Catherine Austin Fitts: ABD’de Enflasyon, Borç Düzeni ve Dijital Kontrol Tartışması
Tucker Carlson, podcastin ilk bölümünde artan gıda fiyatları ile ABD’nin dış savaşlara ayırdığı kaynaklar arasındaki siyasi tartışmayı ele aldı; ardından eski federal konut yetkilisi ve yatırım bankacısı Catherine Austin Fitts ile enflasyon, ekonomik yoğunlaşma, kamu-özel sektör ilişkileri ve dijital para sistemlerini konuştu. Bölüm, hayat pahalılığının ABD siyasetinde sosyalist adaylara desteği artırıp artırmadığı ve mevcut finansal düzenin sıradan haneler üzerindeki etkileri bakımından önem taşıyor.
Matt Walsh’un gıda fiyatları çıkışı
Tartışmanın çıkış noktasını, Daily Wire yazarı Matt Walsh’un X’te yayımladığı mesaj oluşturdu. “Market fiyatları çılgınca; hâlâ yükseliyor. Bu sorunu çözmek, seçilmiş her liderin bir numaralı önceliği olmalı. Aptalca dış savaşları bitirin ve bu meseleye odaklanın,” diyen Matt Walsh, sosyalistlerin güç kazanmasının başlıca nedenlerinden birinin bu ihmal olduğunu savundu.
Carlson, fiyat artışlarının yalnızca resmî enflasyon göstergeleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Diş macunu, fıstık ezmesi ve benzeri temel ürünlerin bir, iki ve özellikle beş yıl öncesine göre daha pahalı olduğunu belirten sunucu; konut, gıda, sigorta, sağlık hizmetleri ve otomobil masraflarının birlikte yükseldiğini ifade etti. ABD’nin, kendi vatandaşları açısından giderek “pahalı bir ülkeye” dönüştüğünü ileri sürdü.
Carlson’a göre demokratik bir sistemde seçilmiş liderlerin görevi, seçmenlerin önceliklerini Washington’a taşımak ve onların sorunlarını çözmeye çalışmak. Amerikalıların İran’ın nükleer programı ya da uzaktaki silahlı gruplardan çok günlük geçim koşullarıyla ilgilendiğini savunan Carlson, dış politika gündeminin gıda fiyatlarının önüne geçirilmesini eleştirdi.
Walsh’un sosyalizmin yükselişiyle ilgili değerlendirmesini de destekleyen Carlson, sosyalist hareketlerin temel siyasi teklifinin ekonomik güvence olduğunu söyledi. Sosyalistlerin çözümlerinin işe yaramayabileceğini kabul etmekle birlikte, “sizinle ilgileniyoruz ve geçinebilmenizi istiyoruz” mesajının seçmenler açısından kolay anlaşılır olduğunu belirtti.
Carlson, 1928’de Herbert Hoover’ın destekçileri tarafından kullanılan “her tencerede bir tavuk” vaadini örnek gösterdi. Aynı seçimde sosyalist aday Norman Thomas’ın da halkın maddi ihtiyaçlarını öne çıkardığını hatırlatan sunucu, “İnsanların gerçek kaygılarıyla ilgilenmezseniz başka yere giderler,” diyen Tucker Carlson, ekonomik sorunları sahiplenmenin sosyalizme teslim olmak değil, sosyalistlerin desteğini sınırlamanın geleneksel yollarından biri olduğunu değerlendirdi.
Ben Shapiro ile kuşaklar arası refah tartışması
Carlson, Walsh’un mesajına verilen muhafazakâr tepkilerin, Cumhuriyetçi yönetimin ekonomik öncelikleri konusunda daha geniş bir ayrışmayı gösterdiğini ileri sürdü. Bu kapsamda Ben Shapiro’nun gençlerin ebeveynleriyle aynı yaşam standardına ulaşamadıkları yönündeki şikâyetlerini eleştirdiği bir kaydı yayımladı.
“Gıda söz konusu olduğunda, ebeveynlerinizin sizin yaşınızdayken karşılayabildiği şeyleri siz de karşılayabilirsiniz,” diyen Ben Shapiro, Amerikalıların bugün daha fazla restoran seçeneğine sahip olduğunu, gıdaya harcanan kullanılabilir gelir oranının daha düşük kaldığını ve insanların genel olarak daha zengin olduğunu belirtti. Shapiro ayrıca günümüzde evlerin, otomobillerin ve yiyeceklerin önceki kuşaklara göre daha iyi olduğunu savundu.
Carlson ise bu yaklaşımın gençlerin hayatlarının ebeveynlerininkinden daha iyi olmasını beklemelerini küçümsediğini söyledi. Çocukların maddi açıdan daha iyi koşullara ulaşması beklentisinin uzun süre “Amerikan rüyasının” bir parçası olarak görüldüğünü hatırlattı. Shapiro’nun obeziteyi refah göstergelerinden biri olarak sunmasına da karşı çıkan Carlson, bugünkü ABD’de obezitenin çoğu zaman yoksulluk, umutsuzluk veya depresyonla bağlantılı olabileceğini ileri sürdü.
Carlson, 1969’da ABD’de kadınların ilk çocuklarını dünyaya getirme yaşının ortalama 20 olduğunu söyledi. Woodstock festivaline 400 bin ile 600 bin arasında kişinin katıldığını belirterek, festival fotoğraflarındaki gençlerin fiziksel görünüşlerini bugünkü gençlerle karşılaştırdı. O dönemdeki katılımcıların daha zayıf, neşeli ve gelecek konusunda daha umutlu göründüğünü savundu. Bunun istatistiksel bir karşılaştırmadan ziyade fotoğraflara dayalı bir gözlem olduğunu da anlatımında ortaya koydu.
Sunucuya göre bugünkü gençlerin gelecek konusunda önceki kuşaklardan daha az güvenli hissetmesi kamu politikası açısından ciddi bir sorun. Yönetimin temel görevinin nüfusun gelişmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Carlson, ekonomik sıkıntılar görmezden gelindiğinde seçmenlerin daha radikal veya toplumu başka konularda bölen siyasetçilere yönelebileceğini ileri sürdü.
Mark Levin, İran savaşı ve fedakârlık çağrıları
Programda daha sonra Mark Levin’in hayat pahalılığı ve İran’la savaş hakkındaki sözlerine yer verildi. Levin, pahalı burritodan yakınanların yemeği daha ucuza evde hazırlayabileceğini savundu; ABD toplumunun “yapabiliriz” anlayışını kaybettiğini öne sürdü. İran’ı binlerce Amerikalıyı öldürmekle ve ABD Başkanı’na suikast girişiminde bulunmakla suçlayarak askerî mücadeledeki tereddütleri eleştirdi.
Levin, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD nüfusunun yüzde 12’sinin orduda görev yaptığını, yaklaşık 130 milyonluk toplam nüfus içinden 16 milyondan fazla Amerikalının silahlı kuvvetlere katıldığını söyledi. “İnsanlar hâlâ sızlanıyor ve şikâyet ediyor; açık konuşmak gerekirse bu utanç verici hâle geliyor,” diyen Mark Levin, günümüz toplumunun benzer bir seferberliği gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini sorguladı.
Carlson, İkinci Dünya Savaşı döneminde zorunlu askerlik bulunduğunu hatırlatarak bu karşılaştırmaya itiraz etti. İnsanların savaşta ölmesini istemeden önce savunulan davanın neden buna değer olduğunun açıklanması gerektiğini söyledi. ABD’nin yılda 7 trilyon dolar harcarken 5 trilyon dolar vergi geliri topladığını öne süren sunucu, dış savaşların borçlanmayı ve hayat pahalılığını artırdığını savundu.
Carlson ayrıca İran’ın Donald Trump’a yönelik bir suikast planladığı ve Ankara’daki NATO zirvesi sırasında taşınabilir bir füzenin kullanılması ihtimalinin bulunduğu yönündeki haberlerin doğru olmadığını iddia etti. Bu anlatının Trump’ı İran’a karşı askerî operasyonları yeniden başlatmaya ikna etmek amacıyla üretildiğini ileri sürdü. Söz konusu iddiaları program boyunca kendi kaynaklarına dayandırdı ancak belirli bir belge açıklamadı.
Catherine Austin Fitts: Enflasyon onlarca yıllık dönüşümün sonucu
Röportaj bölümünde Catherine Austin Fitts, ABD’de enflasyon yaşandığını ve hane halkının satın aldığı ürünlerdeki fiyat artışlarının daha da ağırlaşabileceğini söyledi. Fitts, sorunu yalnızca son dönemdeki gelişmelerle değil, onlarca yıldır devam eden ekonomik yeniden yapılanmayla ilişkilendirdi.
“Enflasyon yaşıyoruz ve en azından ev eşyalarındaki fiyat artışlarının çok daha kötü hâle gelmesi için makul bir ihtimal var,” diyen Catherine Austin Fitts, borca dayalı para sisteminin gereksiz maliyetler oluşturduğunu belirtti. Kamu maliyesinin, kaynakları geniş toplum kesimlerinden çekip mülkiyet ve denetimi dar bir grupta topladığını savundu.
Fitts’e göre şirket birleşmeleri ile tekellerin veya iki şirketli piyasaların ortaya çıkması, firmalara fiyat belirleme gücü kazandırıyor. Adalet Bakanlığı’nın antitröst kurallarını yeterince uygulamaması hâlinde bu eğilimin güçleneceğini belirtti. Teknolojik ilerlemelerin büyük bir refah üretebileceğini, fakat aynı teknolojilerin kontrolü merkezîleştirerek az sayıda kişiye fayda sağlamak için de kullanılabileceğini söyledi.
Carlson, bu tabloyu Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’da kamu varlıklarının küçük bir grubun kontrolüne geçmesine benzetti. Fitts, 2001’de Londra’da katıldığı bir toplantıda Rusya üzerine çalışan gazeteci Anne Williamson ve Doğu Avrupa’yı inceleyen John Laughland ile karşılaştırma yaptıklarını anlattı. Üç bölgede de aynı şirketlerin, hukuk bürolarının ve istihbarat kurumlarının benzer süreçlerde rol aldığını fark ettiklerini ileri sürdü.
“Özelleştirme, bir varlığın piyasa fiyatından özel tarafa aktarılmasıdır; benim ‘korsanlaştırma’ dediğim şey ise varlığın dolar başına 10 sente devredilmesidir,” diyen Catherine Austin Fitts, dünya çapında yaşananların çoğunun piyasa temelli özelleştirmeden ziyade kamu varlıklarının değerinin altında el değiştirmesi olduğunu savundu.
Kurtarmalar, yıpratıcı borç ve kayıp kamu parası iddiaları
Fitts, Levy Institute verilerine atıfla finansal kriz sonrasındaki kurtarmaların toplam büyüklüğünü 29 trilyon dolar olarak verdi. Finans kuruluşlarının büyük destekler aldıktan sonra pazar paylarını artırdığını ve daha güçlü fiyatlandırma imkânına kavuştuğunu söyledi. Yasal değişikliklerin çok yüksek faizli borçlanmaya da alan açtığını belirtti.
Eski Housing and Urban Development (Konut ve Kentsel Gelişim Bakanlığı — HUD) müsteşar yardımcısı Fitts, daha sonra kurduğu Hamilton Securities Group’un HUD’ye finansal danışmanlık yaptığını anlattı. Şirketinin kamu parasının kaybolmasını engellediği için hedef alındığını; 18 denetim ve soruşturma, 12 ayrı dava süreci, karalama kampanyası ve fiziksel tacizle karşılaştığını iddia etti. Ana davayı sonunda kazandıklarını, karşı tarafın duruşmada suçlamalarını destekleyecek kanıt sunamadığını söyledi.
Tennessee’de kişi başına gelirin yıllık 24 bin dolar olduğu bir bölgeye taşındığını belirten Fitts, düşük gelirli toplulukların büyük bankalar tarafından yağmacı kredilerle hedef alındığını savundu. Borç ve bağımlılığın ailelerin mali yapısını tahrip etmenin en etkili yolları arasında bulunduğunu; Amerikan topluluklarına hem yüksek maliyetli kredilerin hem de bağımlılık yapıcı maddelerin yöneltildiğini ileri sürdü.
Fitts, 1995’te federal mali yapıyı düzeltme girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından ülke yönetimindeki bazı çevrelerin “mali darbe” yolunu seçtiğini iddia etti. 21 trilyon doların kamu hesaplarından kaybolmaya başladığını öne sürdü. Bütçe yükümlülüklerini azaltmak amacıyla yaşam beklentisini düşürmeye yönelik bilinçli politikalar uygulandığını savundu; opioidlerin yayılması, yağmacı krediler ve özel hapishaneleri bu iddiasıyla ilişkilendirdi. Bu değerlendirmelerini hükümet politikasının doğrulanmış bir açıklaması olarak değil, kendi ulaştığı sonuçlar olarak sundu.
Dijital piyasalar ve “otomatik üçüncü kilit”
Fitts, ABD’nin stablecoin’ler ve dijital token’lar aracılığıyla dünya çapında dört milyar kişiyi ABD Hazine tahvilleriyle hisse ve tahvil piyasalarına çekmek istediğini ileri sürdü. Planın 7/24 işlem ve 20 kat marj gibi unsurlar içerebileceğini söyleyen Fitts, başarılı olması hâlinde şimdiye kadar gördüğü en büyük finansal balonun oluşabileceğini değerlendirdi.
Para transferlerinde bankaların yaptırım, müşteri tanıma ve kara para aklamayı önleme kuralları nedeniyle işlemleri durdurabilmesini “manuel üçüncü kilit” olarak adlandırdı. “İstedikleri şey otomatik bir üçüncü kilit; böylece paranızı kapatabilir, negatif faiz uygulayabilir veya vergilerinizi kimseye danışmadan yükseltebilirler,” diyen Catherine Austin Fitts, yapay zekâ ile desteklenen dijital sistemlerin kişiye özel sosyal kredi kuralları uygulamakta kullanılabileceğini savundu.
Kanada’daki kamyoncu protestoları sırasında banka hesaplarının dondurulmasını mevcut sistemin örneği olarak gösterdi. Tamamen dijital bir düzende paranın belirli mekânlarda veya belirli amaçlarla kullanılmasının otomatik olarak engellenebileceğini söyledi. Bununla birlikte, ABD’nin İran bağlantılı olduğu belirtilen dijital cüzdanlara kolayca el koyabilmesinin, başka ülkelerdeki kullanıcıları sisteme katılmaktan caydırabileceğini kabul etti.
Petrol, altın ve olası çıkış yolu
Carlson, savaş başladıktan sonra petrol ve altın fiyatlarının beklenen yönde hareket etmediğini söyledi. Fitts, Çin’in petrol ithalatını yaklaşık yarıya indirmesinin fiyat baskısını azalttığını; ABD ve Japonya’nın stratejik rezervlerini kullanmasının da piyasayı rahatlattığını değerlendirdi. Altının savaş dönemlerinde likidite ihtiyacı nedeniyle satılabildiğini, buna karşın uzun vadeli yükseliş eğiliminin sürdüğünü savundu.
Fitts, Çin’in petrol ithalatını azaltarak Trump yönetimine önemli bir ekonomik kolaylık sağladığı konusunda Carlson’a katıldı. ABD’nin Asya’ya sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatından önemli gelir elde ettiğini belirtti. Ancak rezervlerin azalması ve savaşın sürmesi hâlinde enerji fiyatlarının yeniden yükselebileceğini söyledi.
Söyleşinin sonunda Fitts, Washington’da nüfusun azalmasını destekleyen iki partili bir yaklaşım bulunduğu yönündeki iddiasını yineledi. Buna rağmen eyalet ve yerel düzeydeki kaynak israfının yüzde 5 veya yüzde 10’unun tersine çevrilmesinin bile büyük bir refah potansiyeli yaratabileceğini savundu. “Tiranlık son derece müsriftir,” diyen Catherine Austin Fitts, insanların merkezi sistemin değişmesini beklemek yerine aileleri ve toplulukları içinde uygulanabilir çözümler geliştirmesi gerektiğini ifade etti.