Adı Belirtilmeyen Konuk: CIA’nın “Düşük Güven” Değerlendirmesi Trump Kararını Tartışmaya Açtı
İngilizce kayıtta, adı transkriptte verilmeyen sunucu ile adı transkriptte verilmeyen konuk, CIA’nın (Central Intelligence Agency, Merkezi İstihbarat Teşkilatı) “low confidence” yani “düşük güven” değerlendirmesinin ne anlama geldiğini ve Donald Trump’ın buna rağmen iddia edilen bir tehdide ilişkin nasıl davrandığını tartıştı. Bölümde özellikle Trump’ın istihbarat değerlendirmesini dikkate alıp almadığı, uçağındaki yolcuları bilgilendirip bilgilendirmediği ve Rubio’nun süreç dışında bırakılıp bırakılmadığı ele alındı.
CIA’nın “Düşük Güven” Değerlendirmesi
Sunucu, CIA’nın elindeki istihbaratı nasıl inceleyip “low confidence” sonucuna vardığını sordu. Ayrıca bu ifadenin istihbarat topluluğu içinde özel bir terim olup olmadığını anlamaya çalıştı.
Konuk, “Düşük güven, istihbarat topluluğu jargonunda bunun büyük ihtimalle çöp olduğu anlamına gelir,” diyerek değerlendirmesine başladı. Ona göre CIA ve muhtemelen askeri istihbarat, “yaklaşan” bir tehdide işaret ettiği söylenen orijinal belge ya da kanıtları görmüş, fakat bir nedenle bunları makul bulmamıştı.
Konuk, “CIA ve muhtemelen askeri istihbarat, bu tehdidin yakın olduğunu söylemek için sunulan orijinal belge ya da kanıt her neyse ona baktı,” diyerek, kurumların bu materyali inceledikten sonra “bunun makul olmadığına” karar vermiş olabileceğini belirtti.
Trump’ın İstihbarat Değerlendirmesini Göz Ardı Ettiği İddiası
Konuğun anlatımına göre, bu durumda istihbarat kurumlarının düşük güvenli, yani güvenilirliği zayıf gördüğü bir tehdit değerlendirmesi vardı. Konuk, Trump’ın bu süreçten haberdar edilmiş olacağını varsayarak, onun istihbarat topluluğunun değerlendirmesini dikkate almadığını savundu.
“Başkanın elbette bu sürecin içinde olması gerekirdi; istihbarat topluluğunun ve muhtemelen Savunma Bakanlığı’nın yargısını görmezden gelmeyi seçti,” diyen konuk, burada “Department of Defense” için önce “Savunma Bakanlığı”, ardından alaycı biçimde “Savaş Bakanlığı” ifadesini kullandı.
Konuğa göre Trump, bunun yerine “kendi küçük oyununu” oynamaya karar verdi. Bu oyun olarak tanımlanan şey, aynı havaalanındaki askeri bir uçağa gizlice geçmesi ve oradan uzaklaştırılmasıydı. Konuk, Trump’ın bu süreçte esas uçakta bulunanlara bilgi vermediğini iddia etti.
Uçaktaki Yolcuların Bilgilendirilmemesi
Konuk, Trump’ın tehdidi uçaktaki kişilere söylemediğini ileri sürdü. Bu kişilerin arasında basın mensupları, hükümet yetkilileri ve mürettebatın bulunduğunu söyledi. Ona göre uçak planlandığı gibi kalkacak, eğer tehdit gerçekse içeridekiler vurulma ve ölme riskiyle karşı karşıya kalacaktı.
“Uçaktaki kimseye, yani basına, birçok hükümet yetkilisine ve mürettebata bu tehditten söz etmedi,” diyen konuk, “böylece planlandığı gibi havalanacaklardı; tehdit gerçekten varsa vurulacak ve hepsi ölecekti” şeklinde değerlendirdi.
Konuk, Trump’ın bunu neden iyi bir fikir olarak görmüş olabileceğinin hâlâ anlaşılamadığını söyledi. Tartışmada, Trump’ın havaalanında normalde uçaklar arasında yiyecek taşımak için kullanılan bir araçla götürüldüğünden de söz edildi.
“Donald Trump’ın bunun neden iyi bir fikir olduğunu düşündüğü herkes için muamma gibi görünüyor,” diyen konuk, Trump’ın o sırada “normalde yiyecek taşımak için kullanılan bir araçla” götürüldüğünü ifade etti.
Trump’ın Açıklaması ve Sunucunun İtirazı
Konuk, Trump’ın tek açıklamasının, kendisinin diğer uçaktaki kişilerden daha büyük tehlike altında olduğu yönünde olduğunu söyledi. Ancak bu açıklamayı inandırıcı bulmadığını belirtti.
“Trump’ın tek açıklaması, büyük olasılıkla diğer uçaktakilerden daha fazla tehlikede olduğuydu; bu saçma,” diyen konuk, bu gerekçeyi reddetti.
Sunucu da bu noktada itirazını dile getirdi. Ona göre tehdidi yönelttiği söylenen kişiler, Trump’ın artık uçakta olmadığını biliyordu. Bu nedenle sunucu, durumun daha da mantıksız olduğunu söyledi.
“Onu tehdit eden kişiler elbette onun uçakta olmadığını biliyordu,” diyen sunucu, “bu gerçekten çok saçma” değerlendirmesinde bulundu.
Rubio’nun Süreç Dışında Kalması
Sunucu daha sonra Trump’ın ulusal güvenlik danışmanının neden bilgilendirilmediğini sordu. Aynı kişiyi Dışişleri Bakanlığı sekreteri, ulusal arşivci, Küba ve Venezuela “genel valisi” gibi birden fazla sıfatla anarak Rubio’ya göndermede bulundu. Bu ifade, kayıtta alaycı bir ton taşıyordu.
Sunucu, Rubio’nun ulusal güvenlik danışmanı sıfatıyla neden süreçte tutulmadığını sordu. Konuk ise bunu Trump’ın Rubio’ya tamamen güvenmemiş olabileceği ihtimaliyle açıkladı.
“Yalnızca şunu varsayabilirim: Kendini Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak tanıtan kişi, o bireye tamamen güvenmiyor,” diyen konuk, Trump’ın Rubio’yu bilgilendirmemiş gibi göründüğünü söyledi.
Konuk, yine de kesin konuşmadı. Trump’ın Rubio’ya söylememiş ve onu uçakta kalmaya yönlendirmemiş olmasının mümkün olduğunu belirtti. Ancak eldeki görüntünün, Rubio’nun bu olaydan haberdar edilmediği yönünde olduğunu ifade etti.
“Görünüşe göre onu bu konuda bilgilendirmedi ve Rubio da bunun lehinde ya da aleyhinde bir şey söylemedi,” diyen konuk, meselenin hâlâ açıklığa kavuşmadığını vurguladı.
Güven Sorunu ve Açıkta Kalan Sorular
Tartışmanın sonunda konuk, Trump’ın kendi atadığı ya da yanında çalıştırdığı kişilere güvenmiyorsa onları neden görevlendirdiği sorusunu gündeme getirdi. Bu soru, bölümdeki en önemli açık noktalardan biri olarak sunuldu.
Konuk, “Bu insanları işe alıp sonra onlara güvenmiyorsanız, onları neden işe alıyorsunuz?” diyerek meseleyi özetledi.
Kayıtta, tehdidin niteliği, istihbaratın kaynağı, CIA’nın değerlendirmesinin tam içeriği veya Rubio’nun olaydan gerçekten ne zaman haberdar olduğu konusunda ek ayrıntı verilmedi. Konuşmacılar, özellikle “düşük güven” değerlendirmesinin istihbarat açısından zayıf veya güvenilmez bir bilgiye işaret ettiğini, buna rağmen Trump’ın farklı bir yol izlediği iddiasını tartıştı.