Judge Napolitano - Judging Freedom

Adı Belirtilmeyen Konuk: ABD ve İsrail Uluslararası Hukuku Seçici Uyguluyor

Adları belirtilmeyen sunucu ile konuk, podcast bölümünde İran’ın yabancı bir devlet başkanına yönelik suikast konusundaki olası tutumunu; ABD ve İsrail’in hedefli öldürme politikalarını; Donald Trump, Benjamin Netanyahu, General Soleimani ve Ayatollah Khamenei üzerinden tartıştı. Konuk ayrıca İran, Gaza, Lebanon ve Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı) bağlamında uluslararası hukuk söyleminin ve Batı medyasının kullandığı dilin çifte standart içerdiğini savundu. Tartışma, devletlerin güç kullanımı ile bu eylemlerin kamuoyuna ve medyaya nasıl sunulduğu arasındaki ilişkiye odaklandı.

İran’ın Yabancı Devlet Başkanlarına Yönelik Tutumu

Sunucu, sorusuna ABD’nin suikasta karşı bir politikası bulunduğunu, ancak kendi değerlendirmesine göre Trump’ın bunu açıkça ihlal ettiğini söyleyerek başladı. İsrail’in ise suikasta karşı benzer bir politika benimsemediğini ve hedefli öldürmeleri “olağan bir devlet aracı” olarak kullandığını öne sürdü. Bu çerçevede İran hükümetinin yabancı bir devlet başkanına suikast düzenleme konusunda nasıl bir politika izlediğini sordu.

Konuk, İran yönetimi içinde böyle bir konunun daha önce gündeme geldiğine inanmadığını söyledi. “Şimdiye kadar herhangi birinin bunu tartıştığını bile sanmıyorum,” diyen adı belirtilmeyen konuk, “İktidar koridorlarında bunun daha önce hiç konuşulduğunu düşünmüyorum,” şeklinde değerlendirdi.

Bu yanıt, İran’ın yazılı veya ilan edilmiş resmî politikasına ilişkin ayrıntılı bir açıklama içermedi. Konuk, bunun yerine kendi izlenimini aktararak, yabancı bir devlet başkanını öldürme fikrinin İran’daki karar alıcılar arasında daha önce ele alınmadığını düşündüğünü belirtti. Dolayısıyla İran’ın bu alanda kesin ve kurumsallaşmış bir doktrine sahip olduğunu ileri sürmedi; tartışmanın İran açısından yeni olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Sunucu ile konuğun yaklaşımı arasında da belirgin bir fark vardı. Sunucu soruyu ABD, İsrail ve İran’ın suikast politikalarını karşılaştırarak kurarken konuk, İran’ın yaklaşımını ayrıntılandırmak yerine ABD ve İsrail’in uluslararası hukuk karşısındaki tutumuna yoğunlaştı.

“Uluslararası Hukukun Üzerinde Olma” Eleştirisi

Konuk, İsrail yönetimi ile ABD’nin uluslararası hukukun dışında hareket ettiğini savundu. ABD’nin kendisini diğer devletler için geçerli kuralların üzerinde gören istisnacı bir devlet olduğunu ileri sürdü. İsrail’in tutumunu ise “seçilmiş halk” anlayışıyla ilişkilendiren konuk, bu düşüncenin İsrail’in kendisini başkalarından üstün görmesine yol açtığını iddia etti.

“Uluslararası hukukun dışında yaşayanlar İsrail rejimi ve Amerika Birleşik Devletleri’dir,” diyen adı belirtilmeyen konuk, “ABD kendisini uluslararası hukukun üzerinde görüyor; istisnacı bir devlet,” şeklinde açıkladı.

Konuk bu değerlendirmeyi, ABD veya İsrail’in bütün eylemlerine ilişkin hukuki bir inceleme olarak sunmadı. Daha ziyade söz konusu ülkelerin siyasi zihniyetine dair genel bir eleştiri geliştirdi. İsrail’in de aynı biçimde kendi eylemlerini meşru kabul ettiğini savunan konuk, “İsrailliler de elbette kendilerini seçilmiş bir halk, dolayısıyla herkesten üstün görüyor. Bu nedenle onlar açısından bunların hepsi kabul edilebilir,” ifadesini kullandı.

Bu sözler konuşmacının siyasi değerlendirmesiydi; podcastte bu iddialara karşı ayrıntılı bir hukuki karşı görüş dile getirilmedi. Bununla birlikte tartışmanın başlangıcındaki soru, ABD’nin suikasta karşı bir politikası bulunduğu, İsrail’in ise bulunmadığı varsayımına dayanıyordu. Konuk, bu ayrımın kurumsal veya hukuki yönünü açıklamak yerine, her iki ülkenin de kendi güç kullanımını uluslararası normların üzerinde gördüğünü savundu.

Soleimani’nin Öldürülmesi ve Netanyahu İddiası

Konuk, General Soleimani’nin Trump tarafından öldürülmesini ABD’de suikastlara yönelik yaklaşımın örneği olarak gösterdi. Benjamin Netanyahu’nun Trump’ı bu eyleme yönelttiğini, ancak son anda kendisinin sürece doğrudan katılmaktan çekildiğini öne sürdü. Bu iddialar podcastte konuk tarafından dile getirildi; bunları destekleyecek ayrıca bir belge veya karşı tarafın açıklaması sunulmadı.

“General Soleimani Trump tarafından öldürüldüğünde ABD’de kimse öfkelenmedi ya da çok az kişi tepki gösterdi,” diyen adı belirtilmeyen konuk, Netanyahu’nun da Trump’ı buna ittiğini, fakat “son saniyede geri çekildiğini” savundu.

Konuk, ABD’deki tartışmanın öldürme eyleminin hukuki veya ahlaki niteliğine odaklanmadığını ileri sürdü. Ona göre hâkim yaklaşım, İran’ın ve İranlı yöneticilerin baştan kötü olduğu düşüncesini kabul ediyor; görüş ayrılığı yalnızca Trump’ın bu eylemi yapmasının doğru bir tercih olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyordu.

Konuk bu yaklaşımı, “Herkes İran’ın kötü, liderlerin kötü, muhafızların kötü, herkesin kötü olduğunu doğruluyordu,” sözleriyle özetledi. Ardından tartışmanın kapsamını şöyle tarif etti: “Belki bunu yapmalıydı, belki yapmamalıydı; tartışma bundan ibaretti.”

Bu değerlendirmeyle konuk, ABD kamuoyunda hiç karşı çıkış bulunmadığını mutlak biçimde söylemek yerine önce “kimse” ifadesini kullandı, ardından bunu “ya da çok az kişi” diyerek sınırladı. Temel iddiası, mevcut tepkilerin olayın büyüklüğüyle kıyaslandığında son derece yetersiz kaldığı yönündeydi.

Khamenei ve İran’a Karşı Savaş Anlatısı

Konuk, konuşmanın devamında Trump’ın İran’a karşı savaş başlattığını ve Ayatollah Khamenei’yi öldürdüğünü söyledi. Bu ifadeler podcastte olgusal iddia biçiminde dile getirilmiş olsa da bölümde tarih, operasyonun ayrıntıları, bağımsız doğrulama veya farklı bir görüş paylaşılmadı. Bu nedenle iddia, konuğun anlatımı çerçevesinde aktarıldı.

“Ayatollah Khamenei’yi öldürdüğünde de bu, Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir mesele hâline gelmedi,” diyen adı belirtilmeyen konuk, ABD’de bu gelişmeye karşı belirgin bir öfke ortaya çıkmadığını ileri sürdü.

Konuk, kamuoyu tepkisinin zayıflığını İran’a ilişkin yerleşik olumsuz kabullerle ilişkilendirdi. Ona göre İran yönetiminin, liderlerinin ve güvenlik güçlerinin bütünüyle “kötü” kabul edilmesi, ABD’nin eyleminin niteliğini ikinci plana itiyordu. Böylece tartışma, bir yabancı ülkenin liderinin öldürülmesinden ziyade, bunun stratejik açıdan gerekli olup olmadığı sorusuna indirgeniyordu.

Konuşmacı, İran’a karşı savaş açıldığı ve binlerce insanın öldürüldüğü iddiasını daha sonra Strait of Hormuz tartışmasını aktarırken de yineledi. Ancak podcast kesitinde savaşın başlangıç tarihi, ölü sayısının kaynağı veya kayıpların hangi dönem ve operasyonları kapsadığı açıklanmadı. Konuk, bu iddiaları ABD’li seçkinlerin ve medya çevrelerinin uluslararası hukuk konusundaki tepkilerini eleştiren daha geniş savının parçası olarak kullandı.

Apartmanlara Saldırılar ve “Hassas Vuruş” Dili

Konuk, savaş sırasında apartman bloklarının bombalandığını ve her saldırıda yaklaşık 30 ya da 40 kişinin öldürüldüğünü ileri sürdü. New York Times ve Washington Post gibi Batılı medya kuruluşlarının ise bu saldırıları, İranlı liderleri veya generalleri ortadan kaldıran “hassas vuruşlar” şeklinde sunduğunu savundu.

“Savaş sırasında apartman bloklarını bombalayıp her seferinde 30, 40 kişiyi öldürüyorlardı,” diyen adı belirtilmeyen konuk, Batı medyasının bu saldırılardaki sivil kayıpları yeterince öne çıkarmadığını belirtti.

Konuk, eleştirisini özellikle kullanılan sözcüklere yöneltti. “New York Times, Washington Post ve diğer medya kuruluşları bunları İranlı liderleri veya generalleri ortadan kaldıran ‘hassas vuruşlar’ olarak adlandırıyordu,” şeklinde konuşan konuk, bu anlatımın aynı binalarda öldürüldüğünü söylediği diğer insanları görünmez kıldığını savundu.

Podcastte adı geçen medya kuruluşlarının belirli haberleri, başlıkları veya tarihleri paylaşılmadı. Bu nedenle konuğun değerlendirmesi genel bir medya eleştirisi niteliğindeydi. Konuk, haberlerde hedef alınan yetkililerin kimliğine odaklanıldığını, ancak saldırının apartman sakinleri ve çevredeki insanlar üzerindeki sonuçlarının aynı ağırlıkta aktarılmadığını ileri sürdü.

Bu noktada tartışma, yalnızca askerî eylemlere değil, onları tanımlamak için seçilen dilin sonuçlarına da yoğunlaştı. Konuğa göre “hassas vuruş” ifadesi, hedef alınan kişinin yanı sıra çok sayıda başka insanın öldürüldüğü iddiasını gölgeleyen bir çerçeve oluşturuyordu.

Gaza, Lebanon ve Iran Arasındaki Karşılaştırma

Konuk, İran’da uygulandığını söylediği hedef alma yönteminin Gaza ve Lebanon’da kullanılan politikayla aynı olduğunu savundu. Anlatımına göre hedef alınan kişilerin aileleri izleniyor, kişinin eve girmesi ve çocuklarının onu karşılaması bekleniyor, ardından eve füze atılıyordu. Bu saldırıların hedefin yanı sıra çocukları, diğer aile üyelerini ve komşuları da öldürdüğünü ileri sürdü.

“Gaza’da insanların ailelerini izliyorlardı; hedef eve girip çocukları onu karşıladığında füze atarak hepsini ve komşularını öldürüyorlardı,” diyen adı belirtilmeyen konuk, “Iran’da yaptıkları da tamamen aynı şeydi,” şeklinde konuştu.

Konuk, Gaza veya Lebanon’da gerçekleştiğini söylediği bu vakalara ilişkin belirli bir tarih, isim ya da operasyon belirtmedi. Karşılaştırmasının merkezinde, hedefli saldırıların yalnızca seçilen kişiyi değil, onun çevresindeki sivilleri de öldürmesi ve buna rağmen “hassas” olarak tanımlanması bulunuyordu.

Konuk ayrıca aynı yöntemin farklı coğrafyalarda uygulanmasına rağmen Batı’da yeterli bir kınama görülmediğini ileri sürdü. Ona göre medya ve siyasi çevreler İran’daki saldırıları, Gaza ve Lebanon’daki yöntemlerle bağlantılı biçimde değerlendirmedi. Bu tutumun, saldırıları gerçekleştiren aktörlerin kimliğine göre değişen bir ölçü oluşturduğunu savundu.

Podcast kesitinde sunucu bu karşılaştırmaya itiraz etmedi veya farklı bir veri sunmadı. Dolayısıyla bölümün bu kısmında yalnızca konuğun görüşü ayrıntılandırıldı; saldırıların askerî gerekçelerine veya İsrail ile ABD’nin bu suçlamalara verebileceği yanıtlara yer verilmedi.

Al Mayadeen Tartışması ve Strait of Hormuz

Konuk, önceki gece Arapça yayın yapan Al Mayadeen televizyonunda katıldığı bir tartışmayı örnek verdi. Bu programdaki Amerikalı bir akademisyenin, İran’ın uluslararası hukuku ihlal ettiğini, Strait of Hormuz’u kontrol etmeye çalıştığını ve geçişlerden ücret almak istediğini söyleyerek öfkelendiğini aktardı.

Konuk, tartışma boyunca ABD’nin İran’a karşı yürüttüğünü söylediği savaşı hatırlattığını belirtti. “Ülkenizin bu devlete karşı savaş açtığını, liderini öldürdüğünü ve binlerce insanı öldürdüğünü biliyorsunuz, değil mi?” diyen adı belirtilmeyen konuk, akademisyenin buna rağmen İran’ın uluslararası hukuku ihlal ettiği iddiasına odaklandığını anlattı.

Konuk, Iran’ın “kuşatma altında” olduğunu savunarak, bu koşullar değerlendirilmeden Strait of Hormuz’daki olası uygulamalara tepki gösterilmesini çifte standart olarak nitelendirdi. Akademisyenin ileri sürdüğü ücret talebinin niteliği, nasıl uygulanacağı veya İran’ın bu konuda resmî bir karar alıp almadığı podcastte açıklanmadı. Konuk da ücret meselesinin hukuki ayrıntılarına girmedi; örneği ABD’li seçkinlerin düşünme biçimine yönelik eleştirisini desteklemek için kullandı.

“Ülke kuşatma altındayken, sizin bakış açınıza göre İran uluslararası hukuku ihlal ediyor diye öfkeleniyorsunuz,” ifadesini kullanan konuk, tartışmadaki öncelik sıralamasına karşı çıktı. Ona göre savaş, liderlerin öldürülmesi ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği iddiası göz ardı edilirken boğazdan ücret alınması ihtimalinin başlıca hukuk sorunu olarak sunulması tutarsızdı.

Uluslararası Hukuk Söylemine Yönelik Temel İtiraz

Podcast kesitinin ana eksenini, uluslararası hukukun farklı devletlere eşit biçimde uygulanmadığı iddiası oluşturdu. Sunucu, ABD’nin suikasta karşı bir politikası olduğunu ancak Trump’ın bunu ihlal ettiğini, İsrail’in ise suikastı olağan bir yönetim aracı olarak gördüğünü söyleyerek tartışmayı açtı. Konuk, İran’ın yabancı bir devlet başkanını öldürmesinin daha önce ülkenin karar alma çevrelerinde tartışıldığını sanmadığını belirtti.

Bunun ardından konuk, ABD ve İsrail’in kendi saldırıları söz konusu olduğunda uluslararası hukuk sınırlarının dışında hareket ettiklerini savundu. Soleimani ve Khamenei hakkındaki iddialarını, apartman saldırılarını, Gaza ve Lebanon karşılaştırmasını ve Al Mayadeen’deki tartışmayı bu görüşün örnekleri olarak sundu.

Konuğa göre temel sorun, yalnızca askerî güç kullanılması değildi. Aynı zamanda bu eylemlerin “hassas vuruş”, liderleri etkisiz hâle getirme veya güvenlik politikası gibi ifadelerle anlatılması; buna karşılık İran’ın Strait of Hormuz’daki olası davranışlarının doğrudan uluslararası hukuk ihlali olarak değerlendirilmesiydi.

“Bu, bu seçkinlerin zihniyetinin nasıl işlediğini gösteriyor,” diyen adı belirtilmeyen konuk, ABD’nin eylemleriyle İran’a yöneltilen suçlamaların aynı ölçütle değerlendirilmediğini savundu. Podcastte bu görüşlere kapsamlı bir karşı sav sunulmadı. Bölüm, İran’ın suikast politikasına ilişkin başlangıçtaki sorudan hareketle, ABD ve İsrail’in askerî eylemlerine, Batı medyasının diline ve uluslararası hukuk tartışmalarındaki seçici öfke iddiasına uzanan bir değerlendirmeyle sona erdi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol