Colonel: ABD’nin 40 Trilyon Dolarlık Borcu ve Tahvil Piyasasındaki Güven Krizi
İngilizce kaynaklı podcast bölümünde Judge ve Colonel, ABD federal hükümetinin borcunun 40 trilyon dolara ulaşmasını, Hazine’nin uzun vadeli tahvil geri alım hamlesini ve yükselen tahvil getirilerinin mali sistem açısından ne anlama geldiğini tartıştı. Bölümde ana mesele, ABD’nin borçlanarak borç ödeme döngüsünün sürdürülebilir olup olmadığı ve bunun ülkenin içeride mali çöküşü mü, yoksa dışarıdaki askeri harcamalardan geri çekilmeyi mi önceleyeceği sorusuydu.
Federal Borcun 40 Trilyon Dolara Ulaşması
Judge, konuşmayı ABD federal hükümetinin borcunun önceki gün 40 trilyon dolara ulaştığını söyleyerek açtı. Bu gelişmenin sürpriz olmadığını, herkesin bunun geleceğini görebildiğini belirten Judge, zamanlama konusunda yalnızca biraz daha geç olacağını düşündüğünü söyledi. Ona göre asıl dikkat çekici nokta, borç seviyesinin yalnızca sayısal büyüklüğü değil, hükümetin bu borcu yönetme biçimiydi.
"Federal hükümetin borcu dün 40 trilyon dolara ulaştı; bu bir sürpriz değildi, hepimiz bunun geleceğini görebiliyorduk," diyen Judge, borcun beklenenden önce bu eşiğe geldiğini ifade etti. Judge, aynı hafta içinde Treasury Secretary’nin ABD hükümetinin kendi tahvillerini geri alacağını açıkladığını, bunun da devlete borç veren kişilere kredilerinin geri ödenmesi anlamına geldiğini anlattı.
Judge’ın aktardığına göre, geri ödeme için sıraya girenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki hükümetin bunu karşılayacak nakdi bulunmuyordu. Bu noktada tartışmanın temel sorusunu ortaya koydu: Hükümet, borç aldığı parayı geri ödemek için yeniden borçlanacak mı?
"Şimdi hükümet, borç aldığı parayı geri ödemek için borç mu alacak; bunun cevabı evetse, bu bir sistemi yönetme biçimi değildir," diyen Judge, mevcut yaklaşımın sürdürülemezliğini vurguladı.
Colonel: “Bu Demiryolunu On Yıllardır Yanlış İşletiyoruz”
Colonel, Judge’ın sorusuna ABD’nin borç yönetiminde uzun süredir yanlış yolda olduğu değerlendirmesiyle yanıt verdi. Ona göre mesele yalnızca son haftadaki Hazine hamlesi değil, onlarca yıldır devam eden bir mali yönetişim sorunu. Colonel, ABD’nin egemen ulusal borcunun sadece son 10 yılda neredeyse ikiye katlandığını söyledi.
"Biz bu demiryolunu onlarca yıldır yanlış şekilde işletiyoruz," diyen Colonel, "egemen ulusal borcumuz yalnızca son 10 yılda neredeyse ikiye katlandı" şeklinde konuştu. Bu tabloyu "pervasız harcama" olarak nitelendiren Colonel, borcun artık yalnızca muhasebe meselesi değil, güven meselesi haline geldiğini savundu.
Colonel’ın değerlendirmesine göre Hazine’nin uzun vadeli, 30 yıllık tahvilleri satın alma kararı, yalnızca bu tahvillerin getirisini baskılamak amacı taşımıyordu. Ona göre Besson, aynı zamanda 10 yıllık tahvil getirisinin de düşmesini sağlamaya çalışıyordu. Colonel, 10 yıllık getirinin piyasa açısından özel önem taşıdığını, çünkü yaklaşan yıkımın hassas bir göstergesi olarak görüldüğünü söyledi.
"Besson, yalnızca getirileri baskılamakla ilgilenmiyordu; 10 yıllık getirinin düşmesini de sağlamak istiyordu," diyen Colonel, bu hamlenin piyasalarda beklenen karşılığı bulmadığını belirtti.
Piyasaların Güven Sorunu
Colonel, Hazine’nin hamlesinin piyasalarda olumlu karşılanmadığını söyledi. Ona göre yatırımcıların tepkisi, yalnızca belirli bir tahvil işlemine verilen teknik bir tepki değil, ABD federal hükümetine yönelik daha geniş bir güven kaybının göstergesiydi. Colonel, piyasaların hükümete ve ABD’ye artık güvenmediklerini açıkça ifade ettiğini savundu.
"İnsanlar kelimenin tam anlamıyla, ‘Size inanmıyoruz; federal hükümete güvenmiyoruz; Amerika Birleşik Devletleri’ne güvenmiyoruz’ diyor," diyen Colonel, tahvil piyasasındaki yükselen getirilerin bu güvensizliği yansıttığını ifade etti.
Colonel’a göre yatırımcılar, ABD’ye para vermek için getirilerin doğal biçimde yükselmesine izin verilmesini istiyor. Bu nedenle Hazine’nin getirileri baskılamaya çalıştığı bir ortamda bile getiriler yükseldi. Judge da bu noktada hem 10 yıllık hem de 30 yıllık tahvil getirilerinin arttığını belirtti. Ona göre özellikle 10 yıllık getirideki hareket Hazine tarafını şaşırttı; 30 yıllık getirinin artacağını bekliyorlardı, ancak 10 yıllık getirinin yükselişi daha sarsıcı oldu.
"Biz onun getiriyi bastırdığını sanıyorduk; hayır, getiri yükseldi," diyen Colonel, bunun nedenini Treasury ve Federal Reserve’ün artık kontrol sahibi olmamasıyla açıkladı. Ona göre bu kurumlar piyasayı kontrol etmiyor, hatta hiçbir şeyi kontrol etmiyor.
Colonel, bu noktada herkesin bir sonraki adımı sorduğunu söyledi. Kendi beklentisini ise para basımına bağladı. "Ne yazık ki, bence çok fazla para basacağız," diyen Colonel, borç krizine verilecek muhtemel yanıtın parasal genişleme olacağını düşündüğünü belirtti.
10 Yıllık Tahvil Getirisi ve 5 Yüzde Eşiği
Podcastte özellikle 10 yıllık tahvil getirisi üzerinde duruldu. Colonel, 10 yıllık getirinin finansal sistem açısından kritik bir gösterge olduğunu vurguladı. Ona göre bu getiri yüzde 5’in üzerine çıktığında, ABD’nin borç servisini sürdürebilmesi mümkün olmayacak.
"10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5’in üzerine çıktığında finansal olarak çökeceğiniz görüşüne dışarıda kimsenin itiraz ettiğini sanmıyorum," diyen Colonel, bu seviyenin borç servisi açısından imkânsız bir noktaya işaret ettiğini savundu.
Judge da 10 yıllık getirinin Hazine açısından beklenmedik bir şok olduğunu söyledi. Onun aktarımına göre 30 yıllık getirinin yükseleceği biliniyordu, ancak 10 yıllık getirinin yükselmesi daha çarpıcıydı. Bu noktada iki konuşmacı, tahvil piyasasının ABD mali politikası üzerindeki baskısını merkezi bir sorun olarak ele aldı.
Colonel, mevcut sistemi, ekonominin ürettiğinden daha yüksek bir yaşam standardını sürdürmek için borçlanmaya dayalı bir düzen olarak tanımladı. Ona göre bu düzen sona eriyor. ABD ekonomisinin ürettiği değer ile ülkenin sürdürdüğü harcama düzeyi arasında bir uyumsuzluk bulunduğunu savundu.
"Ekonomimizin ürettiği şeyle kazandığımızdan çok daha yüksek bir yaşam standardını sürdürmek için borçlanma düzeni sona eriyor," diyen Colonel, borçlanmanın artık önceki gibi sistemi ayakta tutamayacağını değerlendirdi.
Savaş Harcamaları ve İran Tartışması
Konuşmanın son bölümünde Colonel, borç ve mali sürdürülebilirlik tartışmasını ABD’nin dış politika ve savaş harcamalarıyla ilişkilendirdi. Ona göre sorun yalnızca borçlanma yoluyla yaşam standardını koruma çabası değil, aynı zamanda "başka her şeye" yapılan pervasız harcamalar. Colonel, özellikle varoluşsal tehdit olmadığını düşündüğü bir düşmana karşı yürütülen savaşı örnek gösterdi.
"Varoluşsal tehdit olmayan sözde bir düşmana karşı savaşta ne yaptığımıza bakın," diyen Colonel, ABD’nin bu tür harcamaları karşılayamayacağını savundu. Bu bağlamda İran’a ilişkin değerlendirmesi özellikle dikkat çekti. Colonel, İran’ın ABD’nin düşmanı olduğu fikrine katılmadığını söyledi.
"Ben katılmıyorum; İran’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin düşmanı olduğunu düşünmüyorum, böyle olması da gerekmiyor," diyen Colonel, buna rağmen ABD’nin bu sürecin içine girdiğini ve bunun maliyetini karşılayamayacağını ifade etti.
Colonel’ın sözlerinde dış politika, borç kriziyle doğrudan bağlantılı bir unsur olarak sunuldu. Ona göre ABD, hem içeride sürdürülemez bir borç yapısıyla hem de dışarıda maliyeti yüksek askeri angajmanlarla karşı karşıya. Bu nedenle asıl soru, ülkenin önce dış müdahalelerden mi vazgeçeceği, yoksa içeride mali çöküşü mü yaşayacağı.
“Önce Hangisi Olacak?”
Bölüm, Colonel’ın daha önce Judge ile de tartıştığını söylediği temel soruya geri döndü: ABD bir sonraki anlamsız saldırılar turundan sonra artık yeter diyerek geri mi çekilecek, yoksa bundan önce içeride finansal olarak mı çökecek?
Colonel, mevcut savaş harcamalarının ve borçlanma döngüsünün aynı anda sürdürülemeyeceğini savundu. Ona göre ABD artık bu ikili baskı altında bir tercih noktasına doğru ilerliyor. Konuşmada bu soruya kesin bir yanıt verilmedi; ancak Colonel’ın değerlendirmesi, mali çöküş riskinin artık soyut bir olasılık olmaktan çıktığı yönündeydi.
"Önce hangisi olacak?" diye soran Colonel, "bir sonraki anlamsız saldırılar turundan sonra ellerimizi havaya kaldırıp ‘bu kadar, çıkıyoruz’ mu diyeceğiz; yoksa önce burada, evde finansal olarak mı çökeceğiz?" sözleriyle tartışmayı özetledi.
Bölüm boyunca Judge daha çok borç seviyesinin ve Hazine’nin geri alım girişiminin somut sonuçlarını gündeme getirirken, Colonel bu gelişmeleri daha geniş bir mali ve jeopolitik kriz çerçevesinde yorumladı. İki konuşmacı da 40 trilyon dolarlık borç eşiğinin, tahvil piyasasındaki güven kaybının ve yükselen getirilerin ABD açısından ciddi bir uyarı olduğu noktasında birleşti. Ancak Colonel, sorunun yalnızca teknik bir borç yönetimi sorunu olmadığını, ABD’nin uzun yıllardır ekonomisinin taşıyabileceğinden fazlasını harcadığını ve bunun artık hem içeride hem dışarıda sonuç ürettiğini savundu.