Judge Napolitano - Judging Freedom

İsmi Belirtilmeyen Professor: Trump Ukraine, Gaza ve Iran Dosyalarında “Berbat” Bir İş Çıkardı

İngilizce kaynaklı podcast bölümünde, adı belirtilmeyen bir sunucu, “Judge” diye hitap edilen bir konuşmacı ve “Professor” diye hitap edilen bir konuk, Ukraine savaşı, Donald Trump’ın dış politika yönetimi, Gaza, Iran ve gümrük tarifeleri üzerinden Trump’ın başkanlık tarzını tartıştı. Bölümde özellikle, savaşın artık Joe Biden’a mı yoksa Trump’a mı ait olduğu, Trump’ın karar alma biçimi ve hukukun üstünlüğüne yaklaşımı ele alındı.

Ukraine Savaşı: “Biden’ın mı, Trump’ın mı?”

Program, Ukraine savaşının siyasi sorumluluğuna ilişkin bir tartışmayla açıldı. Sunucu, “Bu savaş artık Trump’ın mı yoksa Biden’ın mı?” sorusunun yöneltildiğini ve verilen oranların “Biden yüzde 11, Trump yüzde 88” şeklinde olduğunu aktardı. Bu oranların tam olarak hangi ankete veya değerlendirmeye dayandığı transcriptte belirtilmedi; ancak tartışmanın çerçevesi, savaşın siyasi yükünün Trump’a geçip geçmediği üzerine kuruldu.

Sunucu, Judge’a dönerek savaşın iki başkana da ait sayılıp sayılamayacağını sordu. Judge bu görüşe katıldı. “Evet, öyle. Size katılıyorum. Savaş ikisine de ait,” diyen Judge, “ama başkan artık ‘bu benim savaşım değil’ demeyi bıraktı, ben de ‘bu Joe Biden’ın savaşı’ demeyi bıraktım” şeklinde değerlendirdi.

Judge, Professor’ın daha önce Trump’ın “kucağında bir başka Afghanistan” bulabileceği yönündeki uyarısını da isabetli bulduğunu söyledi. Bu noktada Afghanistan’dan çekilme sürecine değinildi. Judge, çekilmenin müzakeresinin Trump yönetimi döneminde, Mike Pompeo gibi isimler tarafından yapıldığını belirtti. Ancak çekilmenin fiilen Joe Biden döneminde “felaket biçimde” gerçekleştiğini söyledi. Judge’a göre Trump, Ukraine konusunda da benzer biçimde yönetilmesi zor bir miras ve siyasi sonuçlarla karşı karşıya kalacak.

Professor: Trump Zor Dosyaları Devraldı Ama “Berbat” Yönetti

Professor, Trump’ın savunulabileceği bir nokta bulunduğunu kabul ederek sözlerine başladı. Ona göre Trump, White House’a girdiğinde gerçekten çok zorlu dış politika sorunları devralmıştı. “Trump’ın savunması açısından, White House’a girdiğinde gerçekten çok zor dış politika sorunları miras aldığına kuşku yok,” diyen Professor, bu sorunları Ukraine, “Gaza genocide” ifadesiyle andığı Gaza meselesi ve Iran dosyası olarak sıraladı.

Ancak Professor, bu tespitin Trump’ın performansını mazur göstermediğini savundu. “Gerçek şu ki, bu üç sorunla baş etme konusunda berbat bir iş çıkardı,” diyen Professor, bunun nedenlerinden birinin Trump’ın çevresini neoconservatives (neo-muhafazakârlar) ile doldurması olduğunu belirtti. Programda yöneltilen “neo-muhafazakârlar kazandı mı?” sorusuna da dolaylı biçimde yanıt verdi. “Neo-muhafazakârlar kazandı mı diye soruyorsunuz; tek yapmanız gereken masada oturan insanlara bakmak,” diyen Professor, Trump’ın karar çevresinin dış politika çizgisine dikkat çekti.

Bu bölümde konuşmacılar, Trump’ın dış politika ekibinin ideolojik yönelimi ile Ukraine, Gaza ve Iran gibi dosyalardaki politika sonuçları arasında bağlantı kurdu. Ancak transcriptte bu bağlantının ayrıntılı örnekleri verilmedi; konuşma daha çok Trump’ın yönetim tarzı ve danışman tercihleri üzerinden sürdü.

Trump’ın Kavrayışı ve Karar Alma Biçimi Tartışıldı

Judge, Trump’ın bazı sorulara verdiği yanıtların kendisinde kavrayış düzeyine dair soru işaretleri yarattığını söyledi. Özellikle “Durdurma emrini kimin verdiğini düşünmedim” ve “Bilmiyorum, sen söyle” tarzındaki yanıtların kopuk olduğunu belirtti. “Onun kavrayış düzeyini merak ediyorum,” diyen Judge, “bu sorulara verdiği yanıtlar, ‘kimin durdurma emri verdiğini düşünmedim’, ‘bilmiyorum, sen söyle’; bunlar konuyla ilgisiz cevaplar” değerlendirmesini yaptı.

Professor ise aynı konuya gümrük tarifeleri üzerinden yaklaştı. Yaklaşık bir buçuk ay önce tarifeler meselesinin gündemin sıcak başlıklarından biri olduğunu söyledi. O dönemde Trump’a hangi ülkeye ne zaman tarife koyacağına, tarifeyi ne zaman kaldıracağına ve tarife oranını nasıl belirlediğine dair soru yöneltildiğini aktardı.

Professor’a göre Trump’ın yanıtı, karar alma biçimini açık biçimde gösteriyordu. “Bunu sezgiyle yapıyorum. Kalem kâğıt kullanmıyorum. Hesaplama yapmıyorum. Sezgiyle yapıyorum,” diyen Trump’ın sözlerini aktaran Professor, bunu “gerçekten dikkat çekici bir ifade” diye niteledi. Professor, böyle bir yaklaşımın karmaşık sorunlar karşısında ciddi bir zafiyet oluşturduğunu savundu.

“Bu, sorunlarla nasıl baş edileceği üzerine uzun uzun düşünen bir adam değil,” diyen Professor, Trump’ın belirli konulardaki en iyi uzmanlara danışıp en doğru yolu bulmaya çalışan biri olmadığını söyledi. Ona göre Ukraine, Gaza ve Iran gibi “son derece zor” sorunların bulunduğu bir ortamda, liderlerin uzman görüşüne başvurması ve hesaplı hareket etmesi zorunlu. Professor, Trump’ın ise bunun yerine doğaçlama hareket ettiğini söyledi.

Professor’ın eleştirisi yalnızca tekil politika kararlarına değil, Trump’ın kişisel yönetim tarzına yönelikti. “Kendisinin bir dâhi olduğunu düşünüyor,” diyen Professor, bu inancın sonuçta Trump’ı “düştüğü çukurda daha derine” götürdüğünü ifade etti. Bu değerlendirme, podcastte Trump’ın dış politika ve ekonomi kararlarının aynı zihinsel kalıptan çıktığı iddiasıyla bağlantılı biçimde sunuldu.

Tarife Yetkisi, “Ekonomik Acil Durum” ve Brazil Örneği

Judge, daha sonra gümrük tarifelerinin hukuki temelini ele aldı. Konuya çok teknik ayrıntıya girmeden “paketi bağlamak” istediğini söyleyen Judge, Trump’ın tarife yetkisinin bir “ekonomik acil durum” gerekçesine dayandırıldığını anlattı. Ona göre ilgili yasada ekonomik acil durum, “ani ve beklenmedik bir olay” olarak tanımlanıyor.

Judge, Trump’ın bu yetkiyi kullanırken ekonomik acil durum olarak ticaret dengesizliğini gösterdiğini söyledi. Ancak bu gerekçeye karşı çıktı. “Ekonomik acil durum olarak ticaret dengesizliğini kullandı,” diyen Judge, “1934’ten beri ticaret dengesizliğimiz var; dolayısıyla bu, pek de ani ve beklenmedik bir olay değildi” diye belirtti.

Judge’ın ikinci örneği Brazil oldu. Trump’ın Brazil’e yüzde 50 tarife uygulamasını, eski Brazil Başkanı Jair Bolsonaro’nun yargılanmaması gerektiği yönündeki inancıyla ilişkilendirdiğini söyledi. Judge, Trump’ın mantığını, “Jair Bolsonaro yargılanmamalı; onu yargıladıkları için yüzde 50 tarife koyacağım” şeklinde özetledi.

Bu yaklaşımı hukuk ve Constitution (Anayasa) açısından sert biçimde eleştirdi. “Hukuktan ve Constitution’dan o kadar uzaklaştı ki, akıl almaz,” diyen Judge, Trump’ın tarife yetkisini ekonomik gerekçelerden çok siyasi kanaatleri doğrultusunda kullandığını savundu. Transcriptte bu iddianın hukuki sonucu ya da mahkeme sürecine ilişkin ek ayrıntı verilmedi; tartışma Trump’ın yetki anlayışı üzerinden devam etti.

Professor: “Trump Kurallara İnanmıyor”

Professor, Judge’ın hukuki eleştirisine iki noktayla yanıt verdi. İlk olarak Trump’ın kurallara inanmadığını savundu. Ona göre Trump, kuralların kendisi dışındaki herkes için geçerli olduğunu düşünüyor. “Trump kurallara inanmıyor,” diyen Professor, “kuralların kendisi için değil, herkes için olduğuna inanıyor” ifadesini kullandı.

Professor, Trump’ın kendisini bir dâhi olarak gördüğünü ve bu nedenle kurallara dikkat etmek zorunda olmadığına inandığını ileri sürdü. Bu değerlendirme, podcast boyunca birkaç kez dile getirilen “sezgiyle karar verme” ve “uzmanlara danışmama” eleştirileriyle aynı çerçevede yer aldı.

İkinci olarak Professor, hukukun ve kuralların ülke yönetimi için taşıdığı önemi vurguladı. Judge’ın bu konuyu kendisinden daha iyi bileceğini söyleyerek, kuralların ve yasaların bir ülkenin tutarlı ve adil biçimde işlemesi için zorunlu olduğunu belirtti. “Kurallar muazzam önemdedir; başka bir ifadeyle, yasalar bir ülkenin tutarlı ve adil biçimde işlemesi için muazzam önemdedir,” diyen Professor, bu nedenle “rule of law” yani hukukun üstünlüğünden söz edildiğini hatırlattı.

Professor’a göre mevcut tabloda sorun yalnızca dış politika ya da gümrük tarifeleri değil. “Burada karşımızda hukuksuz bir başkan var,” diyen Professor, “bu ülkenin geneli için korkunç” değerlendirmesini yaptı. Trump’ın yalan söyleyebileceğini, hukuka aldırmayabileceğini ve gerçekleri uydurabileceğini düşündüğünü ileri sürdü. Ona göre ülke bunun “ciddi bir bedelini” ödüyor.

Tartışmanın Genel Çerçevesi

Podcastte konuşmacılar, Ukraine savaşının siyasi sorumluluğunu Biden ve Trump arasında paylaştırırken, Trump’ın artık bu savaşı yalnızca selefine yükleyemeyeceği görüşünde birleşti. Judge, savaşın iki başkana da ait olduğunu açıkça söyledi; Afghanistan örneği üzerinden de Trump’ın önceki yönetim döneminde başlayan bir sürecin sonuçlarıyla daha sonra başka bir başkanın yüzleşebileceğine dikkat çekti.

Professor ise Trump’ın zor dış politika dosyalarını devraldığı gerçeğini kabul etti, fakat bu dosyaları yönetme biçimini ağır biçimde eleştirdi. Ukraine, Gaza ve Iran başlıklarını aynı bağlamda değerlendirerek Trump’ın bu alanlarda kötü performans gösterdiğini savundu. Trump’ın çevresindeki neoconservative isimlerin etkisini de bu değerlendirmenin parçası yaptı.

Tarifeler tartışması, podcastte Trump’ın genel karar alma tarzını göstermek için kullanıldı. Professor, Trump’ın tarife oranlarını sezgiyle belirlediğini söylemesini, uzmanlık ve hesaplama yerine içgüdüye dayalı yönetim anlayışının göstergesi olarak sundu. Judge ise aynı meseleyi hukuki açıdan ele aldı ve “ekonomik acil durum” gerekçesinin yasadaki anlamıyla Trump’ın uygulaması arasında ciddi bir uyumsuzluk olduğunu savundu.

Son bölümde tartışma, Trump’ın kişisel özelliklerinden hukukun üstünlüğüne uzandı. Professor, Trump’ın kuralları kendisi için bağlayıcı görmediğini ileri sürdü. Judge da Trump’ın Constitution ve hukuk sınırlarından uzaklaştığını söyledi. Böylece bölüm, Ukraine savaşıyla başlayan tartışmayı, Trump’ın dış politika, ekonomi ve hukuk anlayışına ilişkin daha geniş bir eleştiriyle kapattı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol