Aar Tangan: Çin Doların Yerini Almak Değil, Çok Kutuplu Finansal Düzen Kurmak İstiyor
İngilizce podcast bölümünde Glenn, Thai Institute ve Center for International Governance Innovation kıdemli araştırmacısı Aar Tangan ile Çin’in finansal stratejisini, ABD dolarının rolünü, Washington’ın Çin’i çevreleme politikalarını ve Avrupa’nın yeni küresel düzende karşı karşıya kaldığı seçenekleri ele aldı. Tartışma, Tangan’ın Çin’in ABD’nin yerini alacak yeni bir hegemon olmak istemediği, bunun yerine çok merkezli bir finansal ve siyasi düzen için alternatifler geliştirdiği yönündeki değerlendirmesi etrafında şekillendi.
Çin’in hedefi: ABD modelini kopyalamak değil
Glenn, programın başında ABD’de ve müttefikleri arasında Çin’in ABD’nin küresel hegemon konumunu devralmak istediği yönünde kaygılar bulunduğunu söyledi. Ancak ona göre dünya bir hegemondan diğerine geçmekten çok, tek kutuplu bir sistemden çok kutuplu bir sisteme doğru kayıyor. Bu çerçevede Tangan’a, Çin’in özellikle yuanı uluslararasılaştırma hedefinin nasıl anlaşılması gerektiğini sordu.
Tangan, tartışmanın yalnızca finansal düzlemde ele alınmaması gerektiğini belirtti. Çin’in Belt and Road Initiative (Kuşak ve Yol Girişimi) için 1,4 trilyon dolar yatırdığını, güvenlik, kalkınma, egemenlik ve anlaşmazlıkların tanklara başvurmadan çözülmesi gibi başlıklar üzerinde durduğunu söyledi. “Washington, başka ülkelerin Washington’ın davrandığı gibi davranmayabileceği fikrinden kopamıyor,” diyen Aar Tangan, “güçlü bir ülkenin dünyayı ele geçirmek istemeyebileceğini anlamakta zorlanıyorlar” şeklinde değerlendirdi.
Tangan’a göre Çin, siyasi ve askeri cephede olduğu gibi finansal alanda da ABD’den farklı bir yaklaşım izliyor. Çin’in, ABD dolarının hegemon para birimi olmasının Washington’a ucuz borçlanma imkânı sağladığını ancak bunun ABD mallarını daha pahalı ve uluslararası alanda daha az rekabetçi hale getirdiğini savundu. Bunun ABD ekonomisinin içini boşalttığını ve sıcak para hareketlerini artırdığını söyledi. “Çin’in perspektifinden bakıldığında hegemonik bir para birimine sahip olmak iyi ya da arzu edilir bir şey değil,” diyen Aar Tangan, asıl meselenin ticaretin nasıl yürütüleceği olduğunu belirtti.
Yuan, likidite ve sermaye kontrolleri
Tangan, Çin’in ticareti kolaylaştıran bir sistem kurduğunu ve piyasada daha fazla tahvil satılmasına izin vererek likiditeyi artırdığını anlattı. Ona göre bu, Çin ile ticaret yapan tarafların yuan cinsinden ödeme yükümlülüklerini daha kolay yönetmesini sağlıyor. Çin ayrıca tahvil teminatıyla kısa vadeli borçlanmayı mümkün kılan ürünler geliştirdi. Böylece bir ülke ya da şirket Çin ile ticaret yaptığı için elinde tuttuğu tahvilleri satmak zorunda kalmadan ödeme yapabiliyor.
Ancak Tangan, bunun yuanın tamamen serbest dolaşıma açıldığı anlamına gelmediğini vurguladı. Çin’in sermaye hesabını açmadığını, yuanın Çin içinden dışarıya serbestçe dönüştürülebilir olmadığını söyledi. Çin içinde sıkı sermaye kontrolleri bulunduğunu, bunun özellikle kaynağı açıklanamayan ya da “kirli para” olarak görülen fonların dışarı çıkarılmasını engellemekle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Tangan, Çin’in elektronik para yönünde yavaş ama istikrarlı ilerlediğini de söyledi. Kendisinin yıllardır nakit kullanmadığını, yalnızca doğum günleri ya da düğünlerde kırmızı zarflara yeni 100 yuanlık banknotlar koyduğunu belirtti. Ona göre nakdin ortadan kalktığı bir düzende devlet, işlemlerin nereden gelip nereye gittiğini görebilir ve vergiyi işlem anında tahsil edebilir. “Her şey özünde kaydedilmiş olur; bir gösterge panelinden ekonominin nasıl işlediğini görebilirsiniz,” diyen Aar Tangan, bunun denetim ihtiyacını azaltabileceğini ve piyasaların daha hızlı tepki verebileceğini anlattı.
Dijital para ve doların geleceği
Glenn, dijital yuanın uluslararasılaşmasının en azından yan etki olarak dedolarizasyon anlamına gelip gelmeyeceğini sordu. Tangan, Çin’in ABD dolarını ikame etmek istemediğini tekrarladı. Ona göre Çin, doların yerini almak istemiyor çünkü bu konumu tehlikeli görüyor.
Tangan, Çin’in dünya üzerindeki 195 kayıtlı ülkenin yaklaşık 140’ı ile karşılıklı olarak bir numaralı ticaret ortağı olduğunu ileri sürdü. Bu nedenle Çin’in esas amacının, bu ülkelerle ticaretteki kur ve ödeme riskini azaltmak olduğunu söyledi. ABD dolarının uluslararası işlemlerde ve finansallaşmış piyasalarda kullanıldığını, bunun da dünyayı “dev bir kumarhaneye” çevirdiğini savundu.
Tangan’a göre doların gerçek zayıflığı Çin’den kaynaklanmıyor. “Doların gerçek zayıflığının Çin’le ilgisi yok; 40 trilyon dolara yaklaşan ve büyüyen borçla ilgisi var,” diyen Aar Tangan, ABD’nin bu borcu geri ödeme niyeti, kabiliyeti ya da planı olmadığını savundu. Ayrıca Avrupa, Orta Doğu ya da farklı kıtaların kendi dijital ticaret pazarlarını kurabileceğini, bunun nedeninin de basitçe maliyet olduğunu belirtti. Bir işlemin 100 dolar yerine 20 dolara yapılabilmesi halinde, güvenli olduğu sürece işletmelerin daha ucuz seçeneği tercih edeceğini söyledi.
Donald Trump’ın diğer ülkelere Amerikan sistemine bağlı kalmaları için tarife tehditleri yönelttiğini söyleyen Tangan, bunun kaçakçılığı bile tamamen engelleyemeyen eski yöntemlere benzediğini savundu. Ülkelerin yasal alternatifler kullanarak ticaretlerini kapatabileceğini belirtti. Ona göre ABD Hazine Bakanlığı, Trump’ı korumaya çalışmak yerine kendi dijital para planını ve ABD açığı ile borç stokunun nasıl yönetileceğini hazırlamalı. Tangan, ABD’nin her yıl yaklaşık 2 trilyon dolar borçlandığını ve bunun borç yığınının üzerine eklendiğini söyledi.
ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisi
Glenn, “Make America Great Again” sloganının ekonomik politikalara dönüştürülmesi halinde nasıl bir strateji gerektireceğini ve ABD’nin Çin’e karşı hangi çevreleme araçlarını kullanabileceğini sordu. Tangan, önce ikinci soruyu yanıtlayacağını söyledi ve ABD’nin hâlihazırda çevreleme politikası yürüttüğünü savundu. JD Vance’in “kızıl tehdit” ve komünizmin dünyayı ele geçirmesi gibi söylemler kullandığını belirterek, Çin’in kapitalist faaliyetlerle ABD’yi geride bırakmasının bu söylemi tuhaflaştırdığını ifade etti.
Tangan, ABD ile Çin ekonomilerinin özellikle savunma ve nadir toprak elementleri gibi hassas alanlarda iç içe olduğunu söyledi. Çin’in kritik elementlerin yaklaşık yüzde 70’inde önemli paya sahip olduğunu, asıl darboğazın ise madencilikten ziyade rafinaj teknolojisinde bulunduğunu savundu. Nadir toprakların rafine edilmesinin kirli, pahalı ve teknik olarak zor bir iş olduğunu belirten Tangan, Çin’in bu alanda 10 ila 15 yıllık teknolojik avantaja sahip olduğunu ileri sürdü. “Çin yapımı bazı nadir toprak elementleri, belirli kategorilerde Japonya’da üretilenlerden 20 kat daha ucuz olabiliyor,” diyen Aar Tangan, maliyet farkının stratejik önem taşıdığını vurguladı.
Tangan, Çin’in yalnızca nadir topraklarda değil, C vitamini, barut ve itici madde bileşenleri, ara mallar ve özel vidalar gibi çok sayıda alanda büyük tedarikçi olduğunu söyledi. Çin modelini, olgun sektörlerde daha düşük kâr marjını kabul ederek geniş pazar payı elde etme stratejisi olarak tanımladı.
ABD’nin Çin’in enerji akışlarını kesmeye çalıştığını da savunan Tangan, Venezuela, Nigeria ve Iran’ın ortak noktasının Çin’e petrol satmaları olduğunu söyledi. Ancak bunun planlandığı gibi işlemediğini, Çin’de enerji fiyatlarının çok az arttığını ve Çin’in hâlâ düşük maliyetli elektrik sağlayabildiğini belirtti. Çin’in petrol ve gaz kullanımını alternatiflerle azaltmaya çalıştığını, ancak dünya petrol ve gaz üretiminin yüzde 40’ının motorlarda değil kimyasallar, parfümler, plastikler ve giyim gibi ürünlerde kullanıldığını ekledi.
Deniz darboğazları, Kuşak ve Yol ve ABD’nin zaman baskısı
Glenn, deniz güçlerinin Panama Canal ve Suez Canal gibi stratejik darboğazlar üzerinden hegemonik düzen kurmaya daha yatkın olduğunu söyledi. Tangan ise Washington’ın Çin’i çevrelemeye, Çin’in de yükseliş kabiliyetini korumaya çalıştığını belirtti. Eldridge Colby’nin ABD’nin Çin ticaretinin geçtiği boğazları kontrol etmesi gerektiği yönündeki görüşlerine atıfla, bu kontrolün ancak kullanılmak istendiği için önemli olduğunu savundu.
Tangan’a göre bu stratejinin amacı, kaynakların Çin’e girişini ve katma değerli malların Çin’den çıkışını engelleyerek Çin ekonomisine zarar vermek. Ancak Çin’in Belt and Road Initiative kapsamında Avrupa, Africa ve Middle East’e uzanan kara köprüleri geliştirdiğini ve deniz darboğazlarına bağımlılığı azaltmaya çalıştığını söyledi. Ayrıca Russian kontrolündeki kuzey sularından Atlantic’e ulaşabilecek bir kuzey koridoru ihtimalinden söz etti.
ABD’nin kendi ekonomik sorunlarını çözmesi gerektiğini söyleyen Tangan, Washington’ın doğal güçlü yanlarına odaklanmasını önerdi. ABD’de ücretlerin yüksek olduğunu, düzenlemelerin ve yerel imar kurallarının üretimi pahalılaştırdığını belirtti. Buna karşılık ABD’nin eskiden dünyanın en iyi zihinlerini çekebilme kabiliyeti olduğunu söyledi. Ancak göçmen karşıtı iklim ve özellikle Asyalı görünen kişilere yönelik şüphelerin bunu zayıflattığını savundu. Kendisinin yarı Koreli olduğunu ve hayatı boyunca Çinli sanıldığını anlatarak, bunun Amerikan toplumundaki cehalet ve ırkçılıkla bağlantılı olduğunu ifade etti.
Tangan, ABD’nin bilimsel kapasitesini geliştirip bunu yüksek katma değerli mal ve hizmetlere dönüştürmesi gerektiğini savundu. Yapay zekânın özellikle hukuk, muhasebe ve bilgi toplama-özetleme gibi beyaz yakalı işlerde istihdam kaybı yaratacağını söyledi. Buna karşılık tesisat gibi bazı mavi yakalı alanların talep gördüğünü belirtti. Finlandiya’da her dokuz yılda bir yeniden eğitim hakkı tanıyan bir yasa olduğunu söyleyerek, toplumların piyasa dinamikleri değiştikçe yeniden eğitim mekanizmalarına ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Avrupa’nın ikilemi: ABD’ye bağlılık mı, çeşitlenme mi?
Glenn, Avrupa’nın ABD liderliğine 80 yıldır bağlı kaldığını, ancak ABD’nin göreli gerileme sürecinde Avrupa’yı daha az önceliklendirdiğini ve Avrupa sanayilerini de zorladığını söyledi. Ona göre Avrupa iki yoldan birini seçmek zorunda: siyasi Batı’yı yeniden kurmaya çalışıp ABD’ye tam bağlılık göstermek ya da ABD hegemonyasının sona erdiğini kabul ederek ekonomik bağlarını çeşitlendirmek ve Çin’le daha yakın ilişki kurmak. Glenn, Avrupa’nın henüz bu iki sandalye arasında karar veremediğini söyledi.
Tangan, Avrupa, ABD ve Çin arasındaki ilişkiyi imparatorluk tarihi bağlamında değerlendirdi. Avrupa’nın ve ardından ABD’nin, ekonomik güç için başkalarından alma modelini izlediğini savundu. Çin’in ise kendisini “medeniyet modeli” olarak sunduğunu, imparatorluk dönemlerini incelediğini ve bunun sürdürülebilir olmadığını düşündüğünü söyledi. “Çin, hegemona ihtiyacımız yok; çok kutuplu ve çok taraflı bir dünyaya ihtiyacımız var diyor,” diyen Aar Tangan, Pekin’in ticareti dünyayı yükselten bir araç olarak gördüğünü belirtti.
Tangan’a göre bu yaklaşım, ABD’nin sıfır toplamlı dünya görüşünün tersidir. Dick Cheney’ye atfettiği zihniyetin, ilerlemek için başkalarından almak gerektiği düşüncesine dayandığını söyledi. Çin’in ise birlikte büyümenin mümkün olduğuna inandığını ifade etti.
Avrupa’nın ise değerler söylemi ile tarihsel zenginleşme biçimi arasında sıkıştığını savundu. Avrupa’nın ucuz enerjisini Ukraine ve Russia ile bağlantılı savaş sürecinde kaybettiğini, bölündüğünü ve büyük güçler tarafından kolayca ayrı ayrı etkilenebildiğini söyledi. China’nın ise Belt and Road Initiative deneyiminden, belirli hükümetlerle fazla özdeşleşmenin riskli olduğunu öğrendiğini belirtti. Tangan’a göre Çin artık projelere bir banka gibi yaklaşıyor: proje uygulanabilir mi, para geri alınabilir mi, buna bakıyor.
NATO, silahlanma ve Avrupa’nın kapasite sorunu
Tangan, Avrupa’nın ABD’ye kendisini koruması için ihtiyaç duyduğu varsayımını sorguladı. Berlin Wall’un yıkılması ve Warsaw Pact’in dağılması sonrasında NATO’nun işlevinin tartışmalı hale geldiğini söyledi. ABD’nin Russia kaynakları ile Avrupa üretim kapasitesinin birleşmesini istemediğini savundu. Japan örneğinde ise Plaza Accords’a atıf yaparak, ABD’nin rakiplerini kendisine bağımlı tutmaya çalıştığını ileri sürdü.
Avrupa’nın son NATO toplantısında bunun görüldüğünü söyleyen Tangan, Avrupa’nın askerî donanım ve mühimmat alımlarının yüzde 60’ını ABD’den yaptığını, kendi teknolojisinin yalnızca yüzde 20’sini geliştirdiğini ileri sürdü. Bu yapının sürdürülebilir olmadığını savundu. Nadir topraklar konusunda da Çin’in, kendisini tehdit edebilecek silahlarda kullanılacak malzemeleri Avrupa’ya satmak istemeyeceğini söyledi.
Tangan, ABD silah sistemlerinin de sorunlar yaşadığını savundu. US’nin India’ya F-35 sağladığını, ancak bu uçaklarda radar bulunmadığını ileri sürdü ve bunun supersonik bir jet için büyük sorun olduğunu söyledi. Ayrıca F-35’lerin yalnızca yüzde 20’sinin herhangi bir anda savaşa hazır olduğunun söylendiğini, bakım ve işletme maliyetlerinin de çok yüksek olduğunu belirtti.
Avrupa’nın kendi silah sanayisini geliştirmesinin en az 10 ila 15 yıl alacağını söyleyen Tangan, roket itici maddesi üretmenin hızla kurulabilecek bir iş olmadığını vurguladı. Russia-Ukraine ve Iran örneklerinden savaşın doğasının değiştiğinin görüldüğünü belirterek, 5 bin dolarlık bir dronu düşürmek için 2 ila 6 milyon dolarlık füze kullanmanın ekonomik açıdan sorunlu olduğunu söyledi.
Avrupa için öneri: Silaha değil insanlara yatırım
Tangan, Avrupa’ya tavsiyesinin silahlanmaya değil insanlara yatırım yapmak olduğunu söyledi. “Benim Avrupa’ya tavsiyem silahlara para harcamayı bırakıp insanlarına harcaması,” diyen Aar Tangan, bir ülkenin en güçlü halinin halkı arkasında durduğunda ortaya çıktığını belirtti. Çin’de insanların hükümetin her kararından memnun olmadığını, ancak neredeyse yüzde 90’ının hükümeti desteklediğini ileri sürdü; bunun nedeninin hükümetin yaşamlarında olumlu değişiklikler üretebilmesi olduğunu savundu.
Tangan, Avrupa’nın akademik kurumları, küçük ve orta ölçekli işletmeleri ve uzmanlaşmış üretim kapasitesiyle önemli fırsatlara sahip olduğunu söyledi. Liberal arts (beşerî bilimler) eğitiminin de önemini vurguladı; tarih, felsefe ve kültür bilgisi olmadan başka toplumlarla ticaret yapmanın zor olduğunu belirtti. Deutsche Telekom örneği üzerinden bazı büyük şirketlerin tekelci konumlarının teknolojik ilerlemeyi yavaşlatabildiğini savundu.
Dijital araçların küçük ve orta ölçekli işletmeler için yeni fırsatlar sunduğunu belirten Tangan, internet üzerinden pazarlamanın ve lojistiğin kolaylaştığını söyledi. Akıllı sözleşmelerin tarafların sorumluluklarını netleştirdiğini, denetimleri, ödemeleri ve teslimat süreçlerini daha şeffaf hale getirebileceğini anlattı. Akıllı ajanların bir siparişin hammaddesinin alınıp alınmadığını, üretimin zamanında ilerleyip ilerlemediğini ve ödeme hesabında yeterli para bulunup bulunmadığını izleyebileceğini söyledi.
Glenn kapanışta Avrupa liderlerinin militarizmi ekonomik ve teknolojik kalkınmanın çözümü gibi gördüğünü, bunun siyasi meşruiyet krizlerini de bastırmaya yarayabildiğini savundu. Tangan bu noktaya katıldığını söyledi. “Bir bomba yapmakla bir araba yapmak aynı şey sanılıyorsa, bunu yeniden düşünmek gerekir,” diyen Aar Tangan, “araba beni işe götürür ve üretken kılar; bomba ise üretkenliği artırmaz, sadece insanları ve şeyleri yok eder” değerlendirmesinde bulundu.