Adı Belirtilmeyen Konuk: ABD İsrail’in “Kolaylaştırıcısı”, Yemen Bombardımanı ise Sonuçsuz
İngilizce podcast bölümünde adı belirtilmeyen sunucu ile adı belirtilmeyen konuk, ABD’nin İsrail’e verdiği destek, Gazze’deki savaş, Washington D.C.’deki Filistin yanlısı gösteriler ve Yemen’e yönelik ABD saldırılarını ele aldı. Bölümde özellikle ABD’nin İsrail’in askeri eylemlerindeki rolü, AIPAC’ın Amerikan siyaseti üzerindeki etkisinin değişip değişmediği ve Yemen’de Husilere karşı yürütülen askeri operasyonların işe yarayıp yaramadığı tartışıldı.
ABD’nin İsrail’e desteği ve “kolaylaştırıcı” rolü
Sunucu, bölüme ABD’nin İsrail’in eylemlerindeki sorumluluğunu sorgulayan sert bir soruyla başladı: “Amerika Birleşik Devletleri suçlanmamış ortak komplocu mu?” Konuk ise bu tanımlamayı bir adım farklı kurdu ve ABD’nin rolünü “kolaylaştırıcı” olarak niteledi.
"Biz kolaylaştırıcıyız. İsrail, Amerika Birleşik Devletleri olmadan bunların hiçbirini yapma kapasitesine sahip olmazdı," diyen adı belirtilmeyen konuk, ABD’nin İsrail’in askeri eylemlerini mümkün kıldığını savundu.
Konuğa göre ABD, yalnızca siyasi destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda “suçu kolaylaştırıyor.” Konuk, bunun ABD tarihinde ilk kez yaşanmadığını da belirterek Washington’ın daha önce de uluslararası suçları kolaylaştırdığını ileri sürdü. Ancak mevcut durumda bunu “özellikle korkunç” bulduğunu söyledi.
Konuk, Gazze’de öldürülen kadın ve çocukların İsrail’e doğrudan tehdit oluşturmadığını savundu. Bu noktada Hamas’ın 7 Ekim saldırısını da değerlendirdi, ancak saldırının arkasındaki nedenleri açıklarken ihtiyatlı bir çerçeve kullandı. Saldırının “bir anda” ortaya çıkmadığını, 70 yıllık birikmiş öfkenin etkili olduğunu söyledi. Bununla birlikte taraflardan yalnızca birini tamamen aklamadığını da vurguladı.
"İsrail’in bazı tehditlerle karşı karşıya kalmadığını iddia etmek istemiyorum; iki tarafta da suç vardı," diyen adı belirtilmeyen konuk, buna rağmen İsrail’in 7 Ekim sonrasında başka seçeneklere sahip olduğunu belirtti.
“İsrail’in diplomatik yolu vardı” iddiası
Konuk, 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail’in mevcut askeri yolu seçmek zorunda olmadığını savundu. Ona göre İsrail, Hamas’a karşı bölgesel diplomasi yolunu kullanabilirdi. Bu çerçevede Egypt, Saudi Arabia ve Turkey’nin Hamas destekçisi olmadığını söyledi ve İsrail’in bu ülkelerle sessiz diplomatik temas kurabileceğini belirtti.
Konuğa göre İsrail, Turkey, Egypt ve Saudi Arabia’dan Hamas’ın finansmanının kesilmesi, saldırıları gerçekleştiren kişilerin teslim edilmesi ve rehinelerin serbest bırakılması için destek isteyebilirdi. Bu yolun ölümler ve yıkım olmadan çözüm sağlayabileceğini savundu.
"Bu diplomatik yolla yapılabilirdi; bütün bu ölüm ve yıkım olmadan çözülebilirdi," diyen adı belirtilmeyen konuk, İsrail’in böyle bir durumda “ahlaki üstünlüğünü” koruyabileceğini ifade etti.
Ancak konuğa göre İsrail bu yolu seçmedi. İsrail’in “çamura indiğini” söyleyen konuk, ülkenin Hamas’ın yaptıklarından daha “kirli” bir karşılık verme kararı aldığını savundu. Bu ifade, bölümdeki en sert değerlendirmelerden biri olarak öne çıktı.
Washington D.C.’de Filistin yanlısı gösteriler
Sunucu daha sonra dinleyicilerin ana akım haberlerde görmemiş olabileceğini söylediği bir görüntüye atıf yaptı. Bunun Middle East değil, Washington D.C.’de pazar öğleden sonra gerçekleşen bir gösteri olduğunu belirtti. Sunucuya göre kalabalık tahminleri 200 bine kadar çıkıyordu.
Konuk, ABD’de Filistin yanlısı hareketin büyüdüğünü söyledi. Ona göre Israel lobby ve özellikle AIPAC’ın ABD Kongresi ve Amerikan siyasi sahnesi üzerindeki etkisi eskisi kadar sağlam değil.
"Amerika Birleşik Devletleri’nde bu büyümeye başlıyor," diyen adı belirtilmeyen konuk, "AIPAC üzerinden İsrail lobisinin ABD Kongresi ve Amerikan siyaseti üzerindeki kilidi aşınıyor" şeklinde değerlendirdi.
Konuk, kuşak farkına da dikkat çekti. Ona göre 40 yaş altındaki Amerikalıların Filistin davasını destekleme olasılığı İsrail davasını destekleme olasılığından daha yüksek. Buna karşılık İsrail’e “şiddetli” desteğin özellikle 60 yaş üstü kesimlerde güçlü olduğunu söyledi ve bu grubu kendi yaş kuşağıyla ilişkilendirdi.
Bu bölümde sunucu, Washington’daki gösteriyi ABD iç siyasetindeki tutum değişiminin bir işareti olarak gündeme getirdi. Konuk da bu yorumu destekleyerek İsrail’e verilen geleneksel siyasi desteğin özellikle genç kuşaklarda zayıfladığını savundu.
Biden yönetimi neden Yemen’i bombalıyor?
Podcast’in ikinci ana başlığı Yemen oldu. Sunucu, “Joe Biden neden Yemen’i bombalıyor?” diye sordu ve ardından bu saldırıların ne başarıp başarmadığını da gündeme getirdiğini belirtti.
Konuk, Yemenlilerin Red Sea’yi kapatma tehdidinde bulunduğunu ve bunu etkili biçimde yaptıklarını söyledi. Ona göre Yemen tarafı, İsrail’e giden veya İsrail’den gelen her gemiye saldırma sözü verdi ve bu saldırıları gerçekleştirdi. Konuk, aynı gün bir gemiye daha saldırı düzenlendiğini de iddia etti.
Konuk, uluslararası hukuk açısından Batılı ülkelerin Yemenlilerin seyrüsefer hakkına müdahale ettiğini savunabileceğini söyledi. Bu nedenle ABD’nin deniz yolunu açmak için önlem aldığını belirtti. Ancak bu önlemin, yani Yemen’in bombalanmasının sonuç getirmeyeceğini savundu.
"Yemen’e bomba yağdırmak... Taş Devri’nde yaşayan birini nasıl Taş Devri’ne bombalayarak geri gönderirsiniz?" diyen adı belirtilmeyen konuk, ABD’nin Yemen’de ciddi bir caydırıcılık yaratamayacağını savundu.
Konuk, ABD’nin Yemen’in bazı bölgelerini neredeyse dokuz yıldır bombaladığını söyledi. Buna rağmen, ABD’nin Saudi Arabia’ya destek verdiği savaşta Husilerin sonunda kazandığını ileri sürdü. Bu nedenle Husilerin saldırılara alışık olduğunu ve ABD bombardımanlarının onları durdurmayacağını belirtti.
Husiler ve ABD askeri kapasitesinin sınırları
Konuk, Husilerin gemilere saldırmak için kullandığı füze, roket ve sistemlerin mobil olduğunu söyledi. Bunların bir veya iki sistemden ibaret olmadığını, “binlerce” unsurdan söz edildiğini iddia etti. Bu nedenle ABD’nin doğru hedefi bulup vurmasının çok zor olduğunu savundu.
"Bu, Amerika Birleşik Devletleri açısından sonuçsuz bir çaba," diyen adı belirtilmeyen konuk, askeri gücün Yemen’i geri adım atmaya zorlamayacağını ifade etti.
Konuk, ABD’nin bölgede kullandığı savaş gemilerinin teknik sınırlamalarına da değindi. Aircraft carrier’a eşlik eden iki destroyer ile Bataan adlı amfibi geminin ve destroyerlerin vertical launch systems (dikey fırlatma sistemleri) taşıdığını anlattı. Bu sistemlerde güvertede duran kapsüllerden füzelerin fırlatıldığını söyledi.
Konuğa göre her gelen füze için genellikle iki savunma füzesi ateşleniyor. Ancak gemilerin sınırsız mühimmatı yok. Yaklaşık 80 füze ateşlendikten sonra gemilerin sistemi yeniden doldurmak için limana dönmesi gerektiğini, çünkü bunun denizde yapılamadığını söyledi. ABD’nin bu yeniden ikmal işini denizde yapabilen gemilerden 30-40 yıl önce vazgeçtiğini belirtti.
Bu teknik ayrıntı, konuğun ABD operasyonlarını neden etkisiz gördüğünü açıklamak için kullandığı ana argümanlardan biriydi. Ona göre ABD bombardımanı Husileri askeri veya psikolojik olarak durduramayacak.
“Umurlarında değil” değerlendirmesi
Konuk, Husilerin ABD saldırılarından korkmadığını ve geri adım atmayacağını savundu. Yemen’deki güçlerin, İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerini uluslararası hukukun ihlali olarak gördüğünü ve bu nedenle Filistinliler adına savaştıklarına inandığını söyledi.
"Umurlarında değil. Kelimenin tam anlamıyla umurlarında değil," diyen adı belirtilmeyen konuk, Husilerin kendilerini haklı gördüğünü ve ABD saldırılarını caydırıcı bulmadığını ifade etti.
Bölümün genelinde konuk, ABD’nin hem İsrail’e destek konusunda hem de Yemen’e yönelik saldırılarda askeri güce dayalı bir yaklaşımı benimsediğini savundu. İsrail konusunda diplomatik seçeneklerin göz ardı edildiğini, Yemen konusunda ise askeri operasyonların hedeflenen sonucu üretmeyeceğini ileri sürdü.
Sunucu ise sorularını ABD’nin sorumluluğu, Washington’daki toplumsal tepki ve Biden yönetiminin Yemen politikasının amacı etrafında kurdu. Böylece bölüm, Gazze savaşı, ABD iç siyasetindeki İsrail-Filistin tartışması ve Red Sea’deki deniz güvenliği krizini birbirine bağlayan bir değerlendirme olarak şekillendi.