Glenn Diesen

Eski CIA Analisti Ray McGovern: Putin’in Temkinliliğinin Merkezinde Nükleer Tırmanma Riski Var

İngilizce yayımlanan programda eski CIA analisti Ray McGovern ile sunucu Glenn, NATO-Rusya vekâlet savaşındaki tırmanma riskini, Rusya-Japonya arasındaki Kuril Adaları anlaşmazlığını ve Ukrayna’da müzakere ihtimalini ele aldı. Tartışmanın merkezinde Vladimir Putin’in askeri üstünlük sağladığını düşündüğü bir dönemde neden temkinli davrandığı ve öngörülemez bir Amerikan tepkisinin nükleer çatışma riskini nasıl artırabileceği vardı.

Kuril Adaları ve Rusya’nın Japonya’ya verdiği mesaj

Glenn, Putin’in Rusya’nın Güney Kuril Adaları, Japonya’nın ise Kuzey Toprakları olarak adlandırdığı bölgeye yaptığı ziyareti gündeme getirdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Rusya’nın yönetimindeki adalarda Rus vatandaşlarının yaşadığını belirten Glenn, Japonya’nın Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırım ve baskı politikasına katılmasının Moskova’nın yaklaşımını sertleştirdiği değerlendirmesini yaptı.

Sovyetler Birliği’nin Japonya politikasının ilk uzmanlık alanlarından biri olduğunu söyleyen McGovern, tartışmalı dört adayı Habomai, Shikotan, Kunashiri ve Etorofu olarak sıraladı. Adaların stratejik öneminin sınırlı, sembolik öneminin ise büyük olduğunu savunan McGovern, meselenin İkinci Dünya Savaşı’nın resmen ve siyasi olarak sona erdirilmesiyle bağlantılı olduğunu belirtti.

McGovern’a göre eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe döneminde ortak yönetim ve ekonomik kalkınma gibi seçenekler üzerinden bir uzlaşmaya yaklaşılmıştı. Ancak Japonya’daki yeni yönetimin Rusya karşıtı çizgiye yönelmesi ve NATO’nun Uzak Doğu’daki faaliyetlerinin artması, Moskova’nın güç gösterme ihtiyacını büyüttü.

“Putin kendisini çok güçlü hissediyor; aynı zamanda kendisini çok tehdit altında hissediyor,” diyen Ray McGovern, Kuril ziyaretini hem Japonya’ya hem de bölgedeki Amerikan ittifak sistemine yönelik sembolik bir mesaj olarak değerlendirdi.

McGovern, ABD’nin Japonya’yı koruması beklenen bazı füze ve askeri kaynakları İran ya da Ukrayna çevresine kaydırdığını öne sürdü. Bunun Japonya, Güney Kore, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde Amerikan güvenlik garantilerinin değeri konusunda soru işaretleri yarattığını savundu. Rusya ile Çin’in yakınlaşmasının da Japonya üzerindeki stratejik baskıyı artırdığını söyledi.

Glenn ise 1956’da Japonya ile Sovyetler Birliği arasında bir barış anlaşması için yürütülen görüşmeleri hatırlattı. Anlattığına göre Sovyetler Birliği, Habomai ve muhtemelen Shikotan’ın Japonya’ya bırakılmasını görüşmüş; buna karşılık Kunashiri ve Etorofu üzerindeki Sovyet egemenliğinin tanınmasını istemişti. Glenn, ABD’nin Okinawa üzerindeki tutumunu kullanarak bu uzlaşmayı engellediği yönündeki tarihsel yorumu aktardı. Washington’ın bölgede kurduğu ittifak sisteminin, Japonya ile Sovyetler Birliği arasında kalıcı bir barıştan zarar görebileceğini belirtti.

McGovern, bu tarihsel ayrıntıyı bilmediğini açıkça kabul etti ancak anlatılan müdahalenin dönemin Amerikan dış politika anlayışıyla uyumlu olduğunu savundu. ABD’nin kısa vadeli stratejik çıkarlarının, bugün hâlâ çözülemeyen bir bölgesel anlaşmazlığa katkıda bulunduğunu değerlendirdi.

Rusya-Japonya ekonomik yakınlaşmasının çöküşü

Glenn, yaklaşık on yıl önce yayımladığı Rusya’nın Büyük Avrasya’ya yönelik jeoekonomik stratejisini konu alan kitabına atıfla, Japonya’nın Moskova için taşıdığı ekonomik önemi anlattı. Rusya’nın doğuya yönelirken yalnızca Çin’e bağımlı hale gelmek istemediğini, Japonya ile ekonomik bağlantıların Pekin karşısındaki asimetriyi azaltabileceğini söyledi.

Glenn’e göre ekonomik yakınlaşma Japonya’nın da çıkarınaydı. Rusya’nın Çin’e bütünüyle bağımlı olmaması, Moskova’nın Çin-Japonya anlaşmazlıklarında otomatik biçimde Pekin’in yanında yer almasını önleyebilirdi. Taraflar bu nedenle toprak anlaşmazlığını çözmeden ekonomik işbirliğini geliştirmeye çalışmıştı. Ancak Ukrayna savaşı ve Japonya’nın Rusya’ya karşı yaptırımlara katılması bu süreci dağıttı.

McGovern, Rus tarihsel hafızasının da Putin’in yaklaşımında belirleyici olduğunu savundu. Putin’in ağabeyi Vitya’nın 900 günden uzun süren Leningrad Kuşatması sırasında hayatını kaybettiğini ve Sovyetler Birliği’nin savaşta 27 milyon vatandaşını yitirdiğini hatırlattı. Rus yönetiminin Nazi Almanyası ile savaşın yanı sıra Japon militarizmini de aynı tarihsel güvenlik çerçevesi içinde değerlendirdiğini ileri sürdü.

McGovern’a göre Etorofu ziyareti ve Oreshnik gibi silahların gösterilmesi, Rusya’nın geçmişte yaşadığı yıkımın tekrarlanmasına izin vermeyeceği mesajını taşıyor. Bununla birlikte Putin’in bu mesajları kontrollü biçimde vermeye çalıştığını, doğrudan ve ölçüsüz bir tırmanmadan kaçındığını belirtti.

Putin’in Trump karşısındaki temkinliliği

McGovern, Putin’in başlıca kaygısının Donald Trump’ın kararlarının öngörülememesi olduğunu savundu. Putin’in Trump’ı yalnızca Washington’dan belirli bir adım atmasını istediğinde aradığını söyleyen McGovern, buna iki örnek verdi.

İlk örnek, Trump’ın Ukrayna’ya Tomahawk füzeleri verebileceği yönündeki açıklamalarıydı. McGovern’ın anlatımına göre Putin ile Trump yaklaşık bir buçuk saat görüştü; ertesi gün Volodymyr Zelensky Beyaz Saray’a geldiğinde Trump, ABD’nin elindeki Tomahawk füzelerine ihtiyacı bulunduğunu söyleyerek talebi reddetti.

İkinci örnek, Zelensky’nin 9 Mayıs’taki Moskova kutlamalarını insansız hava araçlarıyla hedef alabileceği yönündeki tehditlerdi. McGovern, Putin’in yine Trump’ı aradığını ve Trump’ın Zelensky üzerinde baskı kurmasının ardından dört günlük bir saldırmama taahhüdü ortaya çıktığını öne sürdü.

“Trump’ı yalnızca gerçekten gerekli olduğunda arıyor,” diyen Ray McGovern, Putin’in Washington üzerindeki etkisinin sınırlı fakat bazı kritik anlarda işe yarar olduğunu savundu.

Buna karşılık McGovern, ABD’nin Ukrayna’ya Rusya’nın derinliklerini vurmak için istihbarat ve teknik destek sağlamayı sürdürdüğünü söyledi. Putin’in, Trump’ın Amerikan istihbarat ve savunma kurumları üzerinde tam denetime sahip olmadığına inandığını ileri sürdü. McGovern bu görüşünü “derin devlet” olarak tanımladığı, başkandan kısmen bağımsız hareket edebilen kurumsal yapılarla açıkladı.

Aralık sonunda Putin’in Valdai yakınındaki konutunu hedef aldığı iddia edilen insansız hava araçlarından birinin kontrol mekanizmasının Rusya tarafından ABD’nin Moskova’daki savunma ataşesine teslim edildiğini anlatan McGovern, Moskova’nın saldırının hedefini teknik olarak bildiğini öne sürdü. Bununla birlikte Trump’ın saldırı sırasında Putin’le telefonda bulunduğu yönündeki anlatı için “yüzde 100 doğru olup olmadığını bilmediğini” özellikle belirtti.

Rusya’nın itidali ve tırmanma baskısı

Glenn, Rusya’daki daha sert çevrelerin Avrupa ve ABD’ye “ders verilmesini” caydırıcılığın yeniden kurulması için gerekli gördüğünü söyledi. Ancak bu yaklaşımın büyük bir tehlike taşıdığını vurguladı.

“Füzeler havaya kalktığı anda artık hiç kimsenin tırmanma kontrolü kalmayacak,” diyen Glenn, Almanya’daki silah üretim tesislerine sınırlı bir saldırının Avrupa’yı geri çekilmeye zorlayabileceği gibi Kaliningrad’a karşılık verilmesine veya nükleer silahların hızla devreye girmesine de yol açabileceğini belirtti.

Glenn, Rusya’nın bugüne kadarki itidalinden memnun olduğunu ancak NATO ülkelerinin bu tutumu zayıflık olarak yorumlamasından kaygı duyduğunu söyledi. Sergey Lavrov’un, Rusya’nın cephe hattından uzaktaki sivil altyapısına yönelik saldırılarda Amerikan rolü bulunduğuna dair kanıtlar konusunda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama istediğini aktardı. Glenn’e göre Moskova’nın bu konuyu açıkça gündeme getirmesi, Rus söyleminde bir sertleşmeye işaret ediyor.

McGovern da Dmitry Medvedev, Sergey Lavrov ve Sergei Ryabkov gibi isimlerin daha sert bir çizgiye geçtiğini söyledi. McGovern’ın aktardığına göre Lavrov, “Anchorage sürecinin Minsk, İstanbul ve NATO’nun genişlemeyeceği vaadi gibi başka bir aldatmaca olduğu sonucuna vardım,” şeklinde konuştu. Buna karşılık Marco Rubio’nun Anchorage’da hiçbir mutabakat bulunmadığını söylediğini, Putin’in ise farklı bir açıklama yaptığını aktardı.

“Anchorage’da bir mutabakat vardı ve bu ihlal edildi,” diyen Vladimir Putin’in sözlerini aktaran McGovern, Rus yönetimi içinde farklı tonlara izin verildiğini ancak nihai kararın daha ihtiyatlı bir çizgide kaldığını değerlendirdi.

McGovern, Putin’in NATO ülkesindeki bir hedefi vurmanın kolektif savunmayı düzenleyen 5. Maddeyi harekete geçirme ihtimalini düşük görse bile bu riski almak istemeyeceğini savundu. Rusya’nın Ukrayna’da ilerlediğini, ülkenin deniz erişimini sınırlandırdığını ve ekonomik kapasitesini aşındırdığını düşündüğü bir aşamada Moskova’nın gereksiz bir NATO savaşından kaçınacağını söyledi.

Bununla birlikte sınırlı bir tırmanmayı dışlamadı. “Putin’in, bu insanlara bir ders vermek gerektiği sonucuna varma ihtimalini şu anda yüzde 50’ye 50 görüyorum,” diyen Ray McGovern, olası bir Oreshnik saldırısının Londra, Almanya veya Hollanda yerine Kiev’deki bir “karar alma merkezine” yöneltilebileceğini savundu.

Glenn, Bulgaristan ve İtalya’daki bazı üretim tesislerinde çıkan yangınlara değindi ancak bunların sabotaj olduğuna ilişkin hiçbir bilgiye sahip olmadığını açıkça söyledi. Sabotajı yalnızca doğrudan saldırı ile hareketsizlik arasındaki muhtemel tırmanma seçeneklerinden biri olarak gündeme getirdi.

Ateşkes tartışması ve kalıcı çözüm arayışı

Glenn, Avrupa’nın koşulsuz ateşkes talebinin Moskova açısından kabul edilemez olduğunu söyledi. Karadeniz’de ateşkes önerisinin de Rusya’nın misilleme avantajı elde ettiği bir anda ortaya atıldığını, bu nedenle Moskova tarafından tarafsız bir barış girişimi olarak görülmeyeceğini değerlendirdi.

Rusya’nın Anchorage’da ABD tarafından önerildiği belirtilen bir düzenlemeyi kabul ettiğini, ardından Washington’ın kendi teklifinden uzaklaştığını söyledi. Ancak görüşmenin ayrıntılarının sınırlı olduğunu da ekledi. Uzun sürecek savaşın Rus zaferiyle sonuçlansa bile Ukrayna’yı denize çıkışı olmayan, yıkılmış ve işlevsiz bir devlete dönüştürebileceğini belirtti.

McGovern’a göre Anchorage’da Putin, Trump’ı derhal ateşkes talebinden vazgeçirdiğini ve Washington’ın Avrupa ile Ukrayna’yı kapsamlı bir anlaşmaya yöneltebileceğini düşünmüştü. Ancak bunun gerçekleşmediğini söyledi. Putin’in görüşmenin sonunda “Bir dahaki sefere Moskova’da” önerisini yaptığını, Trump’ın ise bunun siyasi bakımdan çok zor olacağını belirttiğini hatırlattı. McGovern, bu tepkinin Putin’e Trump’ın bütünüyle kendi kararlarını veremediği izlenimini sunduğunu savundu.

Putin’in uzun vadeli hareket ettiğini belirten McGovern, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri baskıyı artırırken görüşme kapısını tamamen kapatmadığını söyledi. Moskova’nın “uzun vadeli, güvenilir ve sürdürülebilir çözüm” ifadesiyle geçici bir ateşkes yerine Rusya’nın güvenlik taleplerini içeren siyasi bir düzenleme aradığını değerlendirdi.

Nükleer risk ve Avrupa’nın geleceği

McGovern, nükleer silah kullanım ihtimalinin tartışılmamasını tehlikeli bulduğunu söyledi. Putin’in hem Ukrayna hem de İran konusunda ABD veya İsrail’i aşağılayıcı bir yenilgi ile nükleer silah kullanımı arasında seçim yapmaya zorlayacak gelişmelerden kaçınmaya çalıştığını savundu.

John F. Kennedy’nin Küba Füze Krizi sonrasında söylediğini aktardığı ilkeye dikkat çeken McGovern, bir nükleer gücün aşağılayıcı yenilgi ile nükleer silah kullanımı arasında bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Putin’in İran’a da Amerikan uçak gemilerinin batırılması gibi aşırı adımlardan kaçınmasını tavsiye edeceğini ileri sürdü.

“Nükleer silah geliştirilip Japon halkına karşı Nagasaki ve Hiroshima’da kullanıldığından beri bunun yeniden gerçekleşme ihtimali bana hiç bu kadar yüksek görünmemişti,” diyen Ray McGovern, mevcut dönemi yaklaşık 70 yıllık gözlemleri içindeki en tehlikeli aşama olarak nitelendirdi.

Glenn, Avrupa liderlerinin nükleer caydırıcılığı “nükleer şantaj” olarak tanımlamasını eleştirdi. “Rusya’nın blöfünü görelim ve Rusya teslim olsun düşüncesi delilik,” diyen Glenn, nükleer silahların kullanılmayacağı varsayımının devletleri daha büyük riskler almaya teşvik edebileceğini savundu.

McGovern son olarak Avrupa’daki siyasi değişimin zaman içinde gerilimi azaltabileceğini söyledi. Emmanuel Macron’un ve Alman yönetiminin siyasi açıdan zayıfladığını, AfD’nin Rusya’ya daha ılımlı yaklaşabileceğini ileri sürdü. Putin’in Nord Stream hatlarından birinin kullanılabilir durumda olduğunu ve Rus gazının yeniden gönderilebileceğini söylediğini aktardı.

McGovern, Putin’in Avrupa’daki siyasi ve ekonomik değişimi beklemeyi tercih ettiğini, doğrudan çatışmaya girmek yerine yıllara yayılan bir strateji izlediğini savundu. Putin’in ortadan kalkması halinde yerine daha sert bir liderin gelebileceği uyarısında bulundu. Glenn de Putin’in Rusya’daki sertlik yanlılarından biri olmadığını, uzun süre Batı’yla bütünleşme arayışına fazla bağlı olmakla eleştirildiğini belirterek aynı kaygıyı paylaştı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol