Glenn Diesen

Einar Tangen: Japonya, ABD Tahvilleri ve Yen Kıskacında Rekabetçilik Tuzağına Sıkıştı

İngilizce yayımlanan podcast bölümünde Glenn Diesen, Taihe Institute ve Centre for International Governance Innovation kıdemli uzmanı Einar Tangen ile Japonya’nın ekonomik modeli, ABD-Japonya ittifakının geleceği, yen krizi, ABD tahvilleri ve küresel finansal kırılganlıklar üzerine konuştu. Tangen, Japonya’nın bugünkü sorunlarını II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan işgali, Plaza Accord ve ABD merkezli güvenlik-ekonomi düzeniyle ilişkilendirirken, tartışma Çin’in olası dolar krizine karşı hazırlıklarına kadar uzandı.

ABD-Japonya İttifakı ve Tarihsel Miras

Glenn Diesen, sohbeti ABD-Japonya ortaklığının hem güvenlik hem de ekonomi alanında artık eskisi kadar sağlam görünmediğini belirterek açtı. Washington’ın Japonya’ya yüzde 25’e varan tarifelerle baskı yaptığını, Japonya’dan ABD’ye 550 milyar dolar yatırım, Amerikan tarım ve enerji ürünleri ile Boeing uçakları alımı ve kritik sanayileri ABD’ye taşımasını istediğini söyledi.

Tangen bu tabloyu anlamak için 1945’e dönmek gerektiğini savundu. Ona göre ABD, savaşın ardından Japonya’yı fiilen işgal etti; bugün de ülkede yaklaşık 50-60 bin Amerikan askeri bulunuyor. “ABD, özünde Japonya’yı fethetti ve savaşın bitiminden bu yana işgal ediyor,” diyen Einar Tangen, Washington’ın Japonya’ya barışçıl bir anayasa dayattığını belirtti.

Tangen, Japonya’nın savaş sonrası dönemde hızla yükseldiğini, “Made in Japan” ifadesinin bir dönem ucuz ve kalitesiz ürünlerle özdeşleşirken daha sonra teknolojik başarıyı simgelediğini anlattı. Ancak 1970’lerde Japonya’nın ABD için ekonomik tehdit olarak görülmeye başlandığını söyledi. Tangen’e göre o dönemde Japonya hakkında kullanılan söylemler, bugün Çin için kullanılan söylemlere benziyordu: Amerikan işlerini çalmak, ABD ekonomisini zayıflatmak ve dünyayı ele geçirmek.

Plaza Accord ve Japon Ekonomisinin Duraklaması

Tangen, Japon ekonomisindeki kırılmanın merkezine 1985’te imzalanan ve 1986’da etkisini göstermeye başlayan Plaza Accord’u koydu. Bu anlaşmanın yenin değerini artırdığını, Japon ürünlerini daha pahalı ve daha az rekabetçi hale getirdiğini söyledi. “Plaza Accord, Japonya’nın mekanizmasına sokulmuş bir çomaktı,” diyen Einar Tangen, bunun Japon şirketlerini ABD ve başka ülkelerde fabrika kurmaya ittiğini açıkladı.

Ona göre bu süreç Japonya’nın sanayi tabanını aşındırdı. Japon firmaları rekabetçi kalmak için üretimi dışarıya taşırken, ülke içinde kaybolan işler kolayca geri gelmedi. Tangen, Japon ekonomisinin reel dolar bazında bugünkü net değerinin 1986’dakinden daha düşük olduğunu ileri sürdü.

Diesen, 1980’lerde Japonya’nın “geleceği görmek isteyenlerin gittiği yer” olduğunu, ancak 1990’lara gelindiğinde ABD’nin küresel tek kutupluluğu koruma stratejisinde Japonya’yı hem vazgeçilmez müttefik hem de potansiyel bağımsız güç olarak gördüğünü söyledi. Tangen de ABD’nin Japonya’yı kendi çizgisinde tutma yaklaşımının ekonomik sonuçları olduğunu savundu.

Savaş Suçları, MacArthur ve Japon Siyaseti

Tangen, Japonya’nın savaş geçmişiyle tam olarak yüzleşmediğini söyledi. Japon imparatorunun yargılanmadığını, savaş suçlularının bir kısmının kısa süre sonra yeniden siyasal düzende etkili olduğunu anlattı. Almanya ile Japonya arasında fark olduğunu vurgulayan Tangen, Almanya’da kapsamlı yargılamalar yapılırken Japonya’da General Douglas MacArthur’un Sovyetler Birliği ve komünizm tehdidine odaklandığını savundu.

“MacArthur’un gözü daha büyük balıktaydı,” diyen Einar Tangen, Japonya’nın Kore, Çin ve Sovyetler Birliği’ne yönelik stratejik hesaplarda Amerikan ikmal hattı olarak görüldüğünü ifade etti. Tangen’e göre bu nedenle savaş suçlarının tam anlamıyla üzerine gidilmedi.

Tangen, Çin’de II. Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 35 milyon kişinin Japon işgali nedeniyle öldüğünü ileri sürdü; bu ölümlerin hepsinin doğrudan katliam olmadığını, açlık, ilaçsızlık ve hastalıkların da büyük rol oynadığını söyledi. Nanjing’deki anma müzesinin Çin’de en çok ziyaret edilen müzelerden biri olduğunu belirterek, Çin toplumunun bu hafızayı canlı tuttuğunu anlattı.

Japon siyasetindeki bazı sağcı akımların “normalleşme” hedefinden söz eden Tangen, Shinzo Abe ve Sanae Takaichi çizgisinin Japonya’nın kendi anayasasını yazmak, yeniden silahlanmak ve “normal bir güç” olmak istediğini söyledi. Ancak bu hedefin Japonya’nın Çin’le derin ekonomik bağlarıyla çeliştiğini belirtti.

Yen, İthalat Bağımlılığı ve Borç Sıkışması

Tangen’e göre Japonya bugün iki yönlü bir ekonomik baskı altında. Güçlü yen, Japonya’nın ithal ettiği temel malları ucuzlatıyor; çünkü ülkenin gıdasının yüzde 60’ı, enerjisinin yüzde 98’i dışarıdan geliyor. Ancak güçlü yen, Japon ihracatını daha az rekabetçi hale getiriyor. Zayıf yen ise ihracata destek olurken gıda ve enerji maliyetlerini artırıyor.

“Japonya bir rekabetçilik tuzağında ve bundan çıkış yolunu bulmuş değil,” diyen Einar Tangen, hükümetin tasarrufları ekonomiye yönlendirme söyleminin sorunu çözmediğini savundu. Ona göre Japon ekonomisinin asıl ihtiyacı finansman değil, rekabet gücü ve üretken yatırımdır.

Tangen, Japonya’nın kısa süre önce yeni savunmak için 50 milyar dolar harcadığını söyledi. ABD’nin bu sürece müdahil olma nedeninin Japonya’nın Amerikan Hazine tahvillerini satma ihtimali olduğunu savundu. Japonya gibi büyük tahvil sahiplerinin satışa geçmesi halinde ABD’nin borçlanma maliyetlerinin artacağını belirtti.

Scott Bessent, ABD Borcu ve Tahvil Piyasası

Sohbette Scott Bessent’in rolü de tartışıldı. Diesen, Bessent’in Nisan 2026’da Körfez ülkeleri ve Asya’daki ülkelerle dolar swap hatlarını görüştüğünü, bunu da “ABD varlıklarının düzensiz biçimde satılmasını önlemek” amacıyla açıkladığını hatırlattı.

Tangen, ABD’nin Japon tahvili satışından korktuğunu çünkü Washington’ın giderek daha fazla borçlanmak zorunda kaldığını söyledi. ABD hükümetinin yaklaşık 6 trilyon dolarlık bütçesinin 1 trilyon dolarından fazlasını faiz ödemelerine ayırdığını, yaklaşık 2 trilyon dolara yakın kısmın da borçlanmayla finanse edildiğini ileri sürdü.

“Bessent kısa vadede Japonların ABD tahvillerini satmasına izin veremez, çünkü bu borçlanma maliyetlerini etkiler,” diyen Einar Tangen, bunun Japonya’ya yardım anlamına gelmediğini savundu. Ona göre ABD aynı anda Japonya’ya tarifeler uyguluyor ve Japon ekonomisini rahatlatacak uzun vadeli bir plan sunmuyor.

Tangen, Japonya’daki “carry trade” düzenini de anlattı. Şirketlerin Bank of Japan’dan neredeyse yüzde 0 faizle borçlanıp yüzde 2-3 getiri sağlayan ABD tahvilleri aldığını, bunun şirket bilançolarını desteklediğini ama Japon reel ekonomisine yatırım olarak dönmediğini söyledi. Faizler yükseldiğinde bu pozisyonları kapatmanın zorlaştığını belirtti.

Popülizm, Yönetim Krizi ve Uzun Vadeli Sorunlar

Tangen, Japonya’nın borcunun GSYH’ye oranla yaklaşık yüzde 250 olduğunu söyledi. Bu rakamın carry trade nedeniyle göründüğü kadar basit okunamayacağını kabul etti, ancak yine de “devasa” bir oran olduğunu belirtti.

Japon toplumunda ücretlerin durgunlaştığını, yaşam maliyetlerinin arttığını, gençlerin eskiden olduğu gibi büyük şirketlerde ömür boyu iş garantisi bulamadığını anlattı. Şehirlerin canlı görünmesine rağmen insanların küçük dairelerde yaşadığını, kırsalda ise boş evlerin arttığını söyledi.

“Uzun vadeli sorunlar uzun vadeli çözümler gerektirir,” diyen Einar Tangen, popülist liderlerin para dağıtarak yapısal sorunları çözemeyeceğini vurguladı. Bu durumu sadece Japonya’ya değil, ABD ve Avrupa dahil birçok demokratik ülkeye de uyguladı.

AI Balonu ve Küresel Kriz Riski

Tangen, ABD ekonomisindeki bir başka riskin AI ve veri merkezi yatırımlarında oluşan balon olduğunu söyledi. Ona göre AI şirketlerinin değerlemeleri, mevcut gelirlerle desteklenmiyor. Çin’in açık sistemlerle maliyeti düşürdüğünü, örneğin Anthropic’in 30 dolara satmak istediği işlevselliğin Çinli modellerle çok daha düşük fiyata sağlanabildiğini savundu.

Tangen, geçen yıl ABD’de yatırımların yüzde 50’den fazlasının sunucu çiftlikleriyle ilişkili olduğunu ileri sürdü. Bu balon patlarsa bunun Wall Street çöküşü ve finansal kriz benzeri sonuçlar doğurabileceğini söyledi. “AI balonu önceki balonların çok üzerinde ve bu yüzden tehlikeli,” diyen Einar Tangen, etkilerin sadece ABD ile sınırlı kalmayacağını belirtti.

Olası kriz halinde doların da sert değer kaybedebileceğini söyleyen Tangen, insanların altından çok pirinç, patates, petrol gibi temel ihtiyaçlara odaklanabileceğini ifade etti. Bunun alarmist bir iddia değil, mevcut yönelime dair uyarı olduğunu savundu.

Çin’in Dolar Sonrası Hazırlıkları

Diesen, küresel ekonomi çökerse ülkelerin bu “sıçrama alanından” kaçmasının zor olduğunu söyleyerek Çin’in ne yaptığına sordu. Tangen, Çin’in yaklaşık 140 ülkeyle birincil ticaret ilişkisi olduğunu, alternatif ödeme ve finansman sistemleri kurduğunu söyledi.

Tangen’e göre Çin, yuanı tamamen konvertibl yapmadan sınır ötesi ticarette kullanımını kolaylaştırıyor. Rusya, İran ve başka ülkelerle ticaretin giderek renminbi üzerinden yapıldığını belirtti. Çin’in tahviller karşılığında borçlanmayı kolaylaştıran mekanizmalar kurduğunu, böylece ülkelerin tahvilleri satmadan ödemelerini yapabildiğini anlattı.

Ayrıca Çin’in Hong Kong ve Orta Doğu dahil bazı bölgelerde altın kasaları kurduğunu söyledi. “Çin’in bunu yapması, dolar üzerinde bir kaçış ihtimaline hazırlandığını benim gözümde açık hale getiriyor,” diyen Einar Tangen, altın destekli dış yuan ödemelerinin güven sağlayabileceğini savundu.

Tangen, Çin’in ABD doları gibi dünya rezerv para birimi olmayı istemediğini de ekledi. Çinli ekonomistlerle konuştuğunu belirterek, onların sıcak para akışlarının ekonomiyi bozabileceğini düşündüğünü söyledi. Amaçlarının iç ekonomiyi korurken dış ticaret ödemelerini güvenceye almak olduğunu ifade etti.

Belt and Road ve Yeni Ticaret Mantığı

Tangen, Çin’in Belt and Road Initiative (Kuşak ve Yol Girişimi) kapsamında limanlar, havaalanları, demiryolları ve yollarla bir çerçeve kurduğunu söyledi. Xi Jinping’in bu çerçeveyi “renklendirmekten” söz ettiğini, kendisinin bunu ekonomik kalkınma bölgeleri ve Çin şirketlerinin başka ülkelerde yatırım yapması olarak anladığını belirtti.

Ona göre Çin, başka ülkelerde iş yaratarak bu ülkelerin gelirini artırmak ve daha sonra Çin malları için pazar oluşturmak istiyor. ABD ve Avrupa modelinin ise daha çok “bizim ürünlerimizi alın, yoksa” anlayışına dayandığını savundu.

Tangen, birçok ülkenin dolar cinsi borçlarını daha düşük maliyetli “dim sum” tahvillerine çevirmek için Pekin’le görüştüğünü söyledi. Dolar cinsi proje kredilerinde yüzde 8-10, egemen borçlarda yüzde 6-8 faizlerden söz ederken, Çin para birimi cinsinden tahvillerin yüzde 3’ün altında olduğunu belirtti.

Programın sonunda Tangen, yönü tahmin etmekte genellikle iyi olduğunu ama zamanlama konusunda aynı iddiada bulunmadığını söyledi. Diesen de zamanlamanın zor olduğunu belirterek sohbeti kapattı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol