The Thinking Muslim

Dr. Franchesca Boka Alakre: Damascus’taki Nuri Bimaristan, Savaş Sonrası Syria İçin Bir Şifa Modeli Olabilir

İngilizce yayımlanan bu bölümde The Thinking Muslim sunucusu, neuroscientist (sinirbilimci) ve Islamic psychology (İslami psikoloji) uygulayıcısı Dr. Franchesca Boka Alakre ile Damascus’un eski şehrindeki tarihi Nuri Bimaristan’da konuştu. Bölüm, 1154’te inşa edilen bu hastanenin yüzyıllar boyunca ruh sağlığı bakımında nasıl öncü olduğunu ve savaş sonrası Syria için İslami sağlık anlayışının yeniden canlandırılıp canlandırılamayacağını ele aldı.

Nuri Bimaristan’ın Anlamı

Sunucu, Nuri Bimaristan’ın yalnızca tarihi bir yapı değil, “beden, zihin ve ruh” arasındaki ilişkiyi anlamak için hâlâ öğretici bir kurum olduğunu belirtti. Yapının duvarlarında Kur’an’dan şifa ve merhamet ayetlerinin yer aldığını hatırlatarak, bunun dekorasyon değil, hastanenin “işleyen felsefesi” olduğunu söyledi. Bimaristan’ın zirve döneminde yoksullara, zenginlere, askerlere, yabancılara, Müslümanlara ve gayrimüslimlere ücretsiz hizmet verdiğini aktardı.

Dr. Franchesca Boka Alakre, bu kurumun İslam medeniyetindeki yerini anlatırken 1884’te Damascus’tan geçen Valenceli âlim Elkinani’nin sözlerine atıf yaptı. Alakre’ye göre Elkinani, bu bimaristanı “İslam’ın büyük övünçlerinden biri” olarak görmüştü. “Bir hastane nasıl İslam’ın bir delili ve ihtişamı olabilir?” diyen Alakre, “Bunu işlevi üzerinden savunmak istiyorum” şeklinde açıkladı.

Alakre, Nuri Bimaristan’ın Nur al-Din Zengi tarafından Damascus’u aldıktan kısa süre sonra, Haçlılarla çatışmanın en sert döneminde kurulduğunu anlattı. O dönemde Damascus’un Latin Kingdom of Jerusalem’a haraç ödediğini ve derin bir aşağılanma yaşadığını belirtti. Ona göre Nur al-Din’in savaştan sonra değil, savaşın zirvesinde böyle bir kurum inşa etmesi, toplumsal iyileşmeyi merkeze alan bir şehir anlayışını gösteriyordu.

Güzellik Bir Tedavi Aracıydı

Bimaristan’a gelen hastanın ilk karşılaştığı şeyin güzellik olduğunu vurgulayan Alakre, kapıdan avluya, mermer düzeninden yazıların renklerine kadar her ayrıntının tedavi anlayışının parçası olduğunu söyledi. İlk doktorlardan Alh Hariri’nin aynı zamanda baş zanaatkâr olduğunu belirten Alakre, mimari ayrıntıların doktor gözüyle tasarlandığını ifade etti.

“Güzellik burada gerçekten ilk müdahaledir,” diyen Dr. Franchesca Boka Alakre, “bu, bugün Batı’da dignity confirming environmental design denilen şeye karşılık gelir” şeklinde açıkladı. Alakre, bunun bilim dışı ya da romantik bir yaklaşım olmadığını, Batı’da 1980’lerde yapılan bir çalışmada ameliyat sonrası odasından ağaç gören hastaların yalnızca duvar görenlere göre daha hızlı iyileştiğinin gösterildiğini hatırlattı.

Bimaristan’daki ışık, su, hava akımı, simetri ve bahçe düzeni de tedavinin parçası olarak ele alındı. Alakre, içinde bulundukları doğu eyvanının dersler için seçildiğini, ışığın öğretim saatlerine göre uygun olduğunu anlattı. Avludaki serinliğin de rastlantı değil, mimari tasarımın sonucu olduğunu söyledi.

Simetrinin kaygı ve ajitasyon üzerinde yatıştırıcı etkisi olduğunu belirten Alakre, duvarların aşırı süslenmemesinin de bilinçli olduğunu ifade etti. Hastanın tefekkür edebileceği kadar güzellik sunulduğunu, fakat zihnini boğacak bir yoğunluktan kaçınıldığını söyledi. Su sesinin ve su manzarasının parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek insanı sakinleştirdiğini de ekledi.

İlaç Merkezli Değil, Çevre ve Kalp Merkezli Tıp

Söyleşide en önemli başlıklardan biri, İslami tıbbın ilaç kullanımına bakışı oldu. Alakre, İbn Hindu’nun The Key to Medicine adlı eserinde çevreyi kontrol etmenin doktorun yeteneğinin en büyük parçası sayıldığını anlattı. Hangi hastanın sıcaktan, hangisinin soğuktan; hangisinin dışarıda bulunmaktan, hangisinin pencereden bakmaktan fayda göreceğinin tedavi protokolünün parçası olduğunu söyledi.

“İnsanlara sadece bir hap verirseniz, iyi bir doktor değilsiniz,” diyen Dr. Franchesca Boka Alakre, “klasik doktorlar aşırı ilaç kullanımına karşı uyarıyordu” diye belirtti. Batı’da yalnızca semptomu susturup kişiyi işe geri döndürmeyi hedefleyen ilaç merkezli yaklaşımı kapitalist bir bakış olarak nitelendirdi.

Alakre’ye göre İslami tıpta içsel iyileşme dışsal iyileşmeyi kolaylaştırır ve ondan önce gelmelidir. Bu yüzden kalp, tedavinin ilk merkezidir. Hastanın karşısına Kur’an’dan özellikle şifa, hastalık ve iyileşmeyle ilgili seçilmiş ayetlerin konulması da bu yaklaşımın parçasıdır. Hastaya tüm metin yüklenmemekte, onun yorgunluğu dikkate alınarak ihtiyaç duyduğu sözler sunulmaktadır.

Vakıf Modeli ve Ücretsiz Evrensel Bakım

Bimaristan’ın finansmanı, söyleşinin merkezindeki konulardan biriydi. Alakre, waqf (vakıf) sisteminin ne kamu ne de özel sektör kategorilerine tam olarak uyduğunu söyledi. Vakıfta belirli bir mülkün kalıcı olarak belli bir amaca tahsis edildiğini, satılamadığını ve gelirinin başka yere aktarılamadığını anlattı.

Nuri Bimaristan’ın vakfına bağlı çarşıdaki dükkânların kiralarının, yakındaki madrasa (medrese) ve bimaristan arasında paylaştırıldığını belirtti. Bu yapı, Nur al-Din’in adil şehir tasavvurunda çarşı, medrese ve hastane arasındaki ilişkiyi temsil ediyordu.

“Vakıf, ruh sağlığı için yeniden tesis edilmesi gereken temel modeldir,” diyen Dr. Franchesca Boka Alakre, “çünkü tarihsel olarak herkes için evrensel ve ücretsiz bakımı başaran tek model budur” değerlendirmesinde bulundu. Alakre, bunun vergi olmadığını özellikle vurguladı: Dükkân sahipleri devlete vergi vermiyor, vakfa ait dükkânları kiralıyordu. Bu kira, vakfın kuruluş belgesinde belirtilen amaçlar dışında kullanılamıyordu.

Alakre’ye göre vakıf modeli siyasi değişimlerden ve piyasa kâr baskısından daha bağımsızdı. Buna karşılık kolonizasyon döneminde vakıfların sistematik biçimde zayıflatıldığını ve bunun Batı ekonomik sistemine engel görüldüğünü savundu.

Beden, Zihin ve Ruh Ayrılmazdı

Alakre, İslami tıp ve psikolojide beden ile ruhun ayrı görülmediğini söyledi. Al-Balkhi’nin beden ve ruhun gıdasını birlikte ele alan eserini hatırlattı. Ona göre İslami tıpta ruh ve beden, bazen “aynı madalyonun iki yüzü” gibi düşünülmüştü; modern Kartezyen ayrım ise bedeni tıbbın, zihni psikolojinin, ruhu ise belirsiz bir maneviyat alanının konusu haline getirdi.

Kalbin merkeziliğini açıklarken Peygamber’in kalp sağlam olursa bütün insanın sağlam olacağına dair hadisine atıf yaptı. Bu nedenle İslami psikoloji ve tıbbın kalp merkezli olduğunu söyledi. Bimaristan’da uygulanan bazı yöntemlerin düşünceleri yeniden düzenlemeyi hedeflediğini, bunun modern cognitive behavioral therapy (bilişsel davranışçı terapi) ile benzerlik taşıdığını ifade etti.

Ancak Alakre, meseleyi “kim önce buldu” tartışmasına indirgemedi. Ona göre asıl fark amaçtaydı: İslami tıp yalnızca semptomu azaltmayı değil, kişinin kalbini, düşüncelerini, bedenini ve hayat tarzını birlikte iyileştirmeyi hedefliyordu.

Kişiye Özel Tedavi: Müzik, Su, Hikâye ve Bahçe

Bimaristan’daki tedavinin standart değil, kişiye özel olduğunu anlatan Alakre, müziği örnek verdi. Al-Farabi’nin müzik makamlarının belirli psikolojik etkiler doğurduğunu yazdığını hatırlattı. Rast makamının zihinsel ajitasyonda, Isfahan makamının hafıza ve durgunluk sorunlarında, Hijaz makamının ise aşırı gurur ve kibirle ilgili durumlarda kullanılabildiğini söyledi.

Bimaristan’a yalnızca müzisyenlerin değil, hikâye anlatıcılarının da geldiğini belirtti. Damascus kültüründe hikâye anlatıcılığının önemli bir yer tuttuğunu ve bu kurumda hikâye anlatıcıları için bütçe ayrıldığını ifade etti.

Su da tedavi aracıydı. Hastalığın türüne ve kişinin bedensel özelliklerine göre ne kadar su içileceği, hidroterapi ya da su sesi gibi unsurlar tedaviye dahil ediliyordu. Daha hafif hastaların bahçelerde yürüyüp meyve ve sebzeleri görmesi, ağır ajitasyon yaşayanların ise yalnızca pencereden bakması önerilebiliyordu.

“Bugün elitlerin milyonlarca dolara satın aldığı şeye precision medicine diyorlar,” diyen Dr. Franchesca Boka Alakre, “burada bu yaklaşım kelimenin gerçek anlamıyla herkes için mevcuttu” diye vurguladı.

Hasta Kayıtları, Haklar ve Taburcu İlkesi

Sunucu, Nuri Bimaristan’ın sistematik hasta kayıtları tutan ilk kurumlardan biri olduğunu belirtti. Alakre, bu kayıtlarda hastanın girişteki durumunun, doktor gözlemlerinin, uygulanan tedavinin, hastanın verdiği yanıtın ve taburcu halinin bulunduğunu söyledi. Bunun hem nüfus düzeyinde çalışma yapmayı mümkün kıldığını hem de bireysel hastayı tıbbın merkezine yerleştirdiğini ifade etti.

Alakre, vakfiye belgesinin hastanın tam iyileşmeden taburcu edilmesini yasakladığını da anlattı. Bunun modern sigorta temelli sistemlerden kökten farklı olduğunu söyledi. Günümüzde hastaların çoğu zaman “ölme riski çok yüksek değilse” taburcu edildiğini belirtti.

“Bimaristan’da hasta, şeriat hukuku altında hak sahibi bir kişiydi,” diyen Dr. Franchesca Boka Alakre, “sadakanın pasif alıcısı konumunda değildi” şeklinde açıkladı. Bir hastanın haksız taburcu edildiğini düşünmesi halinde şikâyet edebildiğini, Nur al-Din’in ayda iki gün halkın şikâyetlerini dinlediğini aktardı.

Hekimler: Bilge, Öğretmen ve Çok Yönlü İnsanlar

Bimaristan’daki hekimlerin yalnızca iyi tedavi sonuçları alan kişiler değil, aynı zamanda öğretmeye yatkın parlak zihinler olduğunu söyleyen Alakre, buranın Levant bölgesinde doktorların yetiştiği önemli merkezlerden biri olduğunu belirtti. İbn Abi Usaybi’a’nın sabah yatakları dolaşıp günlük tedavileri yazdığını, ardından salona geçip kitaplara başvurduğunu, ders verdiğini ve sonra yöneticilere de hizmet sunduğunu anlattı.

Alakre’ye göre klasik dönemin doktorları çoğu zaman hakeem, yani bilge olarak görülüyordu. Hekimlerin müzik, şiir, felsefe, kimya ve psikolojiyle de ilgilenmesi onların tıbbi anlayışını zenginleştiriyordu. Al-Razi’nin müzik ve kimya bilgisinin nabız okuma ve eczacılık alanındaki katkılarını etkilediğini; Ibn Sina’nın felsefi birikiminin psikosomatik düşünceye zemin hazırladığını söyledi.

Travma Kavramı ve Savaş Sonrası Syria

Söyleşinin en güncel kısmı, 15 yıllık savaşın ardından Syria’daki ruhsal yıkım üzerineydi. Alakre, İslam kültüründe modern anlamda tek bir “travma” kelimesi bulunmamasını olumlu gördüğünü söyledi. Batı’da travmanın çok geniş bir kategoriye dönüşerek farklı acı biçimlerini aynı kaba koyduğunu savundu.

İslami gelenekte acının kaynağına göre farklı kategoriler bulunduğunu anlattı: Sevilen birinin kaybı, mülk kaybı ya da bedensel kökenli depresif haller farklı değerlendirilirdi. Savaş sonrası Syria’da konuştuğu birçok kişinin savaşın bitmesine şükrettiğini ama sevinç hissedemediğini söylediğini aktardı.

“Çok zordu ve bittiği için minnettarım, ama sevinç hissedemiyorum,” diyen Suriyelilerin sözlerini aktaran Dr. Franchesca Boka Alakre, “çocuklarımla birlikteyken bile hissedemiyorum; korkutucu bir şey gördüğümde de hissedemiyorum” ifadelerini paylaştı. Bunu kalbin katılaşmasıyla ilişkilendirdi ve bunun hem mağdurlarda hem de faillerde görülebileceğini belirtti.

Alakre, Al-Kindi’nin On the Art of Dispelling Sorrows adlı eserine de değinerek, travmayı iyileştirmek için yalnızca bedeni sakinleştirmenin yeterli olmadığını, zihinde acıyı canlı tutan düşüncelerin de ele alınması gerektiğini söyledi. Ona göre savaş sonrası toplumsal travmanın iyileşmesi için mekân, destek ve zaman gerekir; “altı haftalık travmadan çıkış programı” gibi hızlı çözümler gerçekçi değildir.

Müzeleşme, Silinme ve Yeniden Canlanma İmkânı

Nuri Bimaristan yaklaşık 700 yıl hastane olarak hizmet verdikten sonra kız okulu, ticaret okulu ve sonunda müzeye dönüştü. Alakre, bugünkü müzenin “Arab world” çerçevesiyle sunulmasını eleştirdi. Ona göre bu tercih iki silinmeye yol açıyor: Arap olmayan Müslümanların katkısını ve İslam’ın kurucu çerçevesini görünmez kılıyor.

Bimaristan kelimesinin Farsça kökenli olduğunu, Nur al-Din’in Türk kökenli olduğunu, başka bimaristanların Kürt kurucularla bağlantılı olduğunu ve Endülüs’ten gelen ziyaretçilerin bu mirası kayda geçirdiğini hatırlattı. Bu nedenle kurumun yalnızca Arap bilimi ve tıbbı olarak sunulmasını eksik buldu.

Alakre, buranın Islamic medicine (İslami tıp) müzesine dönüştürülmesini ve içinde dünyanın ilk Islamic psychology bölümünün kurulmasını önerdi. Ayrıca vakfın yeniden işletilmesi, yapının klinik eğitim merkezi ya da mahalle için ücretsiz klinik olarak kullanılması ve Damascus genelinde vakıf destekli ruh sağlığı klinikleri ağının kurulması gerektiğini söyledi.

Damascus’un Önceliği: İnsanların İyileşmesi

Sunucu, Syria’da halkın yaklaşık yüzde 80’inin yoksulluk içinde yaşadığını belirterek, böyle bir dönemde bimaristan gibi kurumların öncelik olup olamayacağını sordu. Alakre, bunun tam da öncelik olması gerektiğini savundu. Nur al-Din’in de benzer ya da daha zor koşullarda “kırılmış insanlara” yöneldiğini söyledi.

“Bir devletin gücü insanlarıdır,” diyen Dr. Franchesca Boka Alakre, “bu bina tam olarak bu koşullar için inşa edildi” diye vurguladı. Yeni hükümetin yalnızca elektrik fiyatları ya da ekonomiyle değil, insanların manevi ve ruhsal sağlığıyla da ilgilenmesi gerektiğini savundu.

Alakre’ye göre Syrian halkı bugün ruh sağlığı desteği arıyor; fakat çoğu zaman karşısında Batı merkezli içerikler buluyor. Bu içeriklerin geniş aile gibi toplumun temel değerlerinden uzaklaştırıcı etkiler yaratabileceğini söyledi. Syria’nın kendi mirası içinde, savaş sonrası iyileşme için daha uygun bir model bulunduğunu ifade etti.

Nur al-Din bugün bu avluya gelse ne yapardı sorusuna Alakre, önce ayakta kalan vakıfları ve mahallelerin yıkım düzeyini incelerdi yanıtını verdi. Ardından bilgi aktarım zincirini yeniden kuracağını, Damascus’ta Islamic psychology için bir enstitü açabileceğini ve Muslim world’dan en iyi âlimleri davet edebileceğini söyledi. Ona göre Nur al-Din istikrarı beklemezdi; bu tür kurumları inşa ederek istikrar üretirdi.

Son bölümde Alakre, savaşın Damascus’tan çok şeyi alamadığını, fakat kalan mirasın kırılgan olduğunu belirtti. Yaşayan hocaların, vakıf hafızasının, Arapçanın ve şehir kültürünün hâlâ mevcut olduğunu; ama bunların bir kuşak içinde kaybedilebileceğini söyledi. Damascus’ta en küçük gündelik davranışların bile Allah’la bağlantılı bir kültür içinde anlam kazandığını belirterek, büyük meselelerin, özellikle acı ve şifanın, bu bağdan koparılmaması gerektiğini savundu.

Zihinsel Sağlık ve İslami Tıp

Konuşmacı: İnsanlara sadece bir hap verirseniz, zihinsel sağlık açısından iyi bir doktor değilsiniz. Vakfı yeniden tesis etmek temeldir.

Anlatıcı: Dr. Franchesca Boka Alakre bir nörobilimci ve İslami psikoloji uygulayıcısı. Bu hafta Damascus’taki tarihi Nuri Bim Maristan’ın içindeyiz; yüzlerce yıl boyunca zihinsel sağlık hizmetlerinde öncülük etmiş bir hastane. Yeni Syria, İslami sağlık hizmetlerinin yeniden canlanmasına öncülük edebilir mi?

Bu bir süsleme değildi. Bu kurum herkesi tedavi ediyordu: yoksulları, zenginleri, askerleri, yabancıları, Müslümanları ve gayrimüslimleri; tamamen ücretsiz.

Konuşmacı: Çok zordu ve bittiği için minnettarım, ama sevinç hissedemiyorum. Çocuklarımla birlikteyken bile hissedemiyorum; korkutucu bir şey görsem bile hissedemiyorum. Bu, tıbbın yeni sınırı ve milyarderlerin satın aldığı şey de bu. Batı’da ise sadece ilaç vermenin acıyı susturduğunu, kişiyi işe geri döndürdüğünü ve bununla yetindiğini görüyoruz.

Burada ilk müdahale gerçekten güzelliktir. Bu duvarlar daha önce aynı acıyı ve ıstırapları emdi.

Nuri Bim Maristan

Anlatıcı: Damascus eski şehrindeki Nuri Bim Maristan’ın güzel avlusundayız. 1154’te inşa edilmiş ve birkaç yüzyıl boyunca yeryüzündeki en gelişmiş zihinsel sağlık kurumu olmuştu.

“Bimaristan” kelimesi Farsçadan gelir: “bimar” hasta, “stan” yer demektir. Ama bu çeviri, bu binanın gerçekte ne olduğuna neredeyse hiç hakkını vermez.

Duvarın üstündeki Arapça ayette şöyle yazar: “Biz Quran’dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyi indiririz.” Bir başka ayet: “Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt ve göğüslerde olana şifa gelmiştir.” Arkamdaki bir başka ayet ise: “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur.”

Bu bir süsleme değildi. Bu, işleyen bir felsefeydi. En parlak döneminde bu kurum herkesi tedavi ediyordu: yoksulları, zenginleri, askerleri, yabancıları, Müslümanları ve gayrimüslimleri; tamamen ücretsiz.

Akan su, bahçeler, müzik ve ışık burada yalnızca konfor unsurları değildi. Zihinsel hastalığı olanlar için ilaçtı.

Sonra burası bir müzeye dönüştü.

Bugünkü konuğum yıllarını bu yer, bunun ne anlama geldiği ve bugün bize beden, zihin ve ruh arasındaki ilişki hakkında hâlâ ne öğretebileceği üzerine düşünerek geçirdi. Ayrıca 15 yıllık savaştan çıkan bir Syria’da, tam da böyle bir sonrasılık için inşa edilmiş bir binada şimdi burada oturmanın ne anlama geldiğini konuşacağız.

Bu tıp hakkında bir sohbet, ama aynı zamanda güzellik, sorumluluk ve bir toplumun en kırılgan insanlarına nasıl davrandığında kendisi hakkında neyi açığa vurduğu hakkında.

Dr. Francesca Boka Alakre, bizimle olduğunuz için teşekkür ederim. Esselamu aleykum ve The Thinking Muslim’e hoş geldiniz; bu kez güzel Damascus şehrindeyiz.

Dr. Francesca Boka Alakre: Selam. Sizi burada görmekten çok mutluyum. Bugün burada bizimle olmak gerçekten harika. Aslında yaklaşık bir yıl önce zihinsel sağlık ve Islam hakkında ilk sohbetimizi yapmıştık. Subhan Allah, Damascus eski şehrinde oturuyor olacağımızı kim düşünebilirdi?

Islam Tarihinde Bir Hastanenin Anlamı

Anlatıcı: Dediğim gibi Nuri Bimaristan’dayız. İnsanların bu binadan ne anlamasını istersiniz? Ve aslında onun parlak Islamic tarihimizdeki yeri neydi?

Dr. Francesca Boka Alakre: Bir seyyahın sözleriyle hayal ederek başlayalım. Yıl 1884. Valencia’dan Elkinani adlı bir alim var. Hajj’a gidiyor, sonra dönüşte Damascus’tan geçiyor. Bu özel bimaristanı tarif ederken şöyle diyor: “Bu, Islam’ın büyük ihtişamları arasında Mafer al-Islam’dır.”

Bu kişi Makkah ve Medina’yı görmüş, Alaloo’daki Valencia’dan gelmiş ve buraya gelip “Burası Islam’ın bir delili, Islam’ın ihtişamıdır” diyor. Bir hastane nasıl Islam için bir delil, bir ihtişam olabilir? Ben bunun işlevinden kaynaklandığını savunmak istiyorum.

Bu hastane Nureddin Zengi tarafından inşa edildi. Onun hakkında daha fazla konuşacağız. Damascus’u aldıktan yalnızca birkaç ay sonra yapıldı. Zamanlar zordu, hatta bugünden daha zordu. Damascus o zamana kadar Latin Kingdom of Jerusalem’e haraç ödüyordu. Derinden aşağılanmıştı. Nureddin bunu Haçlı Seferleri’nden sonra değil, çatışmanın zirvesinde inşa etmeyi seçti.

Buradaki tüm mahalle, yani çevredeki Alhara, birazdan konuşacağımız üzere, Nureddin’in ideal şehir olarak düşündüğü şeyin bir modelini temsil eder. Travmatize olmuş, yerinden edilmiş insanları ve bir topluluğu iyileştirmenin yolu nedir? Bu, dış reformdan önce iç reform anlamına gelen tecdid fikridir.

Oryantalistler bile bu yerin özgünlüğünü kabul eder. Örneğin Lane Pool şöyle yazar: “Bimaristan, Damascus’u savunmaya değer kılmayı amaçlayan ahlaki bir programın görünür imzasıdır.”

Bunun özellikle bugünkü Syria için muazzam sonuçları olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu geçmişle ilgili değil. Çünkü bazen şöyle bir anlatımız oluyor: “Bir zamanlar harikaydık, ama şimdi yeni çözümler bulmamız gerekiyor çünkü eski çözümler artık geçerli değil.” Hayır. Biz işlev görmek için yapının ne olduğunu, niyetin ne olduğunu bulmamız ve bunu kendi zamanımıza uyarlayarak yeniden üretmemiz gerektiğine inanıyoruz.

Bir Hastanın Deneyimi

Anlatıcı: Harika. Nureddin Zengi’den ve böyle bir kurumun tarihindeki çok karanlık bir dönemden çıkmaya çalışan Syria için bazı sonuçlarından bahsetmek istiyorum. Ama önce hasta deneyiminden konuşalım. Bir hasta bu Bimaristan’ın kapısından içeri girdiğinde ne yaşardı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Bir hasta hayal edelim. Hasta dediğimizde gerçekten herkes olabilir. Bu hastanenin hizmet verdiği insanlar yoksullar, askerler, köylüler, azınlıklar da dahil olmak üzere herkesti.

Kapıdan girdiklerinde görecekleri ilk şey kapının kendisinin güzel olmasıydı. Sonra avlu güzeldi. Bu duvarı görürlerdi. Yani burada güzellik gerçekten ilk müdahaledir.

İlginçtir, burada çalışan ilk doktor Alh Hari aynı zamanda baş zanaatkardı. Her şeyi o inşa etti: mermerin rengini, mermerin yerleşimini, hangi hat parçalarının nereye konacağını, o yazının neden mavi olduğunu, mukarnasın neden kırmızı olduğunu. Her şey, aynı zamanda doktor olan onun tarafından tasarlandı.

Bu gerçekten terapötik güzelliktir. Günümüzde Batı’da buna “onuru teyit eden çevresel tasarım” deniyor. Bu kesinlikle belirsiz, temelsiz bir şey değildir. Çünkü bazen tıptan ve güzellikten bahsettiğinizde insanlar bunun bilimsel bir temeli olmadığını sanıyor. Ama Batı’da 80’lerde Olri tarafından yapılan bir çalışma vardı. Safra kesesi ameliyatı geçiren bazı insanları inceledi. Yarısı ağaç görebildikleri bir odaya, yarısı ise yalnızca şehirdeki bir duvarı gördükleri bir odaya kondu. Ağacı görenler daha hızlı iyileşti. Yani bunun veriye dayandığını biliyoruz. Bu aynı zamanda bir medeniyet olarak kendi varlığımızla da ilgilidir.

İçeri giren bir hasta aynı zamanda güzel ahlaklı insanlar tarafından karşılanırdı. Bu da çok önemlidir. Medeniyetimizin en önemli doktorlarından biri olan Abu Bakr, hekimin her zaman iyimser olması gerektiğini söylemişti. Yani şüpheleri olsa bile hastaya iyileşeceğine, daha iyi olacağına inandırmalıdır. Çünkü kelimenin tam anlamıyla bedenin durumu zihnin durumuyla bağlantılıdır.

Buradaki kütüphanede hâlâ bulabileceğimiz, “hekim ahlakı” olarak adlandırılan bütün bir literatür türü vardır. Bu eserlerde hastaya nasıl nazik davranılacağı, nasıl yumuşak konuşulacağı, psikolojik olarak nasıl cesaret verileceği anlatılır. Ancak aynı zamanda doktorun her zaman bir tür tevekkülü vardı. Yine Araz’ın yazılarında, tedaviyi Allah’a dayanarak uygulamak gerektiği anlatılır.

Hemen göreceğiniz bir diğer şey, aslında birçok kez tekrarlanan Surah al-Fath’tır. Neden Surah al-Fath var? Zaferle ilgilidir, değil mi? Bunun ne ilgisi var? Burası bütün mahallenin mottosu gibidir ve acıyı zafere bağlar. Tıbbı Islam’ın zaferlerinden biri, Islam’ın delillerinden biri olarak bağlar.

Ayrıca hastaya şunu söyler: Acı çekiyorsun, ama acının bir anlamı var. Batılı dünya görüşünde ve alıştığımız şeyde bu her zaman eksiktir. “Ben acı çekiyorum, diğer tarafta da dinim var; belki biraz başa çıkabilirim.” Burada ise sana şöyle deniyor: Hayır, acı, şifa ve ıstırap Islam’ın büyük delilinin, büyük ihtişamının bir parçasıdır.

Çevresel Terapi ve Güzellik

Anlatıcı: İçeri girdiğinizde bu güzel avluyu görüyorsunuz. Şu anda çalışmıyor gibi görünen ama en parlak döneminde muhtemelen güzel bir şelale olan bir su düzeni görüyorsunuz. İçeri giren ışık, dediğiniz gibi duvarın dekoratif yönleri, etrafımızdaki mermer için seçilen renk... Bunların ne kadarı bir hekimin ciddi işine eşlik eden tamamlayıcı bir taraf, ne kadarı hastanın merkezî iyileşmesinin parçasıydı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Çevresel terapiyi asıl terapinin yanında bir şey olarak anlamamalıyız. Islamic tıpta kavramsal olarak da farklıdır. Burada gördüğümüz her şeyin hasta için terapötik etkilerin yarısından fazlasını oluşturduğunu savunurum.

Anlatıcı: Yarısından fazlasını mı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet. Evet. Bunun bazı nedenleri var. 11. yüzyılda, yani hastane tam işlev halindeyken, Iban Hindu tarafından The Key to Medicine adlı bir kitap yazılıyor. Orada çevreyi kontrol etmenin doktorun yeteneğinin en büyük kısmı olduğu söyleniyor. Çünkü doktor o hasta için şunu bulmalıdır: Sıcaktan mı daha çok faydalanır, soğuktan mı? Dışarıda olmaktan mı daha çok faydalanır, yoksa sadece pencereden bakmaktan mı? Bunlar terapötik bir protokole yerleştirilirdi.

Kendi tıbbımızda, kendi geleneğimizde Arzi ve Ibn Sina gibi temel doktorlar her zaman aşırı ilaç kullanımına karşı uyardılar. Gerçekten şöyle derlerdi: Bu tembel yoldur. İnsanlara sadece bir hap verirseniz iyi bir doktor değilsiniz.

Yine vurgulamak istiyorum: Batı’da yalnızca ilaç vermenin kişinin acısına çok kapitalist bir bakış biçimi olduğunu görüyoruz. Sadece belirtiye bakıyorsunuz, onu susturuyorsunuz, kişiyi işe geri gönderiyorsunuz ve bu kadar. Çünkü bu daha az maliyetli ve daha fazla üretim sağlıyor. Biz bu etiğe bağlı değiliz. Bununla hiçbir ilgimiz yok.

Ne tür müdahalelerimiz var? Öncelikle ışık var. Şu anda doğu eyvanındayız. Bu, eğitim için kullanılan yerdi ve derslerin yapıldığı günün saatinde ışık eğitim için en uygun durumdaydı. İç avlumuz var; burada termal bir düzenleme de vardı. Biraz esinti olduğunu görebilirsiniz. Bu, avlunun mimarisinin bir parçası.

Anlatıcı: Buraya girince ne kadar serin olduğuna şaşırdım. Damascus’ta çok güneşli bir gün, ama içeri yürüdüğünüzde çok serindi.

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet. Evet. Bunların hepsi tasarımla ilgili. Biz Nuri Bimaristan’dayız, ama Damascus’ta Tari adlı başka bir Bimaristan daha var. Orası manzarası nedeniyle seçilmişti. O dönemde güneye bakan bir manzarası vardı; her yer meyve bahçeleriyle doluydu. Güzel tepeler vardı ve bunun gibi şeyler.

Burada da gördüğümüz şey, her şeyin tamamen simetrik olması.

Anlatıcı: Evet.

Dr. Francesca Boka Alakre: Simetrinin özellikle ajitasyon ve kaygı üzerinde büyük terapötik etkisi vardır. Bu yüzden kaygılı insanlar “Tamam, odam artık daha az dağınık, kendimi daha iyi hissediyorum” der. Mesele tam olarak budur.

Bu duvar çiniler ve çiçeklerle dolu olabilirdi. Bunu yapmamayı seçtiler. Bunun bir anlamı var. Tefekkür etmeniz için yeterli, ama sizi doyurup bunaltacak kadar fazla değil. Bütün bunlar önemlidir.

Su da bir müdahaledir. Suya bakmak parasempatik sinir sisteminizi harekete geçirir. Yani sizi sakinleştirir. Ibn Sina suyun sesle, görüntüyle, hidroterapiyle ve havayla terapi olarak kullanılabileceğini yazar.

Ayrıca Islamic tıpta içsel iyileşmenin dışsal iyileşmeyi kolaylaştırdığına ve önce gelmesi gerektiğine inandığımızı da her zaman hatırlamalıyız. Kalbin iyileşmesi gereken ilk yer olduğunu asla unutmamalıyız. Bu yüzden hasta burada Quran’dan seçilmiş ayetleri görürdü; çünkü bunlar tıpla ve hasta olmakla nasıl ilişki kurulacağıyla ilgili ayetlerdir.

Bunlar size öğretir. Bazen sure kesilmiştir; ayetin sonuna bile ulaşmadığını görürsünüz. Çünkü hasta olan bir kişiye bütün mushafı vermezsiniz; o yorgundur. Ona saygı gösterin, sadece orada ihtiyacı olan kelimeleri verin. Bu da terapötiktir.

Geleneğimizde ilaçlara ilk anda yönelmemenin teolojik nedenleri de vardır. Buradan bir kilometreden daha az uzakta defnedilmiş olan Ibn Taymiyyah, ilk tedavinin farmakolojik olmaması gerektiğini söylerdi. İlaca koşmak teolojik olarak iyi bir yaklaşımı göstermez. İşte çevrenin burada gerçekten yarıdan fazlası olmasının bazı nedenleri bunlar.

Kimler Tedavi Ediliyordu?

Anlatıcı: Bu harika. En parlak döneminde buraya kimler gelirdi? Böyle bir kurumun kapısından ne tür insanlar geçerdi?

Dr. Francesca Boka Alakre: Bu konuda olağanüstü iyi korunmuş belgelere sahibiz, çünkü vakfiye, yani kuruluş belgesi hâlâ korunuyor. Tedaviyi din, ırk, cinsiyet ve sosyal sınıf gözetmeksizin zorunlu kılıyordu. Bu da bize peygamberî misyonu, yani alemlere rahmet olarak gönderilmeyi çok hatırlatıyor.

Hatta tarihçi Ibn Jubayr, 12. yüzyılda doktorların hastalara, rütbeleri ne olursa olsun, aynı miktarda dikkat gösterdiğini yazar. Bunu genellikle hiç görmeyiz. Sadece “Yoksulsun ve kabul edildin, tamam” demiyoruz. Aynı tür ilgiyi alıyorsun diyoruz. Yani tercihli bir kamu-özel ayrımı yok; ödeme yapan hasta NHS hastasından farklı muamele görmüyor ve benzeri şeyler yok.

Çok sevdiğim bir anekdot var. Nureddin’in kendisi hastalanıyor ve buraya geliyor; elbette burası onun hastanesi. Geliyor ve doktorlar ona standart bir hastane içeceği olan şarabı veriyorlar. Sağlık için iyi ama sıradan bir içecek. O da ayrıcalıklı muamele görmemekten o kadar mutlu oluyor ki, “Bu bana ve bütün Müslümanlara helaldir” diyor.

Anlatıcı: Bu gerçekten bunun çok güzel bir kanıtı.

Dr. Francesca Boka Alakre: Ayrıca ne tür insanlar vardı? Özellikle izleyenler için burayı Batı anlamında devasa bir hastane olarak hayal etmeyelim. Hayır. Burası en fazla 200 yatağa sahipti.

Anlatıcı: Evet.

Dr. Francesca Boka Alakre: Bunun bir nedeni var. Belki bundan bahsedeceğiz. Bu yatakların çoğu Alar Masak’tan, yani en yoksullardandı. Kuruluş belgesi de bunu söyler: Lütfen esas olarak yerinden edilmiş olanlarla ilgilenelim.

Antioch’un düşüşü, Jerusalem’in düşüşü vardı. Biraz sonra Mongols geldi. Yani mülteciler her zaman Damascus nüfusunun büyük bir parçası oldu. Hâlâ öyleler. Hâlâ birçok Kurd, birçok Circassian, birçok Armenian var. Damascus’un yapısı budur.

PTSD yaşayan askerler önemli bir gruptu; zihinsel olarak iyi olmayanlar da öyle. Zihinsel olarak iyi olmayanların bu hastanede özel bir kanadı vardı ve bunun dünyadaki ilk örnek olduğunu iddia edebiliriz.

Anlatıcı: Subhan Allah. Zihinsel hastalığı olanların nasıl tedavi edildiğinden bahsetmek istiyorum. Ama önce “vakıf” teriminden söz ettiniz; Islam’daki vakıf fikri. Sanırım bu bize nasıl finanse edildiğine dair de biraz fikir veriyor. Çünkü elbette Batı’da ve muhtemelen artık dünyanın çoğunda çoğu kurum, çoğu sağlık kurumu ve zihinsel sağlık kurumu da devlet, yani merkezi devlet tarafından finanse ediliyor. Buradaki finansman yapısını benzersiz kılan neydi?

Vakıf Sistemi

Dr. Francesca Boka Alakre: Vakıf, ne kamusal ne de özel olan bir yoldur; Batılı kategorilerimizden çok farklıdır. Vakıf, Arapçada “durdurmak” anlamına gelen bir kökle ilişkilidir. Bir vakfiyesi, yani hukuki belgesi vardır. Bu belge, belirli bir mülkün sonsuza dek belirli bir kullanım için tahsis edileceğini belirtir. Satılamaz, ona hiçbir şey yapılamaz.

Bu yüzden bu hastanenin vakfı büyük bir vakıftı ve içinde bir çarşı vardı; Suk al-Khayyatin, hemen köşenin arkasında, yani terziler çarşısı. O çarşıdaki her dükkân elbette kira ödemek zorundaydı; fakat kira özel bir mülk sahibine gitmez, vakfa giderdi. Sonra bu kira, oradaki Madrasa Nuriya, yani ilim merkezi, ile burası arasında paylaştırılırdı.

Bu arada Nureddin için bir madrasa, bir suk ve bir bimaristan arasındaki ilişki, adil şehir fikrinin kavramsal bir ifadesidir. Ve elbette ilim en yüksek olandır. Hatta kendisi medresede gömülüdür; mezar yerini görebilirsiniz. İlmi o kadar severdi ki 40’tan fazla medrese kurdu. Bu yüzden Damascus’ta vakıf ekonomisi klasik dönemlerde temeldi. Kentsel arazinin %50’si vakıftı ve tarım arazisinin %75’i vakıftı.

Zihinsel sağlık için çözüm de budur; çünkü siyasi değişime karşı bağışıktır. Biliyoruz, bazen hükümetler değişir ve zihinsel sağlığın önceliğine dair tamamen farklı fikirler gelir. Aynı zamanda piyasa sömürüsüne karşı da bağışıktır. Ve hukuken belirli kurucu değerlere bağlıdır.

Ama sonra kolonizasyon döneminde büyük sorunlar yaşandı. John Hall’un Middle East’te vakfın yıkımı üzerine çok ilginç bir kitabı var; orada vakfın nasıl sistematik ve bilinçli şekilde dağıtıldığını anlatır. Çünkü vakıf Batı ekonomik sisteminin önünde bir engeldi; ister sosyalist ister kapitalist olsun, getirmek istedikleri neyse ona uymayan bir şeydi. Fakat bunun dışında, burada Syria’da hâlâ çok fazla belgemiz var. Hâlâ bir vakıf bakanlığımız var. Yani bu tamamen, tamamen yok edilmiş değil; gerçi birçok sorun var.

Benim iddiam şu: Zihinsel sağlık için vakfı yeniden tesis etmek temeldir. Çünkü vakıf, tarihsel olarak herkes için, özellikle zihinsel alanda, evrensel ücretsiz bakımı başarmış tek modeldir.

Anlatıcı: Bunu açıklayın. Yani mekanizma nasıl işliyor? Böyle bir kurumun sürekli olarak finanse edilmesini vakıf nasıl sağlıyor?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet. Vakfiyede, yani vakfın ne için çalışacağını başlatan ve açıklayan sözleşmede bazı amaçlar yer alır. Bunlardan biri, kanatlardan birinin zihinsel sağlık için ayrılması gerektiği olabilir ve hangi tür tedavilerin yapılacağını açıklar. Bu kurucu belgeler çok ayrıntılı olabilir.

Sonra vakfın bir yöneticisi olur. Bu kişi küçük bir ücret alabilir ya da bazen gönüllü olabilir. Eğer bu yönetici vakfiyenin söylediğine uymazsa, kadı tarafından mahkemeye çağrılabilir. Kadı da Sharia’ya karşı sorumludur. Yani en sonunda hesap verdiğiniz bir insan yoktur. Sharia der ki: Bu belgeye hukuken bağlı kalmalısın. Burada oynayacak alan yoktur. Bu da etraftaki diğer tüm zihinsel sağlık örgütlerinden çok farklıdır.

Anlatıcı: Peki finansman akışı nasıl? Yani Nureddin Zengi vefat ettikten sonra böyle bir kurum kendini finanse etmeye nasıl devam ediyor?

Dr. Francesca Boka Alakre: Bu vakıfta çarşıdaki bütün dükkânlar vakfın mülkü olurdu. Yani “artık bunu hayra vermek istemiyorum” diye karar verebilecek özel bir kişi yoktur. Çünkü Batı’da hayırseverlik konusunda da bu sorunumuz var, değil mi? Vermek istersiniz, sonra geri alabilirsiniz. Burada Sharia gereği bunu yapamazsınız. O çarşının gelirini madrasa ve bimaristan dışında başka hiçbir yere yönlendiremezsiniz; hem de belirli miktarda ve belirli yüzdelerle. Zaten vakıf kelimesinin anlamında da bu var: kilitlenmiş, bağlanmış.

Anlatıcı: Alaykum. Ben kardeşiniz Maan Matar, Baitulmaal CEO’su. Dünyanın birçok yerinde en yakın hastane sadece kilometrelerce uzakta değil; ulaşılamaz durumda. Yerinden edilmiş aileler ve savunmasız topluluklar için hastalık, ilaçsız, doktorsuz ve çok az umutla verilen günlük bir mücadeleye dönüşüyor.

İşte bu yüzden başkalarının gidemediği yerlere gidiyoruz. Mobil kliniklerimiz ve sağlık ekiplerimiz cephe hatlarına şifa götürüyor; enfeksiyonları tedavi ediyor, anne sağlığı hizmeti sağlıyor ve en çok ihtiyaç duyulan yerde teselli sunuyor.

Görme projelerimiz aracılığıyla katarakt ameliyatlarını finanse ediyoruz; yalnızca görmeyi değil, bir daha asla göremeyeceğini sananlara onur ve umut da geri kazandırıyoruz. Bunlar sadece hizmet değil; hayat damarlarıdır. Yaptığınız her bağış birinin hikâyesini yeniden yazmaya yardım eder: acıdan şifaya, umutsuzluktan umuda.

Lütfen şimdi bağış yapmak için btml.us/thinkingmuslim adresini ziyaret edin.

Anlatıcı: Harika. Yani dükkân sahiplerinin, kafe sahiplerinin kendileri için elde ettiği gelirlerin bir kısmı vakfa gidiyordu ve bu...

Dr. Francesca Boka Alakre: Bu hiç vergi değil.

Anlatıcı: Evet, tabii.

Dr. Francesca Boka Alakre: Sadece kira.

Anlatıcı: Evet.

Dr. Francesca Boka Alakre: Yani tam olarak bir dükkân kiralamak gibi. Zengin bir Damascene adamdan kiralamak yerine vakıftan kiralıyorlar. Ama bu çok önemli: Bu ekonomik model vergilendirme değildir. Diyelim ki Scandinavian sisteminden çok farklıdır; orada insanların gelirinin yarısından fazlası vergilendirilir. Hayır, biz bunu yapmıyoruz. Bimaristan için %0 vergi. Sadece kiranızdır. Ya da bazen bir tarla olabilir ve mahsulü vakfa gider, böyle devam eder. Vergilendirmeyle kurulan bir vakıf asla değildir.

Anlatıcı: Peki buradaki hekimler beden ile ruh arasındaki ilişkiyi nasıl anlıyordu?

Dr. Francesca Boka Alakre: En önemli kavrayış, beden ile ruhun hiçbir zaman ayrı anlaşılmamış olmasıdır; doktorlar tarafından da, theologianlar tarafından da. Mesela Islamic medicine ve Islamic psychology’nin kurucularından biri olan Al-Balkhi, başlığında “beden ve ruhun besini” geçen bir kitap yazar. Islamic medicine’da bazen ruh ile bedenin aynı paranın iki yüzü olduğunu anlarız. Bu, düalizm ya da Cartesian çılgınlık gibi bir şey bile değildir.

Bunun hadith’te de bir temeli vardır. Prophet sallallahu alayhi wa sallam’ın şöyle buyurduğunu biliyoruz: Bedende bir et parçası vardır; o sağlam olursa insanın tamamı sağlam olur. Bu da kalptir. Bu yüzden Islamic medicine ve Islamic psychology’de her tedavi kalp merkezlidir. Mesela zihin de buna dahildir. Burada, bimaristanda, kişinin düşüncelerini yeniden düzene koyduğunuz bir tedavi türü vardı. Bu da elbette Muslim doktorların cognitive behavioral therapy’yi Batı’dan 800 yıl önce icat ettiği anlamına gelir. Ama kimin önce geldiğini söylemenin ötesinde, amaç da çok farklıdır.

Beden zihinle birlikte nasıl tedavi edilirdi? Burada kullanılan önlemlerin çoğu mesela diyet ve egzersizdi. Bugün sorun şu ki bazen yalnızca Batı’daki doktorlar değil, biz de biraz tembelleştik. Hapı tercih ediyoruz. Çünkü tedavi bize “Bakın, gerçekten yaşam tarzınızı değiştirmeniz gerekiyor ve şifa size bunu verecek” dediğinde, biz bunun yerine bizi değiştirecek bir ürün istiyoruz.

Quran’da da bir temelimiz var: Allah bir toplumun hâlini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez. Biz ise bizi değiştirecek bir ürün istiyoruz. Bu, yılın başında daha üretken olmak için ajanda satın almamızla, spor salonu üyeliği almamızla aynı şey. Hayır, mesele biz olacağız.

Bu, Cartesianism gelene kadar çok iyi anlaşılmıştı. Sonra Muslim ülkelerde bile bedeni bir makine gibi algılamaya başladık. Bu da kim olduğumuza dair tam bir unutkanlık getiriyor. Sonuç şu: Beden tıbbın alanı, zihin psikolojinin alanı, ruh ise kimsenin gerçekten umursamadığı bir şey; ya spirituality, ya marketing, ya da başka bir şey. Ve bu, belirli bir kategori olarak yanlış teşhis yoluyla yeniden yaralama diye adlandırılır. Birçok Syrian’ın yaşadığı şey budur. Acısı yerinden edilmeden, savaştan kaynaklanan Syrians, Batı’dan teşhis kategorileri ithal eden herhangi bir yerde yeniden yaralanıyor. Bu yüzden bu modele geri dönmek, acıyı yeniden yaralamamak için çok önemlidir.

Tedavinin ve anlayışın doktorların bugün sahip olmadığı bir başka noktası da eğitimdir. Burada, bu odada gerçekleşen eğitim multidisiplinerdi. Başhekimlerimiz vardı; mesela Ibn al-Nafis, Shafi’i fıkhı ve tıp uzmanıydı. Diğerleri şair ve doktordu ya da müzisyen ve doktordu. Bu yüzden klasik çağda doktorlardan bahsederken bazen onlara hakim deriz; yani bilge, hikmet sahibi kişi. Sadece doktor değil. Bütün farkı yaratan da budur.

Anlatıcı: Harika. Daha önce estetikten ve müzik, su, ışık, bahçe manzaraları gibi ek araçlardan bahsettik. Bunların, sözünü ettiğiniz beden ve ruh ikiliğinde ne kadar rolü vardı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Bu benim en sevdiğim konulardan biri. Çünkü burada tedavi tamamen kişiye özeldi. Yani insanı antropolojik olarak belli bir şekilde anlıyoruz diye herkese aynı şeyi yapmıyorduk. Bugün mesela spirituality’nize dikkat etmekten söz ediyoruz. Bir uygulama indirin ve kim olursanız olun 15 dakika meditasyon yapın. Hayır, burada olan bu değildi.

Bunu anlamak için müzik örneğini verelim.

Anlatıcı: Evet.

Dr. Francesca Boka Alakre: Doktor ve ünlü müzisyen olan Al-Farabi var; Great Book of Music’i yazdı. Orada bazı psikolojik etkiler için belirli müzik makamları olduğunu söyler. Makamlar teorisinin tamamı, sonra Turkish music ve benzeri gelenekler bununla ilişkilidir. Bu sesler hem bedensel hem psikolojik özelliklere özgüdür.

Mesela zihinsel ajitasyon için Rast kullanırdınız. Hafıza sorunu yaşayan ya da biraz durgunlaşan, biraz tembelleşen kişiler için Isfahan kullanırdınız. Çok gururlu ve kibirli kişiler için Hicaz kullanırdınız. O zaman düşünürsünüz: Tedavi edilen kategorilere bakın. Bunlar zihinseldir, ruhsaldır ve bedenseldir.

Bu Bimaristan’da bu arada sadece müzik değil, hikâye anlatıcıları da gelirdi. Bu çok Damascene bir dokunuştur; çünkü şehrin bir geleneğidir. Hatta son kalan birkaç hikâye anlatıcısından bazıları hâlâ burada kafelerde ve benzeri yerlerde faaliyet gösteriyor. Burada hikâye anlatıcısı için bir bütçe vardı.

Su da farklı kategoriler için terapi olarak kullanılırdı. Mesela hastalığa ve kişinin beden özelliklerine bağlı olarak ne kadar su içmesi gerektiği önerilirdi; ya da hydrotherapy uygulanırdı. Sonra Bimaristan al-Qaymari’de çok fazla çevre bakımı görüyoruz. Mesela durumu daha hafif olan hastalara bahçelerde yürümeleri, meyvelerin, sebzelerin büyümesini görmeleri söylenirdi. Ama çok ajite olanlar için “sadece pencereden bak” denirdi; çünkü bu senin için fazla olabilir.

Fakat ne yazık ki bu protokollerin çoğu kayboldu. Bu üzücü. Ama biliyorsunuz, yalnızca zihin ve bedene bakmayan, aynı zamanda belirli bireye bakan bu yaklaşım bugün elitlerin milyonlarca dolara satın aldığı ve precision medicine dediği şeydir. Şimdi personomics diye kullanılan bir terim var. Fikir şu: Batı’da istatistiklere dayalı grup tıbbı yapmaya başladık, sonra precision medicine, sonra personalized medicine, sonra gerçekten kişiyi tanımak. Tıbbın yeni sınırı bu. Milyarderlerin satın aldığı şey de bu. Burada ise kelimenin tam anlamıyla herkes için mevcuttu.

Anlatıcı: Subhan Allah. Doğru. Ve anladığım kadarıyla bu, sistematik hasta kayıtları tutan ilk kurumdu. Bu neyle ilgiliydi? Yani arşivleme ve kayıt tutmada, hem de bu kadar titiz biçimde, neden öncü oldular?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet, bu çok ilginç; çünkü bunun theological bir nedeni de var. Kayıtlardan başlayalım. Neleri içeriyordu? Girişteki durum vardı. Doktorun gözlemleri vardı. Sonra uygulanan tedavi, hastanın özel tepkisi ve taburcu edilme sırasındaki durumu yer alırdı.

Bu iki sonuç doğurur. Birincisi, artık veriniz vardır; böylece nüfus çalışmaları yapabilirsiniz. Nitekim bunlar yapıldı ve sonra evidence-based medicine ortaya çıktı. Ama bir başka neden de bireysel hastanın tıbbın birimi hâline gelmesidir. Böylece tıp, belirli olanın bilimi gibi olur. Sonra takip bakımı mümkün hâle gelir.

Bunun theological temeli ne olabilir diye düşündüğümde, Quran’daki bireysellik fikri üzerine düşündüm: Her nefs ölümü tadacaktır. Kim bir canı öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir; kim de bir canı kurtarırsa... Ve “kim birini kurtarırsa” ifadesine baktığımızda, bu nefsi diriltmek gibidir; ona hayat verir. Hekimler için çok ilgilidir.

Ayrıca hasta kayıtlarını tutmak, çok metaphysical bir şekilde meleklerin yaptığı şeye daha yakındır. Yani hatırla, kaydını tut. Bu da hekim için çok fazla tefekkür getirir. Bu yüzden kayıt tutmanın, birçok orientalist’in söylediği gibi sadece Arabic medicine’ın bilimsel olmasıyla ilgili olduğuna inanmıyorum. Hayır, bu bireysel nefislere karşı medeniyet sorumluluğumuzu yerine getirmekle ilgilidir. Ben toplumumuzun bunu yalnızca teoride değil, pratikte de yaparak kurtulabileceğini iddia ediyorum.

Anlatıcı: Peki. Daha önce atıfta bulunduğunuz kurucu belge, vakfiye, bir hastanın tam iyileşmeden taburcu edilmesini yasaklıyordu. Bu burada nasıl uygulanabiliyordu?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet, bu Batı’da bize bilim kurgu gibi geliyor, değil mi? Çünkü bizde taburcu genellikle sigorta tarafından belirlenir. Ölme riskiniz çok yüksek değilse taburcu edilirsiniz; böylece hastaneye dava açmazsınız. Kriter budur.

Şu fikirle başlamak istiyorum: Bir kişiyi burada, diyelim ki dört yıl tutmak sürdürülebilir miydi? Burada insanların yıllarca tutulduğu vakalar var. Öncelikle bu bir vakıf. Yani devletin masrafı sıfır ve vergilere yükü sıfır. Devlet bütçesi etkilenmiyor. Sonra çevresel tıbbın ekonomik bir avantajı da var; çünkü bir yatağı bir yıl işgal eden kişiye nihayetinde sadece su, hava, uyku, hareket, burada attarlar tarafından hazırlanan bazı otlar ve biraz tavuk, her neyse, veriliyor. Bu, sistemimizin verdiği 20.000 dolarlık haptan çok daha azdır.

Yani sürdürülebilir mi? Evet. Uygulanabilir miydi? Kesinlikle. Ayrıca hastanın hiçbir şekilde, hiçbir biçimde ezilmediğinden emin olmak için denge ve denetim mekanizmaları da vardı.

Bu nasıl işliyordu? Bir hasta belki taburcu edildi ve “Aslında buna hazır değildim” dedi. O zaman bir mazlama, yani şikâyet sunabilirdi. Nureddin de ayda iki gün Al-Mazalim’de, yani Şikâyetler Divanı’nda bizzat oturur ve dinlerdi. Bu çok büyük bir farktır. Ve bu bize şunu anlatır: Bunun işlemesi için farklı bir hukuki mimariye ihtiyacımız var. Bu sadece “tamam, Islamic-friendly işler yapan küçük hastanemizi kurarız, olur biter” hilesi değildir. Hayır, bu ekonomik bir modele ve aynı zamanda bir devlet modeline dayanır.

Bunun psikolojik bir etkisi de var. Çünkü bazen hayır hastaneleri vardır ve bunlar harikadır. Şu anda Syria’da birçok insana bakıyorlar. Ama bu durumda hasta hayrın yararlanıcısıdır; yani minnettar olmak zorundadır. “Bundan gerçekten memnun kalmadım” deme imkânı yoktur. Şikâyet edemezler ve itaatkâr bir konumdadırlar. Bunun zaten hastalıkla zayıflamış birinin psyche’si üzerinde ne yaptığını düşünün. Islamic medicine açısından bu zararlı olurdu.

Bimaristan’da ise hasta Sharia hukuku altında hak sahibidir. Bunun da bir yankısı vardır. Art historians, Rashidun’dan sonra en iyisinin Nureddin olduğunu söylemiştir. Çünkü bu, mesela ilk hutbesinde “Eğer iyi davranmazsam lütfen beni düzeltin” demesinin ve hatta Abu Bakr’ın bir Christian adamla mahkeme davasına çıkması örneğinin doğrudan bir yankısıdır. Böyle bir kurumu sürdürebilecek liderlik türü budur.

Anlatıcı: Dr. Francesca, lütfen bana buradaki hekimlerden, doktorlardan biraz bahsedin. Böyle bir kurumda nasıl insanlar profesyonel ve doktor olurdu?

Dr. Francesca Boka Alakre: Burası elit bir hastaneydi. Bu şu anlama gelir: Buradaki doktorların sadece tedavi sonuçları açısından en iyi doktorlar olmaları değil, aynı zamanda çok parlak ve öğretmeye hevesli olmaları gerekiyordu. Çünkü bütün Levant bölgesindeki doktorların eğitildiği yer burasıydı. Evet, burada doktorların nasıl bir rutini olduğunu da biraz bilebiliyoruz.

Ibn Abi Usaybi’a hakkında elimizde şu bilgi var: Sabahları bütün yatakları dolaşır, günün tedavisini reçete ederdi; tedavi de mesela diyet ve benzeri şeyler olurdu. Hepsi kişiye özel düzenlenirdi. Ondan sonra buradaki salondan geçer, mesleğini daha da mükemmelleştirmek için kitaplara başvurur, sonra ders verir, ardından da mesela kaleye, sultanın sarayına gidip onlarla ilgilenirdi. Rutin bu türden bir şeydi. Ayrıca Bimaristan’a bağlı başka okulları, başka eğitim kurumlarını finanse eden birçok büyük şahsiyetimiz de var.

Ama “nasıl bir insan?” sorusunun daha derin bir cevabı da var: Buradaki her doktor bir polymath’tı, her doktor. Mesela Al-Zahrawi vardı; o aynı zamanda müzik de çalardı. Polymath olmanın daha iyi doktor olmaya nasıl yardım ettiğine dair bu örneği vermek istiyorum. Ud, Arabic ud çalardı ve nedense evcil bir maymunu vardı. Bir gece evcil maymun udun tellerinden birini yedi. O da tellerin hiç dışarı atılmadığını gördü. Bu deneyimden sonra emilebilir sütürleri icat etti. Sonra mesela Razi var; dediğimiz gibi o da bir müzisyendi.

Bu, nabzı nasıl okuduğuna doğrudan aktarılır. Çünkü Arabic medicine’da nabız okuma sadece frekans değildi. Hayır, bu ses, basınç ve hissetme sanatıdır. Ayrıca bütün pharmacy okulunu da o kurdu; çünkü kimyaya çok ilgi duyuyordu ve bir alchemist’ti. Ibn Sina ise bir philosopher’dı. Böylece temelde psychosomatics’i kurdu. Bunu anlamak çok önemli. Kişinin bir hakim, yani bir bilge olması gerekiyordu; hatta mutlaka Muslim olması da gerekmiyordu. Çünkü burada Salahuddin’in meşhur Jewish hekimi Ibn Jumay da bulunurdu; o da hemen köşenin arkasında gömülüdür.

Bazen geçmişte insanların polymath olduğunu, çünkü bilinecek çok fazla şey olmadığını sanan bir yanılsamamız var. Bu gülünç. Çünkü Ibn Sina’nın içine giren bilgi miktarını anlayıp sonra onun philosophical çalışmalarını okuduğunuzda, bunun bizim bildiğimizden çok daha fazla olduğunu anlarsınız. Ama bunu bir eleştiri olarak kabul etsek bile, West şunu anlamaya başlıyor: Aşırı uzmanlaşma ve aşırı sektörelleşme bizi daha parlak yapmıyor. Doktorların sadece medicine bilip psychology, aesthetics hakkında çok şey bilmemesi onları daha iyi doktor yapmıyor. Dolayısıyla bunu da gerçekten yeniden canlandırmamız gerekiyor.

Anlatıcı: Daha önce bu kurumun aslında bir çatışmanın zirvesinde, savaşın zirvesinde inşa edildiğini söylediniz. PTSD yaşayan hastaları, psychological trauma yaşayan hastaları tedavi ediyordu. Bana şunu anlatın: Akut psychological trauma yaşayan hastaları nasıl tedavi ediyordu? Ancient medicine’da ya da ancient healing’de psychological trauma diye bir kategori var mıydı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Çok önemli olan şu: Islamic culture’da trauma için hiçbir zaman tek bir kelimemiz olmadı. Bence bu harika bir şey. Çünkü son 15 yılda West’te ne olduğunu görüyoruz: Trauma her şeyi yutan bir kategori hâline geldi. Aileniz trauma. Önünde bomba patlayan bir asker olmak trauma. Hepsi aynı kategoride kaynatılıyor. Bu yüzden clinically etkisiz. Bizim geleneğimizde bunu asla yapmadık.

Biz belki 20 kategori ayırdık; çoğu da sebebe dayanıyordu. Bizim medicine’ımız, özellikle psychology’miz, semptomlara değil root cause’a çok gider; fark da büyük ölçüde budur. Mesela depressive state, sevilen birinin kaybından kaynaklanıyorsa başka, mal kaybından kaynaklanıyorsa başka, endogenous ve bedensel temelli ise başka kabul edilirdi. Birbirinden farklı o kadar çok kelimemiz var ki bu bazen insanları eğitmeyi ya da bu kategorilere sahip olduğumuzu aktarmayı biraz zorlaştırıyor.

Ama mesela trauma için, onun farklı yönleri olduğunu ve bunların hepsinin therapy gerektirdiğini söylerlerdi. Trauma öncesinde işlerin nasıl olduğuna duyulan grief, sonrasında meydana gelen numbness. Syria’da birçok insanla konuştum ve çoğu şöyle diyor: “Çok zordu ve bittiği için minnettarım ama joy hissedemiyorum. Çocuklarımla birlikteyken bile hissedemiyorum. Ya da korkutucu bir şey görürsem hissedemiyorum.” Bizim geleneğimizde bu, kalbin sertleşmesine benzetilir. İster victim olun ister perpetrator, trauma insanlara bunu yapar.

Bu da temel bir şeydi. Yaqub al-Kindi’nin “sorrow’ları giderme sanatı” üzerine yazdığı bir kitap var ve bu bununla çok ilgilidir. O şöyle der: Sadece bedeni stabilize etmeyin, cognitive kısmı da gözetin. Mesela zihinde trauma’yı canlı tutan bir şey var mı? “Bu tekrar olabilir” gibi. Trauma’da bu çok güçlüdür; insanlar “Bu sonuç çok kötü” ya da benzeri bir şey düşündüğünde. O kitap da Bimaristan’ın library’sindeydi.

Şunu da anlamalıyız: Trauma’yı tedavi ederken Quran’da akıl ile kalp arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Eğer problem kalbin sertleşmesiyse, onu iyileştirmek için reason’dan da yardım almalıyız. Ayrıca trauma’nın iyileşmek için space, support ve time’a ihtiyacı vardır. Altı haftalık “trauma’dan çıkış” programı diye bir şey yoktur. Hayır. Ve bu genellikle eksik olan şeydir. Bunu sağlayabilmemizin tek yolu waqf’tır: 15 yıllık savaşla trauma yaşamış insanları alırız, iki yıl boyunca tutarız, onlara iyi davranırız ve sonra yollarına devam etmelerine izin veririz.

Bu şu anda Syria için çok önemli. Çünkü population level’da trauma var ve şu anda NGOs, western-trained therapists tarafından sunulan şey bu suffering’i yanlış tanıyor. Bazı Palestinian psychiatrists şu anda “trauma kelimesini bile kullanamayız, çünkü yaşadığımız şey bunun ötesinde; etiket, kelime bile doğru değil” diyorlar. Biz bunun yerine insanlara dignity taşıyan isimler ve uygun bir response vermek istiyoruz; bunu medicalize edip ortadan kaldırmadan, iyileşmeleri için space ve ihtiyaç duydukları bütün support’u sağlayarak.

Anlatıcı: Burada belki classical Islamic yaklaşımlar ile modern psychiatry arasında suffering’e dair karşılaştırmalardan söz ediyorsunuz. Classical Islamic approach’ta suffering’e dair modern day’de hiçbir karşılığı olmayan bir şey var mı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet. Evet. Mental health disorders için Diagnostic and Statistical Manual’ı alıp classical Islamic medicine ve psychiatry’de sahip olduklarımızla karşılaştırırsak, birbirine oturmazlar. Tamamen farklı şeylerdir; çünkü anthropology farklıdır. Eğer heart yoksa, heart bizim için bireyin merkezidir, o zaman asla aynı dili konuşmayacağız. Özellikle heart’ın sertleşmesi ve hissetme kapasitesini kaybetmesi noktası bizim için therapy’nin de anahtarıdır.

Islamic world’de “kalbi yumuşatma” anlamına gelen bütün bir yazı geleneği vardır. Çok güzel kitaplar vardır. Bu kitaplar size awliya’nın hikâyelerini ya da bir şeyden geçen bir kişinin hikâyelerini anlatır ve gerçekten içinizi ısıtır. Okuduğunuzda çok güzel bir his verir. Bunu unuttuk, ama yüzyıllar boyunca bizim first line treatment’ımız buydu.

Hatta bunun üzerinde preventive olan üç treatment’ımız vardı. Mesela Ottoman world’de Mesnevihan geleneği vardır; Rumi’nin Mesnevi’sini şerh eden kişiler. Bu temelde altı ciltliktir. Bu da korur; çünkü zorluk geldiğinde sizi destekleyecek positive thoughts ve positive ideas’tan oluşan bir banka olur.

Ama diagnostic categories’in ötesinde, Islam suffering’e meaning verir. Suffering’in bütün oyununu değiştiren şey de gerçekten budur. Çünkü daha doğru bir geleneğiniz olabilir. Acupuncture yapabilirsiniz, opiates alabilirsiniz; ama bunun meaningless olduğunu düşünüyorsanız, bu sizi yine de yok edecektir. Bizim için fikir şudur: Trial, sufferer’ı yükseltir. Bu, Allah’tan size gelen, sizin için özel seçilmiş bir education biçimidir. Tarihte Muslim’lerin catastrophe’den nihilism olmadan çıkabilmesini sağlayan şey budur. Mesela Mongol invasion’dan sonra Muslims’in ve faith’lerinin nasıl olduğuna bakıp, Second World War’da Europe’ta yaşanan catastrophes’in religion kaybına nasıl yol açtığıyla karşılaştırırsak, suffering’de meaning’in ne kadar temel olduğunu görebiliriz.

Ayrıca Allah’ın bize ufuklarda ve kendi selves’imizde signs verdiği fikri vardır. Bu self-pain de bir sign’dır; bunun hakkında okuyabileceğimiz bir şey vardır. Bu yüzden bugün Syrians’a suffering’lerinin bir meaning’i olduğu söylenmeli ve bu meaning’in ne olduğu açıklanmalı. Hiçbir western modality bunu asla yapamaz.

Anlatıcı: Bugün içinde oturduğumuz bu building artık bir museum. Burası museum’a dönüştüğü anda ne kaybedildi?

Dr. Francesca Boka Alakre: Hospital yaklaşık 700 yıl boyunca açıktı, değil mi? Sonra bir kız okulu, bir commercial school oldu ve ardından museum’a dönüştü. Ama neyin museum’u? Bu da çok önemli. Çünkü şu anda Arab world’de medicine and science museum’u olarak geçiyor. Arabic, Islamic değil. Bu aynı anda iki silme işlemi yapıyor.

Birincisi, non-Arab Muslims’in rolünü ortadan kaldırıyor ki burada bu temel bir şeydir. Syria, minorities bakımından büyük bir zenginliğe sahip. Syrians ülkelerini oluşturan farklı insanların mosaic’ini sever. Bimaristan bunun kanıtıdır. Adı Bimaristan; Persian’dan gelir. Waqf bir Kurd tarafından kurulmuştur ve Nureddin ethnicity olarak Turkish’ti. Başta da onu gelip ölümsüzleştiren Andalusian visitor vardır. Bu korkunç bir silmedir.

İkincisi, Islam’ı her şeyin framework’ü olarak siliyor. Waqf’ı siliyor, accountability politics’i siliyor. Aslında burada curate edilen exhibition, École française of Islamic studies ile Baathist cultural policies arasında bir collaboration’dı. Yani gerçekten ideologized bir okuma; bugün Islamic studies’de buna epistemicide derdik.

Bu maalesef ekleme yaparak ya da yamayarak düzeltilemez. Ama bu bir opportunity. Mesela burayı Islamic medicine museum’u yapmak ve içinde Islamic psychology’ye adanmış bir section açmak için bir opportunity. Bu dünyada ilk olurdu. Islamic medicine’daki multiconfessionality, multiethnicity ve diversity’nin güzelliğinin gerçek roots’unu açıklardı.

Anlatıcı: Bu yerin daha genuine, authentic bir museum’a dönüştürülebileceğini söylediğinizi biliyorum. Bu, burada olan şeyin modern age’de artık reproducible olmadığına dair bir admission mı? Yani Nureddin döneminde, 12th century’de gördüğümüz healing türünden uzaklaştık mı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Hayır, böyle düşünmüyorum. Bence burada hâlâ intact olan şey, eğer irade varsa tamamen yeniden başlatmak için yeterli. Çünkü neyin intact olduğunu açıklamak istiyorum. Sadece building değil. Bu building’in value’su karşılaştırılamaz bir şey; çünkü West’te hospitals’ın böyle inşa edilmediğini biliyoruz.

Ama çevredeki fabric de az çok korunmuş durumda. Syrians’ın French’e karşı resistance’ı sırasında French, Damascus’un old city’sinin büyük bir kısmını yaktı; bu yangın tam Bimaristan’ın başında durdu. Burası kurtuldu. Waqf’ın endowed edildiği souq kurtuldu. Madrasa Nuriya kurtuldu. Waqf document güvenli ve preserved; Ministry of Awqaf’ta. Şu anda Ministry of Awqaf’ın bazı şeyleri yeniden başlatmak için gerçekten ellerinden geleni yaptığını biliyorum. Ben onlara gerçekten şunu söylemek istiyorum: Lütfen Bimaristan’lara öncelik verin, çünkü insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey bu.

Elbette birçok şey kırılmış durumda. Mesela ijaza, Islamic medicine’ın transmission link’i. Şu anda Damascus’ta Ibn Nafis ve Ibn Sina’ya doğrudan bağlı kimse olduğunu sanmıyorum. Ama elimizden gelenin en iyisini yapabiliriz. Wealth money’nin bir kısmı research için, education için de ayrılmıştı. Eğer bu yeniden başlatılırsa bunu kesinlikle yapabiliriz. İmkânsız değil.

Bu bizi Bimaristan için tuhaf bir symmetry’ye getiriyor: Infrastructure intact. Evet. Ama human capacity belki en düşük noktada. Fakat bunu bir şekilde yeniden başlatmaya çalışmazsak sadece daha da düşecek.

Anlatıcı: Syria 15 yıllık savaşın, revolution’ın ardından yeni çıktı. Alhamdulillah, artık liberated Syria’dayız. Gerçekten neyin değişmesi gerekiyor? Neyin adapte edilmesi gerekiyor? Bu yerin ve bunun gibi yerlerin, çünkü anladığım kadarıyla Damascus’ta ziyaret ettiğiniz başka Bimaristan’lar da var, yeniden canlanması için ne olması gerekiyor? Bu medicine formunu ve treatment formunu Syria gibi yerlerde gerçekten revitalized etmek için ne gerekiyor?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet. En az çaba gerektiren yolu almak istersek ilk şey burayı yeniden adlandırmak ve bir museum olarak yeniden curate etmek olur. Islamic conceptual frame’i tekrar koymak; burada neden bu ayat var, orada ne var, bunları açıklamak ve burayı dünyadaki ilk Islamic psychology museum’u yapmak. Sonra belki working institution olarak yeniden başlatabiliriz; therapeutic design’ını revive edebiliriz. Mesela Islamic medicine ya da Islamic psychology’de clinical training yeri olabilir veya neighborhood halkı için free clinic olabilir. Damascus genelinde waqf-funded mental health clinic network yeniden başlatılabilir.

Bu hatta Damascus’u Muslim mental health’in global capital’i olarak konumlandırabilir. Damascus gerçekten cultural bir yer olarak görülmeye, roots’unu yeniden başlatmaya ve 60 yıllık Islam’ın silinmesinden çıkmaya çalışıyor. Bu yüzden bu gerçekten golden opportunity. Population’ın ihtiyaç duyduğu şey bu. Aslında Damascus’un dünyaya ihtiyacımız olan şeyi sunabileceğini söyleyebilirim. Çünkü West’te Muslims olarak Islamic psychology trend’inin ne kadar büyük olduğunu biliyoruz. İnsanlar bu knowledge’ı her yerde arıyor. Bu books’u arıyorlar. Bu şeyleri bilmek istiyorlar. Bu yüzden bunun gerçekten fundamental olduğunu düşünüyorum ve büyük bir opportunity.

Anlatıcı: Dün government’tan bazı üyelerle konuştum. Bu society’nin ve state’in karşı karşıya olduğu challenges’dan söz ediyorduk ve elbette ekonomik olarak çok fazla zorluk var. Bugün Syrians’ın yüzde 80’i poverty içinde. Sizce böyle bir institution’ı revitalizing etmek şu anda state ve Syria’yı ileri taşımak isteyen interested parties için gerçekten bir priority olmalı mı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Evet. Çünkü bir state’in gücü people’dır. Bakın, Nureddin durumun tam olarak aynı, hatta belki daha kötü olduğu bir zamanda geldi. Daha iyi olduğunu iddia edemezsiniz. Ve o, “broken olanlarla ilgilenmeliyim” diye düşündü. Sadece charitable biri olduğu için değil. Burası tam olarak bu circumstance için inşa edildi.

Bu walls daha önce aynı suffering’i emdi. Quran’dan biliyoruz ki hardship ile birlikte ease vardır. Ease sadece economical değildir. Buradaki yeni government sadece electricity prices ve benzeri şeylere odaklanmamalı; insanların spiritual health’ine de odaklanmalı. Syrians artık mental health arıyor, çünkü broken olduklarını biliyorlar. Ama sadece western content buluyorlar ve bu western content onları mesela extended family’den ya da society’miz için ihtiyaç duyduğumuz birçok core value’dan uzaklaştırıyor.

Bu yüzden Syrian listener’a gerçekten şunu vurgulamak isterim: Bu sizin inheritance’ınız ve bu situation için inşa edildi.

West’te conservatism diye adlandırılan bir idea var, değil mi; Burke ve benzerlerinin üzerine inşa ederek society’nin ölüler, yaşayanlar ve doğmamış olanlar arasında bir association olduğunu söylerler; contract ile değil, trust ile kurulmuştur. İşte bunlar tam olarak ancestors’ınızın tam da bu tür problem’e verdiği responses’tır. Bu yüzden ciddiye alınmaları gerekir; aksi halde risk, culture’ımızın preserve etmek üzere var olduğu şeyi kaybetmektir. Bu yüzden bu aynı zamanda government için de bir priority’dir. Bu topic hakkında son bir şey daha: Bence bütün Ummah Syria sevgisi için cooperate etmek istiyor. Geçmişte de durum buydu. Aslında bu, Persian bir institution’dı; Turkish ve benzeri unsurlarla birlikte. O zaman belki Italian yoktu, bilmiyorum, belki vardı. Ama biz de, sizinle birlikte, Syrian people’ın yanındayız ve onların healing için ihtiyaç duydukları şeyi building etmede elimizden geldiğince gerçekten yardım etmek istiyoruz. Bunu yapmanın key yollarından biri de bu.

Anlatıcı: O halde şunu söyleyin: Bu conversation’a Nureddin Zengi’nin waqf’ıyla başladık. Eğer büyük ruler Nureddin bugün bu courtyard’a, 15 yıllık civil war tarafından ravaged edilmiş bu Syria’ya gelseydi, sizce first olarak ne yapardı?

Dr. Francesca Boka Alakre: Nureddin çok practical bir insandı. Biographers’larından biri, Ibn al-Athir, onu simple bir mat üzerinde uyuyan, çok sade giyinen ve işlerin practical side’ına gerçekten odaklanan biri olarak anlatır. Bu yüzden sanırım downtown’a yürür, waqf’ın ne kadarının hâlâ ayakta olduğunu, neighborhoods’daki destruction’ın ne kadar severe olduğunu assess ederdi. Sonra da bence first action olarak scholarly chain’i refund ederdi; çünkü knowledge’ı da çok severdi, hatta madrasa’da buried. Yani knowledge transmission’ın gerçekten first geldiğini anlamıştı. Belki Damascus’ta Islamic psychology için bir malnaps institute kurardı.

Ve bu da çok important: Muslim world’den en iyi scholars’ı invite ederdi. Çünkü Syrians için foreigners’ın Bimaristan ile interested olması çok strange görünebilir, ama aslında günümüzde academia içinde Bimaristan’a interest duyan whole bir trend var. Stanford’da Dr. Ana Award tarafından directed olan bir lab var; çok sayıda articles, books publish ediyorlar, Muslim world’ün başka parts’larında da education yapıyorlar. Islamic psychology, Bimaristan’ı kendi founder’ı olarak recognizes ediyor. Bu yüzden gerçekten tahminim, buna çok effort verilirdi; bu scholars buraya teaching ve bunu revive etmek için getirilirdi. Ayrıca small things’e de personally attend ederdi; eskiden yaptığı gibi ayda iki gün people’ın neye sad olduğunu, onlara nasıl help edilebileceğini dinlerdi. Ve bunu months içinde yapardı, çünkü kendi zamanında stability beklemedi. Bu institution’ı building etmenin stability ürettiğini anlamıştı, tersi değil.

Anlatıcı: Ve Dr. Rana, Bimaristanlar üzerine bir book yazdı; bence bu institutions ve onların Islamic history’deki place’i hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için bugünkü conversation’a gerçekten harika bir complement olur. Şimdi finally size Damascus hakkında sormak istiyorum. Çünkü siz geçmişte Damascus’a çok sayıda occasion’da frequented ettiniz, visited ettiniz ve elbette liberation öncesi ve sonrası Damascus’u gördünüz. Bütün bunların altında, bu war’ın people’dan ve bu city’den almayı başaramadığı şeyleri bize anlatır mısınız?

Dr. Francesca Boka Alakre: Çok şey taken away olmadı, ama artık fragile. Önceden çok strong’du. Bu yüzden onu preserve etmek için maximum care göstermemiz gerekiyor, çünkü bir generation içinde lost olabilir. Özellikle living’in knowledge’ından söz ediyorum. Burada hâlâ kendi teachers’ımdan, çok well-known teachers’dan pek çok kişi var. Çok yaşlılar. Birçoğunun hazır bir inheritance’ı yok. Öğretecekleri şeyi devralacak big bir younger students group’u yok.

Bununla birlikte Damascus’ta hâlâ past’tan çok fazla example var. Incredibly important figures’ın tombs’ları burada. Ve biliyoruz ki Islamic tradition’da cemeteries’i visit etmek çok important. Bu heart’ı softens eder; ama sadece generic olarak hearts’ı soften etmekle kalmaz. O person’ın inputs’u üzerine reflect edebilirsiniz. Mesela çok yakınımızda spirit üzerine birçok treatise’ın author’ı var. Ayrıca diversity için de room var; çünkü aynı city’de Ibn Taymiyyah çok yakında buried ve bu da healing ve psychology hakkında bir şey söyler. Ama burada buried olan Sahabas da resilience için bir example olabilir; mesela Bilal radıyallahu anh ya da nafs, spirit hakkında en çok hadith’in transmitter’ı olan Abu Darda.

Ayrıca hâlâ waqf’ın institutional memory’sine sahibiz. Bazı countries’de artık bu hiçbir şey değil. Bizde hâlâ waqfiyah’nın preservation’ı var, ona dedicated bir ministry var ve hâlâ bricks ve constructions var. Ayrıca Arabic konuşuyoruz; bu trivial gibi gelebilir ama bu, başka yerde achievable olmayan knowledge’a direct connection’dır. America’da, Indonesia’da ya da Islamic psychology ile çok interested olan başka places’da achievable değildir, çünkü language barrier vardır.

Ve Syria’nın çok sevdiğim beautiful thing’i culture’dır. Bilirsiniz, bu culture’da en küçük şey bile Allah’a connected. Bir zamanlar market’te lettuce kısa bir dua ile satılırdı. Eskiden böyleydi. Old Damascus gerçekten manners’ta, birbirinize nasıl thank ettiğinizde bununla ilgilidir. Yani bütün small things spirituality’ye connected. Eğer big things disconnected olursa, suffering ya da healing disconnected olursa bu shame olur. Bu yüzden bunu revive etmek gerçekten important.

Anlatıcı: Dr. Francesca, Damascus’ta sizinle tanıştığım ve bu conversation’ı yaptığım için gerçekten çok fortunate hissediyorum. Allah subhanehu ve teala bu gerçekten awful time’dan sonra Damascus ve Syria people’ını heal etsin. Burada optimism görüyorum, alhamdulillah. Sizin de optimism gördüğünüzü biliyorum. İnşallah teala, dediğiniz gibi Damascus ve Syria’nın bir kez daha bu form of healing’in center’ı olması ve dünya çapında Muslim communities ve non-Muslim communities için bir model haline gelmesi için pray ve hope ediyoruz.

Dr. Francesca Boka Alakre: Çok teşekkür ederim.

Anlatıcı: Teşekkür ederim.

Assalamu alaikum. Şimdi bu show’un end’ine ulaştınız ve en sona kadar kalmış olmanız, bana work’ümüze gerçekten believed ettiğinizi gösteriyor. Lütfen thinkingmuslim.com/membership adresini ziyaret ederek one-off donation yapmayı ya da member olmayı consider edin. Contributions’ınız size exclusive behind-the-scenes access ve guests’lerimize questions sorma imkânı, ayrıca benimle, team’imle ve Sami Hamdi gibi guests’lerimizle monthly calls sağlıyor. Ve bizi dualarınızda keep edin.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol