Glenn Diesen

Pepe Escobar: İran, Yemen ve Strait of Hormuz Üzerinden Bölgesel Savaş Riski Büyüyor

İngilizce yapılan bölümde sunucu Glenn ile gazeteci ve siyasi analist Pepe Escobar, İran, ABD, Yemen, Saudi Arabia ve Körfez ülkelerini içine çekebileceği ileri sürülen yeni bölgesel tırmanmayı ele aldı. Görüşmede özellikle Strait of Hormuz, Red Sea, Yemen’in rolü, ABD-İran mutabakat zaptı (MOU) ve İran liderliğinin olası hesapları tartışıldı.

Bölgesel Savaş İhtimali ve Direniş Ekseni

Programın başında Glenn, ABD ile İran’ın “topyekun savaşa” doğru yeniden ilerliyor göründüğünü, İran’ın MOU’dan tamamen çekilmeyi değerlendirdiğini, Yemen’in Saudi Arabia’yı vurduğunu ve Red Sea’nin kapanması ihtimalinin gündemde olduğunu söyledi. Glenn ayrıca Iraqi milislerinin Kuwait sınırında hareketlendiğine dair haberlerden söz ederek bölgenin “tek büyük yangına” sürüklenebileceğini belirtti.

Escobar, tabloyu “son derece kaygı verici” diye niteledi ancak bunun öngörülebilir olduğunu savundu. Ona göre ABD’nin mevcut stratejisi, Axis of Resistance (Direniş Ekseni) içinde böl-yönet taktiği uygulamaktı; fakat sonuç tersine, daha sıkı koordinasyon oldu. “Direniş Ekseni giderek daha iyi koordine oluyor,” diyen Pepe Escobar, bunun Iraq boyutunda da görüldüğünü ifade etti.

Escobar, son cenaze törenlerinin Iran ve Iraq’taki Şiiler arasında büyük bir birlik hissi yarattığını söyledi. Najaf, Karbala, Tehran, Qom ve Mashhad’da toplamda 40 milyondan fazla kişinin katılımıyla oluştuğunu ileri sürdüğü atmosferi “anlayış, keder, saygı ve ulusal dayanışma” olarak tanımladı. Ona göre İran toplumunda artık ABD ile uzlaşmanın mümkün olmadığına dair bir “ulusal mutabakat” oluştu.

“Ortalama bir İranlıya MOU’yu sorarsanız hepsi ‘Hayır, bizi kandırmaya çalışıyorlardı’ diyor,” diyen Escobar, bu görüşün National Security Council düzeyine kadar ulaştığını savundu. Escobar’a göre bu çevre, President Rouhani, Araqchi, Qalibaf gibi siyasi figürleri ve üst düzey IRGC (İran Devrim Muhafızları Ordusu) komutanlarını da kapsıyor.

Yemen, Sana'a Havalimanı ve Saudi Arabia İddiaları

Escobar, Yemen-Saudi Arabia hattındaki tırmanmanın henüz tam açıklığa kavuşmadığını söyledi. Ona göre Sana'a Airport’a yönelik saldırının Saudi Arabia tarafından yapıldığı yüzde 100 kesin değildi; bu bir false flag operasyonu, kontrol dışı bir yapı ya da başka bir aktörün girişimi olabilirdi. Saudi Arabia’nın bu konuda “son derece ihtiyatlı” davrandığını belirtti.

Escobar’ın anlatımına göre Mahan Air’e ait bir uçak, Yemen üzerindeki Saudi Arabia kuşatmasını kırmak amacıyla Sana'a’ya gitmişti. Uçak önce Tehran’daki cenaze törenleri için bir Yemen heyetini almaya gitmiş, dönüşte yaklaşık 250 kişiyle Sana'a’ya yönelmişti. Ancak iniş sırasında pist bombalanınca pilot 90 derecelik ani bir dönüş yaparak Hodeidah’a inmişti. Escobar, Hodeidah’ın da daha önce ABD tarafından bombalandığını ve pistin ancak birkaç gün önce kullanılabilir hale geldiğini söyledi.

Escobar, Yemenlilerin saldırının Saudi Arabia’daki bir askeri üsten kalkan uçaklar ya da füzelerle yapıldığını öne sürdüğünü aktardı. Yemen’in buna karşı hem sivil hem askeri havaalanını vurduğunu belirterek bunu “ikiye bir” karşılık olarak tarif etti. “Yemenliler bir gün içinde ikiye bir yaptı,” diyen Escobar, bunun herkese “onlarla uğraşırsanız her yerde ikiye bir olur” mesajı verdiğini savundu.

Glenn ise Saudi Arabia açısından böyle bir hamlenin mantığını sorguladı. Saudi Arabia’nın 38 milyon civarında nüfusu olduğunu, Yemen’in ise 40 milyondan fazla nüfusa sahip olduğunu söyledi. Ayrıca Saudi Arabia’daki nüfusun önemli bir bölümünün yabancı uyruklulardan oluştuğunu, Yemen’in ise genç ve savaş tecrübesi kazanmış bir nüfusa sahip olduğunu belirtti. Glenn’e göre Yemen, Saudi Arabia’nın enerji tesislerini ve Red Sea hattını tehdit edebilecek kapasiteye sahipti.

Strait of Hormuz, Red Sea ve Küresel Ekonomi

Glenn, Yemen’in Red Sea’yi ve Bab el-Mandeb’i kapatma ihtimalinin küresel ekonomi açısından çok ağır sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Aynı zamanda Trump’ın Strait of Hormuz üzerinden geçen gemilerden ABD’ye yüzde 20 ücret ödenmesini gündeme getirdiğini, sonra bu açıklamadan geri adım attığını hatırlattı. Glenn’e göre bu, uluslararası ticaretin ana damarları üzerinde büyük bir belirsizlik yaratıyordu.

Escobar, Trump’ın bu konudaki tavrını stratejisizlikle açıkladı. Ona göre ABD Başkanı’nın ne taktiği ne stratejisi vardı; ayrıca okumuyor, dinlemiyor ve içine girdiği durumun farkında değildi. “Bir saniyeden diğerine beyninde ne olduğunu takip edemezsiniz,” diyen Escobar, Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı açıklamaların dünya çapında haber döngüsünü belirlediğini savundu.

Escobar’a göre Trump’ın elindeki tek çıkış yolu, arabulucuların haftalarca üzerinde çalıştığı MOU’ydu. Bu mutabakatın Trump tarafından Versailles’da imzalandığını söyledi. Ancak İran liderliğinin artık bunu “zaman kazanma” girişimi olarak gördüğünü belirtti. Escobar, ABD stratejik petrol rezervleriyle ilgili bazı raporlarda kritik eşik olarak mid-August’ın gösterildiğini, başka değerlendirmelerde ise end of July ile beginning of August arasının işaret edildiğini aktardı.

Escobar ayrıca İran’ın Strait of Hormuz üzerindeki denetimini “İran’ın nükleer bombası” olarak tanımladı. Ona göre İran’ın nükleer programa ihtiyacı olmasa bile, Hormuz üzerindeki kontrolü ABD açısından çok büyük bir baskı aracıydı. “ABD Strait of Hormuz’u bir daha asla kontrol etmeyecek,” diyen Escobar, savaşın gerçek nedeninin İran nükleer programından çok petrol geçiş noktalarını kontrol etmek olduğunu ileri sürdü.

Diplomasiye Güven Krizi ve MOU’nun Geleceği

Glenn, ABD ve Batı’nın diplomatik anlaşmaları sık sık zaman kazanma aracı olarak kullandığını savundu. JCPOA’dan Minsk agreements’a kadar örnekler vererek, Washington ve Avrupa’nın anlaşmalara uyma konusunda güven vermediğini söyledi. Ona göre İran’ın bakış açısından diplomasi, ABD’nin yeniden silahlanmak ve daha avantajlı bir konumdan saldırmak için kullandığı bir araç haline gelmişti.

Escobar da Sergey Lavrov’a atıfla ABD’nin “anlaşma yapabilir” bir aktör olmadığını söyledi. Bununla birlikte West Asia içinde, ABD’den bağımsız yeni bir güvenlik mimarisi arayışı olabileceğini belirtti. Bu mimaride Pakistan’ın koordinatör rolü oynayabileceğini, Saudi Arabia, Qatar, bazı GCC üyeleri, Turkey ve Egypt’ın sürece dahil olabileceğini söyledi. UAE için ise bunun daha zaman alacağını aktardı.

Escobar, Pakistan’ın Saudi Arabia ile askeri paktını yeniden güçlendirdiğini, Munir’in Riyadh’a giderek MBS’ye yeni bir güvenlik düzeni önerdiğini ileri sürdü. Aynı zamanda Pakistan’ın Iran ile iyi ilişkilere sahip olduğunu, Munir’in Tehran’a gittiğinde Mojtaba Khamenei ile yüz yüze görüşebilen az sayıdaki kişiden biri olduğunu söyledi.

Ancak Escobar’a göre bütün bu arayışların önündeki temel sorun ABD’nin tepkisiydi. Yeni bir bölgesel güvenlik düzeni, Washington açısından “yenilenmiş bir öfke” doğurabilirdi. Yine de Escobar, Saudi Arabia’nın başından beri Iran ile bir tür uzlaşma arayan GCC çizgisinin parçası olduğunu vurgulayarak, bu nedenle Sana'a Airport saldırısının Saudi çıkarlarına aykırı göründüğünü söyledi.

İran Liderliği, NPT Seçeneği ve Mojtaba Khamenei

Escobar, İran yönetiminde bölünme olduğu yönündeki ABD medyası haberlerini reddetti. Ona göre Tehran’da iki ana hat vardı: Peseshkan, Galibaf ve Farrokhshi gibi isimlerin yer aldığı diplomatik-siyasi hat ile eski ve yeni kuşak IRGC komutanlarının oluşturduğu askeri hat. Escobar, bu iki hattın Mojtaba Khamenei etrafında uzlaştığını savundu.

“Mojtaba Khamenei görünmez lider,” diyen Escobar, onun İran içinde görünmez kalarak dikkat ve saygı topladığını belirtti. Escobar’a göre MOU konusunda Mojtaba Khamenei baştan beri anlaşmaya karşıydı, ancak Supreme National Security Council’de güçlü bir çoğunluk oluşursa buna yeşil ışık yakacağını söylemişti. Escobar, sonradan öğrendiklerini belirterek bu bilginin başlangıçta bilinmediğini aktardı.

Escobar, İranlı yetkililerin ABD’nin yeni bir saldırısı halinde NPT’den, yani Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’ndan çıkılabileceğini kamuoyu önünde dile getirdiğini söyledi. Bunun henüz nihai karar olmadığını ancak liderlik içinde ciddi biçimde tartışıldığını belirtti. “Eğer başka bir Amerikan saldırısı olursa NPT’den çıkarız,” diyen Escobar, bunun İran tarafında “plan B” olarak ele alındığını savundu.

Savaşın Yayılma Riski ve ABD Üsleri

Glenn, son 24 saat içinde Kuwait, Qatar, Bahrain ve Jordan’da radarlar, füze sistemleri ve drone komuta-kontrol altyapısının hedef alındığı iddialarından söz etti. İran’ın artık yalnızca ABD ile değil, bölgede ABD’ye bağlı askeri altyapıyla da hesaplaştığı izlenimi verdiğini belirtti. Ayrıca Kuwait’in geleceği ve Iraqi milislerin rolü konusunda belirsizliğin arttığını söyledi.

Escobar, İran’ın ABD’yi yeniden müzakere masasına dönmeye zorlamak isteyebileceğini, ancak bu kez şartları kendisinin belirlemeye çalışacağını savundu. Ona göre Tehran, ABD’nin bir bedel ödemesini isteyebilir. Bu bedelin ne olacağı belirsizdi; Escobar, “West Asia’daki bütün Amerikan üslerinin tamamen yıkılması” ihtimalini spekülatif bir örnek olarak verdi.

Yemen’in Bab el-Mandeb’i kapatması, Saudi Arabia’nın bloke edilmesi ve petrol fiyatlarının 150 ya da 200 dolara çıkması gibi senaryoların konuşulduğunu söyledi. Escobar’a göre Ansar Allah liderlerinden biri, böyle bir durumda petrol fiyatlarının sınırının olmayacağını söylemişti. Ancak Escobar, bu kartın henüz oynanmak istenmediğini, fakat elde tutulduğunu belirtti.

ABD İmparatorluğu, Petrodollar ve Tarih Tartışması

Glenn, deniz yollarını kontrol etmenin önce British Empire, ardından ABD için merkezi bir strateji olduğunu söyledi. Baltic Sea, Black Sea, Arctic ve Çin’i çevreleyen ada zincirlerini örnek verdi. Ona göre Strait of Hormuz’un İran kontrolünde kalması, Washington için psikolojik ve stratejik bir yenilgi anlamına geliyordu.

Escobar bu noktada daha ileri giderek ABD’nin yalnızca askeri değil, jeopolitik ve jeoekonomik yenilgi yaşadığını savundu. “Bu aynı zamanda petrodollar’ın yenilgisiydi,” diyen Escobar, İran’da rejim değişikliği olsaydı ülkenin yeniden petrodollar düzenine döndürüleceğini ileri sürdü. Ona göre Washington bu savaşta petrol kontrolü, askeri üstünlük ve siyasi hedefler açısından başarısız oldu.

Glenn ise İran’a karşı savaşın ABD açısından “en kötü seçeneklerden biri” olduğunu söyledi. İran’ın 93 milyon nüfusu, geniş kıyı hattı, dağlık coğrafyası ve savaş için uzun süredir hazırlanmış yapısıyla kolay hedef olmadığını belirtti. Ayrıca İran’ın bunu varoluşsal tehdit olarak gördüğünü, kaybederse Libya ya da Syria gibi parçalanabileceğini düşündüğünü söyledi.

Escobar, ABD yönetimini tarih bilmemekle suçladı. Persian Empire tarihine bakıldığında İranlıların kendilerine yönelen saldırıları püskürtüp daha güçlü çıktığını savundu. Aynı çerçeveyi Russia için de kurarak, Europe’un son 300 yıldır Russia’yı boyun eğdirmeye çalıştığını ama aynı hataları tekrar ettiğini söyledi.

Trump’a Yönelik Tehdit İddiaları ve Suikast Tartışması

Programın sonunda Glenn, Washington’da İran’ın Trump’ı öldürebileceği yönündeki yeni korkuları sordu. Glenn, siyasi liderlerin hedef alınmasını “çok tehlikeli” bulduğunu ancak ABD ve Israel’in siyasi suikastları normalleştirdiğini söyledi. Ona göre Washington, İran liderlerini öldürmeyi başarı ölçütü haline getirmişken kendi liderlerinin dokunulmaz olduğunu varsayamazdı.

Escobar bu konuda iki düzlem olduğunu söyledi: gündelik siyasi okuma ve Şii dini-felsefi intikam anlayışı. Ona göre İran toplumunda “intikam” konusunda yaygın bir mutabakat oluşmuştu. “Bir gün bize yanlış yapanlardan intikamımızı alacağız,” diyen Escobar, bunun kısa vadeli bir komando operasyonu anlamına gelmediğini, uzun süreye yayılabilecek bir adalet ve intikam anlayışı olduğunu belirtti.

Escobar, Trump’ın İran liderlerini ve supreme leader’ı öldürdüğü iddiasıyla İran zihninde bir “bedel ödeme” beklentisi oluşturduğunu savundu. Ancak bunun ne zaman ve nasıl olacağını kimsenin bilemeyeceğini söyledi. Bölüm, Escobar’ın daha “hayırlı zamanlar” dilemesine rağmen bunun yakın görünmediğini söylemesiyle sona erdi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol