Alex Craner: “Batı’daki Meşruiyet Krizi Dünya Savaşına Tırmandırılıyor”
İngilizce podcast bölümünde sunucu Glenn, yazar, piyasa analisti ve eski hedge fund yöneticisi Alex Craner ile dünyadaki siyasi ve ekonomik dönüşümleri konuştu. Bölümde ABD-İran mutabakatı, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun rolü, Batı’daki meşruiyet krizi, ekonomik çöküş riski ve Çin’e yönelik stratejik baskı, Craner’ın “iki yönetim sistemi arasındaki çatışma” olarak tanımladığı geniş bir çerçevede ele alındı.
Batı Hegemonyası ve “İki Yönetim Sistemi” Çerçevesi
Glenn, dünyanın “baş döndürücü bir hızla” değiştiğini belirterek sohbeti açtı. ABD ile İran arasında varılan mutabakat zaptını Washington açısından “aşağılayıcı bir yenilgi” olarak niteledi; bunun sadece bölgeyi değil dünya düzenini de etkileyebileceğini söyledi. NATO’nun Rusya topraklarına yönelik saldırılara giderek daha doğrudan katıldığını savunan Glenn, bunun “öngörülemez ve kontrol edilemez sonuçlar” doğurabilecek bir Rus karşılığına yol açabileceğini belirtti.
Alex Craner, farklı savaş ve krizlerin birbirinden kopuk görülmemesi gerektiğini söyledi. Ona göre ABD ve Israel’in Iran’a karşı savaşı, Ukraine ile Russia arasındaki savaş, Europe, UK, United States, Canada ve Australia’daki iç gerilimler aynı daha büyük çatışmanın parçalarıydı. “Bütün bu farklı çatışmaları, iki yönetim sistemi arasındaki çarpışma olarak görmek zorundayız,” diyen Alex Craner, bunun bir tarafında “Batılı sömürgeci imparatorluk ve yönetim yapıları”, diğer tarafında ise bu düzene boyun eğmeyen herkesin bulunduğunu savundu.
Craner, Batı’nın liberal demokrasi söylemi altında kurduğu Soğuk Savaş sonrası hegemonyanın artık ortadan kalktığını söyledi. Glenn de 1990’larda Batı merkezli düzenin hem güç yoğunlaşması hem de ideolojik meşruiyet bakımından daha istikrarlı göründüğünü hatırlattı. Ancak bugün bu meşruiyetin çöktüğünü, ulusal çıkarların görmezden gelindiğini, sanayisizleşme, finansal kriz ve doların geleceğine ilişkin kaygıların derinleştiğini ifade etti.
UK’de Suç, Medya ve Yönetim Krizi İddiaları
Craner, UK’de Rupert Lowe tarafından yayımlanan soruşturmaya atıf yaparak, ülkedeki cinsel suç çeteleri meselesinin onlarca yıldır sürdüğünü iddia etti. Polis, sosyal hizmetler, National Health Service (Ulusal Sağlık Hizmeti), yerel yönetimler, bakanlıklar, medya, başbakanlık ve kraliyet çevresine kadar uzanan bir örtbas yapısından söz etti. “Raporun gün ışığına çıkardığı şey, muhtemelen British halkına karşı British tarihinde işlenmiş en büyük suçtur,” diyen Alex Craner, ana akım medyanın ve kraliyet kurumunun buna sessiz kaldığını belirtti.
Craner, benzer vakaların France, Belgium, Germany, Sweden, Norway, Iceland ve Ireland gibi ülkelerde de görüldüğünü savundu. Ona göre farklı ülkelerde aynı yönetim refleksi tekrarlanıyor: suçları dile getirenler “nefret suçu” ile suçlanıyor, kurbanlar cezalandırılıyor, failler korunuyor ve hükümetler daha baskıcı yöntemlere yöneliyor. Bu örneği, dış savaşlarla iç yönetim krizleri arasında bağ kurmak için kullandı.
Glenn, Batı’daki iç krizin dış politika krizleriyle aynı anda ilerlediğini söyledi. Ona göre ekonomik temeller sarsılırken, siyasetçiler ve medya dış politikayı “iyi ile kötü arasındaki savaş” olarak sunuyor. Glenn, Batı’nın sürekli “yeni bir Hitler”e karşı savaştığını iddia ettiğini, Syria’da ISIS’e yaklaşımı, fascist sembollerin mazur görülmesini, Gaza’daki soykırıma destek iddialarını ve nükleer savaş korkusunun küçümsenmesini bu bağlamda sıraladı.
Ekonomik Çöküş, Enflasyon ve Toplumsal Patlama
Glenn, Craner’a Batı sisteminde önce ekonomik mi, siyasi mi yoksa askeri bir kırılma yaşanacağını sordu. Craner, ekonomik çöküşün kaçınılmaz olduğunu savundu, ancak bunun 1929’daki Wall Street çöküşü ve 1930’lar tarzı bir Büyük Buhran gibi olmayacağını söyledi. Ona göre daha olası senaryo, stagflasyonist durgunluk ve hızlanan enflasyondu.
“Ekonomik çöküş geliyor; bu matematiksel bir kesinlik,” diyen Alex Craner, paranın giderek değersizleşeceğini, hayat pahalılığı krizinin Batı’da ve muhtemelen tüm dünyada ağırlaşacağını ifade etti. Bunun sosyal ayaklanmalara yol açabileceğini belirtti, ancak günümüz koşullarının geçmişten farklı olduğunu söyledi. Craner’a göre iktidarlar artık medya üzerinde eski mutlak kontrole sahip değil; internet, sosyal medya, podcastler ve bağımsız içerik üreticileri kamuoyunu harekete geçiriyor.
Craner, iktidardaki çevrelerin içerideki öfkeyi dış düşmana yönlendirmeye çalıştığını savundu. Bu bağlamda British SAS komandolarının English Channel’da bir Russian tankerine el koyduğunu iddia etti ve bunu “korsanlık” olarak tanımladı. Ardından Russia’nın bölgeye fırkateyn gönderdiğini, özel bir sürat teknesiyle yaşanan olayın daha büyük bir krize dönüşmediğini anlattı.
Russia ile Savaşın Bilinçli Tırmandırılması İddiası
Craner’a göre UK hükümeti, iç krizden dikkatleri uzaklaştırmak için Russia ile doğrudan savaşı kışkırtmaya çalışıyor. “British hükümetindeki insanların yanan arzusu, ciddi anlamda bir savaş başlatmaktır,” diyen Alex Craner, bu sayede halkın şikâyetlerinin dış düşmana yönlendirilebileceğini savundu. Ona göre para çöktüğünde, raflarda gıda ve eczanelerde ilaç bulunmadığında, sağlık hizmetlerine erişim zorlaştığında iktidarlar bunları Russia’ya bağlayabilir.
Craner, World War I örneğine de değindi. General Sir Douglas Haig’in milyonlarca British askerinin ölümünden sorumlu olduğunu söyleyerek, bunun sadece askeri beceriksizlik olarak görülmesini sorguladı. Ona göre askeri yaştaki erkekleri dış cephede kaybetmek, onların ülkeye dönüp sistemin meşruiyetini sorgulamasından daha kolay görülmüş olabilir.
Glenn, tarih boyunca büyük meşruiyet krizlerinin çoğu zaman dış düşmana yönlendirilerek savaşa dönüştürüldüğünü söyledi. Ancak bunun bugünün koşullarında dile getirilmesinin “komplo teorisi” ya da “sağcı delilik” diye reddedildiğini belirtti. Craner ise Russia’nın yanıt vermesini zorlaştıracak adımların bilinçli atıldığını savundu. “Russia’nın yanıt vermemesi mümkün olduğunca zor olsun istiyorlar; Russia’nın yanıt vermesi için çaresizler,” diyen Alex Craner, Batılı liderlerin meşruiyet krizini aşmak için “bayrak etrafında toplanma” etkisine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Craner, Vladimir Putin’in bu oyunu gördüğünü ve Batılı liderlere böyle bir “hediye” vermek istemediğini söyledi. Ancak Russia içinde de baskının arttığını, repeated drone attacks gibi saldırılar sürerse Moscow’un hiçbir şey yapmadan kalamayabileceğini belirtti. “World War II’ye tırmanış, kendi liderlerimiz tarafından kışkırtılıyor,” diyen Alex Craner, Friedrich Merz, Emmanuel Macron, Keir Starmer ve Mark Carney’i bu bağlamda andı.
Ukraine Deneyimi ve Avrupa Kamuoyunun Dönüştürülmesi
Glenn, Ukraine örneğinin Avrupa için uyarıcı olduğunu söyledi. 1991’den 2014’e kadar yapılan anketlerde Ukraine halkının küçük bir azınlığının NATO’ya katılmak istediğini, güvenlik ortaklığı tercihlerinde çoğunluğun Russia’ya yakın durduğunu ya da herhangi bir bloğa dahil olmamayı tercih ettiğini belirtti. Ancak 2014 sonrası süreçte aşırı unsurların öne çıktığını, Russia’nın yanıtının da bu zeminde Ukrainian ordusunun büyütülmesi ve barış yollarının sabote edilmesi için kullanıldığını savundu.
Craner, bu nedenle Avrupa toplumlarında da benzer bir dönüşümün yaratılabileceğini söyledi. Halk bugün Russia, China veya Iran’a karşı savaşmak istemese bile, bir Russian misillemesi sonrasında kamuoyunun değişebileceğini belirtti. Ona göre askerlik çağındaki erkeklerin bu dinamiği anlaması ve savaşa sürüklenmeye karşı çıkması gerekir. Ancak Ukraine örneğinde olduğu gibi insanların savaşmak istememelerine rağmen zorla cepheye gönderilebileceğini de ekledi.
Iran Mutabakatı ve Rejim Değişikliği Stratejileri
Glenn, son bölümde Iran meselesini sordu. United States’in kalıcı bir geri adımı kabul ettiğine inanmanın zor olduğunu belirtti ve mutabakatın yeniden toparlanma için bir ara mı, yoksa Iran’ın yenilemeyeceğinin kabulü mü olduğunu sordu.
Craner, Batı’nın Iran’a karşı yeniden gruplaşmaya çalışacağından kuşku duymadığını söyledi. Bunun mutlaka Trump döneminde olmayabileceğini, ancak Libya, Syria, Iraq ve Afghanistan örneklerinde olduğu gibi hedefin kolayca terk edilmeyeceğini savundu. Wesley Clark’ın 9/11 saldırılarından sonra Pentagon’da beş yılda yedi ülkenin devrilmesinin konuşulduğunu söylediğini hatırlattı. Craner’a göre Iran, en geç 2006’ya kadar rejim değişikliğine uğratılması planlanan hedeflerden biriydi.
“İlk savaş kaybedildi; bu, yeniden başlamayacakları anlamına gelmez,” diyen Alex Craner, Batı’nın sabotage, assassination, color revolution, sanctions gibi araçları kullanmaya devam edeceğini söyledi. Iran’ın bu konuda naif olmadığını belirtti. Ancak nihai mücadelenin ekonomik alanda belirleneceğini vurguladı. Syria’da Bashar al-Assad yönetiminin askeri savaşı atlattığını, fakat ekonomik yaptırımların ülkeyi kırılgan hale getirdiğini savundu.
Craner, China ve Russia’nın Iran ekonomisinin nefes almasını sağlamak için yardım edeceğini düşündüğünü söyledi. “Bu aradaki dönemde güç dengesi Iran lehine, Israel aleyhine olacak,” diyen Alex Craner, nihai sonucun Iran’ın yaptırımlara rağmen ekonomisini geliştirip halkına makul refah sağlayabilmesine bağlı olduğunu ifade etti. Batı yaptırımları kısmen kaldırsa bile uygulayıcı kurumların yaptırımları fiilen sürdürmeye devam edebileceğini, Iran’ın petrol ihracatında China ve yuan ile ödeme kabul eden ülkelerle sınırlı kalabileceğini söyledi.
“Yalanlar İmparatorluğu” ve Batı Anlatısının Dayanıklılığı
Glenn, Wesley Clark’ın sözlerini genişleterek Iraq, Libya, Syria, Lebanon, Somalia, Sudan ve Iran’ın hedef alındığını, United States’in bu ülkelerin çoğuna fiilen yöneldiğini söyledi. Buna rağmen siyasi ve medya kurumlarının bu savaşları birbirinden kopuk, insani kaygılarla yürütülen ayrı müdahaleler olarak sunduğunu belirtti. Iraq’ta kitle imha silahları, Libya ve Syria’da insani kaygılar, Iran’da kadınların özgürleştirilmesi gibi gerekçelerin anlatıyı ayakta tuttuğunu savundu.
Glenn ayrıca CIA direktörü William Burns’ün Ukraine konusunda yaptığı uyarılara değindi. NATO’nun Ukraine’i kendi yörüngesine çekmeye çalışmasının önce iç savaşa, sonra Russia’nın Donbas lehine müdahalesine yol açabileceğinin önceden söylendiğini belirtti. Ancak buna rağmen ana anlatının “tamamen kışkırtılmamış” bir Russia saldırısı şeklinde sürdüğünü söyledi.
Craner, Putin’in Batı için kullandığı “yalanlar imparatorluğu” ifadesinin bu durumu açıkladığını savundu. “Birinin maaşı bir şeyi anlamamasına bağlıysa, onu ikna etmek çok zordur,” diyen Alex Craner, hükümet yapılarının temel gerçekleri anlamamak üzere ücretlendirilen kişilerle dolu olduğunu söyledi. Ukraine savaşı öncesinde German Navy Admiral Kay-Achim Schönbach’ın Russia’nın güvenlik kaygılarının tanınması gerektiğini söylediği gün görevden alınmasını örnek verdi. Craner’a göre bu tür olaylar, sistem içinde gerçeği kabul edenlerin tasfiye edilmesine ve onların yerine savaş yanlısı isimlerin gelmesine yol açıyor.
Craner, buna rağmen halk düzeyinde bir uyanış olduğunu söyledi. Europe halklarının Ukraine’de olduğu gibi iradeleri dışında savaşa sürüklenip sürüklenemeyeceğinin henüz belli olmadığını belirtti. Son sözlerinde meselenin her Batılı aile için doğrudan hale geldiğini, çünkü bunun “barış ile savaş” ve “oğulların evde yaşaması ile savaşta ölmesi” arasındaki fark olduğunu ifade etti. United States için de China’ya karşı benzer hazırlıkların yapıldığını, Trump istemese bile ondan sonra Anthony Blinken ya da Jake Sullivan benzeri bir ismin iktidara gelebileceğini söyledi.
Dünya Düzenindeki Değişim ve Birbiriyle Bağlantılı Çatışmalar
Glenn: Tekrar hoş geldiniz. Bugün dünyadaki siyasi ve ekonomik değişimlere dair biraz perspektif almak üzere yazar, piyasa analisti ve aynı zamanda eski hedge fon yöneticisi Alex Craner bizimle. Programa tekrar geldiğiniz için teşekkür ederim.
Alex Craner: Sana katılmak her zaman memnuniyet, Glenn. Davet için teşekkür ederim.
Glenn: Bugün şunu düşünüyordum: Dünyada her şey baş döndürücü bir hızla yaşandığı için bu gündelik olayların içinde kaybolmak çok kolay. United States ile Iran arasındaki mutabakat muhtırasını görüyoruz; bence bu, United States açısından aşağılayıcı bir yenilgiyi temsil ediyor. United States tarihinde oldukça büyük bir değişim olduğunu söyleyebilirim. Bunu daha önce pek görmediler; bu yalnızca bölgeyi değil, dünyayı da dönüştürebilir.
NATO’nun Russia topraklarına yönelik saldırılara giderek daha doğrudan katıldığını görüyoruz ki bu da bana göre ya da beklentime göre çok uzak olmayan bir gelecekte öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen sonuçları olacak bir karşılığı tetikleyecek.
Genel olarak bence dünya düzenindeki değişim artık çok belirgin. Eski Soğuk Savaş sonrası dönem, yani liberal demokrasi bayrağı altında United States öncülüğündeki hegemonik dönem açıkça sona erdi. Bütün bu başka çatışmalar da var. Iran’a karşı savaş, Russia’ya karşı savaş, China’ya karşı ekonomik savaş arasında nasıl bir bağlantı görüyorsun? Bunları nasıl bir araya koyuyorsun? Elbette ayrı savaş alanları var ama büyük ölçüde birbirleriyle de bağlantılılar.
Alex Craner: Zor, çok büyük bir soru.
Glenn: Evet.
Alex Craner: Hayır, hayır, bu çok iyi ve çok önemli bir soru. Bozuk plak gibi konuşmak istemem ama bence dünyadaki bütün bu farklı çatışmaları her zaman iki yönetim sistemi arasındaki çarpışma olarak görmemiz gerekiyor. Bu bence açık. United States ve Israel’in Iran’a karşı savaşı, Ukraine ile Russia arasındaki savaş, European ülkelerindeki, UK’deki, United States’teki, Canada’daki, Australia’daki iç çekişmelerin hepsini aynı çatışmanın parçaları yapan şey de bu.
Bu iki yönetim sistemi temelde, yönetim yapılarıyla birlikte Batılı sömürgeci imparatorluğa karşı diğer herkes. Bence bu çatışma ilerledikçe, senin de söylediğin gibi bağlantıların aslında çok ama çok derin olduğu, bildiğimizden çok daha derin olduğu çok net hale geliyor.
UK’de Kurumsal Çürüme ve Tecavüz Çeteleri İddiaları
Üç gün önce Rupert Low’un Great Britain’daki toplu tecavüzlere ilişkin soruşturmasını yayımladığını gördük. Bu, onlarca yıldır sürüyor olmasına rağmen neredeyse ölmüş bir hikaye. Çünkü ortaya çıktığı kadarıyla, sokaktaki polisten sosyal hizmetlere, National Health Service’ten belediyelere, bakanlıklara, medyaya, başbakanlık ofisine ve royal household’a kadar neredeyse bütün British yönetim düzeni bu komplonun parçası.
Bunu artık açıkça görebiliyoruz çünkü raporun gün ışığına çıkardığı şey muhtemelen British halkına karşı British tarihinde işlenmiş en büyük suç. Ana akım medya bu konuda hiçbir şey söylemedi. Görmezden geliyorlar. Royal household da öyle; üç gün oldu, hiçbir şey söylemediler, tamamen sessizler. Bence bu sessizlik, şu ana kadar söyleyebilecekleri her şeyden daha fazla şey söylüyor. Çünkü gerçekten halkını temsil etmek, halkına karşı koruyucu bir tavır içinde olmak için oradaysan, öfkeyle ortaya çıkman gerekirdi. Ama çıt yok.
Aynı zamanda aynı King Charles, yalnızca haftalar önce United States Kongresi’nin ortak oturumuna hitap ederek World War II çağrısı yapıyordu ve hükümeti Ukraine’e 150.000 drone göndermeyi taahhüt etti; bunların Russia’ya yönelik saldırılarda kullanılacağını saklama zahmetine bile girmeden.
Elbette yalnızca Great Britain’ı ayırmamalıyım, her ne kadar onlar, Lord of the Rings metaforunu kullanacaksak, bütün Batılı sömürgeci imparatorluğun Mordor’u olsalar da. Bu çürüme dünyanın büyük kısmını, ama özellikle West’i etkilemiş durumda.
Sadece tecavüz çetelerinden söz etsek bile, ki bu Iran’daki savaşla ya da başka savaşlarla ilgisiz görünebilir, aslında hepsi bağlantılı. UK’nin bu tecavüz çeteleriyle yaşadığı sorunların aynısı France, Belgium, Germany, Sweden, Norway, Iceland ve Ireland gibi yerlerde de görülüyor. Sendrom neredeyse birebir aynı.
Göçmen çeteleri endüstriyel ölçekte tecavüzler işliyor ve hükümetlerden bu tecavüzlere tamamen aynı tepki geliyor: Bir şey söyleyen herkesi nefret suçu işlemekle suçlamak. Bu sözde nefret suçunu bastırmak için giderek daha sert, daha drakonik yöntemlerle karşılık vermek. Kurbanları cezalandırmak, faillere son derece hoşgörülü davranmak, onları korumak, onlara anonimlik sağlamak; böyle uzayıp gidiyor.
Bunun tek bir ülkede, tek bir hükümet altında olmaması çok tuhaf. “Tamam, UK’de işler raydan çıktı” diyebileceğiniz bir durum değil. Her yerde kopyalanıp yapıştırılan bir yönetim sistemi var ve aynı tepkiyi veriyor. Temel meselelerin hepsinde bu hükümetlerin tamamı neredeyse aynı pozisyonları alıyor.
Pandemi olduğunda hepsi uyum gösterdi. Hepsi uyumu dayattı. Russia ile Ukraine arasında savaş patlak verdiğinde aynı tepki, aynı taraf. Gaza, West Bank, Lebanon’daki soykırıma aynı hoşgörü. Ülke içindeki organize suça aynı tepki. United States ile Iran arasındaki savaşa aynı tepki.
Tek Dünya Düzeni ve Sömürgeci Savaşların Mantığı
Şimdi tüm bunların biraz çözülmeye başladığını görüyoruz. Ama Western world’ü, Batılı yönetim sistemini bu yöne iten güçler asla pes etmeyecek. Asla geri adım atmayacaklar. Iran, Russia, China, Venezuela, Cuba, South American ülkeleri ve dünyanın geri kalanı üzerinde kontrol kurmaya çalışmaya devam edecekler.
Bu Trump meselesi değil. Herhangi bir belirli hükümet meselesi bile değil. Mesela bu Keir Starmer meselesi değil; tecavüz çeteleri öğrendiğimiz kadarıyla 1950’lerden beri sürüyor. Russia’yı yok etme arzusu ise muhtemelen yüzyıllar öncesine gidiyor. United States’i yok etme arzusu da neredeyse American Republic’in başlangıcına kadar uzanıyor.
Bütün bu çatışmaların iç tezahürleri ve dış tezahürleri var. Tecavüz çeteleri, organize suç, medya üzerindeki hakimiyet, devlet yapılarına sızma ve onları ele geçirme bu çatışmanın iç unsurları. Sömürgeci savaşlar ise mücadelenin dış unsuru. Ama mücadele hep aynı: iki yönetim sistemi.
Diğer yönetim sisteminin ne olduğunu söylemedim çünkü bunun önemi yok. Boyun eğmeyen herkes, itaat etmeyen herkes o tarafta. Nihai amaç, adına ne dersek diyelim, tek dünya küresel düzeni yaratmak: kurallara dayalı küresel düzen, Pax Judea, Pax Americana ya da başka bir şey. Ama herkes boyun eğmek zorunda. Herkes uyum sağlamak zorunda. Herkes itaat etmek zorunda.
Bunu yapmayan kişi iptal edilir, karakter suikastına uğrar, fiziksel olarak suikasta uğrar, yaptırıma maruz kalır, dışlanır, şeytanlaştırılır ya da askeri saldırıya uğrar. Bence bugün bu çatışmanın mantığı öyle bir seviyeye ulaştı ki, taraflardan biri nihai yenilgiye uğramadan duracağını sanmıyorum. Çünkü gerçekten geri adım atmayacaklar.
Iran örneğine bakabilirsin. Iran onlarca yıldır hedef tahtasında. Denemeye devam ediyorlar. Hiçbir noktada “Tamam, sanırım bu işe yaramadı, o halde barış yapalım ve Iranianlara iyi davranalım” demiyorlar. Eğer 35 trilyon dolarlık doğal kaynaklarından faydalanmak, ekonomilerinin ve toplumlarının gelişimini istedikleri şekilde yönlendirmek istiyorlarsa onları buna bırakmalıyız, değil mi? Bu asla olmuyor.
Ronald Reagan 1987’de Libya’yı bombalıyordu. Gaddafi hayatta kaldı. Gaddafi hükümeti hayatta kaldı. Libya’yı yok etmeye çalışmaktan vazgeçtiler mi? Hayır. Nihayetinde Libya’yı yok ettiler. Syria’daki al-Assad hanedanı, vekiller yoluyla, sabotajla, suikast girişimleriyle, sızmalarla onlarca yıl boyunca çeşitli biçimlerde saldırılara dayandı; ta ki sonunda ortadan kaldırılana kadar. 2025’in başında tasfiye edildiler.
Aynısı Iran için geçerli. Aynısı Russia için geçerli. Batılı sömürgeci imparatorluğa boyun eğmeyen her millet için geçerli. Chinese de nihayetinde hedef listesinde olduklarının farkında. Bu yüzden dünyanın bu mücadeleyi sonuna kadar götürmekten başka seçeneği yok.
Trump’ın kendisi artık bıkmış olabilir. Hatta muhtemelen bıktı. Bence Trump’ı bir kez daha Iran’a karşı savaşa itmeleri zor olacak. Her ne kadar bilgi alanında şu anda Trump’ın bu aşağılayıcı MOU yenilgisini kabul etmesinin nedeninin, Minsk anlaşmalarında olduğu gibi, bir sonraki saldırıya kadar zaman kazanmak olduğu yönünde bilgiler dolaşıyor olsa da. Bu oldukça mümkün, ama muhtemelen bunu yapacak kişi Trump olmayacak. Başka biri olacak. Çünkü yönetim sisteminin sürekliliği herhangi bir tek yönetimi aşar. Bu yüzden şu anda sınırlı bir iyimserlik için nedenlerimiz var ama çatışma sona ermeyecek.
Liberal Hegemonya, Meşruiyet Krizi ve İç Çöküş
Glenn: Bunun uzun süredir devam ettiğine katılıyorum. Ama şunu söylemek gerekiyor: 1990’larda ve sonrasında liberal hegemonya istikrarlı görünüyordu. Yani tartışmasız, istikrarlı bir güç yoğunlaşmasına sahipti. Liberal demokratik değerler demeyeyim ama sloganlar da pek sorgulanmıyordu; hegemonyaya meşruiyet sağlıyor gibi görülüyordu.
Temelde fikir şuydu: collective West dünyayı yönetiyordu ama herkesin faydası için yönetiyordu. Bu yalnızca West’te değil, çoğu zaman Western sınırların dışında da kabul ediliyordu.
Şimdi ise senin de işaret ettiğin gibi iç çekişmenin, dış savaşlar kadar önemli bir bileşen olduğunu görüyoruz. Bunun ne kadar sürebileceğini düşünüyorum. Çünkü dediğin gibi ulusal çıkarların bu kadar temel düzeyde görmezden gelinmesi sürdürülebilir değil. Yaşanmakta olan ekonomik kriz yoldaki küçük bir tümsek olmayacak; bunlar çöken ekonomik temeller.
Sanayisizleşmeyi, finansal krizi, dollar’ın ve diğer para birimlerinin yaklaşan başarısızlığını görüyoruz. Seyrüsefer özgürlüğünün yerini, pek fazla sorun edilmeden korsanlığın benimsenmesinin aldığını görüyoruz; politikacılar ya da medya tarafından pek tartışılmıyor.
Çok fanatik bir dış politika görüyoruz. Her şey iyiye karşı kötü. Her zaman yeni bir Hitler’e karşı savaşıyoruz. Bu sürekli savaş halini kabul ediyoruz. Syria’da ISIS’i kucaklamakta bir sorun görmüyor gibiyiz. Bu fanatikler sivilleri katlederken bunu ya kınayabiliyor ya da meşrulaştırmaya çalışabiliyoruz. Faşistleri kucaklayabiliyoruz. Açıkça Hitler’e olumlu göndermeler yapan, faşist semboller takan insanlar olabiliyor ve ilk refleksleri bunu mazur göstermek oluyor.
Dediğin gibi, üstelik British kraliyetinden gelen, World War II çağrıları gelişigüzel yapılabiliyor. Artık nükleer savaş korkusu yok. Bu da bir kenara itiliyor. Bu korkuyu görmezden gelmek ahlaki sayılıyor çünkü buna nükleer şantaj deniyor.
Bir soykırımı destekleyebiliyor, soykırıma katılabiliyoruz. Büyük mesele değil. Medyaya güven çöküyor. Hükümetlerin meşruiyeti de çöküyor. Merz’in onay oranı yüzde 15’e düşmüş durumda; Macron ve Starmer da bu aşağı yönlü çizgide onu takip ediyor. Europe genelinde de işler pek daha iyi görünmüyor.
Dediğin gibi muhalefet kriminalize ediliyor, özellikle Germany’de; en büyük parti olan AfD’nin peşine düştüler ve yine de aşırılıkçı örgüt ilan edildi. Romania’da ise seçim sonuçlarını iptal ettiler. Hukukun üstünlüğü konusunda da devam edebilirsin; artık kendi vatandaşlarına yaptırım uyguluyorlar. Muhalifler eziliyor. Bu bunaltıcı, ezici propaganda hiç durmuyor.
Uzun lafın kısası, yalnızca hegemonya değil, meşruiyet de çökerken toplum içinde de bir şeyler oluyor. Senin arka planın büyük ölçüde ekonomiyle de ilgili olduğu için, sürdürülebilirliği nasıl değerlendirirsin? Sence önce ne çatlar? Ekonomik sürdürülebilirlik mi, siyasi boyut mu? Yani bu yürümeyecek gibi görünüyor. Yoksa bu yalnızca askeri bir yenilgi ya da sonuçla mı bitecek?
Yaklaşan Ekonomik Çöküş ve Savaş Yoluyla Dikkat Dağıtma
Alex Craner: Ekonomik çöküş geliyor. Bu matematiksel bir kesinlik. Ama United States’te 1929 ve 1930’lardaki Büyük Buhran gibi olmayacak. Daha çok stagflasyonist bir resesyonun, hızlanan enflasyon seviyeleriyle birleştiği bir çöküş olacak.
Para giderek daha değersiz hale gelecek. Bu, Western world genelinde yaşam maliyeti krizini daha da ağırlaştıracak; muhtemelen yalnızca Western world’de değil, tüm dünyada. Bu da toplumsal ayaklanmalara yol açacak. Ne olacağını bilmiyoruz çünkü daha önce hiç bu durumda bulunmadık.
Geçmişte yönetici düzenler medyada her zaman tekele sahipti ve anlatıları kontrol etmek görece kolaydı. Şu anda durum artık böyle değil. Çünkü internet var, sosyal medya var, bu tür sohbetler, podcast’ler var. Son derece kaliteli içerik üreten çok fazla insan var ve bu içerikler kamuoyunu harekete geçiriyor. Sonra başka insanları da içinde bulunduğumuz krizin her küçük yönünü araştırmaya itiyor.
İktidardaki insanların bu öfkeyi dış bir düşmana yönlendirmek için çaresiz olduğunu görebiliyoruz. Rupert Low’un soruşturması yayımlanmadan bir gün önce British SAS komandoları English Channel’da bir Russian tankerine çıktı. Bu tamamen yasa dışıydı. Bunu herhangi bir uluslararası hukuk kuralıyla, deniz hukuku ile ya da UN sözleşmeleriyle bağdaştırmanın hiçbir yolu yoktu. Bu düpedüz bir korsanlık eylemiydi.
Gemiyi British karasularına çektiler ve sonra üzerinde yargı yetkisi iddia ettiler. Bu, Russianlara karşı çok açık bir provokasyon. Sonra Russianlar English Channel’a bir fırkateyn gönderdi. Ardından fırkateynle çarpışacak gibi görünen özel bir sürat teknesi sürdüler. Eğer o gemide bir Russian denizci ya da komutan olsaydın, varsayımın bunun bize çarpıp patlayacak bir drone bot olduğu olurdu.
Neyse ki Russianlar önce işaret fişekleri atarak, sonra uyarı ateşi açarak ve nihayetinde teknenin yön değiştirmesini sağlayarak daha büyük bir olayı önleyebildi. Sonuçta bir sonuç doğmadı.
Ama British tarafında artık yakıcı bir savaş çıkarma arzusu var. British derken Roger Waters ya da Jeremy Clarkson gibi insanlardan söz etmiyorum; hükümetteki insanlardan söz ediyorum. Amaç, insanların şikayetlerini dış düşmana yönlendirmek için ciddi bir savaş başlatmak; bu dış düşman da açıkça Russia olurdu.
English Channel’da denizde gerçekten hiçbir şey olmayınca, bu kez Ukrainians Moscow’a şimdiye kadarki en büyük drone saldırısını düzenledi. Moscow dün sabah, hayır iki gün önce, tamamen kıyametvari sahnelere uyandı. Moscow, Allied yangın bombardımanlarına maruz kalmış gibi görünüyordu. Dolayısıyla bir savaş tertiplemeye yönelik açık girişimler var; çünkü iç krizden dikkat dağıtmanın mümkün olan en iyi yolu bu.
biliyorsun, para çöktüğünde, raflarda yiyecek kalmadığında, eczanelerde ilaç olmadığında, insanlar doktor randevusu alamadığında ve benzeri durumlarda, yani, her şeyi Russia’nın üzerine atarsın ve vatanseverlik davullarını çalarsın ki bütün genç erkekler evde devrim yapmak yerine Eastern Front’ta büyük ölçekli bir kıyıma sürüklensin. Bu World War I’da yapıldı. Ve benim kanaatim bunun kasıtlı olduğudur; çünkü World War I generallerini beceriksizlikleri yüzünden alaya almak artık bir tür meme haline geldi. Yani neredeyse kültürel bir gerçek. Bunu sitcomlarda, filmlerde, her yerde görürsün. Dünyanın değiştiğini, düşmanın makineli tüfekleri olduğunu ve benzeri şeyleri anlamayan, adamları görünürde hiçbir neden olmadan dalga dalga dalga kesin ölüme gönderen generaller. Ama kimse kendine şu soruyu sormuyor: Bu kasıtlı mıydı? General Sir Douglas Haig’in hayatını ve çalışmalarını incelersen, bunun neredeyse kesinlikle kasıtlı olduğunu anlarsın. Adam ne yaptığını tam olarak biliyordu, ama bizzat kendisi 2 milyona kadar British askerinin, askerlik çağındaki erkeğin ölümünden sorumluydu. Onları yabancı bir savaş alanında ortadan kaldırmak, eve dönüp sorular sormaya başlamalarından daha kolaydır. Hey, kızlarımız ve kadınlarımız nasıl oluyor da tecavüze uğruyor ve kimse hiçbir şey yapmıyor? Polis nasıl oluyor da bu eğlenceye katılıyor, değil mi? Gazeteler bunu nasıl örtbas ediyor? Medya nasıl... royal f, yani, bu soruları sormaya başladıklarında sistemin meşruiyeti çöker. Ve sistemin meşruiyeti çöktüğünde, neredeyse kaçınılmaz biçimde devrime ya da iç savaşa doğru ilerlersin. Ve King’s College profesörü David Betts var; bu konuda kapsamlı biçimde yazmış ve konuşmuştu, bir iç savaşın artık sadece UK’de değil, Western Europe’un büyük bölümünde kaçınılmaz olduğunu ve tarihsel emsallere göre bir iç savaş için gereken tüm koşulların yalnızca karşılanmış olmadığını, kıtanın bir iç savaş patlaması için patlayıcı biçimde yapılandırıldığını söyledi. Ve yaklaşık bir yıl önce bunun 5 yıl içinde olacağını söylüyordu. Yani bu, şimdi dört yıl içinde demek olur. Bu çok yakın. Dolayısıyla iktidardaki insanlar için mesele şu: giyotin riskini mi göze alırız, yoksa Russia’ya karşı bir savaş kışkırtmak ve ardından bütün toplumu seferber ederek bütün erkeklerin gidip Russianlarla savaşmasını ve umarız bir daha geri dönmemesini sağlamak için elimizden gelen her şeyi mi yaparız. Bulunduğumuz yer burası ve bütün bunların temeli ekonomik kriz; çünkü enflasyon dört nala devam edecek. İnsanlar geçinmekte giderek daha fazla zorlanacak. Hoşnutsuzluk tırmanacak ve sokaklara taşacak. Ve iki gün önce çıkan bu soruşturmayla, Glenn, artık ruling establishment’ın düşman olduğunu inkâr etmek mümkün değil. Yani şimdiye kadar şu anlatıyı sürdürebiliyorlardı: grooming gangs hakkında konuşursan ırkçısındır, tecavüzlerin çoğunu white men yapıyor, bunu gerçekten söylüyorlardı. Şu anda bence o baraj yıkıldı. O baraj yıkıldı ve bence halkın öfkesi artık işleniyor ve UK’yi tsunami gibi basacak. Ve sadece UK değil; aynı şey belki biraz daha küçük ölçekte Norway’de, Sweden’da, Belgium’da, France’ta, Germany’de, birçok ülkede yaşanıyor. Dolayısıyla yakın gelecekte derin, köklü bir hoşnutsuzluğa bakıyoruz.
Yine de ilginç olan şu ki tarih boyunca, bir siyasi sistemde büyük bir meşruiyet krizi olduğunda bunun neredeyse her zaman hayal kırıklıklarının dış bir düşmana yönlendirilmesiyle ve böylece savaş başlatılmasıyla sonuçlandığını görürsün. Ama bu günümüzde yaşandığında, genellikle bir komplo teorisi, sağcı bir delilik olarak reddediliyor.
Öyle, ama yine de bir adım geri çekilip olan bitene daha geniş tarihsel bağlam içinde bakarsan, dediğin gibi ben de David Betts’le bu kanalda röportaj yaptım ve yani, sen takip ediyorsun, o iç savaşların tarihini takip ediyor; toplum içinde neler olduğunu izliyor ve diyebilirsin ki, bu açıkça burada yaşanıyor. İlk tepki de her zaman, özellikle siyasi medya establishment’ı tarafından, “Nasıl cüret edersin, şimdi bunu kışkırtıyorsun, teşvik ediyorsun,” oluyor; çünkü otoritelerin gayrimeşru olduğunu söyleyerek bu fikri yayıyorsun. Yani, hayır, toplumda gerçekten ne olup bittiğini tartışmaya bile yer olmaması çılgınca; çünkü yine senin söylediğin şeyi artık inkâr edemezsin. Ekonomik kriz, meşruiyet krizi, kötü yönetim, pervasız dış politikalar. Yani Iran’la neden savaşa girdiklerine dair yalanlar, Russia da evet, muhtemelen gelecekte China da. Hepsi ifşa olmuş durumda, ama eleştiriyi tanımaya yer yok ve hayır, bu oldukça çılgınca. Ama Moscow’un bombalanması hakkında söylediklerini nasıl görüyorsun? Bu benim hâlâ aklımın almadığı başka bir şey; bütün bu western ülkelerinin her gün ne kadar drone ürettikleriyle, istihbaratla saldırı hedefleri bulmaya nasıl yardım ettikleriyle övünüp gösteriş yapması. Russia içinde daha derin saldırıları teşvik ediyorlar. Amaçları bu. Daha fazla uzun menzilli saldırı yapacaklar. Russia’yı vurmak için bu silahları seri üretecekler. Ama sen şu noktayı dile getirirsen: peki bu tam olarak nereye gidiyor? Bu bizi nasıl taraf yapmıyor? Russianlar West’e nasıl karşılık veremeyecek, çünkü bu işlemiyor. Hiçbir şey yok. Genelde Russia’nın bunu hak ettiği ya da “bunu düşünmeliydiler, Ukraine’den çıksınlar” gibi bir şey duyarsın, ama kimse şu soruyu yanıtlamaz: Bu bizi nasıl taraf yapmıyor ve hangi noktada Russia’nın karşılık vermemesi imkânsız hale gelir? Ben bunu, hayatta kalma içgüdüsünü... yani sıfıra yaklaşıyoruz gibi görünüyor, hiç sağduyu yok, sadece duygusal sloganlar ve herkes nefret etrafında birleşmeli. Ne bileyim.
Evet. Evet. Ama bak, bence bunu kasıtlı yapıyorlar; çünkü Russianların karşılık vermemesini mümkün olduğunca zorlaştırmak istiyorlar. Russia’nın karşılık vermesi için çaresizler, çünkü evde meşruiyetlerini kaybediyorlar. Ve Russia’ya karşı bir savaş çıkarabilirlerse, kazanıp kazanmamaları önemli değil. Kazanmayacaklarını biliyorlar, ama bunun bayrak etrafında toplanma etkisi olurdu. Çünkü şu anda savaş yokken, British royalty’nin nerede olduğuna bak. English kızlarının British toprağında endüstriyel ölçekte tecavüze uğraması hakkında bir şey söylemek için üç günleri vardı ve hiçbir şey söylemediler. Şimdi birden Russia United Kingdom’ı vurursa, “king and country için” diyecek bir sürü insan olurdu ve savaşa gitmeye hazır olurlardı. Dolayısıyla ruling establishment bu savaşı başlatmak için çaresiz. Ve Vladimir Putin onlara bu hediyeyi vermemesi gerektiğini biliyor; çünkü bu onların isteyebileceği en güzel Christmas hediyesi olurdu. Bu yüzden artık müdahil olduklarını inkâr etmeye bile zahmet etmiyorlar. Yani 2022 ve 2023’te herkes gerçekten çok dikkatliydi; çünkü “onlara bu silahları veremeyiz, çünkü Ukrainians Russia’nın derinliklerini vurabilir ve biz suç ortağı gibi görülürüz, bu da bizi Russia’ya karşı savaş riskiyle karşı karşıya bırakır” ve benzeri şeyler vardı. Mesela onlara F-16 savaş uçakları verme konusunda çok tereddüt vardı, çünkü bunlar nükleer kapasiteli. Yani çok ama çok çekingenlerdi. Ukraine’i destekleseler bile buna çok güçlü biçimde karşı çıkan birçok ses vardı. Şimdi ise mutfak lavabosu anı; yani her şey ortaya dökülmüş durumda. Önemi yok. Neredeyse “biziz” diye reklam yapıyorlar. Biziz. Bakın, bunu biz yapıyoruz. Ukrainians sadece tetiği çekiyor ama bunu biz yapıyoruz. Biz planlıyoruz. United Kingdom, Kier Starmer January 2025’te, Donald Trump’ın göreve başlamasından hemen önce Ukraine’e gitti. Ve Ukraine ile 100 yıllık bir ortaklık anlaşması imzaladı. Bu ortaklık anlaşmasının bir bölümü, drone warfare geliştirmede Ukraine’e British desteğini belirtiyordu. Yani bu ortada ve şimdi, aslında sen bu sabah ya da dün tweet attın, Ukraine’e 150.000 drone sağlayacaklarını açıkladılar; Ukraine’in bunları Russia’yı vurmak için kullanacağı açık niyetiyle. Yani ben birine ateş ediyorsam ve sen de onu öldürmem için gereken mermileri ve her şeyi bana getiriyorsan, tamamen suç ortağısın. Normal bir insansan bunu gizlemeye çalışırsın. Ama savaş için çaresizsen, tırmanma için çaresizsen, bunu gizlemeye çalışmamakla kalmaz, neredeyse reklamını yaparsın. Bulunduğumuz yer burası. Ve bu bir sorun yaratıyor; çünkü Vladimir Putin oyunu anlıyor ve onlara bu hediyeyi vermeyecek. Ama aynı zamanda içerdeki siyasi baskılar öyle bir noktaya geliyor ki, Vladimir Putin yaklaşan çığı durduramayabilir; çünkü “onlara ders vermeliyiz” diyen çok insan var. Germany’ye nükleer saldırı yapalım, işte Gyanov’un önerdiği gibi. Ve West’in çaresizce umduğu şey de bu. Ve bu anlamda Putin’in elini zorlayabilirler; çünkü dün gördüğümüz gibi bu drone saldırıları tekrar tekrar tekrarlanırsa, Russia buna karşı hiçbir şey yapmadan duramaz. Dolayısıyla çok ama çok tehlikeli bir durumdayız. World War II’ye tırmanış kendi liderlerimiz, bu dünyanın Merzleri, Macronları, Starmerları ve Mark Carney tarafından kışkırtılıyor. Onu da dışarıda bırakmayalım. Ve tarihsel emsaller onların lehine olurdu; çünkü tırmandırmak, itidali sürdürmekten çok daha kolaydır. Ve bence buna karşı koymak bize, yani kamuoyuna düşüyor; çünkü kamuoyu liderlere “nereye gittiğinizi görüyoruz, ne yaptığınızı görüyoruz. Erkeklerimizi, çocuklarımızı büyük bir savaşta feda etmek istediğinizi görüyoruz ve sonra ne olacak? Çocuklarımızı ve kadınlarımızı sizin göçmenlerinizin insafına mı bırakacaksınız?” mesajını verirse... Dolayısıyla askerlik çağındaki erkeklerin neler olduğunun farkında olması gerekiyor ve savaşı reddetmeleri gerekiyor; bu çok zor, çünkü Ukrainians da savaşmak istemiyordu. Zorlandılar. Bu yüzden önümüzde gerçekten potansiyel olarak devrimci zamanlar olduğunu düşünüyorum.
Evet. Bu iyi bir nokta. Yani nüfus şu anda örneğin Russia’ya, China’ya, Iran’a ya da herhangi birine karşı savaşmak istemese de, Russian misillemesi gelir gelmez bu değişebilir diye düşünüyorum. Dediğin gibi, Ukrainians konusunda insanlar şunu sık sık unutuyor: 91’den 2014’e kadar, her ankette NATO’nun parçası olmak isteyen Ukrainians çok küçük bir azınlıktı. Eğer bir güvenlik ortaklığı seçme imkânınız olsaydı hangisini seçerdiniz diye sorulduğunda, Russia’yı seçerlerdi ya da ideal olarak hiçbir blokun parçası olmak zorunda kalmak istemezlerdi, ama eğilim Russia’ya doğruydu. Ama elbette biri hükümeti devirip bu extremist unsurları yerine koyduğunda ve sonra Russians karşılık verdiğinde, evet, bunun üzerine inşa edebilirsin; Ukrainian ordusunu kurarsın, barışa giden her yolu sabote ettiğinden emin olursun, onları tepeden tırnağa silahlandırırsın ve sonra, 20 yıl önce düşünülemez derdim, şimdi aralarında bu büyük savaş yaşanıyor. Öyleyse Europeans’ı da, European erkekleri de savaşmak ve ölmek için sıraya dizmeye neden ikna edemeyesin?
Aynen. Evet. Aynen. Evet. Hayır ama, evet, sormak istiyordum. Russia üzerine değil, son bir soru; ama Iran’ın buna nasıl dahil olduğunu nasıl görüyorsun? Bunun ilgisiz olduğunu söylemiyorum, ama Americans tarafından kalıcı bir teslimiyetin kabul edildiğine inanmak zor. Bunu sadece yeniden toparlanma olarak mı görüyorsun, yoksa burada Iran’ı yenemeyeceğiniz gerçeğiyle mi yüzleştiler? Yani gerçekliği mi kabul ediyorlar, yoksa bu memorandum of understanding’i nasıl değerlendiriyorsun?
Bence yeniden toparlanmaya çalışacaklarına hiç şüphe yok, ama bu mutlaka Trump değil. Sadece bu durmayacak. Yani Syria’yı yok etmekten asla vazgeçmedikleri gibi, Libya’yı, Iraq’ı ve benzerlerini yok etmekten de asla vazgeçmediler. Ve hatta Afghanistan’dan çekildikten sonra bile ruling establishment’tan çok fazla yorum geldi; “Afghanistan’a geri dönmek zorunda kalacağız” diyorlardı. Trump bile bu döneminin başlarında “background base”i geri istediğini söyledi. Çekilmenin hemen ardından Leon Panera televizyona çıkıp bir röportaj verdi, unuttum, 60 Minutes ya da buna benzer birine, ve şöyle dedi: bir noktada Afghanistan’a geri dönmek zorunda kalacağız. Dolayısıyla yeniden toparlanacaklarına hiç şüphe yok. Belki Trump döneminde olmayacak, ama toplumdaki o güç, hükümeti sonunda eş güdüme sokan ve onu bankacılık kartelleri için çalışmaya, toplumu sömürge savaşları için seferber etmeye mecbur bırakan mekanizma her neyse, o mekanizma hâlâ orada. Yani örneğin Iran konusunda gördük ki Iran 9/11 saldırılarından beri regime change hedef tahtasında. Değil mi? Wesley Clark, 9/11 saldırılarının ardından Pentagon’da 5 yılda yedi ülkeyi devirmekten söz ettiklerini söyledi. Bu 2001’di. Yani Iran’da 2006’ya kadar regime change yapmayı zaten planlamışlardı. Bu olmadı. Libya’da çok zorlandılar. Syria’da zorlandılar, ama hiç durmadı. Yani bu ezici güç hiç durmadı. Hiç gevşemedi. Ve şimdi Iran’a yöneldi. İlk savaş kaybedildi. Bu, yeniden başlamayacakları anlamına gelmez. Belki şimdilik savaş masadan kalkmıştır, ama sabotajları, suikastları, regime change savaşları, color revolutions, yaptırımları hâlâ var ve bunların hiçbiri ortadan kalkmayacak. Ve bence Iranians saf değil. Bunun kendilerine doğru geldiğini biliyorlar, ama nihayetinde mücadeleyi ekonomik alan belirleyecek; çünkü Bashar al-Assad hükümeti 2015 ile 2019 arasındaki savaştan sağ çıktı. Savaştan sağ çıktılar. Russianların yardımıyla üstün geldiler. Kazandılar. Ama ülke ekonomik yaptırımlarla ezildi, ekonomi yok edildi. Ve böylece toplum, çantalar dolusu parayla sızabilen yabancı çıkarlara karşı çok savunmasız ve geçirgen hale gelir. Yani bir hâkim, polis şefi ya da askeri general eve ayda 50 dolar götürüyorsa ve bir MI6 adamı yüz dolarlık banknot desteleriyle çıkagelirse, bu işleri çok ileri götürebilir; hükümet sistemini içeriden çürütebilir ve öyle zayıf hale getirebilirler ki sonra birazcık baskı onu devirebilir. Ve bu yüzden bence, hatta Iran’daki ultra şahin Ghalibaf bile ekonomiye ilişkin meselelere dikkat kesilmemiz gerektiğini söylüyordu.
Neyse ki bugün bence mücadele yeterince açık ve yeterince kritik ki Chinese ve Russians bütün bunları anlıyor ve Iranian ekonomisinin nefes almasını, gelişmesini, insanların makul şekilde yaşayabilmesini sağlamak için Iran’a ellerinden gelen her şekilde yardım edecekler; böylece Iranian hükümetinin western colonialist empire’ın ellerine düşmesini engelleyecekler. Ama biliyorsunuz, bu colonialist empire’ın paydaşları için de bu mücadele varoluşsal. Dünyanın bazı bölgelerini colonize etmekten, onların zenginliğini Wall Street’teki, City of London’daki ve Paris’teki dev bankalarına doğru finansal akışlara çevirmekten ve bütün western ülkelerin siyasi sistemlerini bu savaşları yürütmeye yönlendirmekten başka bir şey yapmayı bilmiyorlar. Yani bu durmayacak.
Ben Iran’ın galip geleceği, Iranian hükümetinin bundan sağ çıkacağı konusunda iyimserim. Büyük olasılıkla Trump administration savaş iştahını kaybetti ve bunu yapabilirler. Benim gördüğüm şu: muhtemelen herhangi bir anlaşmanın uygulanmasını sabote edecekler. Yani şöyle diyecekler: “Ah evet, Iran’ın yeniden inşası ve yeniden kalkınması için şu 300 milyar dolarlık fon. Ama bir sürü pürüz ve hukuki sorun var ve yaptırımları öyle bir anda askıya alamayız.” Yani işi uzatabildikleri kadar uzatacaklar. Bu arada Iran ile Israel arasındaki conflict muhtemelen devam edecek. United States Israel’i desteklemeye devam edecek, açıkça olmasa da gizlice. Britishler Israel’i desteklemeye devam edecek. Ama bence bu ara dönemde güç dengesi Iran’ın lehine, Israel’in aleyhine olacak.
Oyunun nihai sonucu ekonomik meselelere bağlı olacak; Iranians’ın devam edecek yaptırımlara rağmen ekonomilerini geliştirip halklarına makul bir refah düzeyi sağlayıp sağlayamayacaklarına bağlı olacak. Bazı yaptırımları kaldıracaklar, ama biliyorsunuz bazen western jurisdictions bazı ülkelere yönelik yaptırımları askıya alsa bile, yaptırımları uygulamakla görevli kurumlar onları uygulamaya devam eder. Bu yüzden Iranians hâlâ petrolü China ve Chinese yuanıyla ödeme kabul eden ülkeler dışında bir yere ihraç etmekte çok zorlanacak. Bu devam edecek. Dolayısıyla sonuç büyük ölçüde China, Russia ve diğer BRICS ülkelerinin Iran’la ticaret yapabilme ve Iranian ekonomisinin gelişmesine alan açabilme kapasitesine bağlı olacak. Ama western jurisdictions açısından bence hiç şüphe yok ki dünyayı yönetmeye yönelik saldırgan colonialist yaklaşımlarını sürdürecekler. Ve belki yeniden toparlanmaya, Cuba gibi daha zayıf hedeflere yüklenerek cesaret ve kararlılık biriktirmeye çalışacaklar. Yani bu kuşaklar boyu sürecek bir conflict olacak. Bu kesin.
Son bir düşünce olarak, Wesley Clark hakkında söylediklerin bence çok iyi bir noktaydı. Yani o emekli dört yıldızlı US army generali. NATO’nun Avrupa’daki supreme allied commander’ıydı. Yani en tepedeki adamdı. Bir sahneye çıkıp dinleyicilere Pentagon’dan bir belge gördüğünü, planda 5 yılda yedi ülkeyi devirmek olduğunu söyleyebiliyor. Iraq’ın peşine düşeceklerdi, ki düştüler; Libya, Syria, Lebanon, Somalia, Sudan ve sonunda Iran. Ve şimdi Americans’ın bütün bu ülkelerin peşine düştüğünü biliyoruz. Ama bizim political media establishment’a gittiğinizde ne diyorlar? “Bütün bu savaşlar birbirinden ayrıydı. Ortak hiçbir yanları yoktu. Sadece insani kaygılarla ilgiliydi. Iraq’ta weapons of mass destruction vardı. Libya’da insani kaygılarımız vardı çünkü siyasi elitlerimizin Libyans ya da Syrians için yufka yürekleri var.” Ya da şimdi, regime’den kurtarılması gereken Iran’daki zavallı kızlar. Yani her şey açıkça gözünün önünde duruyor ama narrative üzerinde hiçbir etkisi olmuyor.
Bence Ukraine war’da da aynı şey var. CIA director William Burns’ün sadece sızan bir cable’ı değil, kendi kitabında yayımladığı uyarılar da var; tam olarak olacak şeyi önceden söyledi. Yani NATO Ukraine’i kendi yörüngesine çekmeye çalışırsa öngörülebilir olan şey yaşanacaktı: Önce bir iç savaş çıkacaktı, çünkü çoğu Ukrainian NATO’da olmak istemiyordu, özellikle East’te. Dolayısıyla bir iç savaş olacaktı, ki oldu. Sonra da Russians’ın Donbas ve doğudaki Ukrainians adına isteksizce müdahale edeceğini söylüyordu. Bunu istemiyorlar, ama başka seçenek görmüyorlar. Yine tam olarak olan buydu. Elinde bu gerçek var ve bu, West genelinde çok sayıda siyasi, askeri ve intelligence lideri tarafından destekleniyor. Peki narrative’i nasıl etkiliyor? Hiç. Herkes aynı şeyi tekrarlıyor: Bu tamamen unprovoked idi. Mr. Putin bir gün uyandı, Soviet Union’ı yeniden kurmak istedi. Yani gerçekten post-truth bir dünyada yaşıyoruz. Gerçek realite, gerçek facts var. Bunların narrative’ler üzerinde kelimenin tam anlamıyla sıfır etkisi var artık. Ve bütün bunlar da “bu bizim çıkarımıza, uğruna savaşıp ölmemiz gereken şey bu” diye satılıyor.
Ve elbette pastanın üzerindeki kiraz da bunun Ukrainianlara yardım etmekle ilgili olduğunun söylenmesi; oysa NATO her adımda onları yüzüstü bıraktı, her adımda görmezden geldi, sadece son 12 yılda değil, bence son 22 yılda. Bu gerçekten olağanüstü. Ama bunu dile getirmek hemen “Russian Kremlin” ya da “Kremlin talking points” veya conspiracy theory alanına itiliyor. Sadece, daha önce dediğim gibi, propaganda boğucu. Şu an geldiğimiz yer inanılmaz. Liberal demokratik açık toplumlar için yani. Neyse, kapatmadan önce son düşüncelerin var mı?
Şey, biliyorsunuz, kesinlikle haklısınız ve belki de meselenin tam özü bu. Bence Vladimir Putin West’i “lies empire” diye adlandırmakta çok haklıydı, çünkü bu gerçekten bir lies empire. Çünkü bahsettiğiniz örnekler, maaşı bir şeyi anlamamasına bağlı olan birini ikna etmenin çok zor olduğu örnekler. Böylece hükümet yapılarımız, temel şeyleri anlamamaları için para alan insanlarla dolu. Anlasalar bile reddediyorlar, çünkü hakikati kabul ederlerse bu sisteme hizmet etmeye devam edemezler. Bu yüzden yalanlara sarılmak zorundalar.
Bunun çok somut örnekleri de var. Ukraine’da savaşın patlak vermesinden hemen önce India’da bir tür askeri tatbikat düzenlenmişti ve orada NATO yetkilileri vardı. Bunlardan biri German Navy amirali Admiral Kay-Achim Schönbach’tı. Büyük bir yuvarlak masadaki bu tartışmanın videosu var; aralarında Indians dahil başka üst düzey askerler de var. Ukraine’daki, tam savaşa dönüşmek üzere olan crisis hakkında şunu söylüyordu: Bu crisis’in düşük maliyetli çözümü, Russia’nın security concern’lerini basitçe kabul edip onlara saygı duymak, bunları ele almak ve Russians’la onların meşru security concern’lerini karşılayan bir anlaşma yapmanın yolunu bulmaktır. Kariyeri o gün bitti. Hemen görevden alındı. Geri adım atmaya çalıştı, “hayır” dedi, ama bitti; dışarıdasın.
Onun yerine geçecek kişi de savaşa “evet” diyecek, jingoist olacak, yalanları sürdürecek ve hakikati ve realiteyi kabul etme hatasına düşerse dışarıda kalacağını anlayacak biri olacak. Ve bu tür kararlar, bütün lies empire’ımızdaki her kilit karar alma noktasında binlerce kez verildi. Böylece her kilit karar alma noktası bu tür politikacılarla, generallerle, hâkimlerle, polislerle, intelligence ajanlarıyla ve benzerleriyle doldu. Sonunda European Union başkanına sahip oluyorsunuz, ayrıca foreign policy commissioner Kaja Kallas var; hayattaki tek qualification’ı sanırım kuduz gibi, tedavisi olmayan Russophobia. Bütün sistemimiz böyle.
Ama bence cesaret verici taraf şu: bu en üstteki çok çok ince bir kabuk. Yüzeyin altında insanlar uyanıyor ve neler olduğunu anlıyor. Bu yüzden European populations’a Ukraine’a yaptıklarını yapıp yapamayacakları henüz görülecek: military age men’i iradelerine rağmen savaşa yürütmek. Ve buna elimizdeki her şeyle karşı çıkmamız gerektiğini düşünüyorum, çünkü bu barış ile savaş arasındaki fark. Oğullarınızın evde hayatta olması ile, şimdi yüz binlerce, belki bir milyondan fazla Ukrainian ebeveynin yaşadığı gibi, ülkenizin bayrağı altında toprağın altında olması arasındaki fark. Yani bu conflict artık West’te yaşayan herkes için doğrudan bununla ilgili, United States dahil. Çünkü belki Americans Ukraine’a karşı bir savaşa katılmayacak, ama aynı power structures tarafından sonunda China’yla yüzleşmek için aynı hazırlıklar yapılıyor. Trump bunu yapmak istemiyor, ama Trump’tan sonra başka biri iktidarda olacak; belki Anthony Blinken ya da Jake Sullivan gibi biri.