Judge Napolitano - Judging Freedom

Jake Sullivan’ın Körfez Uyarısı: ABD Güvenlik Modeli, Iran ve Medya Anlatıları Tartışması

İngilizce kaynaklı podcast bölümünde sunucu ile kimliği belirtilmeyen bir konuk, eski Biden yönetimi ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan’ın Körfez ülkelerinin ABD ile güvenlik ilişkisini yeniden değerlendirdiğine dair sözlerini tartıştı. Bölümde ABD’nin Körfez’deki askeri varlığı, İran’ın üsleri hedef alma tehdidi, Çin’e yönelme ihtimali, medya anlatıları, COVID-19’un kökenleri ve Bucha iddiaları üzerinden Batı dış politikası ve haber gündemi ele alındı.

Jake Sullivan’ın Körfez Ülkeleri Değerlendirmesi

Program, sunucunun Jake Sullivan’a ait bir değerlendirmeyi dinleyiciye aktarmasıyla başladı. Sunucu, Sullivan’ı “President Biden’ın dört yıl boyunca ulusal güvenlik danışmanı” olarak tanıttı ve onun bazı Biden yönetimi kararlarını sorguladığını söyledi. Sunucuya göre Sullivan, Körfez ülkelerinin ABD ile ilişkilerini yeniden gözden geçirdiğini belirtiyordu.

“Jake Sullivan, Körfez devletlerinin ABD ile ilişkilerini sorguladığını söylüyor. Bence haklı, ama bu konudaki düşüncelerini almak isterim,” diyen Sunucu, ardından Sullivan’ın sözlerinin bulunduğu kaydı işaret etti.

Sullivan kayıtta, Körfez ülkelerinin güvenliklerini dayandırdıkları temel modeli sorgulamaya başladığını savundu. Ona göre bu model, uzun yıllardır ABD ile derin bir güvenlik ortaklığına, hatta Amerikan üslerinin bu ülkelerde ileri konuşlandırılmasına dayanıyordu. Sullivan, söz konusu ülkelerin artık bu düzenin karşılığında ne elde ettiklerini sorguladığını söyledi.

“Bence artık güvenliklerini üzerine inşa ettikleri temel modeli sorguluyorlar,” diyen Jake Sullivan, “Bu model esasen ABD ile derin bir güvenlik ortaklığıydı; ülkelerinde ileri konuşlandırılmış Amerikan üsleri de buna dahildi,” şeklinde açıkladı.

Sullivan’a göre Körfez ülkeleri yalnızca ABD’ye yaslanmak yerine daha çeşitlendirilmiş bir yaklaşım arayışında olabilir. Bu yaklaşım, başka güçlerle belli ölçüde dengeleme politikası izlemeyi, Çin gibi aktörlerle ilişkileri hesaba katmayı ve İran’la sessiz diplomasi yürütmeyi içerebilir. Sullivan bu diplomasinin amacını, Körfez ülkelerinin “sokağın karşısındaki komşularıyla” gerilimi düşürmesi olarak tarif etti.

“Sanırım şimdi kendilerine şunu soruyorlar: Bunun karşılığında ne alıyoruz?” diyen Sullivan, “Belki Çin de dahil olmak üzere başka güçlerle belli ölçüde dengeleme içeren, daha çeşitlendirilmiş bir yaklaşıma ihtiyacımız var mı?” diye ekledi.

Konuğun Yorumu: “Yanlış Güce Dayandılar”

Sunucu, Sullivan’ın bu sözlerinin “geldiği kişi düşünüldüğünde gerçekten derin” olduğunu söyledi. Konuk ise Sullivan’ın tespitini geç kalmış bir farkındalık olarak değerlendirdi. Ortak tanıdıkları Larry Johnson’ın bu duruma “Captain Obvious” diyebileceğini söyledi; yani Sullivan’ın çok açık olan bir gerçeği dile getirdiğini ima etti.

Konuğa göre Körfez ülkeleri açısından “gerçek bir değişim” yaşanıyordu. Bu ülkeler, güvenliklerini ABD’ye dayandırmıştı; ancak konuk, bunun yanlış bir güç tercihine dönüştüğünü savundu. Körfez ülkelerinin ABD’nin kendilerini koruyabileceğini düşündüğünü, fakat İran’ın bunun böyle olmayacağını açıkça söylediğini ileri sürdü.

“Onlar yanlış güce dayandıklarını göstermiş oldular,” diyen Konuk, “ABD’nin onları koruyabileceğini düşündüler,” şeklinde değerlendirdi.

Konuk, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik tehdidini de aktardı. Ona göre İran, saldırıya uğraması halinde Körfez ülkelerinin dokunulmaz olmayacağını, ağır biçimde hedef alınacaklarını söylemişti. Konuk, ABD ve Israel’in İran’a saldırdığını, bunun sonucunda da askeri üslerin zarar gördüğünü iddia etti.

“İranlılar, ‘Hayır, dokunulmaz olmayacaksınız; bize saldırırsanız sizi çok ağır vuracağız’ diye tehdit etti,” diyen Konuk, bunun ardından ABD ve Israel’in saldırıya geçtiğini ve sonuçlarına katlandığını savundu.

Bahreyn’deki Üs ve Beşinci Filo İddiası

Konuk, saldırılar sonrasında Körfez’deki bazı Amerikan askeri üslerinde ciddi hasar oluştuğunu ileri sürdü. Özellikle Bahrain’deki üssün neredeyse tamamen yok edildiğini söyledi. Bu üssün ABD Donanması’nın Beşinci Filosu’nun merkezi olduğunu belirtti ve artık kullanılamaz hale geldiğini savundu.

“Bütün o askeri üslerde, özellikle de Bahrain’deki üste ciddi hasar var; orası neredeyse yıkıldı,” diyen Konuk, “Bu üs ABD Beşinci Deniz Filosu’nun merkeziydi, artık mevcut değil,” diye ekledi.

Bu noktada konuk, Sullivan’ın sözlerinin geç kalmış olduğunu yeniden vurguladı. Ona göre Sullivan, Biden yönetiminde görev yaptığı dönemde bu gelişmeleri öngörmeli veya dikkate almalıydı. Konuk, İranlıların ABD’yi “kandırdığı” ifadesini ironik biçimde kullandı; çünkü ona göre İran tam da daha önce açıkladığı şeyi yapmış, ABD üslerini, Israel’i ve Lebanon’ı hedef almıştı.

“Jake Sullivan oyundan çok sonra ortaya çıkıyor; daha önce bunu hiç düşünmemişti,” diyen Konuk, “İranlılar bizi, tehdit ettikleri şeyi yaparak kandırdı: üslerimizin, Israel’in ve Lebanon’ın peşine düştüler,” şeklinde konuştu.

Konuk, Sullivan’ın şimdi Çin’e bakılması gerektiğinden söz etmesini de eleştirdi. Ona göre Sullivan’ın bunu Biden için çalışırken düşünmesi gerekirdi. “Tanrım, şimdi China’ya bakmamız gerekiyor; oysa bence Biden için çalışırken buna bakmalıydı,” diyen Konuk, Sullivan’ın değerlendirmesinin geç geldiğini ifade etti.

ABD Ordusu, IDF ve Hasar Sansürü

Sunucu daha sonra konuyu ABD ordusunun kendi kayıpları ve hasarları konusunda ne kadar şeffaf olduğuna getirdi. Israel Defense Forces (IDF, İsrail Savunma Kuvvetleri) ile kıyaslama yaptı ve ABD ordusunun da IDF kadar ketum olup olmadığını sordu. Özellikle Bahrain’de yok edildiği iddia edilen deniz üssünün fotoğraflarının neden The New York Times veya The Washington Post’un ön sayfasında görülmediğini sordu.

“ABD ordusu, kendisine verilen hasarı sansürleme konusunda IDF kadar gizli mi?” diye soran Sunucu, “Bahrain’deki yok edilmiş deniz limanının fotoğraflarını neden The New York Times ya da The Washington Post’un ön sayfasında görmüyoruz?” ifadelerini kullandı.

Konuk bu soruya, medyanın görmek istemediği ya da öne çıkarmak istemediği unsurların görünmez hale geldiğini savunarak yanıt verdi. Ona göre bir olay teşvik edilmek istenen anlatının parçası değilse haberlerde yer almıyor; anlatıya uyuyorsa geniş biçimde işleniyor.

“Teşvik etmek istedikleri anlatının parçası değilse görünmez,” diyen Konuk, “Anlatının parçasıysa, bugün The Washington Post’taki Bucha hakkındaki menfur makale gibi karşımıza çıkar,” diye belirtti.

Tulsi Gabbard, Fauci ve COVID-19’un Kökenleri

Konuk, medyanın bazı konuları görünmez kıldığına örnek olarak National Director of Intelligence Tulsi Gabbard’ın Fauci hakkında söylediklerini gösterdi. Ona göre Gabbard, Fauci’nin COVID-19’un kökenleri konusunda “dişlerinin arasından yalan söylediğini” belirtmişti. Konuk, bu tür konuların ana akım anlatıya uymadığı için öne çıkarılmadığını savundu.

Burada konuşmanın odağı kısa süreliğine COVID-19’un kökenleri ve ABD istihbarat tartışmalarına kaydı. Ancak konuk bu başlığı, daha geniş bir medya eleştirisinin parçası olarak kullandı. Ona göre kamuoyuna sunulan haberler, olayların kendi öneminden çok, hangi siyasi anlatıya hizmet ettiklerine göre belirleniyordu.

Bucha, Rusya ve Birleşmiş Milletler Tartışması

Konuk, The Washington Post’ta yayımlandığını söylediği Bucha hakkındaki bir yazıya uzun biçimde değindi. Bu yazının Rusların Bucha’da insanları katlettiği anlatısını güçlendirdiğini savundu. Ona göre yazıda Rusların iddiaları reddettiğine dair küçük bir not vardı; ancak Rusya’nın talep ettiği soruşturma ve kanıtlar yeterince gündeme getirilmemişti.

Konuk, Rusya’nın United Nations’dan (Birleşmiş Milletler) kanıt sunmasını istediğini, isimler ve başka bilgiler verdiğini söyledi. Buna rağmen Birleşmiş Milletler başkanının Rusların sorularına yanıt vermediğini iddia etti. Konuk, bu meselenin UN Security Council’da (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi) birkaç kez gündeme geldiğini de belirtti.

“Ruslar United Nations’dan kanıtları ortaya koymasını istedi,” diyen Konuk, “İsimler verdiler, her türlü bilgiyi sundular; ama United Nations’ın başındaki kişi onların sorularını yanıtlamaya tenezzül etmedi,” ifadelerini kullandı.

Konuk, Rusya’nın temel talebinin soruşturma olduğunu söyledi. Ona göre Rusya Büyükelçisi, United Nations’ın bu iddiaları takip edip soruşturamaması halinde kurumun değerini yitirdiğini ima etmişti. “Tek istediğimiz bir soruşturma,” diyen Konuk, meselenin bu kadar basit olduğunu savundu.

Istanbul Accord, Boris Johnson ve MI6 İddiası

Konuk, Bucha anlatısının zamanlamasına dikkat çekti. Ona göre bu olay, Boris Johnson’ın Istanbul accord (İstanbul mutabakatı) sürecini durdurduğu döneme denk geldi. Konuk, bu bağlamda Rusları karalamak için bir şeye ihtiyaç duyulduğunu ileri sürdü.

“Bence bu çok açık,” diyen Konuk, “Bu, Boris Johnson’ın Istanbul accord’u durdurduğu döneme denk geldi ve Rusları karalamak için bir şeye ihtiyaçları vardı,” şeklinde değerlendirdi.

Konuk, bu noktada MI6’in gizli biçimde devreye girdiğini ve anlatıyı başarıyla şekillendirdiğini iddia etti. The Washington Post’taki yazıyı bu başarının örneği olarak sundu. Ona göre bu anlatı, Rusların Ukrayna’da bir kasabaya girdiklerinde insanları katlettiği fikrini yerleştirmeye çalışıyordu.

“MI6 çok gizli biçimde devreye girdi ve bugün The Washington Post’taki bu yazı düşünüldüğünde çok başarılı oldu,” diyen Konuk, “Dar anlatıyı, Rusların Ukrayna’da bir kasabaya girdiklerinde insanları katlettiği fikrine bükmek istediler,” diye savundu.

Konuk, bu iddianın doğru olmadığını söyledi; ancak çoğu Amerikalının buna inandığını belirtti. Böylece konuşma, Körfez ülkelerinin ABD’ye güveni konusundan başlayarak medya, istihbarat, savaş anlatıları ve kamuoyu algısı üzerine genişleyen bir tartışmaya dönüştü.

Jake Sullivan ve Körfez Ülkelerinin ABD ile İlişkisi

Sunucu: İşte karşınızda Jake Sullivan; evet, Başkan Biden’ın dört yıl boyunca ulusal güvenlik danışmanı olan kişi. Aslında Biden’ın bazı kararlarını sorguluyor. Ama burada Körfez devletlerinin ABD ile ilişkilerini sorguladığını söylüyor. Bence haklı, ama bu konuda senin düşüncelerini almak isterim. Chris, dört numara.

Jake Sullivan: Bence artık güvenliklerini üzerine inşa ettikleri temel modeli sorguluyorlar. Bu model, esasen ABD ile derin bir ortaklık, bir güvenlik ortaklığıydı; buna ülkelerinde ileri konuşlandırılmış Amerikan üsleri de dahildi. Bence şimdi kendilerine şunu soruyorlar: Bunun karşılığında ne alıyoruz? Ve temelde başka güçlerle, belki China da dahil olmak üzere, belli ölçüde dengeleme içeren daha çeşitlendirilmiş bir yaklaşıma ihtiyacımız var mı? Ayrıca kesinlikle, sokağın karşısındaki komşularıyla gerilimi düşürdüklerinden emin olmaya çalışmak için Iran ile sessiz diplomasi de buna dahil.

Sunucu: Yani, bunun kimden geldiği düşünülürse bu gerçekten çok derin.

Konuk: Ortak dostumuz Larry Johnson, “Captain Obvious, Captain Obvious” derdi. Onun söylediği şey, oradaki bütün Körfez devletleriyle ilgili gerçek değişimdir. Kendilerinin yanlış güce dayandığını gösterdiler. ABD’nin onları koruyabileceğini düşündüler. İranlılar ise tehdit etti: “Hayır, dokunulmaz olmayacaksınız. Bize saldırırsanız sizi çok ağır vuracağız.” ABD ve Israel onlara saldırdı ve sonucuna katlandılar. Bütün o askeri üslerde ciddi hasar var; özellikle Bahrain’deki üs neredeyse yıkılmış durumda. Diyecektim ki, evet, yıkıldı; orası ABD Beşinci Deniz Filosu’nun merkeziydi, yani artık mevcut değil. İşte Jake Sullivan, oyun bittikten çok sonra geliyor; daha önce bunu hiç düşünmemişti. İranlılar bizi, tehdit ettikleri şeyi yaparak kandırdı; yani bizim üslerimizin yanı sıra Israel’in ve Lebanon’ın da peşine düştüler. Ve aman Tanrım, şimdi China’ya bakmamız gerekiyor. Oysa bence Biden için çalışırken buna bakmalıydı.

Medya Anlatıları, Sansür ve Bucha

Sunucu: ABD ordusu, kendisine verilen hasarı sansürleme konusunda IDF kadar gizli mi? Yani Bahrain’deki yok edilmiş deniz limanının fotoğraflarını neden The New York Times ya da The Washington Post’un ön sayfasında görmüyoruz?

Konuk: Aynı nedenle, başka nahoş şeyleri de görmüyorsun. Mesela National Director of Intelligence Tulsi Gabbard’ın, Fauci’nin COVID-19’un kökenleri konusunda açıkça yalan söylediği hakkında söylediklerini. Eğer teşvik etmek istedikleri anlatının parçası değilse, görünmez. Eğer anlatının parçasıysa, bugün The Washington Post’ta Bucha hakkında çıkan bu menfur makale gibi görünür; makalede Rusların Bucha’daki bütün o insanları katlettiği söyleniyor ve sonra küçük bir yerde Rusların bunu reddettiği belirtiliyor.

Konuk: Oysa Ruslar United Nations’dan kanıtları ortaya koymasını istedi. İsimler verdiler. Her türlü bilgiyi sundular ve United Nations’ın başındaki kişi onların sorularına yanıt vermeye tenezzül etmedi. Bu konu UN Security Council’da birkaç kez gündeme geldi; Russian büyükelçisi, bakın, belki de United Nations bunu takip edip soruşturamıyorsa artık değerini bile hak etmiyordur, dedi. Tek istediğimiz bu. Bir soruşturma istiyoruz.

Konuk: Bana göre bu çok, çok açık. Bu, Boris Johnson’ın Istanbul accord’u durdurduğu zamana denk geldi ve Rusları karalamak için bir şeye ihtiyaçları vardı. Böylece MI6 çok gizli biçimde devreye girdi ve bugün The Washington Post’taki bu yazıya bakılırsa çok başarılı oldu; dar anlatıyı, Rusların Ukraine’de bir kasabaya girdiklerinde insanları katlettiği fikrine bükmek için. Bu doğru değil, ama çoğu Amerikalı bunun doğru olduğuna inanıyor.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol