Douglas McGregor: Rusya Ukrayna’da Daha Sert ve Belirleyici Bir Aşamaya Hazırlanıyor
İngilizce yayımlanan podcast bölümünde eski ABD Savunma Bakanı danışmanı ve emekli Albay Douglas McGregor, Glenn’in sorularını yanıtlayarak Ukrayna savaşının askeri gidişatını, Rusya’nın olası strateji değişikliğini, Avrupa’nın müdahale kapasitesini ve İran çevresindeki gerilimi değerlendirdi. Tartışma, McGregor’ın savaşların ABD’nin askeri kapasitesi ve ekonomisi üzerindeki etkilerine ilişkin görüşleriyle genişledi.
Ukrayna’daki askeri tablo ve Rus komuta kademesi
Glenn, Ukrayna’nın Rus füze ve insansız hava aracı saldırılarını önlemekte zorlandığını, kritik cephe hatlarının sarsıldığını ve savaşın hem insan gücü hem de NATO’nun silah stokları açısından ağır bir maliyet yarattığını savundu. Ukrayna’nın direncini etkileyici bulduğunu, ancak bunun giderek daha yaşlı erkeklerin cepheye gönderilmesi pahasına sürdürüldüğünü söyledi.
McGregor, Batı’daki bazı Avrupa liderlerinin Rusya üzerinde büyük bir baskı oluşturduklarına inanmak istediğini belirtti. Yaklaşık 800 insansız hava aracının Rus hava savunmasını aşarak Moskova, Volgograd ve başka bir şehirdeki hedeflere ulaştığını söyledi. McGregor’ın anlatımına göre İngiliz teknolojisiyle geliştirilen bu araçlar daha güçlü motorlara sahipti, daha uzağa ve hızlı uçabiliyor, ağaçların yaklaşık 20 fit üzerinden ilerleyebiliyordu.
“Bu artık Putin ve hükümeti için yalnızca bir rahatsızlık olmaktan çıktı,” diyen Douglas McGregor, saldırıların Rus kamuoyundaki öfkeyi artırdığını ve Rusya’nın Avrupa’daki üretim noktalarını vurup vurmayacağı sorusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bununla birlikte saldırıların Rusya’yı çöküş tehlikesine sokacak ölçekte olmadığını da vurguladı.
McGregor, güneybatı cephesinde Rus kuvvetlerinin Zaporizhzhia’nın dış mahallelerine ulaştığını ve kentte stratejik kabul edilen bir köprinin hasar gördüğünü söyledi. Köprünün tamamen yıkılmadığını belirten McGregor, Rus ordusunun nehir geçişleri kurma kapasitesi nedeniyle bunun ilerleme açısından belirleyici olmayabileceğini savundu. Ona göre limanlar ve ulaşım altyapısına yönelik saldırılar, Odessa çevresindeki baskının arttığına işaret ediyordu.
Ukrayna’nın giderek Polonya ve Litvanya üzerinden gelen desteğe bağımlı kaldığını söyleyen McGregor, Kyiv ile Warsaw arasındaki ilişkilerin kötüleştiğini öne sürdü. Ukrayna nüfusunun savaşın başlangıcındaki seviyenin en fazla yüzde 50’si civarında olduğunu düşündüğünü, kendisine ülkede 10 milyon kadar emekli bulunduğunun aktarıldığını söyledi. Bu kişilerin askere alınarak doğuya gönderilmesinin askeri bakımdan yararlı olmadığını değerlendirdi.
Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un görev süresinin eylül ortasında sona erebileceğini kaynaklarından duyduğunu belirten McGregor, bunun doğrulanmış bir karar olmadığını açıkça ifade etti. Gerasimov’un Rusya’daki bazı çevrelerce savaşın yavaş ve ağır yürütülmesinden sorumlu tutulduğunu, ancak Vladimir Putin’in yaklaşımıyla uyumlu olduğu için uzun süre görevde kaldığını söyledi.
McGregor, Sergey Surovikin’in Afrika’dan dönmesi ve Putin’le kamuoyuna yansıyan görüşmesi nedeniyle yeni genelkurmay başkanı olabileceğinin konuşulduğunu aktardı. Buna karşılık, Surovikin’in hava kuvvetleri kökenli olması nedeniyle başka bir kara kuvvetleri generalinin seçilmesini daha olası görenler bulunduğunu da ekledi.
“Yeni genelkurmay başkanı ortaya çıktığında bu, işlerin bundan sonra nereye gideceği hakkında çok şey söyleyecek,” diyen Douglas McGregor, eylül ayının savaş açısından önemli olabileceğini açıkladı. Havanın kuru kalması durumunda Rus ordusunun geniş çaplı operasyonlar gerçekleştirebileceğini, yoğun yağmur ve çamurun ise ilerlemeyi yavaşlatabileceğini söyledi.
Daha sert bir Rus stratejisi ihtimali
Glenn, Rusya’nın köprüler, limanlar ve Kyiv’deki hedefler dâhil daha önce yan hasar kaygısıyla vurmadığı altyapıya saldırmaya başladığını belirtti. Rus gemilerine el konulmasına karşılık Avrupa gemilerinin ele geçirilebileceği yönündeki tehditleri ve Kuzey Kore’nin olası katkısını hatırlatarak, Moskova’nın yıpratma savaşından “son darbeyi” hedefleyen daha saldırgan bir stratejiye geçip geçmediğini sordu.
McGregor, kendisine cephede en az 20 bin Kuzey Kore askerinin bulunduğunun söylendiğini, sayının daha yüksek olabileceğini belirtti. Kuzey Kore’nin savaş deneyimi kazanmak, Rusya’nın ise ek insan gücünden yararlanmak istediğini savundu. Bunun yanında Rusya’nın yaklaşık 150 bin yedek askeri eğittiğini ileri sürdü.
“Ruslar kan kokusu alıyor,” diyen Douglas McGregor, “Ukrayna’nın ölümcül biçimde yaralanmış bir hayvan olduğunu bildiklerini düşünüyorum” şeklinde değerlendirdi. Rusların Ukrayna’dan ziyade Avrupa’nın olası müdahalesine odaklandığını, ancak bu müdahalenin daha geniş bir savaşa dönüşmesi konusundaki korkunun azaldığını söyledi.
Rusya’nın petrol işleme kapasitesinde yüzde 38’lik bir düşüş yaşandığını ve benzin, dizel ile diğer işlenmiş petrol ürünlerinin ihracatını askıya aldığını öne süren McGregor, Ukrayna saldırılarının etkisiz sayılamayacağını kabul etti. Bununla birlikte bu etkinin Washington, London, Paris ve Berlin’deki iyimser çevrelerin ileri sürdüğü ölçekte olmadığını savundu.
Moskova’nın yeni zırhlı araçları ve başka kuvvetleri cepheye sürmemesini NATO ihtimaline karşı tuttuğu rezervlerle açıklayan McGregor, Rusya’nın Moldova, Polonya sınırı ve Litvanya yönlerini sürekli gözettiğini belirtti. Ona göre bu birlikler doğrudan NATO’ya saldırmak için değil, NATO’nun müdahalesi hâlinde hazır bulunmak amacıyla elde tutuluyor.
Polonya’nın Avrupa müdahalesindeki belirleyici rolü
McGregor, Polonya ordusunu NATO’nun en eğitimli ve disiplinli kuvvetlerinden biri olarak tanımladı. Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin kendi görev süresinde Ukrayna’ya yeni Polonya birlikleri gönderilmeyeceğini söylediğini aktardı. Ayrıca Ukrayna’da savaşmış 8 bin ila 10 bin Polonyalı askerin öldüğünü ileri sürdü; bu sayı podcastte bağımsız bir kanıtla doğrulanmadı.
“Polonya yanınızda değilse bunu unutun,” diyen Douglas McGregor, “Bu, Normandy’ye çıkarma yapacağınızı ama Britain’ın kullanılamayacağını söylemek kadar ciddi” şeklinde vurguladı. Baltık Denizi üzerinden büyük bir müdahaleyi de gerçekçi bulmadığını, bölgenin gözetleme ve gemisavar sistemleri karşısında son derece savunmasız olduğunu savundu.
McGregor bu görüşünü, 1981’de Polonya’da sıkıyönetim ilan edilmesinin ardından Sovyet komutanlığının ülkeyi güvenilir bir harekât üssü saymamasına ilişkin tarihsel bir örnekle destekledi. Sovyetlerin Polonya’daki düzensizlik nedeniyle Batı’ya yönelik saldırı planlarını uygulanamaz gördüğünü anlattı. Günümüzde de Germany, Britain veya France’ın açıklamalarından bağımsız olarak, Polonya olmadan Ukrayna’ya etkili bir kara müdahalesinin mümkün olmadığını ileri sürdü.
Kharkiv çevresinde küçük Rus birliklerinin zaman zaman faaliyet gösterdiğini söyleyen McGregor, Odessa’nın Rusya açısından çok daha önemli olduğunu belirtti. Odessa’nın lojistik açıdan devre dışı bırakıldığını, ancak Rusça konuşulan bir şehir olması ve Ukrayna’nın denize erişimi bakımından Moskova’nın kenti hâlâ ele geçirmek isteyebileceğini savundu. Bunun için hava ve füze savunmasının ileri taşınması ve uzun mesafeli lojistik kapasitenin kurulması gerektiğini ekledi.
Müzakereler, güvensizlik ve İran bağlantısı
Glenn, Avrupa hükümetlerinin savaşın kötüye gittiğini fark ederek ABD ile Rusya arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına daha sıcak bakabileceğini söyledi. Ancak Avrupalı liderlerin gerçek bir barıştan ziyade Ukrayna’yı yeniden silahlandırmak için ara verme arayışında olabileceğini öne sürdü.
“Konuşmasına izin verin, fakat söylediklerine aldırmadan savaşı bütün gücünüzle sürdürün,” diyen Douglas McGregor, Rus yönetimine bu yönde tavsiyeler verildiğini düşündüğünü açıkladı. Moskova’nın Batılı hükümetlere güvenmek için hiçbir neden görmediğini ve yeni görüşmeleri karşı tarafın zayıflığının işareti sayabileceğini savundu.
McGregor, aynı güvensizliğin İran’da da geliştiğini söyledi. Yeni görevlere getirilen İranlı yetkililerin bazılarının Iran-Iraq War’a uzanan kişisel kayıpları bulunduğunu, savaşta 500 bin ila 750 bin arasında kayıp verildiğini belirtti. Bu nedenle İran yönetiminin ABD ile müzakereye daha az açık olabileceğini değerlendirdi. Jared Kushner’ın alt düzey temasların sürdüğü yönündeki açıklamasının ne anlama geldiğini bilmediğini de ekledi.
“Herhangi bir müzakerenin artık taraflardan biri için ciddi bir fark yaratacağını düşünmüyorum,” diyen Douglas McGregor, Batı’daki diplomasi söyleminin büyük ölçüde ABD ve Avrupa kamuoyuna yönelik olduğunu ifade etti.
McGregor, Trump yönetiminin South Korea ile ortak tatbikatları siyasi baskı aracı olarak kullanmasını da eleştirdi. North Korea’dan yakın bir savaş tehdidi bulunmadığını düşündüğünü; China’nın Kore Yarımadası’nda savaşa izin vermeyeceğini, Russia’nın da Asya konusunda Xi Jinping’in çizgisini dikkate alacağını savundu.
ABD’nin askeri kapasitesi ve ekonomik baskılar
McGregor, ABD’nin aynı anda Persian Gulf, Indian Ocean ve Ukrayna çevresinde etkili operasyon yürütmek için gereken mühimmat, gemi ve insan gücüne sahip olmadığını ileri sürdü. ABD Donanması’nın geçmişe göre küçüldüğünü ve uzun süreli görevlerin personel üzerinde ağır psikolojik baskı yarattığını anlattı.
USS Abraham Lincoln personelinin yaklaşık 300 güne varan sürelerle denizde kalmasına ilişkin haberlerin ne kadarının doğru olduğunu bilmediğini söyledi. Bununla birlikte uçak gemilerinin İran füzeleri ve insansız sistemlerinden kaçınmak amacıyla kıyıdan 150, 200 veya 300 mil uzakta konuşlandırılmasının operasyonları zorlaştırdığını belirtti.
Bir deniz ablukasının en az 100 gemi gerektirebileceğini söyleyen McGregor, 1962-1963 dönemindeki Cuba ablukasında 200’den fazla geminin kullanıldığını hatırlattı. Günümüzde ABD’nin buna yakın bir kuvvet oluşturamadığını savundu. Bir uçak gemisinin ağır hasar görmesinin geniş çaplı savaş için katalizör olabileceğini, bu nedenle komutanların risk ile elde edilecek sonuç arasındaki dengeyi sorgulaması gerektiğini söyledi.
“İnsanlar, ‘Biz orada ne yapıyoruz?’ diye soruyor,” diyen Douglas McGregor, White House’dan verilen cevapların askerler ve kamuoyu açısından tatmin edici olmadığını belirtti.
Ekonomik görünüm konusunda McGregor, ABD’de 30 yıllık Hazine tahvili getirisinin yüzde 5,2 veya yüzde 5,3 civarında, 10 yıllık tahvil getirisinin ise yüzde 4,72 düzeyinde olduğunu söyledi. On yıllık getirinin yüzde 5’e ulaşması hâlinde egemen borcun yönetilemez hâle geleceğini savundu. New York eyaletinin kuzeyindeki insanların İran’dan çok enflasyon ve fiyat artışlarıyla ilgilendiğine ilişkin kişisel bir gözlemi de aktardı.
Glenn, savaşların doların küresel konumunu korumak, Venezuela ve Russia gibi ülkeleri yeniden dolar üzerinden ticarete yöneltmek amacıyla ekonomik bir araç olarak görüldüğünü söyledi. McGregor ise dedolarizasyonun durdurulabileceğine inanmadığını belirtti. İran’ın yeni bir çatışma hâlinde Persian Gulf’un batı kıyısındaki petrol altyapısı ve tuzdan arındırma tesislerini vurma tehdidinin Saudi Arabia için ağır sonuçlar doğurabileceğini savundu.
“Dünya bizden bıktı; müdahalemizin, zorbalığımızın ve mali hâkimiyetimizin sona ermesini istiyor,” diyen Douglas McGregor, el konulan İran ve Rus varlıklarının güven krizini derinleştirdiğini ifade etti.
McGregor’a göre olası savaş sonları
McGregor, 2022’de Rus ve Ukraynalı temsilcilerin üzerinde çalıştığı anlaşmanın tarafsız bir Ukrayna öngördüğünü söyledi. Ona göre Moscow o dönemde Donetsk ve Luhansk’ın Ukrayna’da kalmasını, Rusça konuşan nüfusa hukuk önünde eşit davranılması şartıyla kabul edebilirdi. Bu olanağın artık ortadan kalktığını savundu.
Rusya’nın bundan sonra mevcut Ukrayna yönetiminin ve onu destekleyen yapıların tasfiyesini isteyebileceğini söyleyen McGregor, Ukrayna’daki kayıpların Batı’da açıklanandan çok daha yüksek olduğunu ileri sürdü. Cenaze takaslarında 20 Rus askerinin naaşına karşılık 60 ila 70 Ukraynalının naaşının verildiğini iddia etti; bu oran da programda bağımsız biçimde doğrulanmadı.
“ABD’nin Ukrayna’da hayati bir stratejik çıkarı yok,” diyen Douglas McGregor, ülkenin tarafsız, Sovyetler Birliği’nin parçası ya da başka bir statüde olmasının Amerikan kanı ve kaynaklarıyla savaşmayı haklı çıkarmadığını savundu.
McGregor, Putin’in Ukraine’ın bazı bölgelerinin tarihsel olarak Poland, Hungary ve Romania ile bağlantılarına yaptığı göndermelerin gelecekteki düzenlemelere işaret edebileceğini söyledi. Bununla birlikte Russia’nın Batı Ukrayna’yı yönetmek istemeyeceğini; önceliğinin Rusça konuşulan “Novorossiya” bölgesi ile NATO’nun Russia’ya karşı üs olarak kullanamayacağı, düşmanca olmayan bir siyasi yapı oluşturmak olduğunu değerlendirdi.
Iran’ın da geniş toprakları işgal etmek istemediğini savunan McGregor, işgalin nüfusu barındırma, koruma ve yönetme yükümlülüğü getirdiğini söyledi. Ona göre Tehran’ın temel hedefi ABD kuvvetlerini bölgeden çıkarmak. Bahrain’deki Fifth Fleet tesislerinin kaybedildiğini ve geri alınamayacağını ileri sürdü.
Bir ABD uçak gemisinin İran saldırısıyla hasar görmesi hâlinde Donald Trump’ın sert misilleme söylemine başvuracağını tahmin eden McGregor, Amerikan kamuoyunun ise askerlerin bölgeden çıkarılmasını isteyebileceğini söyledi. Uçak gemilerinin büyük ve dayanıklı yapıları nedeniyle uzun menzilli tek bir füzeyle batırılmasının zor, fakat hizmet dışı bırakılmasının mümkün olduğunu belirtti.
Programın sonunda McGregor, Sergey Lavrov’un Britain’ın Rusya’ya yönelik saldırılardaki rolünü doğrudan savaş katılımı sayabileceği yönündeki sözlerinin ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Britain, Germany ve France’ın konvansiyonel askeri kapasitesini yetersiz bulduğunu, ancak bunun Rus tehdidinin hafife alınmasını haklı çıkarmadığını vurguladı.
“Avrupalıları bunu çok ciddiye almaları konusunda uyarırım,” diyen Douglas McGregor, Rusya’nın daha sert ve saldırgan söyleminin Avrupa başkentlerinde gerektiği kadar dikkatle değerlendirilmediğini savundu.