Boris Pistorius’un Yedek Asker Planı: Merz Döneminde Almanya, Rusya ve ABD Üsleri Tartışması
İngilizce kaynaklı podcast kesitinde, ismi belirtilmeyen sunucu ile konuk, Chancellor Friedrich Merz döneminde Almanya’nın askerî kapasitesini artırma planlarını, zorunlu yedek asker çağrısı taslağını, Rusya tehdidi söylemini ve ABD’nin Ortadoğu’daki üs stratejisini tartıştı. Programda ayrıca Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius’un yedek güçlere ilişkin açıklamasından bir bölüm dinletildi; konuşmacılar bunun Avrupa güvenliği, Rusya algısı ve İsrail’de Amerikan askerî varlığı açısından ne anlama geldiğini değerlendirdi.
Merz, Pistorius ve Bundeswehr hedefleri
Sunucu, konuğa daha önce Chancellor Friedrich Merz hakkında yaptığı sert değerlendirmeyi hatırlatarak başladı. Merz’i “tehlikeli” ve hatta Almanya’nın savaş sonrası dönemdeki “belki de en tehlikeli” Şansölyesi olarak nitelediğini söyledi. Ardından Merz hükümetinin savunma bakanının bir askerî taslak hakkında yaptığı konuşmayı ekrana getirdi ve yapımcı Chris’e klibi oynatmasını işaret etti.
Klipte Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Bundeswehr’in asker sayısını artırma hedeflerini anlattı. “Hedefimiz açık. 2035 yılına kadar 260.000 aktif asker ve en az 200.000 yedek asker,” diyen Boris Pistorius, bu planın yedek güç stratejisinden sonra gelen “bir sonraki mantıklı adım” olduğunu açıkladı. Pistorius’a göre amaç, yedek askerleri aktif birliklerle daha eşit bir konuma getirmek, onlara hak ettikleri takdiri göstermek ve niteliklerini geliştirmekti.
Pistorius, yedeklerin sadece mevcut askerî yapı içinde sayısal bir ek olarak değil, yeni sistemleri kullanabilecek şekilde eğitilmiş bir unsur olarak görülmesi gerektiğini söyledi. “Yedeklerin aktif birliklerle eşit düzeyde hizmet etmesini, hak ettikleri takdiri almalarını ve acil bir durumda yeni sistemler de dahil olmak üzere sistemlere hâkim olabilmelerini istiyoruz,” diyen Boris Pistorius, yasa taslağının bu hedeflere hizmet ettiğini belirtti.
“Çifte gönüllülük” düzenlemesi
Savunma Bakanı’nın konuşmasındaki en dikkat çekici nokta, mevcut sistemde hem işverenin hem de yedek askerin rızasını gerektiren uygulamanın değiştirilmek istenmesiydi. Pistorius bunu “çifte gönüllülük” olarak tarif etti. Mevcut durumda bir yedek askerin göreve çağrılabilmesi için hem çalıştığı kurumun hem de kendisinin onayı gerekiyordu. Tasarıya göre bu şart kaldırılacaktı.
“Bugüne kadar hem işverenler hem de yedek askerler çağrıya onay vermek zorundaydı,” diyen Boris Pistorius, “yasa taslağına göre bu gereklilik ortadan kaldırılacak; gelecekte yedekler, yedek hizmet için zorunlu olarak çağrılacak” şeklinde açıkladı. Bu ifade, programdaki tartışmanın ana eksenini oluşturdu.
Klibin ardından sunucu, bu planın siyasi ve toplumsal amacını sorguladı. “Neyi başarmaya çalışıyorlar? Kimi korkutmaya çalışıyorlar?” diyen sunucu, tasarıyı yalnızca teknik bir askerî reform olarak değil, daha geniş bir güvenlik söyleminin parçası olarak gündeme getirdi.
Konuğun Almanya’da toplumsal tepki öngörüsü
Konuk, Pistorius’un konuşmasında geçen 2035 tarihine özellikle dikkat çekti. Ona göre bu tarih, planın hemen hayata geçirilmesinin zor olduğuna işaret ediyordu. Sunucu da bunun dokuz yıl sonrasına denk geldiğini belirtti. Konuk, Almanya’da bugün zorunlu askerlik benzeri bir uygulama getirilmesi halinde halkın buna sert tepki vereceğini savundu.
“Almanya’da şimdi zorunlu askerliği uygulamaya kalkarlarsa, Alman nüfusunun mevcut tutumları hakkında bildiğim her şeye göre açık isyan olur,” diyen konuk, insanların bu tür bir uygulamayla hiçbir ilgisi olmasını istemediğini ifade etti. Ona göre Köln, Berlin ve başka kentlerde milyonlarca kişinin gösteri yapması mümkündü.
Konuk, olası protestolarda verilecek mesajın da açık olacağını söyledi. “İnsanlar ‘Rusya’da savaşmayacağız, Ukrayna’da savaşmayacağız’ yazan pankartlar taşır,” diyen konuk, böyle bir askerî seferberliğin Alman toplumu açısından kabul edilemez görüleceğini savundu. Bu nedenle hükümetin hedefleri bugünden duyurduğunu, fakat bunlara ulaşmak için yaklaşık on yıllık bir takvim koyduğunu söyledi.
Konuğa göre Merz hükümeti bu kadar uzun süre iktidarda kalamayabilirdi. Bu yüzden planı “bir tür şaka” olarak nitelendirdi. Ancak bu söylemin bütünüyle önemsiz olmadığını da ekledi; çünkü Avrupa’da kullanılan tehdit dilinin Rusya’da farklı şekilde algılandığını savundu.
Rusya, Avrupa tehdidi ve savaş söylemi
Konuk, Rusya’daki algıya ilişkin değerlendirmesinde, Moskova yönetiminin Ukrayna’daki aşırı sağcı unsurları kendi kamuoyuna anlatırken tarihsel Avrupa tehdidi temasını kullandığını söyledi. “Rus hükümetinin, Ukrayna’da büyük adamlar gibi davranan bu sahtekâr küçük Nazilerden yararlanması kendi çıkarına oldu,” diyen konuk, bunun Rus toplumuna “eski düşmanla” karşı karşıya olunduğu mesajını verme imkânı sağladığını savundu.
Ancak konuğa göre bu söylem artık cephedeki sıradan Rus askerleri arasında da daha geniş bir savaş beklentisine dönüşüyordu. Cepheden dinlenmek için dönen askerlerin, kendileriyle röportaj yapıldığında Avrupa’dan ciddi bir tehdit geldiğini ve III. Dünya Savaşı’na hazırlanıldığını düşündüklerini söyledi.
Konuk bu değerlendirmeye katılmadığını açıkça belirtti. “Avrupa’dan ciddi bir tehdit yok, Judge; böyle bir şey mevcut değil,” diyen konuk, Avrupa’da kimsenin herhangi bir yerde herhangi biriyle savaşa gitmeyi ciddi biçimde önermediğini ifade etti. Sunucu da bu noktada “Katılıyorum” diyerek karşılık verdi.
Buna rağmen konuk, tarafların kullandığı dilin kendisini tehlikeli bir noktaya taşıdığını söyledi. “Sonuçta kendimizi konuşa konuşa tehlikeli bir pozisyona soktuk,” diyen konuk, asıl riskin askerî kapasiteden çok karşılıklı tehdit söyleminin tırmanmasında olduğunu değerlendirdi.
Putin’e atfedilen meme ve Batı’nın askerî sicili
Tartışmanın bir sonraki bölümünde sunucu, konuğun kısa süre önce kendisine gönderdiği bir memeyi gündeme getirdi. Meme, Vladimir Putin’e atfedilen bir söz şeklinde düzenlenmişti: Britanya’nın 171 ülkeyi işgal ettiği, Fransa’nın 1963’ten bu yana 22 Afrikalı başkanı öldürdüğü, ABD’nin 80 ülkede 750 askerî üs işlettiği ve buna rağmen insanların Rusya’dan endişe ettiği iddia ediliyordu.
Sunucu, sözlerin gerçekten Putin tarafından söylenip söylenmediğinden emin olmadığını, ancak verilen mesajın yerinde olduğunu belirtti. Konuk da buna katıldı. Bu bölümde konuşmacılar, Batılı ülkelerin tarihsel askerî müdahalelerini ve küresel askerî varlığını Rusya tehdidi tartışmasıyla yan yana koydu.
ABD üsleri, Körfez ve İsrail tartışması
Programın son bölümünde konuk, aynı sabah All Israel News’te okuduğunu söylediği bir habere değindi. Haberin, İsrail’de Amerikan kuvvetleri için yeni üsler kurulmasına yönelik büyük bir girişimle ilgili olduğunu belirtti. Ona göre bu tartışma, ABD’nin Ortadoğu’daki askerî konumlanmasında daha geniş bir değişime işaret ediyordu.
“Bu sabah All Israel News’te, İsrail’de Amerikan kuvvetleri için üsler kurulmasına yönelik yeni ve büyük bir hamle hakkında okuyordum,” diyen konuk, “bu çok önemli, çünkü Körfez’e asla geri dönmeyeceğimizi kabul ediyor” şeklinde değerlendirdi. Konuk, ABD’nin Körfez’deki eski üs düzenine geri dönmeyeceğini ve bu tesislerin yeniden kurulmayacağını savundu.
Bu durumda ABD’nin Ortadoğu’daki tutunma noktasının İsrail’le sınırlı kalabileceğini söyledi. Konuğa göre İsrail tarafı, kendi topraklarında binlerce Amerikan askerinin konuşlanmasından memnun olacaktı; çünkü bunu devlet olarak “kaçınılmaz çözülmeye” karşı bir tür sigorta olarak görecekti.
Ancak konuk bu planın başarılı olacağına inanmadığını da ekledi. Buna birçok itiraz geleceğini söyledi. Bununla birlikte Senator Tom Cotton ve onunla aynı çizgideki isimlerin, İsrail’in ABD’de istediği kaynaklara erişimini güvence altına almak isteyen çevreler olarak bu fikri destekleyeceğini ileri sürdü.
Merz ve yedek asker tasarısı
Sunucu: Chancellor Merz hakkındaki görüşünüzü bize anlatmıştınız; onu tehlikeli, belki de Almanya’nın savaş sonrası en tehlikeli Şansölyesi olarak görüyorsunuz. İşte bugün onun savunma bakanı bir taslak hakkında konuşuyor. Chris?
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius: Hedefimiz açık. 2035 yılına kadar 260.000 aktif asker ve en az 200.000 yedek asker. Yedek gücü güçlendirme yasasıyla, yedek stratejisinden sonra şimdi bir sonraki mantıklı adımı atıyoruz. Yedek gücün aktif birliklerle eşit düzeyde hizmet etmesini, hak ettiği takdiri almasını, yedek askerlerimizi bağlı tutmayı, yani niteliklerini daha da geliştirmeyi amaçlıyoruz; böylece acil bir durumda yeni sistemler de dahil olmak üzere sistemlere hâkim olabilirler. Bu yasa bütün bu amaçlara hizmet ediyor ve söylediğim gibi daha fazla yedek askere ihtiyacımız var. Neyi düzenliyoruz? Çifte gönüllülüğü kaldırmak istiyoruz; çünkü şimdiye kadar hem işverenler hem de yedek askerler bir çağrıya onay vermek zorundaydı. Yasa taslağına göre bu gereklilik ortadan kaldırılacak. Gelecekte yedekler, yedek hizmet için zorunlu olarak çağrılacak.
Sunucu: Neyi başarmaya çalışıyorlar? Kimi korkutmaya çalışıyorlar?
Konuk: Dikkat edin, sanırım 2035 dedi.
Sunucu: Doğru. Doğru. Bundan dokuz yıl sonra.
Konuk: Yani dinleyin, Almanya’da şimdi zorunlu askerliği uygulamaya kalkarlarsa, mevcut Alman nüfusu ve tutumları hakkında bildiğim her şeye dayanarak söylüyorum, açık isyan olur. İnsanlar bununla hiçbir ilgileri olmasını istemiyor. Köln, Berlin ya da başka birçok şehirde milyonlarca insanın gösteri yaptığını görürsünüz; hepsi kesinlikle hayır der. Zorunlu askerlik istemiyoruz derler ve “Rusya’da savaşmayacağız, Ukrayna’da savaşmayacağız” yazan pankartlar görürsünüz. Bu ihtimal dışı. Bu yüzden bence yaptıkları şey şu: Bütün bunları yapacağız diyorlar, ama oraya varmamız on yıl sürecek. Bu insanlar iktidarda o kadar uzun süre kalmayacak. Yani bu bir bakıma şaka gibi. Ama sorun şu ki şu anda Rusya’da, bence Rus hükümetinin çıkarına olan şey, Ukrayna’da büyük adamlar gibi davranan bu sahtekâr küçük Nazilerden yararlanmak oldu. Halka “eski düşmanımızla karşı karşıyayız ve bu bize yönelik eski Avrupa tehdidi” diyorlar. Ama artık öyle bir noktaya geldi ki cepheden çıkan ortalama Rus askeri dinlenmek için geri döndüğünde, kendisiyle röportaj yapılıp “Ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunda, “Bence III. Dünya Savaşı’na hazırlanıyoruz. Avrupa’dan ciddi bir tehditle karşı karşıyayız” diyor.
Konuk: Oysa Avrupa’dan ciddi bir tehdit yok, Judge. Böyle bir şey mevcut değil. Hadi ama. Siz de orada bulundunuz. Benim kadar sık ve düzenli olarak orada bulundunuz. Orada hiç kimse herhangi bir yerde herhangi biriyle savaşa gitmeyi önermiyor.
Sunucu: Katılıyorum.
Konuk: Hepsi saçmalık. Yani neyse. Sonuç şu: Kendimizi konuşa konuşa tehlikeli bir pozisyona soktuk. Böyle söyleyelim.
Putin’e atfedilen meme
Sunucu: Az önce bana gönderdiğiniz meme burada. Bu Vladimir Putin. “Britanya 171 ülkeyi işgal etti. Fransa 1963’ten bu yana 22 Afrikalı başkanı öldürdü. ABD, 80 ülkede 750 askerî üs işletiyor; siz Rusya’dan mı endişeleniyorsunuz?”
Konuk: Evet, şey...
Sunucu: Bunu gerçekten söylediğini sanmıyorum, ama işaret ettiği nokta yerinde.
Konuk: Kesinlikle, nokta son derece yerinde. Bu arada bu sabah...
ABD üsleri ve İsrail
Konuk: All Israel News’te, İsrail’de Amerikan kuvvetleri için üsler kurulmasına yönelik yeni ve büyük bir hamle hakkında okuyordum. Bu çok önemli; çünkü Körfez’e asla geri dönmeyeceğimizi kabul ediyor, Judge. Bu bitti. Yani köklü stratejik değişim, herkesin imkânsız sandığı büyük dönüşüm gerçekleşti. Körfez’e geri dönmüyoruz. O üsler asla yeniden inşa edilmeyecek. Peki Ortadoğu’daki tutunma noktamız neresi? Şimdi potansiyel olarak İsrail’le sınırlı. İsrailliler de şu aşamada İsrail toprağında binlerce ABD askerinin konuşlanmasından son derece memnun olur; çünkü bunu bir devlet olarak kaçınılmaz çözülmeye karşı sigorta olarak görüyorlar. Bunun işe yarayacağını sanmıyorum. Buna çok fazla itiraz olacağını düşünüyorum, ama Senator Tom Cotton ve İsraillilerin ABD’de istedikleri her şeye erişimini güvence altına almakla ilgilenen arkadaşlarının da bu fikri destekleyeceğinden eminim.