Glenn Diesen

Brian Berletic: ABD, China’nın Yükselişini Durdurmak İçin Küresel Krizi Yönetmeye Çalışıyor

İngilizce podcast bölümünde sunucu, eski US Marine (ABD Deniz Piyadesi), yazar ve The New Atlas sunucusu Brian Berletic ile ABD’nin China, Russia ve Iran’a yönelik politikalarını, ekonomik savaşın ve bölgesel çatışmaların ortak yönlerini konuştu. Bölüm, Washington’ın diplomasi, enerji yolları, askeri baskı, vekâlet savaşları ve Taiwan üzerinden China’nın yükselişini sınırlama stratejisi izlediği iddiası etrafında şekillendi.

ABD’nin Diplomasi Anlayışı ve China’dan Beklentiler

Sohbet, Donald Trump’ın Xi Jinping ile yaptığı görüşme ve Washington’ın China’dan Iran üzerinde baskı kurmasını bekleyip beklemediği sorusuyla başladı. Sunucu, bunun daha önce ABD’nin China’dan Russia’ya baskı yapmasını istemesine benzediğini söyledi ve China’nın sıradaki hedef olması halinde böyle bir baskının Beijing açısından “kendi kendine zarar” anlamına geleceğini belirtti.

Brian Berletic ise ABD yönetiminin ve Kongre’deki isimlerin China’nın nihai hedef olduğunu açıkça kabul ettiğini savundu. Berletic’e göre Washington’ın China’dan Iran ya da Russia üzerinde gerçek bir baskı kurmasını beklemesi mantıklı değil: “China neden United States’e kendi müttefiklerinden birini ortadan kaldırması ve kendisini daha da yalnızlaştırması için yardım etsin?” diyen Brian Berletic, ABD’nin diplomasiyi barışçıl çözüm için değil, “ek savaşlar için bahane üretmek” amacıyla kullandığını ifade etti.

Berletic, bu yaklaşımın Ukraine’da 2014’teki iktidar değişimi, 2022’de Russia ile savaşın kışkırtılması ve Iran’a karşı yürütülen saldırganlık sürecinde de görüldüğünü söyledi. Ona göre Washington, Amerikan kamuoyuna “makul ülke” görüntüsü vermeye çalışıyor. “China ne kadar kötü olursa olsun, America onunla konuşmak istiyor” anlatısının üretildiğini belirten Berletic, aynı yöntemin Iran ve Russia dosyalarında da kullanıldığını savundu.

Hegemonya mı, Güç Dengesi mi?

Sunucu, uluslararası sistemde barışın güç dengesiyle kurulabileceğini, güçlü ve bağımsız Iran ya da Russia’nın Eurasia kıtasında denge yaratabileceğini söyledi. ABD’nin geleneksel olarak offshore balancing (denizaşırı dengeleme) stratejisi izlediğini, büyük güçlerin birbirini yıpratmasını bekleyip sonradan denge kurduğunu hatırlattı. Ancak ona göre bugün Washington’ın Russia ve Iran’ı zayıflatması, bu ülkeleri China’ya daha fazla yaklaştırıyor.

Berletic buna karşılık, United States’in gerçekte güç dengesi istemediğini, nihai hedefinin “primacy” yani küresel üstünlük olduğunu söyledi. “United States yalnızca ülkeler arasında güç dengesi arıyormuş gibi yapıyor; nihai olarak istediği şey üstünlüktür,” diyen Brian Berletic, bunun Cold War (Soğuk Savaş) döneminden bugüne ABD strateji belgelerinde görülebileceğini belirtti.

Berletic, Washington’ın Russia, Iran ve China arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını, ancak artık Moscow ve Beijing’in bu oyunu gördüğünü savundu. China ile Russia’nın “doğal ekonomik ortaklar” olduğunu, uzun sınır geçmişlerinin büyük bölümünün çatışmadan çok barış ve ticaretle geçtiğini söyledi. Sino-Soviet split (Çin-Sovyet ayrılığı) dönemini ise tarihsel bir istisna olarak niteledi.

Europe, Middle East ve Asia’da ABD Vekilleri

Berletic’e göre Washington’ın hedefi bağımsız güç merkezleri yaratmak değil, müşteri rejimler ya da vekiller inşa etmek. Europe’un bağımsız bir kutup olmaktan çıkarılıp ABD dış politikasının uzantısına dönüştürüldüğünü savundu. Benzer şekilde Israel ve Persian Gulf (Basra Körfezi) ülkelerinin Middle East’te, Japan, South Korea ve Philippines’in de Asia-Pacific bölgesinde ABD politikalarının parçası olduğunu söyledi.

Sunucu, Hillary Clinton’ın 2012’de Russia’nın Eurasian Economic Union (Avrasya Ekonomik Birliği) üzerinden bölgeyi “yeniden Sovyetleştirmeye” çalıştığı yönündeki açıklamasını hatırlattı. O dönem, eğer Washington China’nın yükselişinden endişe ediyorsa Russia merkezli bir ekonomik blokun China’yı dengeleyebileceğini düşündüğünü söyledi. Ancak amacın yalnızca China’yı değil Russia’yı da zayıflatmak olması halinde bu politikanın anlam kazandığını belirtti.

Berletic, ABD’nin yalnızca askeri değil finansal, teknolojik, ticari ve enerji alanlarında da üstünlük peşinde olduğunu söyledi. Ancak bunun giderek daha az gerçekçi hale geldiğini vurguladı. Ona göre Washington, China’nın yalnızca ABD’yi değil, ABD ile müttefiklerini birlikte aşmaya başladığını görüyor.

Enerji Yolları, Deniz Geçitleri ve Küresel Abluka

Berletic, ABD’nin China ile doğrudan rekabet edemeyeceğini düşündüğü için küresel sistemi bozma stratejisine yöneldiğini savundu. “China ile başa baş mücadele edemiyorsak ne yapabiliriz? Her şeyi mahvedebilir, herkesi aşağı çekebiliriz,” diyen Brian Berletic, Washington’ın hesaplamasının bu olduğunu ileri sürdü.

Bu bağlamda Iran’dan China’ya enerji akışının ve daha geniş olarak Middle East’ten Asia’ya enerji ihracatının hedef alındığını söyledi. ABD’nin Asia’ya yönelik LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ihracat projelerinin geçmişte ekonomik açıdan anlamlı görünmediğini, ancak Middle East’in savaş alanına çevrilmesiyle Washington’a daha fazla kaldıraç sağladığını belirtti.

Berletic, ABD’nin Russian ve Venezuelan enerji ihracatına küresel ölçekte baskı uyguladığını, Cuba’ya abluka uyguladığını ve China’ya giden gemileri hedef aldığını söyledi. Marine Corps’un (Deniz Piyadeleri) de yeniden yapılandırılarak gemisavar bir kuvvete dönüştürüldüğünü savundu. Ona göre bu politika Trump yönetimine özgü değil; Obama döneminden itibaren hazırlanıp sonraki yönetimlerde sürdürülmüş bir strateji.

Sunucu, Russia’nın büyük enerji üreticisi, China’nın ise büyük tüketici olduğunu; iki ülkenin doğrudan kara sınırına sahip olması nedeniyle Europe-Russia enerji ilişkisindeki gibi araya girip hattı kesmenin daha zor olduğunu söyledi. Ukraine üzerinden Europe’a giden Russian gazının kesilmesinin mümkün olduğunu, ancak Russia-China bağlantısında aynı zayıflığın bulunmadığını belirtti.

Strait of Malacca ve Çifte Abluka Tartışması

Sunucu, büyük güçlerin tarih boyunca deniz yollarını kontrol etmeye çalıştığını, Alfred Mahan’ın deniz gücü teorilerinden Brzezinski’nin Eurasia analizlerine kadar bu yaklaşımın açıkça tartışıldığını hatırlattı. ABD’nin China çevresinde ada zincirleri kurduğunu, Strait of Malacca (Malakka Boğazı) gibi dar geçitlerin stratejik baskı noktaları olarak görüldüğünü söyledi. Nord Stream boru hatlarının da yıllar önce tartışılan bir hedef olduğunu belirtti.

Berletic, ABD’nin Europe’u Russia’dan koparma modelini Asia’da tekrarlamaya çalıştığını söyledi. Ona göre Washington’ın tüm gemileri durdurmasına gerek yok; bazı gemilerin geri dönmesi bile stratejik etki yaratıyor. “Gemilerin yarısının kesilmesi önemli bir şeydir; bu önemsiz bir mesele değildir,” diyen Brian Berletic, ABD’nin istediği anda gemilere ateş açabilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade etti.

Berletic, Trump’ın sosyal medyada bir gün barıştan, ertesi gün savaştan söz etmesini piyasa ve fiyat manipülasyonunun parçası olarak değerlendirdi. Amaçlarının ani bir çöküş değil, kontrollü bir ekonomik kriz yaratmak olduğunu savundu. Nihai hedefin, Asia ülkelerinin ABD enerji ihracatına bağımlılığını artırmak ve bu bağımlılığı China’ya karşı kullanmak olduğunu söyledi.

Belt and Road Initiative ve ABD’nin “Kirli Savaş” İddiası

Sunucu, China’nın Belt and Road Initiative (Kuşak ve Yol Girişimi) kapsamında deniz yollarına alternatif kara koridorları ve altyapı projeleri geliştirdiğini söyledi. Bunun ABD kontrolündeki deniz koridorlarına bağımlılığı azaltıp azaltmadığını sordu.

Berletic, China’nın bazı boru hatları ve ulaşım koridorlarını kullandığını, ancak ABD’nin bu projeler başlar başlamaz silahlı vekiller oluşturarak saldırıları desteklediğini savundu. Myanmar’da Belt and Road altyapısına, Pakistan’da China-Pakistan Economic Corridor’a ve Afghanistan’da Chinese yatırımlarına yönelik saldırıları örnek gösterdi. “Buna neredeyse küresel bir kirli savaş diyebilirsiniz,” diyen Brian Berletic, ABD’nin China’ya karşı onlarca yıldır bu tür bir strateji izlediğini belirtti.

Berletic’e göre soru, “Russia, China ve Iran’ın öncülük ettiği çok kutuplu dünyanın ABD’nin bozup yıkmasından daha hızlı inşa edip edemeyeceği”dir. China’nın büyük bir inşa ve kalkındırma kapasitesine sahip olduğunu, ancak Washington’ın bunu ne kadar süre ve ne ölçüde engelleyebileceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Yeni Great Game ve Teknoloji Boyutu

Sunucu, yaşananları 19. yüzyıldaki Great Game (Büyük Oyun) ile karşılaştırdı. British Empire’ın deniz yollarını kontrol ettiği, Russian Empire’ın ise kara koridorları üzerinden ilerlediği döneme benzer biçimde bugün de deniz gücü ile kara bağlantıları arasında bir rekabet yaşandığını savundu. ABD stratejik belgelerinde Eurasia kıtasının birleşmesini engelleme fikrinin sürekli tekrarlandığını söyledi.

Berletic, bu analize katıldı ve ABD’nin Iran ya da Russia ile gerçekten dostluk kurmak istememesinin nedeninin bu olduğunu söyledi. Washington’ın bu ülkeleri ya boyun eğdirmek ya da zayıflatmak istediğini savundu. RAND Corporation’ın “extending Russia” yaklaşımına atıf yaparak Ukraine, Caucasus, Central Asia ve Baltics bölgelerinde Russia’ya karşı çeşitli baskı alanları yaratıldığını belirtti.

Berletic’e göre bugünkü Great Game daha gelişmiş ve yalnızca Eurasia ile sınırlı değil; teknoloji alanına da yayılıyor. Iran gibi ülkelerin ileri teknolojiyi hızla benimseyip askeri caydırıcılıklarını artırabildiğini söyledi. Bu nedenle ABD’nin onlarca yıl önce kurduğu stratejilerin teknolojik yayılmanın hızını yeterince hesaba katmadığını savundu.

“Benign Hegemon” Tartışması ve China’nın Rolü

Sunucu, 1990’lar ve 2000’lerde Charles Kindleberger’in “benign hegemon” (iyi huylu hegemon) teorisinin popüler olduğunu hatırlattı. Bu teoriye göre ABD, açık ticaret, deniz ulaşımı, finansal sistem ve teknolojiye erişim sağlayarak uluslararası anarşiyi azaltacak bir istikrar kaynağıydı. Ancak sunucuya göre bu model sürdürülebilir değildi; çünkü açık sistem China gibi rakiplerin yükselmesine izin verdiğinde hegemonya sona erme riskiyle karşılaşıyordu.

Berletic, United States’in kâr ve güç odaklı olduğunu söyledi. Buna karşılık China’nın hegemon olmak istemeden çok kutuplu bir düzen kurmaya çalıştığını savundu. “China’nın 21. yüzyıldaki yükselişine bakın; bunu tek bir ülkeyi işgal etmeden yaptı,” diyen Brian Berletic, ABD’nin ise bu yüzyılda birçok savaşa girdiğini belirtti.

Berletic, China’nın askeri yapılanmasının ABD’nin yerini alacak küresel bir hegemonya ordusu gibi tasarlanmadığını söyledi. Ona göre China, çok kutupluluk ve ülkeler arası denge iddiasını yalnızca sözle değil, askeri yapılanmasıyla da gösteriyor.

Taiwan, One China Policy ve Savaş Riski

Trump-Xi görüşmesinde Taiwan konusunda Washington’ın geri adım atıp atmadığı sorusuna Berletic net yanıt verdi: bunun yalnızca dikkat dağıtma olduğunu söyledi. United States’in One China Policy (Tek China Politikası) ilkesini kabul ederken, aynı anda Taiwan Relations Act ve “assurances” üzerinden bu ilkeyi zayıflattığını savundu.

“Bir ağızdan Taiwan’ın China’nın parçası olduğunu söylüyorlar; diğer yandan bunu sürekli baltalıyorlar,” diyen Brian Berletic, Taiwan’da ABD askerlerinin bulunduğunu ve Trump’ın bu askerlerin statüsüne ilişkin bir geri çekilme açıklaması yapmadığını belirtti. Ona göre Taiwan, Philippines, Japan ve South Korea ile birlikte China’ya karşı “Ukraine tarzı bir koçbaşı” olarak kullanılmak isteniyor.

Berletic, Biden döneminde de benzer retorik geri adımların atıldığını, ancak sahada China’nın Taiwan üzerindeki egemenliğini zayıflatma politikasının sürdüğünü söyledi. Taiwan’ın bağımsız olmadığını, siyasi ve askeri olarak ABD’ye, ekonomik olarak ise China’nın geri kalanına bağımlı olduğunu savundu.

China’ya Karşı Çok Alanlı Strateji

Son bölümde sunucu, ABD’nin China’nın yükselişine karşı nihai hedefinin ne olduğunu sordu: yavaş yavaş istikrarsızlaştırma mı, yoksa doğrudan veya vekiller üzerinden askeri çatışma mı?

Berletic, Washington’ın “çok alanlı” bir strateji izlediğini söyledi. Russia ve Iran’a yönelik politikaların da China’yı hedeflediğini savundu. New York Times’a atıfla, CIA ve ABD ordusunun Ukraine üzerinden Russia’daki enerji üretim tesislerine yönelik drone saldırılarını denetlediğini söyledi. Bunun Russia’nın enerji üretimine ve dolaylı olarak China’ya zarar vermeyi amaçladığını ileri sürdü.

Berletic ayrıca National Endowment for Democracy üzerinden Asia ülkelerinde siyasi baskı ve altüst etme faaliyetlerinin sürdüğünü savundu. Indonesia üzerindeki baskıya, Strait of Malacca çevresindeki askeri öneme ve South Korea, Japan ve Philippines’in fiilen NATO benzeri ortak bir askeri yapıya entegre edilmesine dikkat çekti. South Korea’da savaş zamanında kendi askerlerinin kontrolünün kimde olacağına dair tartışmayı da örnek gösterdi.

“China’ya karşı yürüyüşü yavaşlatmış bile değiller,” diyen Brian Berletic, ABD’nin halihazırda China’ya karşı ekonomik ve vekâlet savaşı yürüttüğünü savundu. Myanmar, Pakistan ve Afghanistan’da Chinese yatırımlarına yönelik saldırıları bu kapsamda değerlendirdi.

Sunucu ise Trump’ın nükleer ve yıkıcı söylemlerinin “çılgın” ifadeleri normalleştirdiğini söyledi. Europe’da da Russia’ya karşı savaş söyleminin giderek daha rahat kullanıldığını, fakat Russia misilleme ihtimalini gündeme getirdiğinde liderlerin bunun gerçek savaş olmadığını söylediğini belirtti. Scandinavian ülkelerinin Trump’ı eleştirirken aynı zamanda topraklarında American üslerine daha fazla alan açmasını çelişkili bulduğunu ifade etti.

Berletic, Batı’daki bazı çevrelerin “white West”in dünyaya hâkim olmadığı bir düzeni tahayyül etmekte zorlandığını söyledi. Bu nedenle ABD’nin China’nın kalıcı biçimde öne geçmesini ve ABD’nin bölgesel bir güce gerilemesini engellemek için ne kadar ileri gidebileceğinin küçümsenmemesi gerektiğini vurguladı.

Giriş ve Ortak Hedefler

Sunucu: Tekrar hoş geldiniz. ABD Deniz Piyadeleri eski mensubu, yazar ve The New Atlas sunucusu Brian Berlettic yine bizimle. Çin’e karşı ekonomik savaşı, Rusya ve İran’a karşı savaşları neyin bir araya getirdiğini, ortak noktalarının ne olduğunu konuşacağız. Teşekkürler, sizi yeniden görmek güzel.

Brian Berlettic: Beni tekrar davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Sunucu: Trump yakın zamanda Xi ile bir görüşme yaptı ve temel hedeflerden biri, sanki Trump’ın İran üzerinde baskı kurması için Çin’in desteğini almak, savaşı ABD lehine koşullarla sona erdirmekti. Bu bana bir ölçüde ABD’nin Çin’den Rusya üzerinde baskı kurmasını, aslında Rusya’nın teslim olmasını istemesini hatırlattı. Sanırım buradaki sorun şu olurdu: Eğer sırada kesilecek blokta Çin varsa, bu Çin açısından büyük bir kendine zarar verme olurdu. Siz bunu nasıl görüyorsunuz? Çünkü Çin’in tüm bu savaş sahalarında nihai hedef olduğunu savundunuz.

Brian Berlettic: Kesinlikle. ABD yönetimi de bunu kabul ediyor. Kongre’deki senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri bunu neredeyse her gün sürekli kabul ediyor. ABD’nin ve politika yapıcı olarak Başkan Trump’ın, Çin’in İran’a baskı yapacağını düşünerek Çin’e gittiğini sanmıyorum. Tıpkı Çin’in Rusya’ya asla baskı yapmayacağı gibi. Çünkü Çin neden ABD’nin kendi müttefiklerinden birini ortadan kaldırmasına ve kendisini daha da izole etmesine yardım etsin?

İnsanların ABD’nin diplomasiyi ne için kullandığını anlaması gerekiyor. Diplomasiyi sorunları barışçıl biçimde çözmek için kullanmıyorlar. Diplomasiyi ek savaşlar için daha fazla gerekçe yaratmak ve bu savaşlar öncesinde jeopolitiği şekillendirmek için kullanıyorlar. 2014’te Ukrayna’nın devrilmesine giden süreçte, 2022’de Rusya ile savaşın kışkırtılmasında ve son iki yıldır İran’a karşı yürütülen saldırganlık savaşında yaptıkları buydu. Çin’e karşı da diplomasiyi kullanarak aynen bunu yapıyorlar.

Bunu anladığınızda, yani diplomasiyi bu yüzden ve bu şekilde kullandıklarını gördüğünüzde, her şey çok daha anlamlı hale geliyor. Bunu Amerikalıların zihninde çerçeveleme biçimleri de şu: İnsanlar hatırlamalı, bu farklı şeyleri yapıp söylediklerinde birçok farklı hedef kitleleri var. Amerikalıların zihnine şunu yerleştirmeye çalışıyorlar: Amerika o kadar makul bir ülke ki, Çin ne kadar kötü olursa olsun Amerika onunla konuşmak istiyor. İran’a karşı ABD saldırganlık savaşını başlatana kadar İran’la oynadıkları oyun da buydu. Ukrayna bağlamında yıllardır Rusya ile oynadıkları oyun da bu. En başından beri ABD’nin vekalet savaşı olan, tepeden tırnağa ABD tarafından yürütülen ve bugün de öyle olan bir savaşta kendilerini tarafsız arabulucu gibi sunuyorlar.

Güç Dengesi ve ABD Hegemonyası

Sunucu: Ama bu bir ölçüde kendi kendini boşa çıkarıyor gibi görünüyor. Uluslararası sisteme bakıldığında, barışın tüm büyük güçlerin sınırlandırıldığı bir güç dengesiyle yaratılacağı söylenebilir. Daha bağımsız ve daha güçlü bir İran ya da Rusya’nın Avrasya kıtasında bir güç dengesi yaratacağını düşünürsünüz. ABD’nin tüm güç merkezlerini zayıflatmaya çalışmasının tek nedeni, güvenliğe giden hegemonik bir yol izlemek mi? Yoksa başka hedefler de var mı?

Çünkü ben ABD’de olsaydım ve hızlı bir göreli gerileme içinde olduğumu, Çin’in çok güçlü ve hızlı yükseldiğini görseydim, yeniden bir güç dengesi kurmak isterdim. ABD’nin geleneksel olarak denizaşırı dengeleme stratejisiyle yaptığı buydu. Savaşlara geç girerdi; tüm büyük güçler kanlarını ve hazinelerini tüketmiş olurdu. Ana hedef de büyük güçlerin birbirini dengeleyeceği bir güç dengesi kurmak ya da yeniden tesis etmekti. Sonra da diğerleri topluca ABD’yi dengelemeye başlamadan önce geri çekilirdi.

Ama şimdi İran’ı zayıflatmaya, Rusya’yı zayıflatmaya çalışmak, sanki ana rakibi üzerinde hiçbir dengeleyici unsur kalmayacakmış gibi görünüyor. Hatta Rusların hayatta kalması ya da İranlıların hayatta kalması için artık Çin’e daha fazla güvenmeleri ve ona daha bağımlı hale gelmeleri gerekiyor. Bu, rakiplerini dengelemek isteyen bir ülke için rasyonel davranış gibi görünmüyor.

Brian Berlettic: ABD yalnızca uluslar arasında güç dengesi arıyormuş gibi yapar. Nihayetinde istediği şey üstünlüktür. Bu, Soğuk Savaş sırasında, Soğuk Savaş’tan sonra ve Soğuk Savaş’ın en sonundan bugüne kadar ilan edilmiş ABD dış politika hedefidir. Her resmi ABD hükümeti strateji belgesi, her düşünce kuruluşu politika metni bununla takıntılıdır. Nihai hedefleri üstünlüktür.

Rusya ile İran’ın, Rusya ve İran ile Çin’in arasına takoz koymaya çalıştılar. Bu oyunları Soğuk Savaş boyunca ve Soğuk Savaş’tan bu yana onlarca yıl oynadılar. Ama artık oyunun çok geç bir aşamasındayız; herkes ne olup bittiğini biliyor. ABD’nin tüm gezegen üzerinde üstünlük kurması için kapanmakta olan bir fırsat penceresi olduğunu biliyorlar. Bunu anlıyorlar. Hayatta kalmanın tek yolunun birlikte çalışmak olduğunu biliyorlar.

Dünyada hâlâ bunu anlamayan, ABD ile bir anlaşma yapabileceklerini düşünen siyasi çıkar çevreleri muhtemelen vardır. Umarım sayıları çok azdır. Bundan asla kesin emin olamayız, ama özellikle Moskova ve Beijing’de bunun tamamen anlaşıldığından neredeyse eminim. ABD’nin onları kandırmak için yapabileceği hiçbir şey yok. Aslında onları birbirine karşı çalışmaya ikna etmesi gerekir, çünkü onlar doğal müttefiklerdir. Doğal ekonomik ortaklardır. Yüzyıllarca sınır paylaşmalarının tarihindeki ezici çoğunluk çatışma değil, barış ve refah dönemidir. Çin-Sovyet ayrılığı tarihsel bir anomalidir; norm değildir.

Bugün geldikleri nokta bu. ABD’nin bağımsız bir güç merkezi yaratamamasının ve aslında bunu denememesinin nedeni bu. Eğer yapabilselerdi İran’ı ya da Rusya’yı devirip yerine bir müvekkil rejim kurar ve onları bu şekilde kontrol ederlerdi. Nihayetinde yapmak istedikleri şey budur. Denedikleri ve şimdiye kadar başaramadıkları şey budur. Ama bu, bağımsız bir güç merkezi olmazdı; yalnızca başka bir ABD vekili olurdu. Nihayetinde yapmaya çalıştıkları şey bu. Hep yaptıkları şey de bu.

Avrupa’yı buna dönüştürdüler. Avrupa, ABD ile Rusya, İran ve Çin arasında denge kuran bağımsız bir güç değildir. ABD dış politikasının bir uzantısıdır. Orta Doğu’da Israel ve Basra Körfezi devletleri de öyledir. Asya-Pasifik bölgesinde Japan, South Korea ve Philippines de öyledir. Şu anda işlerini böyle yürütüyorlar.

Bağımsız güçler isteyip bir tür denge yaratmak istediklerini söyleyebilirler, ama istedikleri şey üstünlüktür, yalnızca üstünlük. Bunu anladığınızda, yaptıkları her şey yine çok daha anlamlı hale gelir. Kendi sözde müttefiklerini bile daha fazla boyun eğdirmek için zayıflatıyorlar; ABD üstünlüğüne hâlâ direnen ülkelere, özellikle Rusya’ya, özellikle İran’a ve özellikle Çin’e karşı vekil olarak onlardan daha fazla yararlanmak için.

Avrasya Ekonomik Birliği ve Primacy

Sunucu: Evet, bunun çok iyi bir nokta olduğunu düşünüyorum. Hatta 2012’yi hatırlıyordum; Hillary Clinton, Rusların bölgeyi yeniden Sovyetleştirmeye çalıştığını söylüyordu. Avrasya Ekonomik Birliği’ne atıfta bulunuyordu. Bu, evet, az çok bir ticaret bloğu örgütlemeye çalışan jeoekonomik bir yapılanma. Onun tüm argümanı, bunu yavaşlatmaya ya da tersine çevirmeye çalışmamız, hatta Avrasya Ekonomik Birliği’ni, ya da Avrasya Ekonomik Birliği haline gelmekte olan yapıyı tamamen parçalamamız gerektiğiydi.

O zaman kendi kendime bunun aptalca olacağını düşünmüştüm. Çünkü ABD gerçekten Çin’in yükselişinden endişeliyse, bu jeoekonomik kulüp Çin’e karşı bir tür dengeleme sağlamaz mıydı? Ama elbette bu ancak gerçek bir güç dengesi peşindeyseniz anlamlı olurdu. Amaç yalnızca Rusları değil, Çinlileri de devre dışı bırakmaksa, o zaman birden daha mantıklı hale geliyor.

Fakat üstünlüğün yeniden tesisinden söz ettiğinizde, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ya da ne görmeyi bekliyorsunuz? Küresel askeri üstünlükten mi, mali hakimiyetten mi, ticaret yollarının kontrolünden mi, teknolojik üstünlükten mi söz ediyoruz? Nedir bu, ya da durumu nasıl okuyorsunuz?

Brian Berlettic: ABD bunların hepsini yapmaya çalışıyor. Ne kadar gerçekçi olduğu ise tamamen başka bir soru. Bunların çoğu gerçekçi değil ve zaman geçtikçe giderek daha da az gerçekçi hale geliyor.

Yapmaya çalıştıkları şey şu: Çin’in ABD’yi aştığını fark ediyorlar. Yalnızca ABD’yi değil, ABD artı tüm vekillerini de aştığını görüyorlar. Ve gerçekten bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Bu yüzden şöyle düşünüyorlar: Çin’le kafa kafaya mücadele edemiyorsak ne yapabiliriz? Her şeyi mahvedebiliriz, herkesi aşağı çekebiliriz, kesinlikle her şeyi karmaşaya çevirebiliriz ve belki bunun öteki tarafından daha güçlü çıkarız. Düşünceleri bu. Bunu artık neredeyse açıkça söylüyorlar.

Neredeyse açıkça İran’ın peşine düştüklerini kabul ediyorlar. Yalnızca İran’dan Çin’e enerji ihracatını değil, tüm Orta Doğu’dan yalnızca Çin’e değil, bütün Asya’ya enerji akışını bozmuş durumdalar. Aynı zamanda ABD’den Asya’ya yönelik bu LNG ihracat projeleri vardı; bunların hiçbir ticari anlamı yoktu. Yıllarca bunlar üzerinde çalıştılar. Eski sunumları internette bile bulabilirsiniz; halka anlatıyorlar ve “Hayır, gerçekten düşünürseniz bu tamamen mantıklı” diyorlar. Tartışmalı su yollarından söz ediyorlardı. İnsanlar da “Hangi tartışmalı su yolları?” diyordu. Sanırım akıllarının bir köşesinde, “Bekleyin, göreceksiniz” diyorlardı. Şimdi buradayız. Tartışmalı su yolları var. Bunları kim yarattı? ABD yarattı, bilerek yarattı.

Orta Doğu’daki bu krizi onlar yarattı. Orta Doğu’dan Hint Okyanusu’na ve ötesine kadar gemilere müdahale ediyorlar. Indonesia üzerinde baskı kuruyorlar. Başarılı olup olmayacakları başka mesele. Ama Malakka Boğazı’na askeri erişim istiyorlar; daha doğrusu Malakka Boğazı’na daha fazla askeri erişim istiyorlar. Çünkü Rus enerji ihracatına fiilen küresel bir abluka uygulamaya zaten başlamış durumdalar. ABD Venezuela’yı doğrudan ele geçirene kadar Venezuela enerji ihracatını da buna dahil etmişlerdi. Cuba’yı ablukaya alıyorlar. Çin’e giden gemileri hedef aldılar.

Gerçekten düşünüp büyük resme baktığınızda, dünyanın dört bir yanındaki ticaret yollarının peşine düştüklerini görüyorsunuz. Yıllardır buna hazırlanıyorlar. Tüm ABD Deniz Piyadeleri’ni özellikle gemisavar bir güce dönüştürdüler. Bu bir Trump yönetimi politikası değil. Muhtemelen Obama yönetimi döneminde hazırlanmaya başlayan ve sonraki her yönetim tarafından sürdürülen bir şeydi. Şimdi hazır. Şimdi ABD Deniz Piyadeleri’ni Orta Doğu’da deniz taşımacılığına müdahale etmek için gerçekten kullanıyorlar ve bunu Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kadar her yerde kullanacaklar.

Yaptıkları şey bu. Ellerinde kalan askeri gücü kullanıyorlar. Rusya’ya ya da Çin’e yetişemeyeceklerini biliyorlar, ama kalan askeri güçlerini mümkün olduğunca fazla zarar, yıkım ve istikrarsızlık yaratmak için kullanıyorlar. Rusya’yı, İran’ı ve Çin’i mümkün olduğunca hedef almaya çalışıyorlar.

Enerji Bağımlılığı ve Ticaret Yolları

Brian Berlettic: Ama Asya da hedefte. Asya’da şimdi ABD ile bu LNG ihracat anlaşmalarını imzalayan ülkeler var. Bunlar da, Orta Doğu savaş bölgesine dönüştürülene kadar hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu ABD’ye ne sağlıyor? Bu ülkelere tam kontrol sağlamıyor, ama onlar üzerinde daha fazla baskı aracı veriyor. Bölgedeki birçok ülkenin yürüttüğü dengeleme siyasetinden ziyade Çin’i düşman haline getirmeleri için onları daha fazla zorlamasına imkan tanıyor.

Rusya’ya yaptıkları şey buydu. Hepimiz 2014 öncesinde Avrupa ile Rusya arasında ne kadar çok iş yapıldığını, bunun ne kadar iyi gittiğini ve atmosferin ne kadar iyimser olduğunu hatırlıyoruz. Ben Avrupa’nın Rusya ile, hatta Çin ile geleceği konusunda çok iyimserdim. Sonra ABD adım adım, bir dizi savaş ve vekalet savaşı yoluyla bunların hepsini kapatmayı başardı. Avrupa’yı Rusya’dan koparmak için boru hatlarını kelimenin tam anlamıyla havaya uçurdular. Şimdi aynı şeyi Asya’ya yapıyorlar ve enerji bağımlılığını kullanıyorlar.

Avrupa’yı boyun eğdirmek için enerji bağımlılığını kullandılar. Şimdi aynısını Asya için yapacaklar. Avrupa’da elde ettikleri başarıya kıyasla daha az başarılı olacaklarını ve bunun çok daha yavaş ilerleyeceğini düşünüyorum; bunun birçok farklı nedeni var. Ama bunu hafife almazdım. Hedefleri bu.

Yani hedefleri bir şekilde daha fazla güç bulup Rusya’yı, İran’ı ve Çin’i ezmek değil. Kalan güçlerini kullanarak mümkün olduğunca büyük bir karmaşa yaratmak; barışı, refahı ve işbirliğini mümkün olduğunca rayından çıkarmak. Sonra da küllerin içinden en güçlü çıkan tarafın kendileri olmasını ummak. Yaptıkları şey bu.

Bu yüzden insanları uyarırım: Yapmaya hazır oldukları şeyi hafife almayın. Yaratmaya istekli oldukları zarar miktarını hafife almayın. Orta Doğu’da yarattıkları bu felaket bu stratejiye kusursuz biçimde uyuyor. Bu geri almak istedikleri bir şey değil. Daha kötü hale getirmek istedikleri bir şey. İran’la ciddi bir anlaşma yapmamalarının nedeni bu. Bunu defalarca kolayca yapabilirlerdi. Yolun herhangi bir noktasında itibarlarını kurtarabilirlerdi. Bilerek tırmanışa ve daha fazla çatışmaya doğru ilerliyorlar.

Çatışmanın devam etmesini istiyorlar. İşleri içten çökertmek istiyorlar, ama hepsini bir gecede değil. Tıpkı Avrupa’yı Rus enerjisinden koparmayı yönettikleri gibi bunu da yönetmek istiyorlar. Bu bir gecede olmadı. Yıllara yayıldı. Aslında hâlâ şu anda bile devam ediyor. Şimdi Orta Doğu enerjisini Asya’dan koparma sürecini başlattılar. Avrupa’da halihazırda epey ilerlettikleri tüm süreci şimdi Asya için tekrar edecekler. Ve tekrar söylüyorum, uzaklaşıp büyük resme baktığınızda, bu süreçte Rusya’yı, İran’ı ve Çin’i hedef aldıklarını görüyorsunuz.

Rusya, Çin ve Avrasya’nın Direnci

Sunucu: Bu stratejideki büyük kusur şu: Rusya en büyük enerji üreticisi ve en büyük tüketici olan Çin ile devasa, doğrudan bir sınırı var. Ruslar ile Almanlar arasındaki ilişkiden farklı olarak, arada bozucu rol oynayabilecek bir ülke yok. Örneğin Ukrayna’daki Turuncu Devrim’den önce, Avrupa’ya giden gazın, pardon Rusya’dan Avrupa’ya giden gazın yaklaşık yüzde 80’i Ukrayna üzerinden geçiyordu. Dolayısıyla Ukrayna’yı bozarsanız bu gaz tedarikini de bozabilirsiniz. Ama Çin ve Rusya arasında böyle bir şey yok.

Böylece bu iki devasa Avrasya devi birbirine itiliyor ve birlikte İran gibi ülkeleri ve başkalarını da içine çekecek bir çekim gücü oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla bu stratejinin çok kusurlu olduğu, ya da en azından çok risk taşıdığı görülüyor.

Ama büyük güçler her zaman uluslararası su yolları üzerinde kontrol aramıştır. Bu, 20. yüzyıla girerken Alfred Mahan tarafından da kabul edilmişti. Bu önce Britanya hakimiyetinin, sonra Amerikan hakimiyetinin kaynağıydı. Beni biraz şaşırtan şey, sizin de söylediğiniz gibi, siyasetçiler ve akademi içinde bu konuda her zaman çok açık olunması. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, Çin’in dışında bu ikili ada zincirini kurdu; açıkçası Çin’i kapatmak için.

1990’lara ve 2000’lere kadar literatürü tararsanız, düzenli olarak şunu da yazarlar: Çinliler bir gün çatışmacı hale gelir ya da ABD liderliğine meydan okumaya çalışırsa Malakka Boğazı’nı kapatabiliriz. Yine kilit bir dar geçit.

Brzezinski gibi insanlar da Soğuk Savaş’tan sonra Ruslar eğer bir gün bizi dengelemeye ya da otoritemize meydan okumaya kalkışırsa, onların kilit deniz koridorlarının kapatılacağının kendilerine açıkça gösterilmesi gerektiğini yazıyordu. En önemlisi Baltık Denizi olurdu; şimdi bunun yaşandığını görüyoruz. Ve evet, söylediğiniz gibi, Nord Stream boru hatlarını gerçekten yapmadan yıllar önce bunları yok etmeyi tartışmışlardı. Buna rağmen Batı medyasında bu neredeyse komplo teorisi alanına düşmeye başlıyor: Hayır, Amerikalılar enerji ticaretini ya da ulaştırma koridorlarını asla kapatmaz. Bu sadece tarihe aykırı ve tüm kanıtlara ters. Ama kusura bakmayın, soruma geliyordum: Sizce bunun etkisi ne, ya da ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerindeki bu çifte ablukası diyelim, sizce ne kadar etkili? Bunu nasıl, ne kadar etkili görüyorsunuz? Çünkü birçok İran gemisinin geçtiğini görüyoruz; bunun bir kısmı da artan enerji fiyatlarıyla güçleniyor. Yani esasen İranlılar iyi durumda. Ama siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet. Eğer ABD, Avrupa’yı Rusya’dan koparmadaki başarısını tekrar etmeye çalışıyorsa, bunu kopyalamaya çalışıyorlar. Her şeyi bir gecede kapatmayacaklar. Ve ABD’nin aslında gösterdiği şey şu: Bu gemilerin hepsine el koymaları gerekmiyor. Her birine helikopter indirmeleri gerekmiyor. Gemilerin çoğu zaten geri dönüyor. İstatistiklere bakarsanız, sanırım Financial Times ablukayı yaran gemiler hakkında bir makale yayımladı; ama neredeyse aynı sayıda gemi de geri döndürüldü ya da ABD tarafından ele geçirildi ve sahada olup biten de aşağı yukarı bu gibi görünüyor. Yani tamamen kapatmadılar. ABD’nin bunu yaptığı yönündeki iddiaları açıkça yalan. Ama taşımacılığın yarısını kesmek önemli bir şey. Bu önemsiz bir mesele değil. Ve Amerika’nın seçtiği herhangi bir anda bu gemilere ateş etmeye başlayabilirler. Nitekim üç gün içinde ABD savaş uçakları üç gemiye ateş açtı, üç gemiyi devre dışı bıraktı. Temelde söyledikleri şey şu: İstersek bunu bütün gemilere yapabiliriz.

Muhtemelen ulaşmaya çalıştıkları şey, bilmiyoruz, bu kararlar alınırken odada değiliz, muhtemelen daha büyük bir caydırıcılık yaratıp daha fazla gemiyi ablukayı yarmak yerine geri dönmeye zorlamak. Ama seçtikleri herhangi bir anda bu gemileri devre dışı bırakmaya, hatta doğrudan batırmaya başlayabilirler. Bunu yapacak ateş güçleri var. Bunu yapmamalarının nedeni, Başkan Trump’ın sosyal medyada bir dakika barıştan, sonraki dakika savaştan söz ederek oyunlar oynamasında, fiyatları ve piyasaları manipüle etmesinde gördüğünüz nedenle aynı. Çünkü ekonomik bir felaket yaratıyorlar, ama bunu yönetmeye çalışıyorlar. Bunun bir anda tamamen çökmesini istemiyorlar. Gerçekten tamamen çökmesini de istemiyorlar. Nihayetinde istediklerini elde etmek için bunun çok kontrollü bir şekilde olmasını istiyorlar. Bu da, bence Asya’nın büyük bölümünün ABD enerji ihracatına daha fazla bağımlı hale getirilmesi. Tam bağımlılık değil, ama en azından ABD enerji ihracatına artan bir bağımlılık. Ve bu kaldıracı, Çin’in bölgede yapmaya çalıştığı şeyi bozmak için kullanacaklar.

Benim kadar uzun süre bu bölgede, neredeyse tüm yetişkin hayatınız boyunca burada bulunduysanız, ABD’nin hakim olduğu bir bölgeden geçişi görebilirsiniz. Asya onlarca yıl boyunca ABD’nin hakimiyeti altındaydı; sonra Çin’in yükselişini ve bölgenin geri kalanının onunla birlikte nasıl yükseldiğini, ABD hakimiyeti altında ise nasıl yükselmediğini görebilirsiniz. Çünkü ABD kimsenin yükselmesini istemez. Küresel nüfusun küçük bir yüzdesi olup herkese karşı üstünlüğü sürdürmenin bütün amacı, herkesi aşağıda tutmaktır. Eğer herkesi yukarı kaldırmaya yardım ederseniz, size hayır deme gücüne ve kabiliyetine sahip olurlar. ABD’nin istediği son şey de budur. İşte bu yüzden ABD ve ondan önce Britanya İmparatorluğu, yoksul insanları yoksulluktan çıkarıp barış ve refaha taşımıyordu. Bu insanları aşağıda tutuyorlardı. Gerektiğinde ölümcül güç kullanarak onlar üzerindeki kaldıraçlarını koruyorlardı. ABD’nin hâlâ yaptığı şey de bu ve küre üzerindeki gelecekteki üstünlük hedeflerinin tasarımı da bu.

Elbette Rusya, Çin, İran bütün bunlarda söz sahibi ve bunu kullanıyorlar. Buna direnmek için kendi seçeneklerini devreye sokuyorlar. Şimdi sadece bekleyip kimin kapasitesi olduğunu görmemiz gerekiyor: Rusya, Çin ve İran’ın öncülük ettiği çok kutuplu dünya, ABD’nin bozup yok edebileceğinden daha hızlı inşa etme kapasitesine sahip mi? Soru bu. Çin’in inşa etme, genişleme ve yukarı kaldırma konusunda muazzam bir kapasitesi var. ABD aynı ya da daha büyük bir güçle aşağı itmeye devam edebilir mi? Öğrenmek için beklememiz gereken şey bu. Benim uyarım sadece insanların, Çin’in ABD’yi kalıcı olarak geçmemesini ve ABD’nin geri döndürülemez biçimde bölgesel bir güce, hatta bundan daha azına gerilememesini sağlamak için ABD’nin ne kadar ileri gitmeye hazır olduğunu hafife almamaları.

Evet. Ama yine sorun şu olur: ABD küresel piyasaları fazla bozarsa, kendisi de çok sağlam bir zeminde durmuyor. 39 trilyon dolar borcu var, devasa bir borç. Şimdi tahvil piyasalarında zorlanıyorlar. Eğer şimdi yeniden bir finansal kriz başlarsa bunu nasıl yönetecekleri belirsiz. Yani doları nasıl savunacaklar? Faizleri artırıp ödemeleri yönetilemez hale mi getirecekler? Faizleri düşürüp doların dağılmasını mı izleyecekler? Dolayısıyla şimdi bir finansal kriz patlak verirse ne yapacaklarını hayal etmek çok zor. Bu yüzden yine bu, imparatorluğu korumak için bütün cumhuriyeti riske atan aptalca bir strateji gibi görünüyor.

Ama Çinlilerin, Amerikalıların yok ettiğinden daha hızlı inşa etmesi gerektiğinden söz ettiniz. Ve hedefin bir parçası da, ABD’nin dünyanın dört bir yanında bu sonsuz savaşlara giriştiği geçmiş yıllarda, Çinlilerin Kuşak ve Yol Girişimi’ne trilyonlar akıtmasıydı. Sizce bu ne ölçüde anlamlı bir tampon oluşturuyor ya da Çin’in ABD kontrolündeki deniz koridorlarından uzaklaşarak çeşitlenmesini sağlıyor?

Bunu söylemek biraz zor. Boru hatları var. ABD’nin onlar için yarattığı farklı çatışma ve krizleri baypas etmek için hâlihazırda kullandıkları, işleyen ulaştırma koridorları var. Ama Çin bu koridorlar üzerinde çalışmaya başlar başlamaz, ABD de bunlara saldırmak ve bunları bozmak için silahlı vekil güçler oluşturmaya başladı. Ben yıllardır Güneydoğu Asya’da, burada Tayland’ın batı komşusu Myanmar’da ABD destekli militanların Kuşak ve Yol Girişimi altyapısına saldırılarını takip ediyorum. Ayrıca Pakistan’da Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru sürekli ABD destekli teröristlerin saldırısı altında. Afganistan’da IŞİD, Afgan hükümetine ve Afganistan’daki Çin yatırımlarına saldırıyor; Çin’in Afganistan’ı bir hammadde ihracatçısına dönüştürme ve bundan elde edilen servetle, onlarca yıl süren ABD saldırı savaşı, işgali ve vekalet savaşı nedeniyle yoksullaştırılmış bu ülkeyi inşa etme girişimlerini bozmak için. Çünkü 1980’lerde Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı bir vekalet savaşları vardı. ABD 2001’den 2020’ye, sanırım 2021’e kadar Afganistan’ı fiilen işgal etti ve şimdi de bunu bozmak için Afgan hükümetine ve Çinli müttefiklerine karşı başka bir vekalet savaşı yürütüyor.

Yani bu sürekli bir süreç ve neredeyse küresel bir kirli savaş denebilir. ABD’nin Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı, İran’a karşı ise açıkça bir saldırı savaşı yürüttüğünü biliyoruz; ama Çin’e karşı da esasen on yıllardır bu kirli savaşı yürütüyorlar. Bunun karma sonuçları var ve herhangi bir anda bunu tırmandırabilirler; ama herhangi bir anda Çin’in de tırmandırabileceğini biliyorlar. Bu yüzden daima bir denge var. Sizin söylediğiniz gibi, eğer çok fazla bozarsak, evet, bu ABD’yi ekonomik olarak istikrarsızlaştırabilir. Bence bundan, Rusya, Çin ve İran’ın sıkıştırılırlarsa başvurabileceği tırmanma türü kadar endişe etmiyorlar. Bu ülkelerin hepsi, tarih boyunca hep böyle olmuştur, imparatorluk genişler ve aslında savaş istemediğini, savaştan kaçınmayı tercih edeceğini bildiği ülkeleri hedef alır ve iter. Bir imparatorluk, herkesin kaçınmak istediğini bildiği savaşı saldırganca kovalamakla büyür. Amerikalılar şundan endişe ediyor: Eğer çok fazla iterlerse, kendilerini bütün bu hedef alınan ulusların temelde kendini korumak için savaşmaya çok istekli olduğu bir durumda bulabilirler.

Bir bakıma bu noktaya geldik. İranlılar yine her şeyi ortaya koyuyorlar. İsteseler bugün ABD ile bir anlaşma yapabilirler, ama sakatlayıcı yaptırımlar ve sürekli tehditlerden oluşan eski statükoya geri dönüş olmayacağından emin olmak istiyorlar. Ruslar da aynı şekilde, isteseler muhtemelen bu hafta bir anlaşma yapabilirler; ama bu da eski statükoya geri dönüş anlamına gelir ki bu aslında statüko değil, NATO’nun Rusya sınırlarına doğru kademeli genişlemesi. Dolayısıyla hepsi esasen meydan okudu ve artık bu hegemonik güvenlik yaklaşımına geri dönüş olmadığını, bundan böyle ABD’nin hasımlarının güvenlik mimarisine dahil edilmesi gerektiğini ortaya koydu.

Ama bunun çoğu bana biraz şunu hatırlatıyor: Bu yeni bir Büyük Oyun mu? Çünkü 19. yüzyılda benzer bir şey görüyordunuz; Britanya İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu esasen, o zaman Orta Asya’da rekabet ediyordu. Britanya denizden hakimiyet kuruyor, deniz koridorlarını kontrol ediyordu; Rus İmparatorluğu ise kara koridorları üzerinden bağlanmaya çalışıyordu. Bu aynı zamanda Mackinder’ın Büyük Oyun’u ya da Avrasya kalpgâhı meselesi. Yine Amerikan strateji belgelerini incelerseniz, Atlantik’ten Pasifik’e uzanan bu devasa Avrasya kıtasını bölünmüş tutmak gerektiği fikrine sürekli atıf yaptıklarını görürsünüz. Çünkü bu büyük güçler bir araya geldiğinde, Ruslar ve Almanlar ya da Hintliler ve Çinliler, Çinliler ve Ruslar, o zaman çevredeki deniz gücü ya da hegemon artık hakimiyet kuramaz. Kavramsal olarak sizce bu da aynı kategoriye, yeni bir Büyük Oyun kategorisine girer mi?

Bence düşünce tarzı büyük ölçüde bu. Bu aynı zamanda şu sorunun cevabını da veriyor: ABD neden İran’la ya da Rusya’yla dost olmuyor? Çünkü bu ülkelerden hiçbirinin güçlü olmasını istemiyorlar. Onları ya tabi kılmaları ya da zayıflatmaları gerekiyor. Tabi olmayı reddederlerse, o zaman zayıflatılırlar. Çünkü aksi halde, sizin açıkladığınız gibi, hepsi birlikte çalışmaya başlayacak. Ve hepsi birlikte çalışıyor. ABD de elinden gelen her şeyi yaptı. Yine RAND Corporation’ın “Extending Russia” raporuna dönerseniz, tüm bu çatışmalar, Ukrayna’da Rusya’ya karşı vekalet savaşı dahil, Kafkasya bölgesinde, Orta Asya’da, Baltıklarda yaptıkları her şey, Rusya’yı zayıflatmak için Rusya’ya her türlü ikilemi yaratmaya yönelik. İran’a karşı kullandıkları benzer bir strateji var ve yine Çin’e karşı kullanmakta oldukları benzer bir strateji var.

Dolayısıyla bütün mesele onları zayıf tutmak. Eğer onları birbirine karşı bölemiyorsanız, sadece zayıflatın ve onlarla tüm yakın komşuları arasında bölünme yaratın. Yaptıkları şey tam olarak bu. Bu yüzden bunun bir devamlılık olduğunu söyleyebilirim. Bu Büyük Oyun’un çok gelişmiş, hatta en gelişmiş versiyonu. Muhtemelen bu noktada Avrasya’nın çok ötesine uzanıyor. Sonra teknoloji alanına taşıyor; teknoloji de bugün o dönemde gerçekten mesele olmayan bir rol oynuyor. Bugün İran gibi bir ülkeniz olabilir; yüksek teknolojiyi hızla benimseyip entegre edebilir ve bunu sadece ekonomik faaliyetini değil, askeri caydırıcılığını da artırmak için kullanabilir. Zaten yaptıkları da bu. Elbette müttefiklerinin yardımıyla, ama Britanya İmparatorluğu döneminde göremeyeceğiniz şekillerde.

Teknolojinin bugün bu kadar hızlı ilerlemesi, ABD’nin izlediğini gördüğümüz ve onlarca yıl önce harekete geçirilmiş bu politikaların çoğunda bence hesaba katılmamış bir şey. Bu teknolojinin ne kadar üstel bir hızla ilerleyeceğini, büyük küçük bütün bu uluslara nasıl yayılacağını hesaba katmadılar. Belki de sizin sürekli bunun rasyonel olmadığını ya da sürdürülebilir olmadığını söylemeniz, ben buna tamamen katılıyorum, bu tamamen irrasyonel. Sürdürülemez. Küresel imparatorluk kavramının kendisi bence irrasyonel ve sürdürülemez. Tek soru şu: Ne kadar hasara yol açacaklar? Çünkü tüm imparatorlukların yükselip düştüğünü biliyoruz. Bu imparatorluğun da neredeyse kesinlikle düşeceğini biliyoruz. Bu süreçte ne kadar zarar verecek? İşte bu yüzden daha yüksek bir dikkat içinde olmamız ve ABD’nin ne yapabileceğini, ne yapmaya hazır olduğunu hafife almamamız gerektiğini düşünüyorum. Başarılı olacakları anlamında değil, başarılı olacaklarına dair kendi boş umutları içinde yaratacakları hasarın miktarı anlamında.

Evet. 1990’larda ve 2000’lerde Kindleberger’in iyi huylu hegemon teorilerinin, ABD’nin iyi huylu bir hegemon olduğu fikrinin çok popüler olduğunu hatırlıyorum. Çünkü o dönemde tüm güç, yani ABD her şeye kadirdi. ABD’de çok büyük bir güç yoğunlaşmıştı ve bütün fikir şuydu: Bu sayede ABD esasen uluslararası anarşiyi hafifletme kapasitesine sahipti. Yani artık büyük güç rekabeti olmadığı için ABD dünyaya istikrar sağlayabilecekti; onu iyi huylu yapan da buydu. Dünyaya teknolojilere ve ticarete açık erişim sunacaktı, deniz yoluyla açık ulaştırma koridorları ve seyrüsefer serbestisi sağlayacaktı, herkes uluslararası finansa katılabilecekti. İyi huylu hegemonun kaynağı buydu.

Ama yine de o dönemde bunun ne kadar iyi huylu olduğuna dair tüm coşkuyu hatırlıyorum. ABD’de özel ya da benzersiz biçimde iyi huylu bir şey olduğu varsayılıyordu. Fakat bütün bunlar sürdürülebilir görünmüyor. Çünkü eğer bu açık ekonomik sisteme izin verirseniz, bu güçlerin yükselmesine olanak tanır ve Çinliler en azından 80’lerden beri olağanüstü şekilde yükseldi. O zaman bu ABD için bir ikilem yaratır. Çünkü eğer bütün bu yükselen güçlerin yükselmesine ve çok güçlü hale gelmesine izin verirseniz, hegemonik dönem sona erer. Yani hegemonya yoksa iyi huylu hegemon da olamaz. Şimdi Çinliler ABD’yi geride bırakıyor. Bu da iyi huylu hegemon fikrini sona erdiriyor.

Alternatif seçenek ise ekonomik mimari üzerindeki tüm idari kontrolü, rakiplerin yükselişini engellemek için kullanmak: teknolojilere erişimlerini kapatmak, deniz koridorlarını kapatmak, dolar bankalarına erişimi kapatmak, hatta yükselişi engellemek için askeri güç kullanmak. Ama o zaman da artık iyi huylu olmazlar. Dolayısıyla iyi huylu hegemon aslında başından beri çok sürdürülemez bir kavramdı; ama Tanrım, o dönemde ne kadar popülerdi. Elbette imparatorluğu meşrulaştırmanın iyi bir yoluydu.

Ama şimdi ABD’nin yaklaşımını nasıl görüyorsunuz? Çünkü Trump ile Şi arasındaki görüşmeye dönersek, Trump’ın baskı konusunda ya da Çinlilerin üzerinde çok ısrarcı olduğu Tayvan konusunda biraz geri adım attığı görülüyordu. Siz bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz? ABD’nin Tayvan’dan vazgeçmeye hazır olduğunu düşünüyor musunuz? Demek istediğim, Tek Çin politikasını giderek aşındırma ve baltalama, gittikçe daha fazla askeri ve siyasi işbirliği yapma, ayrılıkçılığı zorlama süreci. Yoksa sizce bu artık sadece bir dikkat dağıtma mı?

Sadece bir dikkat dağıtma.

ABD’nin en başta Tek Çin politikasını kabul etmesinden bu yana yaptığı şey bu. Bir yandan Tayvan’ın Çin’in parçası olduğunu kabul ediyoruz diyorlar. Çin’in yalnızca bir meşru hükümeti var. O da Çin Halk Cumhuriyeti. Bu, ABD dahil dünyadaki neredeyse her ülkenin desteklediği Tek Çin politikası. Ama aynı zamanda, daha bunu söyler söylemez bile Washington içinde tek taraflı beyanlarda bulunuyorlardı: Tayvan İlişkileri Yasası ve güvenceler. Bunun temelde anlamı şuydu: Evet, evet, Pekin’e Tek Çin dedik ama bunu kastetmedik ve şimdiye kadar yaptığımız gibi onu sürekli baltalayacağız.

Şu anda Tayvan’da ABD askerleri var; üstelik Tayvan uluslararası alanda Çin toprağı olarak tanınıyor. Başkan Trump’ın bu askerlerin statüsü hakkında herhangi bir şey açıkladığını duymadım, onları çekeceğini söylediğini hiç duymadım. Bunu da yapmayacaklar. Yaptıkları, yapmakta oldukları ve yapmaya devam edecekleri her şey, Tayvan’ı Filipinler’in, Japonya’nın ve Güney Kore’nin yanında Çin’e karşı kullanılacak Ukrayna tarzı bir koçbaşı, bölgesel bir koçbaşı olarak kullanmaya hizmet ediyor. Bundan geri adım atmayacaklar.

Biden yönetimine geri dönersek, ABD Başkanı Joe Biden Başkan Şi Cinping ile her görüştüğünde ya da üst düzey yetkililer, ABD’li ve Çinli yetkililer arasında bir yerde bir tür görüşme olduğunda ABD şöyle bir şey söylerdi. Retorik olarak Tayvan’dan geri çekilirlerdi ama pratikte Tayvan üzerindeki Çin egemenliğini baltalamaya devam ederlerdi. Zaten başlı başına son derece absürt bir ihtilaf konusu. ABD’nin bundan geri adım atmaması, ne kadar kötü niyetli bir aktör olduğunu gösteriyor; bunun en başta bir ihtilaf konusu olması bile ABD’nin ne kadar kötü niyetli bir aktör olduğunu gösteriyor.

Dışarıda Tayvan bağımsızdır diyen insanlar için söylüyorum: Değil. Siyasi ve askeri olarak yüzde 100 ABD’ye, ekonomik olarak da Çin’in geri kalanına bağımlı. Çin’in geri kalanının ekonomik desteği olmasa ekonomik olarak ve insanların yaşadığı işleyen herhangi bir yer olarak var olamazdı. Bunu insanların anlaması önemli. Bağımsız değil. Çin’in parçası. Ama ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Çin’in zayıflığını kullanarak onu fiilen ele geçirdi ve elinde tuttu; tıpkı Britanya İmparatorluğu’nun Hong Kong’u elinde tutması gibi. O her zaman Çin toprağıydı; Britanya İmparatorluğu onu Çin’den aldı ve Çin yeterince güçlendiğinde geri aldı. Çin yeterince güçlendiğinde Tayvan’ı da geri alacak ve ABD onu asla gönüllü olarak bırakmayacak. Hatta ona ilişkin tutumundan bile asla geri adım atmayacak.

Bunu sadece söylüyorlar; tıpkı Başkan Trump’ın İran’la anlaşma yapacağını söylemesi gibi. Hiçbir şey yok; İran’la bir anlaşma ihtimali sıfır. Eğer negatif yüzde ihtimal diye bir şey olsaydı, negatif yüzde olurdu. Aynısı herhangi bir ABD-Rusya-Ukrayna anlaşması için de geçerli. Asla olmayacak. Diplomasiyi sadece devam etmek için örtü olarak kullanıyorlar. Talihsiz olan da bu. Hepimiz bu çatışmaların sona ermesini istiyoruz. Çok kutuplu bir dünya görmek istiyoruz. Siz iyi huylu, neydi o, hayırsever hegemonya hakkında konuşuyordunuz.

Evet, iyi huylu hegemon. Kindleberger’in kavramıydı.

Evet. Yani sorun şu ki ABD her zaman kâr güdümlü oldu. Sürekli kâr ve güç peşinde koşuyor. İlginç olan şu: Çin bu teoriye en yakın şey, sadece hegemon olmak istemiyorlar. Çok kutuplu bir dünya, uluslar arasında güç dengesi istiyorlar. Herkesi kontrol eden ülke olmak istemiyorlar. Uluslar arasında güç dengesi ve işbirliği istiyorlar. Çin’in kendi ordusunu inşa etme biçimi de bu arzuyu gösteriyor. Bu sadece söz değil. Eylem de var. Ordusu fiziksel olarak, ABD bugün çökerse yarın onun yerini alabilecek durumda değil. Alamaz. Fiziksel olarak yapamaz, çünkü o tür bir ordu inşa etmiyor.

Bu, herkesin kabul ettiğini söylediği gelecek gibi, ama bunun Çinliler tarafından gerçekleştirilmesini istemiyorlar. Ve kendilerine neden bundan bu kadar rahatsız olduklarını sormaları gerekiyor. Şahsen ben bundan hiç rahatsız değilim. Çin bunu yapabiliyorsa bırakalım yapsın, bundan gayet memnunum. ABD’nin bunu açıkça yapamadığı ortada. Britanya İmparatorluğu’nun bunu yapma niyeti yoktu. ABD’nin de bunu yapma niyeti yoktu. Bırakın Çin yapsın. 21. yüzyıldaki yükselişlerine bakın. Bunu tek bir ülkeyi işgal etmeden yaptılar. Çin bu 21. yüzyılda kiminle savaşa girdi? ABD kiminle savaşa girdi? Eminim ABD’nin savaş yürüttüğü tüm ülkeleri en az birini atlamadan sayamazsınız. Eminim sayamazsınız, çünkü sürekli savaş halindeydiler.

Bu yüzden insanların zihninde, ABD konusunda şüpheci olan insanların zihninde bile, evet ABD’de bir sorun olduğunu biliyorlar ama yine de alternatif bir sisteme, çok kutupluluğa direniyorlar; çünkü Çin. Ve bunun neden Çin olduğunu rasyonel olarak açıklayamıyorlar. Çünkü yine bu irrasyonel. Çin korkusu irrasyonel. ABD elbette dünya çapında birçok insanda özellikle Çin’e karşı irrasyonel korku yaratmaya çok yatırım yaptı, çünkü Çin’in kendi tek kutuplu sistemlerini tehdit etmesini istemiyorlar. Çok kutupluluk istemiyorlar. Uluslar arasında güç dengesi istemiyorlar, çünkü bu onların üstünlüğünün sonu olur.

Evet, diplomasiyi stratejik olarak dikkat dağıtma aracı olarak kullanma konusunda çok iyi bir noktaya değindiniz. Çünkü bu, Soğuk Savaş’tan sonra Ruslarla yaşanan deneyimin de büyük ölçüde aynısıydı. Yani esasen ortak ve kapsayıcı bir Avrupa güvenlik kurumu, 1994 AGİT’i imzaladığımızda ya da geliştirdiğimizde, bunun bölünmez güvenliğe dayanması gerekiyordu; Ruslara karşı değil Ruslarla birlikte güvenlik, başka bir deyişle NATO değil. Ama ABD zaten NATO genişlemesini planlıyordu.

Nitekim eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Chas Freeman da bu noktayı dile getiriyordu: Clinton yönetimi iki ağızdan konuşuyordu. Bir yandan Ruslara “Hayır, NATO’yu genişletmeyeceğiz. Ortak bir güvenlik mimarimiz olacak. Blok siyasetini bitirdik. Kapsayıcı bir Avrupa kuracağız” diyorlardı. Sonra tabii eski Varşova Paktı ülkelerine gidip “Hayır, hayır, NATO geliyor. Sadece Rusları sakinleştirmeye çalışıyoruz, bu sırada da esasen onları sırtlarından bıçaklıyoruz” diyorlardı.

NATO’yu genişletme kararı alındıktan sonra bile, 1997’de bu NATO-Rusya Kurucu Senedi tesis edildiğinde, bütün fikir şuydu: ABD, askerlerini Rusya’nın eski müttefiklerinin topraklarına yerleştirmeme taahhüdünde bulunacaktı. Yani NATO askeri altyapısını doğuya taşımayacaktı. Clinton’a ait, Sarotte’un kitabında geçen harika bir alıntı var. Esasen şöyle diyor: Tamam, bu anlaşma ne kadar bağlayıcı? O da diyor ki, “Şunu doğru anladığımdan emin olayım: Bu, eski Rus müttefiklerinin topraklarına askeri ekipmanımızı koymayacağımıza dair sadece bir güvence, tabii bir gün uyanıp yine de bunu yapmaya ve fikrimizi değiştirmeye karar vermezsem.” Bu neredeyse birebir bir alıntı. Yani bu anlaşmalara gerçekten uyacaklarına dair hiçbir zaman bir görüntü bile olmadı. Sadece, biz ileriye doğru yol almaya devam ederken rakipleri sakinleştirmenin bir yolunu bulalım.

Ama son sorum şu: Çin’in yükselişi karşısında nihai ABD hedefini nasıl görüyorsunuz? Amaç sadece onu istikrarsızlaştırmak, yavaş yavaş aşındırmak mı? Yoksa ABD ordusuyla ya da vekiller üzerinden gerçek bir askeri çatışma planlandığını mı düşünüyorsunuz?

Çok alanlı bir strateji üzerinde çalışıyorlar. Akla gelebilecek her açıdan bunun üzerinde çalışıyorlar. Rusya’ya ve İran’a yaptıkları da bunun içine giriyor. Açıkçası yani, Rusya ve Çin’in sınır paylaşmasından ve Rusya’nın Çin’e enerji sağlamasından bahsediyorduk. Ama New York Times’a göre ABD, CIA ve ABD ordusu aracılığıyla Rusya içindeki bu drone saldırılarını denetliyor; Rus enerji üretimini hedef alıyorlar. Şu anda bunun Rus enerji üretimi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu tartışabiliriz. Ama durdurulmaya zorlanana kadar bunu yapmaya devam edecekler. Ve bunun ne zaman olacağını göremiyorum. Hatta bunun sürekli ve kademeli olarak tırmanacağını görüyorum. Ne kadar ileri tırmanabilir bilmiyorum, ama bu politikayı sürdürdüklerini görüyorum.

Dolayısıyla Rusya’yı, enerji üretimini vurarak Çin’e zarar veriyorlar. İran’ı vuruyorlar ve ardından tüm Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırarak Çin’e zarar veriyorlar. Burada, Asya’daki her ülkeye sürekli baskı uyguluyorlar. National Endowment for Democracy üzerinden siyasi yıkıcılık, bu hâlâ var, hâlâ bunu yapıyorlar. Daha önce konuştuğumuz Malakka Boğazı’nın hemen yakınındaki Endonezya’ya baskı uyguluyorlar. ABD ordusunun Asya-Pasifik bölgesinde hâlâ devasa bir ayak izi var.

Şu anda Güney Kore, Japonya ve Filipinler’i esasen fiili, ortak, NATO tarzı bir askeri ittifaka entegre ediyorlar; her şey birlikte çalışabilir, hepsi aynı sistemlerle çalışıyor, aynı istihbaratı kullanıyor ve temelde hepsi ABD’ye tabi kılınıyor. Güney Koreliler yasayı değiştirmek istiyor; savaş zamanında Güney Kore birlikleri üzerinde kontrol Güney Kore hükümetinde olsun istiyorlar. Çünkü şu anda savaş zamanında tüm Güney Kore kuvvetleri üzerinde kontrol ABD’de olurdu. İnsanlar bunu biliyor mu bilmiyorum ama Güney Kore’de gerçekten tartışılan konu bu ve ABD bunu hoş görmüyor, bu yasayı değiştirmelerine izin vermeyecek.

Şu anda her şeyin gittiği yön bu. Sürekli üzerinde çalıştıkları şey bu. ABD imparatorluğunun mekaniklerine, iç mekaniklerine bakarsanız, günlük olarak yaptığı şey bu. Başkan Trump’ın Tayvan’dan belki biraz geri çekilmekle ilgili gelişigüzel bir yorum yapıp yapmamasından bağımsız. Sözde bugün söylediği şey bu. Yarın başka bir hikâye olabilir. Fiiliyatta ise Çin’le savaşa doğru bu yürüyüşü yavaşlatmadılar bile. Yani savaş olacak. Ekonomik vekalet savaşı olacak. Esasen ABD zaten Çin’e karşı bir vekalet savaşı yürütüyor. Myanmar’da, Pakistan’da, Afganistan’da Çin yatırımlarına saldıran teröristler var. Pakistan’da Çin’in Pakistan büyükelçisini öldürme girişimi oldu. Yani bu çok, çok ciddi, kirli bir savaş ve zaten sürüyor; tırmanmaya devam edecek. Ama hangi noktaya kadar, bilmiyorum.

Bu da yine hepimizin sahip olduğu soruya geri dönüyor. Çin, ABD’nin istikrarsızlaştırıp yok edebileceğinden daha hızlı yükselebilir ve inşa edebilir mi? Cevap evetse, belki savaş olmaz, çünkü Çin nihayetinde onu caydırabilir. Ama yine söylüyorum, ABD’nin ne kadar ileri gidebileceğini hafife almayın. Çünkü Batı üstünlüğüne, hatta Batı’nın üstün ırksal üstünlüğüne inanan insanların zihniyetini anlarsanız, bunlar beyaz Batı’nın herkesin üzerinde hâkim olmadığı bir evrende yaşamayı hayal edemeyen insanlar. Bu onlar için o kadar çok yüzyıldır olağan bir gerçek oldu ki başka türlü düşünemiyorlar. Bu yüzden bunu başarmak için ne yapacaklarını hafife alamayız.

Yani hepimiz Avrupa’da ve hatta ABD’de Rusya’ya, Çin’e, İran’a karşı nükleer silah kullanmaktan bahseden insanları duyduk. ABD başkanı, şaka mı yapıyor yoksa kamuoyunu buna mı alıştırmaya çalışıyor bilmiyorum, ama İran’a karşı nükleer silahların muhtemel kullanımından bahsetti ya da buna atıfta bulundu. Dolayısıyla şu anda çok karanlık, tehlikeli bir yerdeyiz. Hepimiz bunun çok iyi farkında olmalıyız ve Batı’nın doğru kararı alması için ona mümkün olduğunca fazla baskı uygulamaya çalışmalıyız. Batı’nın yaptığı şeye ve kendisini diğer tüm ulusların üzerine dayatmak yerine diğer tüm uluslarla birlikte yaşama konusundaki direncine karşı bu mücadelede elimizden geldiğince diğer herkesi desteklemeliyiz.

Evet. Trump’ın konuşması, yani ilginç, çünkü çılgın şeyleri normalleştiriyor. Eğer birkaç kez “Yakında bütün bir medeniyeti yok edeceğiz” derse, bu olağan hale geliyor; görünüşe göre bir başkanın söylediği şey bu oluyor. Avrupa’da da aynısı vardı. 2022’de miydi, 2023’te miydi, bir Alman dışişleri bakanı vardı ve “Kendi aramızda kavga etmemeliyiz, Rusya ile savaş halindeyiz” diyordu. O zaman hemen geri adım attılar: “Aslında Rusya ile savaşta değiliz, bu Ukrayna-Rusya savaşı.” Ama bugünlerde bütün Avrupalı liderler “Esasen Rusya ile savaş halindeyiz” diyebiliyor. Tabii Rusya misilleme yapmak isterse, o zaman bu elbette saçma oluyor, “Rusya ile savaşta değiliz” diyorlar.

Yani ilginç bir gelişme. Bir noktada Amerikalıların pek çok müttefikini yabancılaştırdığını görüyorsunuz, ama yine de hepsi bir şekilde hizaya giriyor. Dünyanın bu tarafında İskandinavların da aynı şeyi yaptığını görüyorum. Hepsi Trump’tan dehşete düşmüş durumda, bunun ne kadar korkunç olduğunu söylüyorlar. NATO’ya bir alternatif gerekebilir diyorlar. Ama aynı zamanda İskandinav ülkeleri, kendi topraklarında Amerikan üsleri açmak ve egemenliklerini ABD’ye devretmek için yeterince hızlı davranamıyorlar; Trump’ı faşist ve benzeri şeylerle tanımlamalarına rağmen. Oldukça dikkat çekici. Hiçbir tutarlılık yok. Amerikan başkanının faşist olduğunu düşünüyorsanız neden egemenliğimizi ona devrediyoruz? Yani Güney Koreliler gibi, neden ordumuzun kontrolünü teslim ediyoruz? Ama bu sorular sorulmuyor.

Neyse Brian, zaman ayırdığınız için çok teşekkürler. Sizinle konuşmayı her zaman dört gözle bekliyorum.

Teşekkür ederim.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol