduğunu düşünmüyorum. Bence real flash point North Korea.
North Korea, current global chaos given, kolayca Japan ve South Korea’yı threaten edebilir. Çoğu insan bunu bilmiyor ama Seoul, North Korean artillery’nin range’i içinde. Yani North Korea’nın tek yapması gereken artillery’sini border’a yerleştirip Seoul’u threaten etmek. Yaklaşık bir gün içinde Seoul’u flatten edebilir. Korean population’ın majority’si orada yaşıyor. Bu yüzden bence next flash point Taiwan değil North Korea olacak.
Bu interesting. Grand bargain sadece status quo’ya dönüşseydi, Chinese’in buna gideceğini sanmıyorum derdim, çünkü bu sadece US’in conflict’i başka şeyleri sort out edene kadar postpone etmesi gibi görünürdü. Ama tabii eğer gerçekten reunification hakkındaysa, yani eski status quo’yu ending etmek hakkındaysa, o zaman çok different bir şey. O zaman bence Chinese bu possible, hatta most likely war source’unu masadan kaldırmak için oldukça büyük compromise yapmaya willing olur. Bu yüzden evet, eğer bu gerçekten achieved edilebilirse interesting olurdu. Ve bence US’teki birçok insan için, 30 plus years hegemonic era’dan geçtikten sonra outrageous görünebilse de, US’te birçok insan Taiwan’ı conflict çıkarsa gerçekten ne ölçüde protect edebileceklerini sorgulamaya başlıyor.
Son sorum sadece şu: West’teki possible legitimacy crisis’in development’ını nasıl assess ediyorsun? Zaten birçok European leader’ın daha çok bureaucrats gibi davrandığını söyledin.
Ama görünen o ki bu yine sadece Europe ile sınırlı değil, daha geniş political West için de geçerli. Yani bureaucrats gibi davranan bu denationalized political elites’in rise’ı var. National interest’e gerçekten bakmıyorlar. Diplomats, key diplomats artık democracy’ye inanmıyor. Pardon, diplomacy’ye, especially Russia ile. Mesela EU’nun foreign policy chief’i Russia ile konuşmanın necessary olduğunu düşünmediğini savunuyor. Media’da journalists daha çok information warriors gibi davranıyor ve dediğin gibi narratives spin etmeye geri dönmüş durumdalar. Ukraine kazanıyor, Iran defeated ve onların narrative’ına challenge eden herkes smear ediliyor, censored ediliyor, cancelled ediliyor. Yani institutions’ın bu tür failure’ı bir süre work edebilir ama zamanla bütün trust’ı destroy eder ve kendini degrade etmeye başlar. Bunu nasıl explain ediyorsun ya da bunun nereye gittiğini nasıl görüyorsun? Çünkü bir noktada correction olmak zorunda, yoksa cliff’ten düşebilirler ve her yıl government’a trust’a bakarsan, America’da across Europe polling’e bakarsan politicians’a trust dipte, media’ya trust neredeyse tamamen gone. Bu böyle devam edemez. İçten rot etmeye başlayacağız. Sence bu bir correction’a mı gidiyor yoksa sadece o cliff’ten mi düşüyor? >> Bence cliff’ten düşüyor. Bunu söylediğim için sorry ama bence bizim lifetime’ımızda witness edeceğimiz şey West’in fall’u. Ve biraz history okursan, Oswald Spengler, hatta büyük religious traditions ve onların eschatologies’ini okursan, Buddhist, Hindu, Jewish, Christian, Orthodox fark etmez, hepsi bir society decline ettiğinde decline içinde olduğuna dair certain signs olduğunu anlatır. West şu anda bu signs’ın hepsine sahip. Okay. Yani major sign’lardan biri demographic crisis; population drastically aging ve young people children have etmeyi refuse ediyor. Peki ne yapıyorlar? Immigrants getiriyorlar. Bu immigrants ne yapıyor? Local population ile culturally clash ediyorlar. West’te şu anda tam olarak bunu görüyoruz; ölmeyi refuse eden ve bütün resources’ı absorb etmiş baby boomers var. Bütün political power onlarda. Ve young people economy’ye engage etmeyi refuse ediyor. Children have etmeyi refuse ediyorlar ve hem HB1 system üzerinden legally hem de illegally millions of immigrants getiriyorlar. Ama bu society boyunca tremendous social strife yaratıyor ve unfortunately bu decline eden bir society’nin sign’ı. Bu sign number one, demographic crisis. Second, financialization; yani society artık hiçbir şey produce etmiyor. Sadece gamble ediyor, speculate ediyor ve young people crushing debt içine düşüyor. Şu anda America’daki bütün bu young people’ı düşün; asla kurtulamayacakları student loans’ları var. Student loans için bankruptcy declare edemiyorsun. Credit card debt’i düşün. Americans’ın yüzde 50’sinin bir emergency için 500 dolara access’i yok. Yani financialization. Bu sign number two. Sign number three moral decay; western society’de artık right and wrong sense’i gerçekten yok. Her şey profit hakkında. Her şey rules’u follow etmek hakkında. İnsanların common sense’lerini exercise etmesine artık izin verilmiyor gibi. Massive dictatorship devam ediyor. Bugün iki American’ın, Cenk ve Hasan Piker, Britain’a entry denied edildiğini okudum; çünkü public peace’e threat’mışlar. Public peace’e threat ne demek gerçekten? Artık mind’ını speak etmene bile izin verilmiyor. Ve insanlar honest conversation bile yapamadığında bu moral decay’in bir parçası. Sonra başka bir sign var: evil dünyada triumph ediyor. Ne kadar evil olursan o kadar powerful oluyorsun. Bu yüzden Peter Thiel, Jeff Bezos gibi incompetent individuals’ın sadece political system’i co-opt ederek billions and billions of dollars’a sahip olabilmesini düşün. Bence billionaires fikrinin kendisi outrageous. Ve history’de daha önce hiç bu kadar çok billionaire olmadı. America’da 10 billionaire, population’ın bottom 50%’si kadar paraya sahip. Bunu düşünmek bile astonishing. America’da bir hedge fund manager bir yılda America’daki bütün kindergarten teachers’ın combined kazandığından daha fazla kazanıyor. Bu yüzden situation’ın gerçekten hopeless olduğunu düşünüyorum. Yani bunu insanlara nasıl explain edeceğimi bilmiyorum ama historically, humanity’ye, human history’ye thousands of years boyunca bakarsan bu çok çok çok typical bir cycle. Societies zaman içinde decline eder ve biz bunun radical symptoms’larını görüyoruz. Ve şu anda insanların bu konuda gerçekten yapabileceği hiçbir şey yok. >> Evet. Görmesi en strange olan şey, dediğin gibi wealth concentration ve markets’in financialization’ı, pardon economy’nin financialization’ı; bu kadar wealth concentration varken human society’yi böyle structure edemeyeceğin common sense olmalı. Irony şu ki insanlar bunu gündeme getirdiğinde, şu an gittiğimiz direction’ın defense’i, ki stable bile değil sadece wealth’i daha çok concentrate ediyor, her zaman liberal economists’e reference oluyor; Adam Smith, David Ricardo, Mill ve others. Problem şu ki onlar opposite’ini söylüyordu. Works’lerinden geçersen, özellikle Ricardo bunu recognize etmişti; technological innovations ile capital, capital owners’ın hands’inde daha fazla concentrate olacaktı. Zamanla labor’dan away gidecekti. Bu disruptive olabilirdi. Yani bu Karl Marx değil. Bu common sense’ti. İnsanlar bunu anlıyordu. Rent seeking problem’ini anlıyorlardı; John Stuart Mill ya da Smith ya da Ricardo’nun financial elites tarafından rent seeking’i celebrate etmemesinin nedeni buydu. Ama şimdi essentially onların names’lerinin, warning yaptıkları şeyi legitimize etmek için used edildiğini görüyoruz. Yani her yerde çok decadence var. Ve um... >> Right. >> Evet. >> Ama remember, human history’nin çoğunda most societies usury’yi outlaw etti, değil mi? Bunu yapmalarının bir nedeni var. >> Evet. O immigration issue hakkında son point. Bence bu da sadece Europe’ta değil US’te de çok mature bir şey. Essentially debate sadece daha fazla immigration’dan yana olanlar ile racist olanlar arasında. Ya pro-racist’sin ya anti-racist. Debate böyle framed ediliyor. Ama international distribution of power’daki shift’e hiç bakmıyorlar. Population’da rapid shifts var; eğer adjust etme possibility’si yoksa. Culture’a ne olduğuna kimse address etmiyor. Culture’ı neredeyse bir slang gibi kullanıyorlar, meaning’i yokmuş gibi. Ama culture society’yi keep eden şeydir. Society’yi bir arada tutan glue’dur. Hepimizin common sahip olduğu şeydir; bizi bizden önceki generation’a bağlayan, bizden sonra geleceklere bağlayan şeydir. Essentially generation’dan generation’a passing down etmeye worth olan şey collective consciousness’ın parçasıdır. Ve culture’da massive shift olursa orada disruption cause edersin. Yani human society’de bir function’ı var. Ama bu hiç discussed edilmiyor. Ya immigrants’tan hate ediyorsun ya da onları like ediyorsun. Debate’imizin extent’i essentially bu. Oldukça >> stupid. >> Ve bak, insanların discuss etmediği şey şu: legal immigration’ın çoğu human trafficking. America’nın HB1 visa program’ına bakarsan, yaptıkları şey çok sayıda Indian getirmek ve bu Indians çoğu zaman programa enter etmek için huge bribe ödüyor. Sonra programa geldiklerinde system’in slaves’i oluyorlar, değil mi? Çünkü bir company seni sevmezse seni India’ya geri gönderebilir. Yani bu human trafficking. Demek istediğim, literally bu. >> Evet. Neyse, already time’ımız bitti. Her zamanki gibi zaman ayırdığın için sana ve bütün listeners’a teşekkür etmek istiyorum. People seni nerede bulabilir? >> Evet. YouTube’dayım. Predictive History benim channel’ım. Ayrıca job analysis’im hakkında detail’e girdiğim bir Substack’im var. O da Predictive History. >> Excellent. Description’a link bırakacağım ve tekrar thanks. >> Thank you.