Glenn Diesen

Douglas McGregor: Trump’ın NATO, Rusya ve İran Politikası Dünyayı Tehlikeli Bir Tırmanışa Sürüklüyor

İngilizce kaynak transkriptte Glenn, emekli Albay Douglas McGregor ile NATO zirvesi, Donald Trump’ın Rusya, Ukrayna, İran ve Türkiye politikaları, Avrupa’nın savaşa yaklaşımı ve nükleer caydırıcılık üzerine konuştu. Bölümde McGregor, özellikle ABD’nin Rusya ve İran karşısında tehlikeli biçimde tırmandırıcı bir çizgiye sürüklendiğini savundu; Glenn ise bu iddiaları hegemonya sonrası düzen ve diplomasi krizi bağlamında sorguladı.

NATO zirvesi ve Trump’ın yaklaşımı

Glenn, söyleşiye NATO zirvesinin Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov’un, NATO’nun savaşa dahil olması nedeniyle artık bunun “özel askeri operasyon” değil “savaş” olduğu yönündeki açıklamasıyla aynı döneme denk geldiğini hatırlatarak başladı. McGregor, zirveye ilişkin değerlendirmesinde Donald Trump’ın söz ve eylemlerinde “stratejik tutarlılık” görmediğini söyledi.

“Donald Trump’ın söylediği ya da yaptığı hiçbir şeyde stratejik bir bütünlük olmamasına her seferinde şaşırıyorum,” diyen Douglas McGregor, bunun Trump’ı “çok eğlenceli” kıldığını, ancak gittiği her yerde “kargaşa ve belirsizlik” yarattığını savundu.

McGregor’a göre Trump’ın Greenland konusuna yeniden dönmesi, Çin ve Rus gemilerinin buradan ABD ve Avrupa’yı tehdit edebileceği iddiası, zirvenin sorunlu yönlerinden biriydi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Trump’a karşı mesafeli tavrını olumlu bulduğunu belirten McGregor, diğer Avrupalı liderlerin ise Trump’ı “fazla memnun etmeye” çalıştığını ifade etti.

Trump’ın Türkiye’ye F-35 sağlanması ve yaptırımların kaldırılması yönündeki kararını da değerlendiren McGregor, bunun İsrail’e yönelik olmadığını söyledi. İsraillilerin Türkiye’den gelen tehdidi “haklı olarak” ciddiye aldığını savunan McGregor, Trump’ın asıl hedefinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden Batı çizgisinde tutmak olduğunu ileri sürdü. Ona göre Trump, Erdoğan’ın İsrail’den uzak durmasını, Moskova ile arasına mesafe koymasını, İran’la işbirliğini azaltmasını ve “bizim dostumuz” olmasını istiyor.

McGregor, “Donald Trump, bence Bay Erdoğan’a bir kez daha rüşvet vererek onu kendi tarafında tutmaya çalışıyor,” diyerek bu adımı Türkiye’yi yönlendirme çabası olarak niteledi. Erdoğan’ın ise kendi çıkarına ve ülkesinin yararına gördüğü yönde hareket edeceğini, bunun F-35 kararıyla garanti altına alınamayacağını belirtti.

Avrupa’nın Ukrayna stratejisi ve Rusya’yı kışkırtma iddiası

McGregor, Avrupa liderlerinin NATO zirvesinde alışılmış söylemlere döndüğünü, Trump’ın da sürekli “yeterince harcamıyorsunuz, yeterince yapmıyorsunuz” dediğini ifade etti. Ona göre bu söylem, Avrupa’nın ABD’yi Rusya ile doğrudan askeri çatışmaya çekme arzusunu besliyor.

McGregor, Ukrayna’ya daha fazla para ve ekipman sağlanmasının yalnızca Kiev yönetimini desteklemek anlamına gelmediğini; aynı zamanda ABD’yi savaşa daha derin biçimde dahil etme girişimi olduğunu savundu. Litvanya, Finlandiya ve Rusya sınırındaki diğer NATO ülkelerinin üsler ve muhtemel nükleer silah konuşlandırmaları üzerinden Rusya’ya zarar verebilecek düzenlemelere açık hale geldiğini iddia etti.

“Bu felaket demek,” diyen Douglas McGregor, Trump’ın Avrupa’da istikrar istiyorsa “bunun kabul edilemez olduğunu” açıkça söylemesi gerektiğini vurguladı.

McGregor, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Ukraynalıların Rusya topraklarının derinliklerine saldırmasına yardım edilmesi gerektiğini savunduğunu, Trump’ın da bunu müzakereler ve barış için gerekli bir tırmanma olarak gördüğünü ileri sürdü. Bu yaklaşımı “anlaşılmaz” olarak değerlendirdi ve Washington’daki karar alıcıları Rusya ve Avrupa’daki gerçek durumu bilmemekle suçladı.

Tarihsel bir benzetme yapan McGregor, Franklin D. Roosevelt’in İkinci Dünya Savaşı döneminde stratejik hatalar yaptığını, Sovyetler Birliği’nin oluşturacağı tehdidin yeterince dikkate alınmadığını söyledi. Ona göre bugün Trump’ın çevresinden ve en son konuştuğu kişilerden kolayca etkilenmesi, benzer bir stratejisizlik yaratıyor.

ABD politikasında değişim mi, geçici söylem mi?

Glenn, Trump’ın Ukrayna üzerinde uçuşa yasak bölge fikrinden, Patriot üretiminin Ukraynalılara lisanslanmasından ve Rubio’nun Rusya içlerine saldırıları olumlu görmesinden söz ederek ABD politikasında gerçek bir değişim olup olmadığını sordu. McGregor, bunun “meşru bir soru” olduğunu, ancak söz konusu söylemin son derece tehlikeli olduğunu belirtti.

McGregor, Trump’ın bazı çıkışlarını Roosevelt’in 1943’te Casablanca’da “kayıtsız şartsız teslim” talebini birden açıklamasına benzetti. Ona göre Trump da çoğu zaman “aklına geldiği gibi” konuşuyor ve bu durum Rusya tarafından ciddiye alınıyor.

“Rusları zorbalıkla yönetemezsiniz. İranlıları zorbalıkla yönetemezsiniz. Çinlileri zorbalıkla yönetemezsiniz,” diyen Douglas McGregor, ABD’nin artık eski biçimde tehditlerle sonuç alamayacağını savundu.

McGregor, Washington’un Moskova’yı başından beri yanlış okuduğunu ve Rus askeri kapasitesini küçümsediğini söyledi. Rusya’yı sürekli zorlamanın sonunda tehlikeli bir tepki doğurabileceğini belirtti. Ona göre ABD tarafında çok fazla “boş konuşma”, tutulamayacak vaatler ve sonuç alamayınca zorbalığa yönelme eğilimi var.

Glenn ise Soğuk Savaş sonrası “hegemonik barış” döneminin ABD ve Avrupa’da Rusya’nın güvenlik kaygılarını yok sayma alışkanlığı yarattığını söyledi. Rusya’nın kaygılarını dikkate almanın, tek kutuplu dönemin sona erdiğini kabul etmek anlamına geldiğini değerlendirdi.

Avrupa’nın iç krizi ve savaş ekonomisi

Glenn, Avrupa ülkelerinin ateşkes sağlanır sağlanmaz Ukrayna’ya asker göndermekten ve Ukrayna’ya fiili NATO üyeliği sağlamaktan söz ettiğini hatırlatarak bunun “aptallık mı yoksa savaşçılık mı” olduğunu sordu. McGregor, ortalama Avrupalı seçmenin ne düşündüğünü tam bilemeyeceğini, ancak Almanya’daki deneyimlerine göre birçok kişinin Berlin hükümetinden memnun olmadığını söyledi.

McGregor, Almanların Rusya’ya karşı topyekun savaşı desteklemediğini, göç ve suç konularını daha öncelikli gördüğünü iddia etti. Almanya ve İngiltere’nin sanayisizleştiğini, ekonomik çöküşün eşiğinde olduğunu savundu. Ona göre savaş enflasyon üretir; faizler yükselir; petrol fiyatları ve tahvil piyasası Batı ekonomileri için kritik hale gelir.

McGregor, ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 4,5 civarında olduğunu, yüzde 5’e ulaşması halinde borcun çevrilemeyeceğini öne sürdü. Bu durumda kredi sisteminin çökmesinin Batı’yı sarsacağını iddia etti.

“10 yıllık tahvil faizi yüzde 5’e ulaştığında işimiz biter,” diyen Douglas McGregor, bunun ne zaman olacağını bilmediğini, ancak “gelecek ay, Noel’de ya da ekimde” yaşanabileceğini belirtti.

McGregor’a göre Avrupa ve ABD’deki “küreselci elitler” halktan kopmuş durumda. İngiltere’nin de ciddi bir toplumsal gerilime yaklaştığını iddia etti. Bu bölümde McGregor, göçmen gruplara ilişkin ağır ve tartışmalı suçlamalar yöneltti; bu iddialar transkriptte bağımsız biçimde doğrulanmadı.

Rusya, Lavrov ve “Dünya Savaşı” uyarısı

McGregor, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un dünyanın zaten bir dünya savaşına girdiği yönündeki söylemini ciddiye aldığını söyledi. Peskov’un “özel askeri operasyon” söyleminin bittiğini belirtmesinin yeni olmadığını, Lavrov’un da benzer uyarılar yaptığını ifade etti.

Ona göre Rus ordusu sahada batıya doğru yavaş ama sürekli ilerliyor. Bu ilerlemenin yavaşlığını Ukrayna’nın kullandığı çok sayıda drone ile açıklayan McGregor, drone’ların stratejik oyunu değiştiren bir unsur değil, Moskova açısından ciddi bir “stratejik rahatsızlık” olduğunu söyledi.

Glenn, Lavrov’un “zaten Dünya Savaşı’ndayız” değerlendirmesine katılıp katılmadığını sordu. McGregor, Rusya’nın konumundan bakıldığında bu hissin anlaşılabilir olduğunu söyledi, ancak ABD’nin böyle bir algıyı gidermek için somut adımlar atması gerektiğini belirtti.

“Ben onun yerinde olsam ve Rus ulusal güvenliğine temelden aykırı şeylerin yapıldığını görsem, ben de böyle hissederdim,” diyen Douglas McGregor, Washington’un Rusya’nın ne düşündüğünü önemsiz saymasının tehlikeli olduğunu ifade etti.

İran, İsrail ve ABD’nin savaşa dönüş ihtimali

Glenn, NATO zirvesinde yalnızca Rusya’nın değil İran’ın da hedef alındığını söyledi. Trump’ın mutabakat zaptının “öldüğünü”, ateşkesin bittiğini ve İranlı diplomatları ağır ifadelerle hedef aldığını aktardı. Glenn’e göre ABD’nin İran’a karşı savaşa dönmesinin stratejik değeri açık değil; bu durum İran içindeki sertlik yanlılarını güçlendirebilir.

McGregor ise İran’a karşı yürütülen savaşı tartışmalı biçimde “Yahudi savaşı” olarak niteledi ve bunun yalnızca İsrail’e değil, ABD’deki Yahudi lobisine ve milyarder destekçilere de bağlı olduğunu iddia etti. Bu iddialar McGregor’un değerlendirmesi olarak aktarıldı.

McGregor’a göre İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun hedefi İran devletini ve toplumunu parçalamak, ardından kimin yöneteceğini belirlemek. Aynı mantığın Rusya’ya yönelik stratejide de görüldüğünü savundu.

“Trump, Bay Netanyahu ve onu göreve getiren insanlar adına hareket ediyor,” diyen Douglas McGregor, ABD siyasetinde İsrail yanlısı çevrelerin etkisinin çok güçlü olduğunu ileri sürdü.

McGregor, Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyarette daha yakın koordinasyon ve savaş planlaması olacağını öne sürdü. Ayrıca İsrail’in, ABD savaştan çekilirse nükleer silah kullanabileceğini özel olarak ima ettiğine dair kendisine aktarılan bir iddiadan söz etti; bunun gerçekleşmesi halinde İsrail devletinin hayatta kalamayacağını düşündüğünü söyledi.

Glenn, ABD’nin İran’la yapılan mutabakatı tamamen uygulamasını beklemediğini, ancak İran’ı oyalayarak Hürmüz Boğazı’nın açılmasını ve daha elverişli şartlarda gerilimin düşürülmesini hedefleyeceğini düşündüğünü anlattı. McGregor ise İran’a yönelik özel operasyon seçeneklerinin başarısızlık riski taşıdığını, Isfahan’da özel kuvvet kullanma girişiminin felaketle sonuçlandığını iddia etti. Ona göre Chabahar gibi limanları ele geçirme düşünceleri de stratejik açıdan belirsiz ve çok riskli.

Türkiye, İsrail ve bölgesel güç dengesi

Söyleşinin son bölümünde Glenn, Trump’ın Syria’yı teröre destek veren devletler listesinden çıkarma niyetinden söz etti ve McGregor’un İsrail’in Türkiye’yi büyüyen bir tehdit olarak gördüğü değerlendirmesini açmasını istedi.

McGregor, 2013’te Israel’de 1973 savaşının yıldönümü nedeniyle düzenlenen bir konferansa katıldığını ve o dönemde Türkiye üzerine bir sunum yaptığını anlattı. Türkiye’nin Atatürk döneminin laik ve Avrupa yönelimli modelinden uzaklaştığını, köklerini Middle East ve Central Asia’da yeniden keşfettiğini savundu. McGregor’a göre Türkiye artık daha büyük bir bölgesel rol istiyor ve NATO, Avrupa Birliği ve ABD ile çıkarları keskin biçimde ayrışıyor.

“Bu savaş olması gerektiği anlamına gelmez, ama buna saygı duymamız gerektiği anlamına gelir,” diyen Douglas McGregor, Türkiye’nin bölgedeki yeni konumunun kabul edilmesi gerektiğini belirtti.

Glenn, İsrail açısından Türkiye’nin neden Saudi Arabia’dan daha büyük bir endişe kaynağı olduğunu sordu. McGregor, Suudilerin kimseyi fethedemeyeceğini, ancak Türkiye’nin 30 gün içinde sahaya bir milyon asker sürebileceğini iddia etti. Türkiye’nin modern silahları ve kendi savunma sanayi tabanı olduğunu söyledi.

McGregor ayrıca Erdoğan’ın Netanyahu’ya hitaben “Bize ders verme, neye sahip olduğunu biliyoruz ve korkmuyoruz” şeklindeki yaklaşımını nükleer silahlara gönderme olarak yorumladı. Türkiye’nin ihtiyaç duyarsa Pakistan’a başvurabileceğini, Türkiye ve İran gibi ülkelerin ise nükleer silah sahibi olmadan “nükleer eşik devleti” olmanın değerini gördüğünü savundu.

Nükleer eşik devletleri ve caydırıcılığın geleceği

Glenn, nükleer caydırıcılığın yeni biçiminin doğrudan silah sahibi olmaktan çok, kısa sürede nükleer kapasiteye ulaşabilecek eşik devletler yaratmak olabileceğini söyledi. Ona göre bu, yayılmayı artırmadan caydırıcılık sağlayabilecek bir orta yol olabilir.

McGregor ise Fransa’nın nükleer caydırıcılığını kuran bir Fransız yetkilinin, kaç nükleer silaha ihtiyaç olduğu sorusuna “bir” yanıtını verdiğini hatırlattı. Bu silahların yıkıcılığı nedeniyle çok fazla sayıda silaha gerek olmadığını söyledi.

“Bu şeyler o kadar zarar verici, o kadar yıkıcı ki bir tane yeter,” diyen Douglas McGregor, nükleer silahların sayısından çok yaratacağı kabul edilemez zararın caydırıcılık açısından belirleyici olduğunu ifade etti.

Glenn de Charles de Gaulle’ün nükleer silahların “kabul edilemez zarar” dayatmasının yeterli olduğu yönündeki yaklaşımını hatırlattı ve bunu İkinci Dünya Savaşı’ndaki İsviçre savunma stratejisine benzetti. McGregor, İran’ın istihbarat, gözetleme, keşif ve saldırı kabiliyetlerini birleştiren kapasitesinin, orta ve küçük güçlerin saldırganlara yüksek maliyet dayatabileceğini gösterdiğini savundu. Ona göre bu tür savunma üstünlüğü, tarafları konuşmaya zorlayabilir.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol