Judge Napolitano - Judging Freedom

Donald Trump’ın İran Hedefleri Tartışıldı: “Nükleer Materyal İran’da Kalacak”

İngilizce bir podcast bölümünde, adı belirtilmeyen sunucu ve konuk, Donald Trump’ın İran’a karşı savaş ve müzakere stratejisini, Benjamin Netanyahu’nun bu süreçteki rolünü ve Lebanon’daki saldırıların olası bir mutabakat üzerindeki etkisini tartıştı. Bölümde temel mesele, Trump’ın başta koşulsuz teslimiyet, rejim değişikliği ve nükleer materyalin fiziksel kontrolü gibi hedefler istediği; ancak konuşmacılara göre savaş sonunda bunların hiçbirini alamadığı iddiasıydı.

Trump’ın Talepleri ve Savaşın Sonucu

Programın başında tartışma Trump’ın İran’dan ne istediği ve savaşla ne elde ettiği sorusu etrafında şekillendi. Sunucu, Trump’ın talebini en sert ifadeyle çerçeveledi: “Trump koşulsuz teslimiyet talep etti,” diyen Sunucu, bunun yalnızca diplomatik bir baskı değil, İran’ın iç siyasi düzenini hedef alan bir hamle olarak sunulduğunu aktardı. Konuk ise bu yorumu doğrulayarak, “Yani rejim değişikliği talep etti,” ifadesini kullandı.

Sunucu daha sonra Trump’ın bir başka hedefini gündeme getirdi: “Trump, nükleer açıdan zenginleştirilmiş materyalin fiziksel mülkiyetini talep etti,” diyen Sunucu, ardından “Bu savaşı vererek ne kazandı?” diye sordu. Konuğun cevabı kısa ve netti. Ona göre Trump’ın elinde kalan tek başlık Hürmüz Boğazı’ydı. Ancak bu da yeni bir kazanım değildi. “Savaştan önce Hürmüz Boğazı,” diyen Konuk, Trump’ın fiilen savaş öncesindeki konuma döndüğünü ima etti. Sunucu da bunu onaylayarak, “Savaştan önce ona zaten sahipti,” diye belirtti.

Bu bölümde iki konuşmacı da Trump’ın askeri baskı sonucunda beklediği stratejik kazanımları elde edemediği görüşünde birleşti. Sunucu, bunun “esasen bu kadar” olduğunu söyledi. Tartışmanın ana ekseni, Trump’ın ilan ettiği ya da ima ettiği hedeflerle nihai sonuç arasında büyük bir fark bulunduğu iddiasıydı.

İran’ın Nükleer Materyal Konusundaki Tutumu

Konuğun aktardığına göre İran tarafı, nükleer açıdan zenginleştirilmiş materyalin ülke dışına çıkarılmasına kesin biçimde karşıydı. “İran’a ait yüksek oranda zenginleştirilmiş materyali asla alamayacak,” diyen Konuk, İranlıların bu mesajı Pakistanlılar üzerinden Amerikalılara defalarca ilettiğini söyledi. Konuk, bu mesajın içeriğini de doğrudan aktardı: “Her şey İran’da kalacak. ABD’ye nükleer toz uçmayacak,” diye belirtti.

Bu iddiaya göre İran, nükleer dosyayı müzakerelerin başlangıç noktası olarak değil, en son ele alınacak mesele olarak konumlandırdı. Konuk, olası yeni bir JCPOA (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) görüşmesinin aşamalarını tarif ederken nükleer dosyanın ancak diğer başlıklar çözüldükten sonra masaya gelebileceğini söyledi. Ona göre görüşmelerin “üçüncü aşaması” bu konuda belirleyici olacaktı.

Konuk, müzakere sıralamasını şöyle anlattı: İlk ve en önemli başlık, Lebanon dahil bütün savaşların sona erdirilmesiydi. İkinci olarak Hürmüz Boğazı ve ilgili hamlelerin tartışılacağını söyledi. Üçüncü olarak ise ABD’nin İran’a borçlu olduğu ileri sürülen parayı ödemesi gerektiğini belirtti. Konuk bu konuda somut rakamlar verdi: İlk 30 gün içinde 12 milyar dolar, müzakerelerin sonraki 60 gününde ise ayrıca 12 milyar dolar ödenmesi gerektiğini söyledi. Ancak bu aşamalardan sonra nükleer dosyanın konuşulacağını savundu.

JCPOA ve Müzakere Sıralaması

Programda JCPOA’nın yeniden canlanma ihtimali, klasik bir nükleer anlaşma tartışması olarak değil, daha geniş bir bölgesel pazarlığın parçası olarak ele alındı. Konuk, nükleer dosyanın merkezde olduğu bir çerçeve yerine, savaşların sona ermesi, Hürmüz Boğazı ve mali taleplerin öncelendiği bir sıralama sundu.

“En önemli olan, Lebanon dahil bütün savaşların sonu,” diyen Konuk, bu şart gerçekleşmeden herhangi bir mutabakatın ilerleyemeyeceğini söyledi. Ardından Hürmüz Boğazı başlığının masaya geleceğini, sonrasında da ödeme meselesinin ele alınacağını aktardı. Konuğa göre bu ödeme iki aşamalı olacaktı: İlk 30 günde 12 milyar dolar, ardından gelen 60 günlük müzakere sürecinde 12 milyar dolar daha.

Bu anlatımda İran’ın stratejisinin, nükleer dosyayı pazarlık zincirinin son halkası haline getirmek olduğu öne sürüldü. Konuk, bu yaklaşımın Amerikalılara Pakistan üzerinden tekrar tekrar iletildiğini söyledi. Böylece Trump’ın savaş yoluyla “fiziksel mülkiyet” hedeflediği nükleer materyalin, İran’ın kırmızı çizgisi haline geldiği belirtildi.

Trump’ın Açıklaması ve “Değerli Değil” Söylemi

Programda daha sonra Trump’a ait bir konuşma kaydı dinletildi. Sunucu, bu kaydı Trump’ın geri adım attığının işareti olarak sundu. Ona göre Trump artık talep ettiği şeyin önemli olmadığını söyleyerek yenilgiyi kabul ediyordu. Sunucu bunu “havlu atmak” ve “ekşi üzüm” tavrı olarak nitelendirdi; yani Trump’ın ulaşamadığı hedefi sonradan değersiz göstermeye çalıştığını savundu.

Kayıtta Donald Trump, “Atomic Energy az önce bildirdi; bu, şimdiye kadar gördükleri en yıkıcı bombardımanlardan biriydi,” dedi. Trump, hedef alınan yapının ağır biçimde tahrip edildiğini söyleyerek, “Dağın tamamı üstüne çökmüş durumda,” diye açıkladı. Ona göre bu materyali almak teknik olarak çok zor hale gelmişti. “Onu almaya gidecektik. Ama onu almaya gitmek büyük mesele,” diyen Donald Trump, böyle bir operasyonun çok özel ekipman gerektirdiğini belirtti.

Trump, yalnızca China ve ABD’nin bu tür bir işe yarayacak ekipmana sahip olduğunun söylendiğini aktardı. Bunun ardından materyalin değerini küçümseyen bir değerlendirme yaptı: “Neden uğraşıyorsunuz diye bir argüman kurabilirsiniz; çünkü gerçekten değerli değil,” diyen Donald Trump, söz konusu şeyin muhtemelen “yarım milyon dolar” değerinde olduğunu söyledi. Sunucu bu açıklamayı, Trump’ın başlangıçtaki hedeflerinden uzaklaştığı bir an olarak değerlendirdi.

Netanyahu’nun Hesabı ve İç Siyasi Sıkışma

Trump’ın açıklamasının ardından tartışma Benjamin Netanyahu’ya döndü. Sunucu, Netanyahu’nun Trump’ı bir çıkmaza sokmaya çalışıp çalışmadığını sordu. Ona göre Netanyahu artık kendisi içeride, siyasi olarak ciddi biçimde sıkışmış durumdaydı. “Netanyahu, Trump’ı tuzağa düşürebileceğini mi düşündü?” diye soran Sunucu, bu soruyu Netanyahu’nun iç politikadaki konumuyla bağlantılı kurdu.

Konuk bu değerlendirmeye katıldı. “Kesinlikle,” diyen Konuk, Netanyahu’nun geçtiğimiz pazar gününe kadar bu stratejiyi sürdürdüğünü savundu. Konuğa göre Netanyahu, Lebanon’daki kesintisiz saldırılarla Trump’ın sonunda geri adım atmak zorunda kalacağını düşündü. Ancak bu hamle, konuğun anlatımına göre ters tepti.

Konuğun iddiasına göre İranlılar başından itibaren Amerikalılara, Pakistanlı bağlantılar üzerinden aynı mesajı gönderiyordu. Bu mesajın özü Lebanon’un olası mutabakatın ayrılmaz parçası olduğuydu. “Lebanon, MOU’nun parçasıdır. Lebanon’a saldırılar sürerse MOU olmayacak,” diyen Konuk, İran tarafının bu uyarıyı “gün be gün” ilettiğini söyledi. Buradaki MOU, mutabakat zaptı anlamına gelen bir çerçeve olarak kullanıldı.

Lebanon ve Dahieh Saldırısı

Programın son bölümünde Lebanon’daki saldırılar ile İsrail’e yönelik karşılık tehdidi arasındaki bağlantı tartışıldı. Konuk, pazar günü Dahieh’e yapılan saldırının sürecin kırılma noktası olduğunu söyledi. Ona göre İran tarafı bu saldırıdan sonra mesajını sertleştirdi ve artık İsrail’i bombalamaya başlayacağını bildirdi.

Konuk bu anı şöyle aktardı: “Pazar günü Dahieh’e bir saldırı oldu ve İranlılar, ‘Tamam, şimdi İsrail’i bombalamaya başlayacağız’ dedi,” diye açıkladı. Ona göre Trump’ın geri adım atabilmesinin tek yolu da bu gelişmeden geçti. Netanyahu’nun Lebanon’daki saldırılarla Trump’ı kendi çizgisine çekmeye çalıştığı, ancak İran’ın mutabakatı Lebanon’daki çatışmaların durmasına bağlaması nedeniyle bu stratejinin ters sonuç verdiği savunuldu.

Bölüm boyunca konuşmacılar, Trump’ın savaş öncesinde İran’dan koşulsuz teslimiyet, rejim değişikliği ve nükleer materyalin fiziksel kontrolünü istediğini; ancak sonunda bu hedefleri elde edemediğini öne sürdü. Konuğun anlatımında İran’ın temel pozisyonu, nükleer materyalin ülke dışına çıkarılmayacağı, Lebanon dahil bölgesel savaşlar bitmeden MOU olmayacağı ve nükleer dosyanın ancak diğer şartlar karşılandıktan sonra ele alınacağı şeklinde özetlendi.

Trump’ın Talepleri ve Ne Kazandığı

Sunucu: Trump koşulsuz teslimiyet talep etti.

Konuk: Yani rejim değişikliği talep etti.

Sunucu: Evet.

Konuk: Trump, nükleer açıdan zenginleştirilmiş materyalin fiziksel mülkiyetini talep etti. Bu savaşı vererek ne kazandı?

Sunucu: Savaştan önce Hürmüz Boğazı.

Konuk: Savaştan önce ona zaten sahipti. Aynen öyle.

Sunucu: Esasen bu kadar. Bu kadar. İran’a ait yüksek oranda zenginleştirilmiş materyali asla alamayacak; çünkü İranlılar, Pakistanlılar üzerinden Amerikalılara tekrar tekrar şunu söyledi: Her şey İran’da kalacak. ABD’ye nükleer toz uçmayacak. Birincisi bu.

Sunucu: İkincisi, olası yeni JCPOA hakkındaki görüşmeler. Şöyle söyleyelim: Bu, müzakerelerin üçüncü aşaması. En önemlisi, Lebanon dahil bütün savaşların sona ermesi. Sonra Hürmüz Boğazı’ndaki hamlelerimizi tartışırız. Sonra bize borçlu olduğunuzu ödemeniz gerekiyor: İlk 30 gün içinde 12 milyar dolar, müzakerelerin sonraki 60 gününde de ayrıca 12 milyar dolar. Ondan sonra nükleer dosyayı konuşacağız.

Trump’ın Açıklaması

Sunucu: İşte Trump, havlu attığını ilan ediyor. Temelde “ulaşamadım, zaten kim ister ki” tavrı içinde.

Konuk: Kim ister ki? Aynen öyle.

Sunucu: Bunu izleyin. İnanamayacaksınız. Chris, 17 numaralı bölümü aç.

Donald Trump: Atomic Energy az önce bildirdi; bu, şimdiye kadar gördükleri en yıkıcı bombardımanlardan biriydi. Dağın tamamı üstüne çökmüş durumda. Açıkçası onu almaya gidecektik. Ama onu almaya gitmek büyük mesele. Çünkü, söylediklerine göre, dağın tamamı üstüne çökmüşken bunu çıkarabilecek ekipmana yalnızca China ve biz sahibiz. Üzerinde kameralarımız var. “Neden uğraşıyorsunuz?” diye bir argüman kurabilirsiniz; çünkü gerçekten değerli değil. Yani muhtemelen yarım milyon dolar değerindedir. Çok değerli değil. Ama bence psikolojik olarak...

Netanyahu ve Lebanon

Sunucu: Havlu atıyor. Netanyahu, Trump’ı tuzağa düşürebileceğini mi düşündü? Çünkü şu anda Netanyahu’nun kendisi içeride, siyasi olarak ciddi biçimde sıkışmış durumda değil mi?

Konuk: Kesinlikle. Evet, son dakikaya kadar, yani geçtiğimiz pazara kadar, Lebanon’daki bu saldırıyla, bu kesintisiz saldırıyla Trump’ın geri adım atmak zorunda kalabileceğini düşündü. Ama sonunda bu onun aleyhine döndü; çünkü İranlılar en başından beri bunu Amerikalılara açıklıyordu. Pakistanlı bağlantılarımıza göre, masadaki Amerikalılara her gün mesaj gönderiyorlardı: Lebanon, MOU’nun parçasıdır. Lebanon’a saldırılar devam ederse MOU olmayacak. Nokta. Bunu tekrar tekrar söylediler.

Konuk: Bunun doruk noktası pazar günü oldu; Dahieh’e bir saldırı yapıldı ve İranlılar, “Tamam, o halde şimdi İsrail’i bombalamaya başlayacağız,” dedi. Trump’ın geri adım atabilmesinin tek yolu da buydu.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol