İran Tartışmasında Donald Trump’ın Mirası: Savaş mı, “Sıcak Ateşkes” mi?
İngilizce podcast bölümünde, sunucu ve konuğu İran’la yaşanan çatışmanın mevcut durumunu, Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı) üzerindeki İran kontrolünü, Donald Trump’ın savaş ve barış arasında vereceği olası kararı ve ABD-İsrail askeri entegrasyonuna dönük yasa tekliflerini ele aldı. Tartışma, Washington’ın Orta Doğu’daki askeri varlığının geleceği ve İsrail’le daha kalıcı kurumsal bağlar kurulmasının doğurabileceği sonuçlar açısından önem taşıyor.
İran’la Savaşın Ardından “Barış mı, Mola mı?” Sorusu
Bölüm, İran karşısında yenilgi gerçekliğinin kabul edilmeye başlandığına dair bir tespitle açıldı. Sunucu, Strait of Hormuz’un İran kontrolünde olduğunu, ABD ve İsrail’in artık İran’la savaşmadığını belirterek, bundan sonra sürecin nereye gideceğini sordu. Konuğu daha önce yaptığı bir ifadeye atıfla, mevcut durumun gerçek bir barış mı yoksa yalnızca geçici bir duraklama mı olduğunu gündeme getirdi.
“İran’da yenilgi gerçeği kabullenilmiş gibi görünüyor,” diyen Sunucu, “Strait of Hormuz İran’ın kontrolünde ve ABD ile İsrailliler artık İran’la savaşmıyor, değil mi?” şeklinde değerlendirdi.
Konuğun yanıtı, durumun net bir barıştan çok sıcaklığı tamamen sönmemiş bir ateşkes hali olduğu yönündeydi. Ona göre taraflar arasında tam kapsamlı bir anlaşmadan ziyade bir tür geçici uzlaşma, bir “geçinme” düzeni oluşuyor. Bu düzen, ticari gemilerin geçişinin sürmesi ve krizlerin belirli aralıklarla yönetilmesi üzerine kurulu görünüyor.
“Bence göreceğiniz şey, aylardır konuştuğumuz bu modus fikri,” diyen Konuk, “bir tür sıcak ateşkes, bir uyum, ticari gemilerde artış sürdüğü müddetçe geçinip gitmenin bir yolu” şeklinde açıkladı.
Konuğa göre İran, dönem dönem rahatsız olduğunda Strait of Hormuz’u kapatma kapasitesine sahip olmaya devam edecek. Bu noktada vurguladığı temel unsur, boğazın kontrolünün İran’da olduğu ve bu konuda dış güçlerin yapabileceği fazla bir şey bulunmadığıydı.
“İranlıların kızgın olduğu dönemler olacak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatacaklar,” diyen Konuk, “çünkü Hürmüz Boğazı İranlıların kontrolünde ve kimsenin bu konuda yapabileceği bir şey yok” ifadelerini kullandı.
Seçimlere Kadar Sürecek Bir Statüko
Konuğa göre mevcut statüko sürecek ve müzakerelerdeki gidip gelmeler devam edecek. Bu sürecin seçimlere kadar uzanacağını, seçimlerden sonra ise Donald Trump’ın İran’la savaşın kendi mirası olup olmayacağına karar vermek zorunda kalacağını söyledi.
Bu değerlendirmede Trump’ın siyasi anlatı kurma biçimi de önemli bir başlık olarak öne çıktı. Konuk, Trump’ın bu tabloyu barış, zafer ya da 47 yıl içinde Ayatollah’a karşı duran tek başkan olduğu şeklinde sunabileceğini belirtti. Ancak bunun yerine yeniden savaşa dönmeyi seçmesi halinde, bunun hangi amaçla yapılacağı sorusunun yanıtlanması gerektiğini savundu.
“Seçimlerden sonra Donald Trump bu savaşın kendi mirası olup olmayacağına karar vermek zorunda,” diyen Konuk, “bunu barış diye satabilir, zafer diye satabilir, 47 yılda Ayatollah’a karşı duran tek başkan diye satabilir” şeklinde konuştu.
Konuğun temel argümanı, ABD’nin Mart ve Nisan aylarında askeri olarak hedeflediklerini başaramaması halinde, aynı hedeflere Aralık ayında ulaşmasının neden mümkün olacağının belirsiz olduğuydu. Bu nedenle yeniden savaşa dönme fikrini sorguladı.
“Mart ve Nisan’da askeri olarak yola çıktığınız şeyi başaramadıysanız, bunu Aralık’ta neden başarabileceksiniz?” diyen Konuk, savaş seçeneğinin gerekçesini sorguladı.
ABD Askeri Varlığı ve Savaş Uçaklarının Geri Dönüşü
Sunucu, ABD ordusunun savaş uçakları gibi ağır ekipmanları eve getirmeye başladığını söyledi. Konuk da kendi bilgisinin bu yönde olduğunu belirtti. Bazı birliklerin ve savaş filosu unsurlarının ABD’ye döndüğünü ya da dönmekte olduğunu ifade etti. Bununla birlikte, ABD’nin bu güçleri her zaman yeniden Orta Doğu’ya gönderebileceğini de ekledi.
“Ağır ekipmanı, savaş uçakları gibi unsurları eve getirmeye başladılar,” diyen Sunucu, ABD askeri hareketliliğine dikkat çekti.
“Benim anladığım da bu,” diyen Konuk, “bazı uçakların, bazı savaş filosu unsurlarının ABD’ye dönmeye başladığı ya da dönmekte olduğu yönünde” açıklamasını yaptı.
Konuğun aktardığına göre, Wall Street Journal’da da bir haber yer aldı; ancak ona göre bu, son birkaç aydır birçok kişinin düşündüğü daha geniş bir meselenin parçasıydı. ABD ile Körfez’deki Arap müttefikleri, ya da konuğun ifadesiyle “vassals” olarak nitelediği bağımlı aktörler, Orta Doğu’daki Amerikan kuvvet yapısının nasıl görüneceğini yeniden değerlendiriyor.
Bu çerçevede tartışılan temel soru, Amerikan ayak izinin nasıl şekilleneceği. ABD bölgedeki varlığını azaltacak mı, yeniden yapılandıracak mı, yoksa belirli alanlarda daha derin entegrasyona mı gidecek? Konuk, özellikle İsrail’deki Amerikan varlığının güçlendirilmesi veya genişletilmesi fikrinin gündemde olduğunu söyledi.
NDAA, Section 224 ve ABD-İsrail Entegrasyonu
Tartışmanın son bölümünde National Defense Authorization Act (Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası) için önerilen Section 224 adlı değişiklik gündeme geldi. Konuğa göre bu değişiklik, Amerikan ve İsrail ordularını entegre etmeye dönük bir girişim olarak görülmeli. Sunucu, bunun yalnızca askeri alanla sınırlı olmadığını, istihbaratı da kapsadığını hatırlattı.
“Askeri ve istihbarat,” diyen Sunucu, entegrasyonun kapsamına dikkat çekti.
Konuğun yanıtı daha genişti. Ona göre bu süreç istihbaratın yanı sıra teknoloji ve sanayiyi de kapsayacak biçimde ilerleyebilir. Böyle bir durumda Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin tamamı, İsrail lobisi söz konusu olduğunda Kongre’den farklı görünmeyen bir hatta yerleşebilir.
“İstihbarat, teknoloji ve sanayi de buna dahil,” diyen Konuk, “esasen Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin tamamının, İsrail lobisi söz konusu olduğunda Kongre’den farklı görünmemesi gibi bir tablo olur” değerlendirmesinde bulundu.
Konuğun en önemli uyarılarından biri, İsrail’e verilen yıllık mali yardımla bu tür kurumsal entegrasyon arasında büyük fark olduğu yönündeydi. ABD Kongresi her yıl İsrail’e para verme konusunda oy kullanabilir ve teorik olarak bu parayı kesebilir. Ancak askeri, istihbari, teknolojik ve endüstriyel entegrasyon kalıcı bir yapı yaratabilir.
“Her yıl İsrail’e para vermek için oy kullanabilirsiniz, o parayı geri de alabilirsiniz,” diyen Konuk, “ama bu entegrasyon kalıcıdır” ifadeleriyle riskin altını çizdi.
Pentagon İçinde “İsrail Çarı” Tartışması
Konuğun ikinci büyük uyarısı, önerilen düzenlemenin Department of Defense (Savunma Bakanlığı) içinde daha önce benzeri duyulmamış bir pozisyon yaratabileceği yönündeydi. Bu pozisyonu “executive agent” ve fiilen bir “çar” olarak tanımladı. Böyle bir kişinin Pentagon içinde İsrail’le ilgili tüm işlerden sorumlu olacağını söyledi.
Konuğa göre bu yetkili, Pentagon’daki herhangi bir kurumu, ajansı veya kuvvet kolunu aşabilecek bir güce sahip olabilir. Sunucu, bunun Secretary of Defense (Savunma Bakanı) dahil olup olmadığını sordu. Konuk, bu kişinin muhtemelen Savunma Bakanı’na sadık olacağını, çünkü atamayı yapan kişinin de o olacağını belirtti.
“Bu, Department of Defense içinde esasen duyulmamış bir pozisyon yaratır,” diyen Konuk, “Pentagon’da İsrail’le ilgili her şeyden sorumlu olacak bir executive agent, aslında bir çar” şeklinde açıkladı.
Sunucu, bu yetkinin “Secretary of Defense dahil” herkesi kapsayıp kapsamayacağını sordu. Konuk ise “Bu kişinin Savunma Bakanı’na sadık olacağını varsayarım, çünkü onu atayan kişi o olurdu” değerlendirmesini yaptı.
Bölüm genelinde konuşmacılar, İran’la savaşın şimdilik sona ermiş görünse de bunun kalıcı barış anlamına gelip gelmediğinin belirsiz olduğunu, Strait of Hormuz üzerindeki İran kontrolünün ABD ve İsrail için stratejik sınırlar yarattığını ve Washington’da İsrail’le daha derin bir savunma entegrasyonuna dönük girişimlerin uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini tartıştı.
İran, Hürmüz Boğazı ve Savaşın Geleceği
Sunucu: Sanırım İran’daki yenilgi gerçeği artık iyice anlaşılmış durumda. Yani Strait of Hormuz İran’ın kontrolünde ve ABD ile İsrailliler artık İran’la savaşmıyor, değil mi? Yani, buyurun.
Sunucu: Yani bundan sonra nereye gidiliyor? Yakın zamanda sizin söylediğiniz şeyi alıntılayacak olursam, bu barış mı yoksa bir ara mı?
Konuk: Doğru. Doğru. Bence göreceğiniz şey, Judge, şu: Aylardır konuştuğumuz bu modus fikri. Ama bu bir tür sıcak ateşkes, bir uyum, ticari gemilerde artış devam ettiği sürece geçinip gitmenin bir yolu.
Konuk: İranlıların rahatsız olduğu dönemler olacak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatacaklar, çünkü Hürmüz Boğazı İranlıların kontrolünde ve kimsenin bu konuda yapabileceği bir şey yok.
Konuk: Dolayısıyla bence göreceğiniz şey, esasen gelişmeye devam ettiğini gördüğümüz bu statükonun sürmesi olacak. Müzakerelerdeki gidip gelmeler de devam edecek.
Konuk: Bence bu seçimlere kadar sürecek. Seçimlerden sonra ise Donald Trump, bu savaşın kendi mirası olup olmayacağına karar vermek zorunda kalacak. Bunu barış olarak satabilir; barış olarak satabildiği ölçüde, zafer olarak satabildiği ölçüde, 47 yıl içinde Ayatollah’a karşı duran tek başkan olarak satabildiği ölçüde, vesaire vesaire.
Konuk: O zaman Donald Trump bunun kendi mirası olmasını isteyip istemediğine ya da hangi amaçlarla yeniden savaşa dönmek isteyip istemediğine karar vermek zorunda kalacak. Eğer Mart ve Nisan’da askeri olarak yola çıktığınız şeyi başaramadıysanız, bunu Aralık’ta neden başarabileceksiniz?
ABD Askeri Varlığının Geri Çekilmesi
Sunucu: Ordu, savaş uçakları gibi ağır ekipmanı eve getirmeye başlıyor.
Konuk: Benim anladığım da bu. Benim anladığım, bu birliklerden bazılarının geri döndürüldüğü yönünde. Onları her zaman yeniden Orta Doğu’ya getirebilirler. Ama benim anladığım, Judge, o uçaklardan bazılarının, o savaş filosu unsurlarından bazılarının ABD’ye geri dönmeye başladığı ya da dönmekte olduğu yönünde.
Konuk: Raporlar görüyoruz; bunlardan biri Wall Street Journal’daydı. Ama bence bu, son birkaç aydır çoğu kişinin düşündüğü şey: ABD ve Körfez’deki Arap müttefikleri, ya da sanırım onlara bağımlı aktörler demek daha doğru olabilir, Orta Doğu’daki Amerikan kuvvet yapısının nasıl görüneceğini yeniden değerlendiriyor.
Konuk: Amerikan ayak izi nasıl görünecek? Ve elbette Amerikalıların İsrail’deki varlıklarını güçlendireceği ya da genişleteceği fikri, özellikle National Defense Authorization Act (Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası) için önerilen Section 224 değişikliğini gördüğümüz sırada anlamlı görünüyor. Amerikan ve İsrail ordularını entegre etmeye çalışan bu girişimi gördüğümüz için bu mantıklı.
ABD-İsrail Askeri ve İstihbari Entegrasyonu
Sunucu: Askeri ve istihbarat.
Konuk: Ve istihbarat, teknoloji ve sanayi. Yani bence esasen tüm Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin, İsrail lobisi söz konusu olduğunda Kongre’nin göründüğünden farklı görünmemesi gibi bir durumunuz olur.
Konuk: İnsanlar bunun nasıl işleyeceğinden emin değilse, buradaki gerçek tehlike şu öneridir. Ayrıca burada üç ya da dört başka yasa tasarısı da var. Sizin de söylediğiniz gibi, Judge, bu entegrasyonu istihbarata ve diğer alanlara genişletecekler.
Konuk: Yani elbette tehlike şu: Her yıl İsrail’e para vermek için oy kullanabilirsiniz. O parayı geri alabilirsiniz. Ama bu entegrasyon kalıcıdır. Tehlikelerden biri bu.
Konuk: Diğer tehlike ise bunun Department of Defense (Savunma Bakanlığı) içinde esasen duyulmamış bir pozisyon yaratmasıdır: Bu executive agent, esasen bir çar. Pentagon içinde İsrail’le ilgili her şeyden sorumlu olacak biri.
Konuk: Ve bu kişinin Pentagon’daki herhangi birini, herhangi bir kurumu, herhangi bir ajansı, herhangi bir kuvvet kolunu esasen aşma yetkisi olacak.
Sunucu: Secretary of Defense (Savunma Bakanı) dahil.
Konuk: O kişinin Savunma Bakanı’na sadık olacağını varsayarım, çünkü onu atayan kişi o olurdu.