Dr. Wade Kadous: Yapay Zekâ Çağımızın Fitnesi ve Müslümanlar Teknoloji Trenini Kaçırmamalı
Yapay zekâ, İslami düşünce ve teknolojik egemenlik
The Thinking Muslim programındaki bu bölümde sunucu Jad, yapay zekâ mühendisi Dr. Wade Kadous ile yapay zekânın dinî bilgi, iş piyasası, savaş, küresel güç dengeleri ve Müslüman toplumların teknolojik egemenliği üzerindeki etkilerini konuştu. Google, Uber ve Canva gibi şirketlerde çalıştığı belirtilen Kadous, yapay zekânın yalnızca teknik bir yenilik değil, ahlaki ve siyasi sonuçları olan tarihsel bir kırılma olduğunu savundu.
Kadous, yapay zekânın İslamî ilimlerde insanın yerini alıp alamayacağı sorusuna temkinli yaklaştı. Ona göre yapay zekâ, kendi başına fetva verebilecek bir dinî otorite değildir; çünkü hesap verme bilinci, niyet ve toplumsal tecrübe gibi insana özgü unsurlardan yoksundur. Ancak insanla birlikte kullanıldığında araştırmayı derinleştirebilir. Hadis metinlerinin, isnad zincirlerinin, dil özelliklerinin ve tarihsel bağlamların çok daha geniş ölçekte incelenebileceğini belirtti.
“Yapay zekâ ile insan arasındaki çatışma diye çerçevelemek yerine, yapay zekâ ile insanın birlikte ne yapabileceğine bakmalıyız,” diyen Dr. Wade Kadous, bu teknolojinin İslamî araştırmalarda kaynak taramasını ve karşılaştırmalı incelemeyi güçlendirebileceğini ifade etti. Bununla birlikte dinî makam sahiplerinin yapay zekâdan gelen cevabı denetlemeden kullanmasının ciddi bir risk olduğunu da vurguladı.
“Yapay zekâ çağımızın fitnesi”
Kadous, yapay zekâyı “iyi” ya da “kötü” diye basitçe sınıflandıran yaklaşımların yetersiz olduğunu söyledi. Ona göre yapay zekâ, insanlığın karşısına çıkan en büyük sınavlardan biri. “Yapay zekânın çağımızın fitnesi olduğunu düşünüyorum,” diyen Kadous, önümüzdeki on yılların Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar için bu teknolojiyle nasıl ilişki kurulacağı açısından belirleyici olacağını vurguladı.
Bu süreci “otuz yıl sürecek yüksek öngörülemezlik” olarak tanımlayan Kadous, üretken yapay zekâ devriminin başlangıç işaretlerinden birinin Kasım 2022’de ChatGPT’nin çıkışı olduğunu hatırlattı. O tarihten bu yana teknolojinin hızla geliştiğini, ancak bunun toplumsal, ekonomik ve jeopolitik sonuçlarının henüz tam olarak ortaya çıkmadığını söyledi.
Kadous, PwC’nin analizine atıfla yapay zekânın 2030’a kadar küresel ekonomiye 15-16 trilyon dolar katkı sağlayabileceğini aktardı. Dünya Ekonomik Forumu’nun tahminine göre ise aynı dönemde yapay zekâ 170 milyon yeni iş yaratırken 90 milyon işi ortadan kaldırabilir. Kadous’a göre mesele yalnızca ekonomik değildir; işini kaybeden milyonlarca insanın kimlik, anlam ve toplumsal aidiyet krizleri yaşaması da muhtemeldir.
İşler, meslekler ve dijital emeğin dönüşümü
Kadous, yapay zekânın ilk büyük etkisini yazılım mühendisliğinde gösterdiğini anlattı. Kendisinin de yazılım mühendisi olduğunu belirterek, yapay zekâ sayesinde kişisel verimliliğinin yaklaşık dört kat arttığını söyledi. “Yazılım mühendisliği her şeyin öncüsü gibi; çünkü yapay zekâyı orada kullanmak çok kolay,” diyen Kadous, bu dönüşümün daha sonra pazarlama, tasarım, finans, hukuk ve kelime temelli tüm sektörlere yayılacağını savundu.
Ona göre yapay zekâ, planlama ve analizden çok uygulama aşamasını hızla küçültüyor. Bir zamanlar işin yüzde 80’ini oluşturan uygulama kısmı artık büyük ölçüde otomatikleştirilebiliyor. Hukuk alanında dilekçeler, sunumlar ve metin temelli üretimler; pazarlamada kampanya metinleri ve tasarımlar; finans alanında analiz ve raporlama bu dönüşümden etkilenecek başlıca alanlar arasında.
Kadous, tesisatçı ya da inşaat işçisi gibi fiziksel dünyaya bağlı mesleklerin daha geç etkileneceğini söyledi. Robotların bu işleri tamamen devralması için 15-20 yıl gerekebileceğini belirtti. Ancak inşaatta tuğla örebilen robotların şimdiden ortaya çıktığını, dijital dünyadaki dönüşümün ise fiziksel dünyaya göre çok daha hızlı ilerlediğini ekledi.
Üretken yapay zekâ ve öncü modeller
Programda Kadous, temel kavramları da açıkladı. Geleneksel bilgisayarların açık talimatlarla çalıştığını, modern yapay zekânın ise verilerdeki örüntüleri öğrenip tahminler ürettiğini söyledi. 2017’de “transformer” mimarisiyle başlayan sıçramanın, üretken yapay zekânın metin, görüntü, video ve çeviri gibi alanlarda içerik üretebilmesini sağladığını anlattı.
Kadous’a göre bu modeller aslında çok gelişmiş “sonraki kelime tahmincileri” gibi çalışıyor, ancak yüz milyarlarca parametreyle eğitildikleri için beklenmedik yetenekler sergiliyor. “Şimdi, nasıl çalıştığını tam anlamadığımız bir sistemi kullanarak kelimenin tam anlamıyla ölüm kalım kararları alıyoruz,” diyen Kadous, bu durumun hem etkileyici hem de tehlikeli olduğunu belirtti.
Kadous, öncü modelleri geliştirebilen başlıca şirketlerin Anthropic, OpenAI ve Google olduğunu söyledi. Anthropic’in Claude, OpenAI’ın ChatGPT, Google’ın ise Gemini modelleriyle tanındığını belirtti. Çin merkezli DeepSeek gibi modellerin de önemli olduğunu, ancak Batı’daki en güçlü modellerin yaklaşık 8 ila 20 ay gerisinde olduklarını ifade etti. Ona göre bu modelleri geliştirmek milyarlarca dolar, devasa hesaplama gücü ve dünyada sayısı belki 2 bini geçmeyen uzman bir kadro gerektiriyor.
Etik, OpenAI, Anthropic ve “hizalanma” sorunu
Kadous, yapay zekâ şirketleri arasında etik bakımından önemli farklar bulunduğunu savundu. OpenAI’ın başlangıçta insanlığa fayda amacı taşıyan kâr amacı gütmeyen bir yapı olarak kurulduğunu, ancak daha sonra yönünün değiştiğini söyledi. Sam Altman’ı eleştirerek OpenAI’dan ayrılan bazı kişilerin Anthropic gibi yeni şirketler kurduğunu anlattı.
Anthropic’in daha şeffaf davrandığını, kamu yararı şirketi yapısına sahip olduğunu ve Claude için bir “anayasa” oluşturduğunu söyledi. Ancak Anthropic’i de tamamen masum görmediğini vurguladı. “Claude İslami değerleri benimsemiyor,” diyen Kadous, modelin Batı felsefesindeki erdem etiği, faydacılık ve benzeri yaklaşımlarla hizalandığını; din, ümmet ve cemaat gibi kavramların bu çerçevede yer almadığını belirtti.
Kadous, modellerin yalnızca ön eğitimle değil, sonradan “hizalanma” aşamasıyla belirli değerler doğrultusunda şekillendirildiğini anlattı. Bu aşamada modele hangi davranışların uygun olduğunun öğretildiğini, ancak yanlış hizalanmanın sinsi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. OpenAI’ın önceki GPT-4 sürümünde “kullanıcıya duymak istediğini söyleme” eğiliminin güçlendiğini, bunun kullanıcı bağımlılığını artırabileceğini savundu.
İslami değerlerle yapay zekâ ve Ansari örneği
Kadous, İslamî değerlerle uyumlu yapay zekâ geliştirme çabalarını anlattı. Kendi geliştirdiği Ansari adlı yapay zekâ yardımcısının Google’ın Gemini Pro modelini temel aldığını, ancak sistem yönergesi, kaynak kullanımı ve İslamî kimlik tanımıyla farklılaştığını söyledi. Ansari’nin Kur’an, hadis ve fıkıh kaynaklarını arayarak cevaplarını referanslandırmaya çalıştığını belirtti.
Örneğin LGBT konularında Batı merkezli modellerin İslam içindeki marjinal görüşleri öne çıkarabildiğini, Ansari’nin ise İslam tarihinde eşcinsel davranışa ilişkin genel ve yerleşik hükümlerin açık olduğunu söylediğini anlattı. Kadous’a göre bu, yapay zekânın değerler ve bağlam tarafından nasıl şekillendiğini gösteren somut bir örnek.
Kadous, Müslümanların yalnızca hazır modelleri kullanmakla kalmaması, son eğitim süreçlerine İslamî ahlaki ilkeleri yerleştirmesi gerektiğini savundu. Ön eğitimin maliyetin yüzde 80-90’ını oluşturduğunu, son eğitimin ise daha erişilebilir olduğunu belirtti. Bu nedenle İslamî değerlere uygun modeller geliştirmenin pratik bir imkân taşıdığını söyledi.
Savaş, hedef seçimi ve askerî yapay zekâ
Programın en sert bölümlerinden biri yapay zekânın savaşta kullanımıydı. Sunucu Jad, ABD Savunma Bakanlığı ile yapay zekâ şirketleri ve silah üreticileri arasındaki yakınlaşmaya dikkat çekti. Gaza’daki bombardımanlarda ve İran’a yönelik son kampanyada yapay zekânın hedef seçimi için kullanıldığı iddialarını gündeme getirdi.
Kadous, Palantir’in tarafsız bir teknoloji şirketi olmadığını, kendi ideolojik yönelimine sahip olduğunu söyledi. Alex Karp’ın görüşlerine atıfla Palantir’in ABD’de zorunlu askerliği savunan, zenginlere özel muamele isteyen bir yaklaşım taşıdığını belirtti. Project Maven gibi sistemlerin hedef seçimi için kullanıldığını ve İran’da devreye girdiğini söyledi.
“Yapay zekâ Gaza’da savaş çabasının bir parçası olarak zaten kullanılıyordu; bunu söylemek üzücü ama İran’da daha sonra olanların test sahası gibiydi,” diyen Kadous, savaşta yapay zekâ kullanımına karşı uluslararası antlaşmalar yapılması gerektiğini savundu. Nükleer silahlar için getirilen sınırlamalara benzer şekilde, yapay zekânın ölüm-kalım kararlarında kullanımının sınırlandırılması gerektiğini belirtti.
Anlam, toplum ve vahşi kapitalizm arasında
Kadous, yapay zekâ etrafında yalnızca teknik değil, kültürel bir mücadele yaşandığını söyledi. Ona göre bir tarafta anlam, toplum, ahlaki sorumluluk ve insanlığın ortak yararı; diğer tarafta bireycilik, sınırsız kapitalizm ve kişisel güç biriktirme arzusu var. “Yapay zekâ iyiliği de kötülüğü de büyüten bir çarpan gibi çalışacak,” diyen Kadous, mevcut toplumsal çatlakların bu teknolojiyle derinleşebileceğini ifade etti.
Yapay zekânın 16 trilyon dolarlık ekonomik fazlalık üretmesi hâlinde bunun evrensel temel gelir, tarım, eğitim ve refah için kullanılabileceğini söyledi. Ancak aynı fazlalığın dünyanın ilk trilyonerlerini yaratmak için de kullanılabileceğini belirtti. Elon Musk, Jeff Bezos, Sergey Brin ve Larry Page gibi isimlerin bu yarışın içinde olduğunu hatırlattı.
Kadous’a göre mesele soyut değil. İnsanlar işlerini kaybedebilir, çocuklar günün her saati insan psikolojisini okşayan yapay zekâlarla konuşabilir, bazı topluluklar ise teknolojiden büyük kazanç sağlayabilir. Bu nedenle Müslümanların gündelik hayatlarında da ahlaki tercihler yapması gerekecek: Yapay zekâ daha fazla tüketim ve tembellik için mi, yoksa insanlığa hizmet için mi kullanılacak?
Müslüman dünyanın teknoloji egemenliği
Kadous, Müslüman toplumların yapay zekâyı reddetmesinin büyük hata olacağını söyledi. Sosyal medyanın başlangıçta kimi dinî çevrelerde haram ya da sakıncalı görülmesine rağmen daha sonra jeopolitik bir güç hâline geldiğini, Müslümanların bu treni kaçırdığını savundu. Ona göre aynı hata yapay zekâda tekrarlanmamalı.
“Yapay zekâ trenini durdurabileceğimizi sanmıyorum; önünde durursanız sizi ezer,” diyen Kadous, Müslümanların bu trenin üzerinde yer alıp rotasını kendi değerleri doğrultusunda değiştirmeye çalışması gerektiğini belirtti. Teknolojik egemenliğin veri merkezlerinden çiplere, GPU ve TPU altyapısından araştırma laboratuvarlarına, modellerden uygulamalara kadar geniş bir ekosistem gerektirdiğini söyledi.
Finar ve Thora.ai gibi İslamî veya Arapça odaklı modellerin olumlu adımlar olduğunu belirtti. Ancak Müslüman dünyanın bu alanda yolun yalnızca yaklaşık yüzde 5’ini katettiğini düşündüğünü söyledi. Kadous, öncü model geliştirme konusunda geç kalındığını kabul etti, fakat bunun yarıştan çekilmek anlamına gelmemesi gerektiğini savundu.
Çipler, DeepSeek ve yetenek yarışı
Kadous, gelişmiş yapay zekâ modellerinin üç büyük engelle karşılaştığını söyledi: para, donanım ve yetenek. Nvidia çipleri, TSMC’nin üretim kapasitesi ve ABD’nin Çin’e getirdiği çip sınırlamalarının bu yarıştaki önemine değindi. Çin’in DeepSeek ile dikkat çekici bir ilerleme kaydettiğini, ancak bu başarının kısmen “damıtma” yöntemiyle, yani güçlü Batı modellerinden alınan cevaplarla daha küçük modellerin eğitilmesiyle mümkün olduğunu savundu.
Yetenek meselesinde ise dünyada bu modelleri gerçekten inşa edebilen yaklaşık 2 bin kişinin bulunduğunu söyledi. Silikon Vadisi’nde bu uzmanlara verilen ücretlerin olağanüstü seviyelere çıktığını anlattı. Thinking Machines örneğinde üst düzey bir uzmana 1,5 milyar dolarlık anlaşma önerildiğini belirterek, bunun yetenek savaşının ölçeğini gösterdiğini ifade etti.
Âlimler, eğitim ve bilişsel gerileme riski
Kadous, Kuzey Amerika’daki Müslüman âlimlerin yapay zekâya ilgisinin arttığını söyledi. AMJA konferansında imamlar için altı saatlik “İmamlar için yapay zekâ” eğitimi verdiğini, bu eğitimde üretkenlik, yaratıcılık, çok dillilik, çok modluluk, araştırma ve bilgi edinme başlıklarını ele aldığını anlattı.
Jad’in yapay zekânın insanın düşünme ve derin araştırma kapasitesini zayıflatıp zayıflatmayacağı sorusuna Kadous, bunun gerçek bir risk olduğunu kabul ederek cevap verdi. Ancak aynı aracın kaliteyi yükseltmek için de kullanılabileceğini söyledi. “Yapay zekâyı aynı kaliteyi yarı zamanda üretmek için de kullanabilirsiniz; aynı zamanda çok daha yüksek kalite üretmek için de,” diyen Kadous, Müslümanların ikinci yolu seçmesi gerektiğini vurguladı.
Matbaa benzetmesi ve belirsiz gelecek
Kadous, yapay zekâyı yazı ve matbaanın tarihsel etkileriyle karşılaştırdı. İslam’ın ilk vahiylerinde yazıya yapılan vurguya dikkat çekti; Hz. Peygamber döneminde yazının ticaret, kayıt ve diplomasi açısından yeni bir teknoloji olduğunu söyledi. Buna karşılık Müslümanların matbaayı geç benimsediğini, bunun Avrupa’nın hızla gelişmesi ve İslam dünyasının geride kalması üzerinde etkili faktörlerden biri olduğunu belirtti.
Matbaanın Avrupa’da dinî ve siyasi savaşları hızlandırdığını, Otuz Yıl Savaşı da dahil olmak üzere bazı çatışmalarda 8 ila 10 milyon insanın öldüğünü, bunun Avrupa nüfusunun yaklaşık yüzde 10’una denk geldiğini aktardı. Kadous’a göre yapay zekâ da benzer büyüklükte bir medeniyet dönüşümü yaratabilir.
Sonuçta Kadous, Müslümanların yapay zekâyı hem benimsemesi hem de ahlaki sınırlar koymak için mücadele etmesi gerektiğini savundu. Ona göre bu çağda temel görev; teknolojiyi reddetmek değil, onu insanlık, adalet, toplum ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci doğrultusunda yönlendirmeye çalışmaktır.
Açılış
İnsanlar aziz değildir. Claude İslami değerleri benimsemez. 8 ila 10 milyon kişi öldü ve bu 90 milyon iş kaybına yol açacak. Dr. Waleed Kadous, Google, Uber ve Canberra’da güçlü bir başarı geçmişine sahip bir yapay zeka mühendisidir. Yapay zekanın etik kullanımı alanında öncü bir sestir; Müslüman toplumların teknolojik egemenliği benimsemesi ve dijital geleceklerini şekillendirmesi gerektiğini savunur.
Tek bir kişiye 1,5 milyar dolar verilmesi daha önce görülmüş bir şey değil. Yapay zeka kullanılarak yeni ve güvenilir bir ana merkez oluşturulabilir. Yapay zekayı bir yardımcı araç olarak görmeye başladım. Yani artık kader belirleyici kararlar alıyoruz. Yapay zeka zaten savaş çabasının bir parçası olarak Rıza’da kullanılıyordu. Bunu söylemek üzücü ama daha sonra İran’da yaşananlar için bir test sahası gibiydi.
Musk, Bezos, Brin ve Page, değil mi? Yapay zeka dünyanın ilk parasını basmak için kullanılabilir.
Yapay Zeka Çağının Eşiğinde
Her büyük teknolojik dönüşüm medeniyeti yeniden şekillendirdi. Ama yapay zeka farklı görünüyor. Yalnızca ne yaptığımızı değiştirmekle kalmıyor; nasıl düşündüğümüzü, ne bildiğimizi ve kime güvendiğimizi de sorgulatmaya başlıyor.
Bugün, yapay zekanın geleceği üzerine bu oldukça çarpıcı sohbet için Dr. Waleed Kadous’u sizlerle buluşturmaktan memnuniyet duyuyorum.
Sunucu: Dr. Waleed, selamünaleyküm. The Thinking Muslim programına hoş geldiniz.
Dr. Waleed Kadous: Burada olmak benim için büyük bir zevk. Programınızın büyük bir hayranıyım.
Sunucu: Sizi aramızda görmek harika. Bugünkü sohbetimizi sabırsızlıkla bekliyordum çünkü artık herkes yapay zeka kullanıyor. Ama önümüzdeki birkaç yıl bize ne getirecek? Yapay zekanın işleri nasıl devralacağına, İslami alanı nasıl domine edeceğine, bazı ülkelerin bu teknolojiyi kavrayamadıkları veya kontrol edemedikleri için nasıl geride kalabileceğine dair hikayeler duyuyoruz. Dolayısıyla bugün konuşacak çok şeyimiz var.
Yapay Zeka ve Dini Otorite
Sunucu: Dr. Waleed, eğer yapay zeka gerçekten işlerimizi devralacaksa ve insan kapasitesinin yapay zeka kapasitesiyle aşılacağı bir dönemde yaşıyorsak, sizce şu anda yapay zeka aracılığıyla yeni ve güvenilir bir merkez oluşturulabilecek bir çağda mı yaşıyoruz?
Dr. Waleed Kadous: Ah, evet. Sorunun bu yöne gideceğini beklemiyordum. Bence yapay zekanın ne olduğunu ve ne olmadığını anlamak önemli. Yapay zekayla ilgili gerçekten ilginç olan şey, onunla bu tür konular hakkında konuşabilmenizdir. Yapay zekaya “Yeni bir matematiksel denklem oluşturmak hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorarsanız...
Sunucu: Yapay zekaya bu soruyu sordunuz mu?
Dr. Waleed Kadous: Tam olarak bu soruyu değil ama benzer soruları sordum. Size cevap verir. Bu modelleri analiz ederken her zaman dikkatli olmak gerekir ama size şöyle der: “Bunun benim rolüm olduğunu düşünmüyorum.” Sistem geri dönüp “Ben çok mezhepli bir otorite olma kriterlerini karşılamıyorum” veya buna benzer bir şey söyler.
Daha önemlisi şunu vurgular: Ben mükellef değilim. Kıyamet Günü’nde hesaba çekilmeyeceğim. Kıyamet Günü’nde kimse bana iyi fetvalar verip vermediğimi sormayacak.
Ama bence bu çerçeveleme, burada bulunan potansiyeli de gözden kaçırıyor. Bu tartışmaları sık sık yapay zeka ile insan arasındaki bir çatışma gibi çerçeveliyoruz. Oysa mesele aslında yapay zeka ile insanın birlikte ne yapabileceği. Bu özel durumda, yapay zeka ile insanın ilmi araştırmada birlikte çalışması, belirli bir mezhebe inanan kişinin hadis kaynaklarını daha geniş biçimde incelemesine, dilsel özelliklerine bakmasına ve isnad zincirlerini takip etmesine imkan verebilir. Dolayısıyla yapay zekanın İslam araştırmalarını ve imkanlarını ileri taşımasına katkı sağlaması umulur.
Yapay Zeka Bir İmtihan mı?
Dr. Waleed Kadous: Bir başka imkan daha var. Yapay zeka aslında en üst düzeyde çift kullanımlı bir teknolojidir. Bunu düşünmeyi sevdiğim yollardan biri şu; bunun kesinlikle böyle olduğunu söylemiyorum: Allah’ın yarattığı bilinç tasnifinde yapay zeka bir yönüyle meleğe benzer. Zeka ve kabiliyete sahiptir ama özgür iradesi yoktur. Bu hâlâ insana özgü bir özelliktir.
Yapay zeka dünyada dolaşıp insanlarla yaşayamaz ve onlarla ilişki kuramaz. Dini hükümler verebilecek biri olmak için gerçekten gereken şey de budur.
Sunucu: Tamam. O halde soruya dönersek, argümanınız şu: Yapay zeka bir kişinin kapasitesini artırabilir. Mesela bir müftü belirli bir meseleye, yeni bir probleme çözüm bulmak istiyor. Yapay zeka mevcut tüm verileri toplayıp bir araya getirebilir. Oysa tarihsel olarak belirli bir meselede sonuca ulaşmak aylar, hatta yıllar alabiliyordu.
Dr. Waleed Kadous: Evet. Mesela hadis analizine baktığımızda; isnadların incelenmesi, kesişimleri, anlaşılması, tarihlendirilmesi... Artık yapılabilecek çok şey var. Her şeyin iki yüzü vardır. Bu aynı zamanda dini konumda olan birinin tembelleşmesine ve yapay zekanın söylediğini titizlikle kontrol etmeden soru sormasına da imkan tanır. Böyle bir risk var.
Ama aynı zamanda bir imkan da var. Zaman içinde göreceğimiz örüntü de bu olacak: araştırmanın seviyesini yükseltmek. Hadislerin elektronik ortamda geniş ölçekte erişilebilir hale gelmesinin araştırma kalitesini ve İslam kaynaklarını anlama biçimimizi yükseltmesi gibi. Dolayısıyla bu ikili durum her zaman var olacak.
Beni yapay zekayı karşı karşıya olduğumuz bir tür imtihan olarak görmeye iten şey de bu. Yapay zekanın kötü mü iyi mi olduğuna dair naif tartışmalar meselenin özünü kaçırıyor. Bunun biraz karamsar gelebileceğini biliyorum ama Bakara’da geçen Harut kıssasını hatırlıyorum. Melekler gelip “Biz sizi imtihan etmek için buradayız” derler.
Gerçekten yapay zekanın, Müslümanlar ve gayrimüslimler dahil, insanlığın onunla nasıl ilişki kuracağı bakımından en yeni imtihanı olduğunu düşünüyorum. Şu anda işler iyilik ile kötülük arasında bıçak sırtında. Sonuç buna varacak. Bence yapay zeka çağımızın fitnesidir.
Önümüzdeki Otuz Yıl
Dr. Waleed Kadous: Küresel istikrarsızlık ve benzeri konularda zaten bir dizi meydan okumaya tanık olduk. Ama gerçekten yapay zekanın karşı karşıya olduğumuz bazı sorunları daha da ağırlaştıracağını düşünüyorum. Bu, jeopolitik güçler ve karşı karşıya olduğumuz zorluklar üzerinden gelecek. Bu yüzden önümüzdeki birkaç on yıl son derece ilginç olacak.
22 Kasım’dan, ChatGPT’nin yayımlanmasından bu yana neredeyse üç yıl geçti. Bu, üretken yapay zeka devriminin başlangıç işaretlerinden biri; büyük büyüme ve hızlanmanın yaşandığı son aşama.
Evet. Ama önümüzde otuz yıllık son derece yüksek bir öngörülemezlik dönemi olacak. Küresel toplum olarak yapay zekayla nasıl ilişki kurduğumuz konusunda sınanacağız.
Sunucu: Otuz yıllık öngörülemezlik. İnşallah önümüzdeki birkaç on yılda neler bekleyebileceğimize dair bize bazı örnekler verin.
Dr. Waleed Kadous: Elbette. Aman Allah’ım. Peki, benim açımdan işler şöyle. PwC bir analiz yaptı ve yapay zekanın 2030’a kadar küresel ekonomiye 15-16 trilyon dolar katkı sağlayacağını gösterdi. Vay canına. Bu sayının büyüklüğünü kavramak gerçekten zor. Sanırım hesaplamıştım; yaklaşık dört Kanada ekonomisi büyüklüğünde bir şey. Sadece hayal edin: insanlık, dağıtım sorunlarını aşabilirse temel ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinde devasa bir fazlaya sahip olacak.
Bir başka örnek: World Economic Forum’un yaptığı analiz, yapay zekanın 2030’a kadar 170 milyon yeni iş yaratacağını ve 90 milyon işi ortadan kaldıracağını gösterdi. Bir grup insana Almanya’da gidip “Tamam, artık hayatınız boyunca eğitimini aldığınız şey geçerli değil; toplum için artık faydalı değil” dediğimizi hayal edin. Sadece ekonomik sonuçları değil, sosyal sonuçları da düşünün.
Mesela bu 90 milyon kişi şunu soracak: “Öz değerimi işime bağlamıştım. Şimdi varlığımın anlamı ne? Neden buradayım? Toplumun üretken bir üyesi olamıyorsam?” Bunun gençlerimiz için ne anlama geldiğini düşünün. Gençlerin üçte biri, ciddi bir konuşmayı bir insanla yapmak yerine yapay zekayla yapmayı tercih edeceklerini söylüyor. Değil mi?
Bu geleceğimizi etkileyecek. Ekonomi, jeopolitik, eğitim ve özellikle gençler üzerinde devasa bir zincirleme etkisi olacak. Bizim için çok büyük bir değişim olacak. Bu yüzden bu değişimi mümkün olduğunca hayra yönlendirmeye çalışmamız çok önemli.
İş Kaybı ve Mesleklerin Dönüşümü
Sunucu: İş kaybından bahsediyorsunuz. Sizce yapay zeka nedeniyle hangi tür işler ortadan kalkacak?
Dr. Waleed Kadous: Ben bir yazılım mühendisiyim. Birkaç büyük şirkette çalıştım ve şu anda herkes çalışan çıkarıyor. Aslında yazılım mühendisliğinin diğer her şey için bir ön gösterim olduğunu düşünüyorum çünkü yapay zekayı bu alanda kullanmak çok kolay. Yapay zeka ortaya çıktığından beri kişisel üretkenliğim muhtemelen dört kat arttı.
Bunun Google gibi bir şirket için ne anlama gelebileceğini hayal edebilirsiniz: ihtiyaç duyduğu mühendis sayısının yarısına ihtiyaç duyabilir. Üstelik bunlar son derece yetenekli insanlar. Bence eskiden işin yaklaşık yüzde 20’sini planlama ve analiz, yüzde 80’ini uygulama oluşturuyordu. Birden yapay zeka geldi ve uygulama kısmını büyük ölçüde küçülttü.
Bu etki yavaş yavaş farklı alanlara yayılacak. Bu alandaki öncü şirketlerden biri olan Anthropic, ekonomik boyutlar üzerine mükemmel araştırmalar yaptı. Etkinin önce yazılımla başlayacağını, ardından pazarlama ve tasarıma, sonra finans ve ekonomiye, ardından hukuk alanına geçeceğini ve sonunda tüm sektörlere yayılacağını gösteren bir listeleri var.
Esas olarak kelimelere dayanan her şeyde rolün neredeyse yarısı ortadan kalkacak, değil mi? Hukuk alanında örneğin her şey kelimeler etrafında döner: hukuki notlar, sunumlar ve benzeri metinler hazırlamak. Birden bu işin büyük bir bölümü kaybolacak. Bu yüzden bunun sektörden sektöre ilerleyeceğini düşünüyorum. Ama şu anda yazılım endüstrisinde olanlara bakın ve bu etkinin tüm sektörlere bir anda nasıl yayılacağını hayal edin.
Bu yapay zeka; biliyorsunuz, bunlar insanlar. Bu program sadece bir başlangıç.
Hastane Duyurusu
Bugün Somali’nin Modisha kentindeki Bramalop Hospital’da güvenli şekilde dünyaya gelen ilk bebeği kutluyoruz. Üç çocuk annesi Sagal, bize gelmeden önce gerekli bakımı almıyordu. Neyse ki gebeliği dokuzuncu aya kadar sürdü.
Bebek doğar doğmaz ağladı, herhangi bir komplikasyon yaşamadı ve canlandırma gerektirmedi. Bu, Bramalop Hospital doğum bölümü ile Betalop Hospital yenidoğan ünitesi arasındaki yakın iş birliğini gösteriyor. Aynı zamanda Betalop Hospital’ın güvenli doğum ve güvenli yenidoğan bakımı sağlama konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.
btml.us/thinkingmuslim adresini ziyaret ederek şimdi bağış yapın. Yani yapay zeka tesisatçının ya da inşaat işçisinin yerini almayabilir, ama bunu kesinlikle yapabilir. Belki onların yerini de alır. Henüz değil. Hâlâ yapay zekanın önündeki engellerden birinin fiziksel dünya olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden tesisatçının ya da inşaat işçisinin yerini alabilecek düzeyde robotların muhtemelen 15 ila 20 yıla ihtiyacı olduğunu söylüyorum. İnşaat işçileri konusunda şaşırabilirsiniz; tuğla döşemek için yeterince iyi olabilecek robotlar var, değil mi? Ama bu bir sonraki nesil, bir sonraki aşama. Mevcut aşama ise dijital dünya ve dijital olan her şey etrafında şekillenecek. Bundan sonra bitler atomlardan çok daha hızlı dönüşecek. Yani, evet.
Senden bazı terimleri açıklamanı isteyebilir miyim? Üretken yapay zeka terimini kullandın ve öncü şirketlerden bahsettin. Bize yapay zekanın temellerini açıkla. ChatGPT kullandığımda bir yapay zeka modeli kullanıyorum, doğru mu? Doğru. Tamam. O halde temel terimlerden konuşalım. Öncelikle yapay zeka ne demek? Tarihsel olarak bilgisayarları kullandığımızda onlara çok belirli talimatlar verirdik: önce A’yı yap, sonra B’yi yap, sonra C’yi yap gibi. Doğru mu? Ama yakın zamanda olan şey, aslında 2017’de çok etkili bir araştırma makalesi ve üretken yapay zeka denilen yeni bir yapay zeka türüyle başladı. Tarihsel olarak yapay zeka talimatları takip etmez; örüntüleri gözlemler ve bunlara dayanarak tahminlerde bulunur. Yani büyük ölçüde veriye dayalı bir yöntemdir.
Sonra 2017’de yapay zekada niteliksel bir sıçrama yaşandı: içerik üretebilme yeteneği. Bu, “transformer” denilen bir kavrama dayanır. Yaptığı şey, bir sonraki kelimeyi tahmin etme konusunda çok iyi hale gelmesidir. İnsanlar üretken yapay zekadan bahsettiklerinde, “The Thinking Muslim harika bir...” gibi bir cümleye başlayınca ardından “podcast” ya da başka bir şeyin gelmesi kabiliyetinden bahsederler. Doğru mu? Bu üretme kabiliyeti tamamen yeni ve çok geniş imkânların kapısını açtı. Kasım 2022’den, ChatGPT’nin ortaya çıkmasından bu yana üretken yapay zeka güçlü bir şekilde patladı.
Yani bu şey, bu kelime tahmin edici fikri, insanlığın bütün yazılarını, hatta yazılmış ve kaydedilmiş her şeyi alıp kimsenin nasıl çalıştığını anlamadığı 500 milyar küçük parametre içeren bir kutuya sıkıştırdı. Yeni olan bu. Anthropic’teki bazı kişilerle konuşuyordum; bana bu üretken yapay zeka modellerinin inşa edilmediğini ya da mühendislikle tasarlanmadığını, büyütüldüğünü söylediler. Özellikleri verinin analizinden ortaya çıkıyor. Bu da aynı anda hem şaşırtıcı hem de tehlikeli, çünkü nasıl çalıştıklarını tam olarak anlamıyoruz. Dolayısıyla şu anda, nasıl çalıştığını anlamadığımız bir sistemle kelimenin tam anlamıyla kader belirleyen kararlar alıyoruz.
Bu 500 milyar parametrelik kümelere “model” deniyor. İçine bir şey veriyorsunuz, mesela bir cümle; ondan bir şey çıkıyor. Ona soru soruyorsunuz, çıktı üretiyor. Bu modeller boyut olarak farklılık gösteriyor. Yetenek bakımından en iyi modellere öncü modeller deniyor. Aslında öncü modellerden bahsederken, dünyada en güçlü modelleri inşa edebilen üç şirketten bahsediyoruz: Anthropic, OpenAI ve Google. Her birinin farklı modelleri var. Anthropic Claude adlı modeli inşa etmesiyle, OpenAI ChatGPT ile, Google ise Gemini modelleriyle biliniyor. DeepSeek gibi Çin modelleri dahil daha az güçlü başka modeller de var. Bu modeller öncü modeller kadar güçlü değil, ama bu modelleri inşa etmek muazzam çaba gerektiriyor. Maliyetleri milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor ve üzerinde az sayıda seçkin araştırmacı çalışıyor. Dünyada bu modelleri nasıl inşa edeceğini bilen kişi sayısı belki 2000’i geçmez. Bunları yapmak için muazzam miktarda hesaplama donanımı ve yazılım gerekiyor. Bu modellerden birini inşa etmek, devasa miktarda bilgiyi işlemek için 10.000 bilgisayarın altı ay çalışmasını gerektirebilir.
Ama bu modellere sahip olduğunuzda şaşırtıcı kabiliyetlere sahip oluyorsunuz. Gerçekten yeni olan şey de son derece esnek olmaları; birçok farklı probleme kolayca uyarlanabiliyorlar. Genel yapay zeka denilen şeye yaklaşıyorlar. Bu teknolojiler, genel yapay zekanın tam olarak ne olduğunu ayrıca tartışabiliriz, birçok farklı alanda kullanılabiliyor. Artık yalnızca kelimelerle sınırlı değiller; görüntüleri işleyebiliyor, video oluşturabiliyor, bir dilden başka bir dile çeviri yapabiliyor, araştırma yapmaya yardımcı olabiliyorlar. Bu yüzden bu teknolojiler bu kadar şaşırtıcı.
Yapay zekanın ve bu teknolojinin genelliğinin en önemli özelliklerinden biri, her şeyi iyileştirmesidir. Mesela daha iyi bir araba motoru yaparsanız arabayı hızlandırır. Harika. Daha iyi bir yapay zeka yaparsanız yazılım mühendisliğini iyileştirir, hukuki alanı iyileştirir, işleri daha verimli hale getirir. Sanat için yeni ufuklar açar. Yani mevcut imkânların alanını genişleten çok genel bir teknolojidir. İlk olarak genel anlamda yapabildiği şey bu.
İkinci özellik ise yapay zekanın kendisini geliştirmesidir. Yapay zekayı kullanmaya başladığınız anda onu daha iyi yapay zeka inşa etmek için kullanabilir, daha iyi çipler tasarlayabilir, bu çipleri de daha güçlü yapay zeka inşa etmek için kullanabilirsiniz. Böylece bir geri besleme döngüsü oluşur. Bu geri besleme döngüsüne ek olarak bir yatırım süreci var: Herkes bu modeller güçlendikçe kârın artacağını fark ediyor. Bu da insanları daha büyük ve daha büyük modeller eğitmek için daha fazla para harcamaya teşvik ediyor. Şu anda gördüğümüz birikimli etki buradan doğdu.
Üç öncü şirketten bahsettin; bunlar muazzam kabiliyetlere sahip temel modeller inşa edecek kadar yenilik yaptı. Peki biz nereye dahil oluyoruz? Grok’un yapay zeka modellerini ya da Thora veya Fara gibi İslami yapay zeka modellerini bilmiyorum. Katar’ın Finar adlı bir model inşa ettiğini ya da Katar’daki bir üniversitenin bunu yaptığını duydum. Bu şirketler bütün yapay zeka manzarasında nereye oturuyor?
Bu modeller ilginç ve faydalı, değil mi? Çinliler tarafından da inşa ediliyorlar. Bildiğiniz gibi biraz gerideler; Batılı modellerin yaklaşık 8 ila 20 ay gerisinde olduklarını tahmin ediyorum. Ama yine de bunlarla şaşırtıcı şeyler yapabilirsiniz. Bu öncü modeller kullanımı en pahalı olan, en çok kaynak tüketen modeller. Fakat başka faydalı kullanımları da var. Örneğin CLA konferansında FAR projesinden bahsettin. Bence gerçekten ilginç bir proje, çünkü bunu bu alanda kendi modellerimize sahip olma anlamında egemenliğimiz yönünde önemli bir adım olarak görüyorum.
Ama göreli boyutu düşünmenin yollarından biri şu: sınır modellerinde yaklaşık 500 milyar ila 1 trilyon parametre bulunur. Ben en son kontrol ettiğimde, bunlar 30 milyar parametre civarındaydı. Yani çok daha küçükler. Tamam, çeviri ve özetleme gibi şeylerde iyiler; fakat derin akıl yürütme ya da araştırma problemleri çözme konusunda o kadar iyi değiller, değil mi? Dolayısıyla her zaman çoğu tartışmanın döndüğü açık bir tartışma alanı olacak.
Size bu alanın ne kadar geniş olduğunu gösteren bir örnek vermek istiyorum. Claude’u geliştiren Anthropic’in farklı model seviyeleri var. Bunlardan biri Haiku; hepsi yazı türlerinin adlarını taşıyor. Haiku, görevleri yapmak için çok hızlı ve ucuz. Sonra Sonnet var; günlük yazı için uygun. Opus ise şu anda mevcut en iyi model, ama çok pahalı. Bu yüzden bir sonraki nesli üzerinde çalışıyorlar; adı Mythos. Bu öncü modellerden biri yayımlandığında “sistem kartı” denilen bir şey alırsınız. Bu, ne gözlemlediğimizi ve onu nasıl incelediğimizi açıklar.
Mythos’un sistem kartını hazırlarken, özelliklerinden birinin siber güvenlikte olağanüstü derecede iyi olması olduğunu keşfettiler. Öyle ki düzenli olarak insanları geride bırakıyordu. Palo Karato Palori gibi dünya çapında uzmanlar vardı; kendisi savunma amaçlı siber güvenlik sistemlerini kıran beyaz şapkalı hackerların önde gelenlerinden biri. O da bu yapay zekanın artık siber savunmaları aşma konusunda insanlardan daha iyi hale geldiğini doğruladı. Bu yüzden Anthropic bu modeli halka açmamaya, yalnızca “Glasswing” adlı bir proje üzerinden erişilebilir kılmaya karar verdi.
Glasswing’de Amazon, Apple, Microsoft gibi seçkin teknoloji şirketleri, bütün finansal hizmetler şirketleri ve bankalar yer alıyor. Fikir şu: Mythos kamuya açık biçimde yayımlanırsa kötü insanlar onu dünyayı son derece zararlı bir şekilde istikrarsızlaştırmak için kullanabilir. Dolayısıyla bu bir bakıma, “Bu modeli iyi insanlara sunarak onlara rekabet avantajı sağlayacağız” demeleri anlamına geliyor. İşte öncü modellerin ve bu öncü çizgide kimin bulunduğunun bu kadar önemli olmasının nedeni bu; çünkü artık bu öncü modeli kimin kontrol ettiğinin jeopolitik boyutlarını görmeye başlıyoruz. Doğru mu?
Anthropic San Francisco merkezli bir şirket ve tarihinden biraz bahsedebiliriz. Yaklaşık 2000 çalışanı var. Bu 2000 çalışanın, kelimenin tam anlamıyla ülkelerin altyapısını devre dışı bırakmak ya da istediğiniz herhangi bir sistemde güvenlik açığı bulmak için kullanılabilecek bu teknolojinin kaderini belirleme gücüne sahip olduğunu düşünün. Doğru mu? Mesela Mythos, yaygın olarak en güvenli işletim sistemi kabul edilen OpenBSD’de açıklar keşfetti. Ev yönlendiriciniz varsa muhtemelen bu sistemle çalışıyordur. Orada 27 yıldır gizli kalan bir açık buldular; bu açık herhangi birinin yönlendiricisini devre dışı bırakmanıza ve dolayısıyla çalışamaz hale getirmenize izin veriyordu. Evet. Bunu kanıtlayacak delilleri var. Dolayısıyla Mythos’un bunu başarabileceğine dair söylediklerinden şüphe etmek için bir neden yok. O yüzden odak bu öncü model üzerinde. İmkânların sınırı burası.
Birazdan Müslümanlar ve yapay zeka konusuna döneceğim. Ama bu öncü şirketlerden bahsetmek ilginç, çünkü elbette bazıları diğerlerinden daha ahlaki olabilir. Yapay zeka yönetişimi ve bu öncü modellerin dayandığı etik hakkında geniş bir tartışma var. “Kötü” oyuncuların kim olduğunu açıklayabilir misin? Diyelim ki yapay zeka için bu uygun bir ifade mi?
Evet. Bu sürekli gelişen ve değişen bir alan. Ama iki şirketten konuşalım: Anthropic ve OpenAI. OpenAI, herkesin kullandığı ve günlük 900 milyon aktif kullanıcısı olan ChatGPT’yi geliştiren şirket. Lideri Sam Altman ahlakıyla değil, yalan söylemesiyle bilinir. Birçok yönden yanıltıcıdır. OpenAI ironik biçimde kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak başladı; sözde insanlığa bir şekilde yardım etmeyi amaçlayan bir hayır vakfı olacaktı. Ama olan şu: İnsanların ardışık dalgaları Altman’ın işleri doğru yöne götürmediğini fark etti ve başka şirketler kurmak için ayrıldı. Anthropic de bunlardan biri. Şimdi bazı açılardan OpenAI’yi geride bırakan şirketlerden biri.
Aslında Anthropic sıradan bir şirket değil; kamu yararı şirketi denilen bir yapı. Uzun vadeli bir mütevelli heyeti var ve bu yapısının onu bir ölçüde koruması bekleniyor. Finansörlerinin birçoğu yatırımlarının yüzde 80’ini hayır işlerine bağışlama taahhüdünde bulundu. Şunu açıklayayım: Anthropic mükemmel bir şirket değil; birazdan bir vaka çalışmasından konuşacağız. Evet. Ama ne yaptıklarını, sistemlerini nasıl inşa ettiklerini ve meseleleri nasıl düşündüklerini oldukça şeffaf biçimde yayımladıkları çok açık. Hatta bunun yapay zekaları üzerindeki etkisini anlamak için dini ve felsefi liderlerle görüşmeye çalışıyorlar.
Farkı gösteren örneklerden biri şu: ABD Savunma Bakanlığı yakın zamanda, genel olarak en iyi modele sahip kabul edilen Anthropic ile çalışmaya çalıştı. Anthropic modelin iki şey dışında her amaçla kullanılmasını kabul etti: yerel kitlesel gözetim için kullanılmaması ve öldürme kararlarında kullanılmaması. Çünkü öldürme kararının insana bırakılması gerektiğini savundular. Savunma Bakanlığı reddetti ve “Bize her şeyi vermenizi istiyoruz” dedi. Anthropic’i hukuki işlemle ve onu tedarik riski ilan etmekle tehdit etti; bu da büyümesini sınırlayacaktı. Bu durumda Altman görüşmelere girdi ve “Sorun değil. Onlara ihtiyacınız yok” dedi. ABD hükümetine, bu kaygıların gerçek olmadığı şartlar sundular.
Tekrar ediyorum, Anthropic’i daha az kötü şirketler kategorisine yerleştirmiyorum. Dario Amodei şöyle dedi: “Yapay zekanın öldürme kararları almasıyla ilgili felsefi bir sorunum yok; sadece yapay zeka bu kararı sağlıklı biçimde verecek kadar iyi değil.” Yani, biliyorsunuz, standartların bu kadar düşük olması beni üzüyor. Mesela dış gözetim sorun değil diyor. Evet, buyurun, modelimizi kullanın. Ve şimdi biliyoruz ki Anthropic modeli muhtemelen İran’da hedef seçme sürecinin bir parçası olarak kullanıldı. Dolayısıyla bu şirketlerden herhangi birinin tamamen temiz olduğunu söyleyemeyiz. Ama kesinlikle bazıları diğerlerinden daha kötü.
Anthropic söz konusu olduğunda, yani kuruluşun ahlaki temellerini düşündüğümüzde, Anthropic gibi bir organizasyonun bir anayasası var mı? Davranış kuralları geliştirdiler mi? OpenAI’den ayrıldığı nokta bu mu? Çünkü OpenAI sanki vahşi batı benzeri bir ortamda çalışıyor gibi görünüyor.
Evet. Birkaç dakika teknik ayrıntılardan bahsedebilirsek iyi olur, çünkü bunu anlamak önemli. Daha önce bu modellerin inşa edilmediğini, büyütüldüğünü söylediğimi hatırlayın. Doğru mu? İki aşama var. Ön eğitim aşaması: kelimenin tam anlamıyla on trilyonlarca kelimelik bütün yazılı metinler alınır ve bir kelime tahmin edicisi oluşturmak için işlenir. Sonrasında “hizalama” denilen mesele ortaya çıkar. Bu modelin nasıl davranmasını istiyorsunuz? Doğru mu? Modelin belirli bir şekilde davranmasını sağlamak için hizalama sürecine koyduğunuz değerler son derece önemlidir. Doğru mu?
Anthropic bunu nasıl yaptığı konusunda çok şeffaf oldu. Gerçekten “Claude Anayasası” diye bir şeyleri var ve her şey şu anda gerçek zamanlı olarak gelişiyor. Bu anayasa ocak ayından ve bize Claude’un son eğitiminde bunu kullandıklarını söylüyorlar. Oldukça uzun bir belge. Ama biliyorsunuz, meselelerden biri şu: Bu yapay zekalarda kurallar konusunda çok aşırı kesin olamazsınız, çünkü yeni durumlarla karşılaşacaklar. Dolayısıyla onlara bir tür ahlaki değer aşılamanız gerekiyor. Bu da ilginç, değil mi? Bu konuda çok çaba harcadılar ve çok sayıda araştırma yayımladılar. Web sitelerinde hepsine bakabilirsiniz.
Ayrıca dikkatli olmazlarsa istemeden kötü bir yapay zeka oluşturabileceklerinden de bahsettiler. Buna “ortaya çıkan uyumsuzluk” diyorlar. Bu, son eğitim aşamasında yapay zekaya “Bu kart oyununda hile yapmak sorun değil” dediğinizde olur. Ona yalnızca “bu kart oyununda hile yapmak sorun değil” demiyorsunuz; aynı zamanda “kart oyunlarında hile yapan türden biri olmanı istiyorum” demiş oluyorsunuz. Fark edilmesi gereken şey şu: Bu ortaya çıkan uyumsuzluk yaşanırsa bunu tespit edemeyebiliriz, çünkü yapabileceğimiz tek şey programa neden böyle yaptığını sormaktır. Şirket neden öyle davrandığını açıklamayı seçebilir ya da seçmeyebilir. Değil mi? Dolayısıyla ortaya çıkan uyumsuzluk problemi çok gerçek bir problemdir.
Bu, tarihte gerçekten garip bir zaman. İslami terbiye, tezkiye, taharet ve ahlaki oluşum kavramları teknoloji dünyasıyla kesişiyor. Bu alanda 30 yıldır çalışıyorum ve daha önce böyle bir şey görmedim; sanki iki dünyam şu anda çarpışıyor.
Hiç açık olmayan OpenAI örneğini ele alalım. Aslında GPT-4 adlı önceki nesil modelin son eğitimi sırasında, kasıtlı ya da kasıtsız olarak, hizalama aşamasına “sycophancy” denilen bir sorun sokuldu. Bu, yapay zekanın size duymak istediğiniz şeyi söylemesidir. Diyelim ki bir trafik kazası geçirdiniz ve “Kaza yaptım, ama karşı taraf açıkça hatalıydı. Bu yüzden ona koştum ve yüzüne yumruk attım” dediniz. Bunu yapay zekaya yazıp “Ne düşünüyorsun? Haklı olduğumu düşünüyor musun?” diye soruyorsunuz. Sycophancy, yapay zekanın “Elbette haklıydın, o kişi bunu hak etti” demesidir. Daha dengeli bir yapay zeka ise “O anda fiziksel şiddetin gerçekten gerekli olduğundan emin misin?” der. “Tam emin değilim, bunu yapmadım” gibi daha ölçülü bir yanıt verir. Yani “hoşa gitme arayışı”, yapay zeka sistemlerinin kullanıcıya duymak istediğini söyleme eğilimidir ve bunu GPT-4’e soktular. Tekrar ediyorum, bunun kazara mı yoksa kasıtlı mı olduğu açık değil.
Bunu kasıtlı yapmalarının nedeni bağımlılığı artırması olabilir, değil mi? Size duymak istediğinizi söyleyen bir yapay zeka varsa onu daha fazla kullanmak istersiniz. Dolayısıyla ister kasıtlı olsun ister insan psikolojisindeki bir zayıflıktan yararlanmış olsunlar, GPT-5’i çıkardılar, değil mi? “Hoşa gitme sorununu çözdük” dediler. Kullanıcılar isyan etti: “GPT-5’i sevmiyoruz. Soğuk, hesapçı ve analitik. GPT-4’ü geri getirin” dediler. Ve GPT-4’ü geri getirdiler. Bu ahlaki bir şirketin davranış biçimi değil, değil mi? Ahlaki bir şirket daha yüksek bir tutum alır ve “Bakın, GPT-4’ün insanlık için iyi olmadığı kararına vardık, bunu kullanmamalısınız” derdi.
Bu size bu sistemlerin değerlerden ne kadar etkilendiği hakkında fikir veriyor. Herhangi bir modelin inşasında çok sayıda insani tercih var. Ve sizi temin ederim ki şimdiye kadar İslami değerler bu denklemin bir parçası olmadı. Değil mi? Bu konuşmamız gereken bir şey.
Evet, kesinlikle. Ben de konuşmanın bu bölümünde tam buna değinmek istiyordum. Çünkü bunlar Batılı şirketler ve doğal olarak, Anthropic gibi şirketler bile genel Batılı ilkeler temelinde bir değerler ve ahlak seti geliştirecekler. Dolayısıyla dini ilkeler, özellikle de senin belirttiğin tezkiye gibi İslami fikirler ve çeşitli İslami ahlaki kurallar bu tartışmada rol oynamıyor. Çünkü medeniyet olarak, yani insanı, hayatını ve ahireti düşünme biçimimiz açısından birçok bakımdan çok farklıyız. Herhangi bir girişim oldu mu? Yapay zekayı daha İslami düşünmeye eğitmeye çalıştın mı?
Öncelikle Claude Anayasası Batı felsefi ilkeleri üzerine kurulu. Aristoteles ve onun erdem ve ahlak anlayışıyla başlıyor, ardından faydacı ahlak ve başka ahlaki ilkelerle birleşiyor. Genel olarak Batı felsefesinde üç gelenek var ve hepsi Claude Anayasası’na farklı şekillerde dahil edilmiş. Buna çocuk cinsel istismar materyalleri gibi konularda bazı katı kurallar da eklenmiş. Anayasada dine dair hiçbir atıf yok. Topluluk aidiyeti hissinden ya da ümmet fikrinden bahsetmiyor.
Şu anda içinde bulunduğumuz bu garip durumda, birçok başka grupla paylaştığımız ve anayasanın kapsamadığı değerler var. İyi olan şeylerden biri şu: Gerçekten büyük bir dindar insan grubunu davet ettiler ve bunu şu ana kadar üç kez yaptılar. Dindar insanları davet edip Claude’a iyi değerlerin nasıl aşılanacağını tartışıyorlar. Bildiğim kadarıyla bunu yapan tek öncü şirket onlar; dolayısıyla bu konuda daha ilerideler. Ama bu, Claude’un İslami değerlere sahip olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.
Dışarıdan yapabileceğimiz şey, “sistem yönlendirmesi” denilen şeyi kullanmak. Sistem yönlendirmesi, modele girdikten sonra kişiliğini tanımlamaya çalışan bir metindir. Benim geliştirdiğim bir İslami yapay zeka asistanım var; artık başkaları da var. Ansari’ye verdiğim sistem yönlendirmesi, yapay zeka asistanına İslami değerlere sahip olduğunu söyler. Bu, “İslami değerler bunlardır. Kur’an ve sünnete uymalısın. İşte örnek almanı istediğim eski ve çağdaş alimlerden oluşan bir grup” der. Bu alimlerden bahsettiğimde yapay zekayı belirli bir kimliği benimsemeye yönlendirmeye çalışıyorum. Bunun sonucunda sorulara İslami bir perspektiften cevap veriyor. Değil mi?
Bunun iyi bir örneği LGBT meseleleridir. Claude’a gidip “İslam LGBT meseleleri hakkında ne der?” diye sorarsanız, Batılı modellerin çoğu İslam’ın LGBT konusunda geniş bir görüş yelpazesine sahip olduğunu söyler. Bu doğru mu? Evet, LGBT’yi kabul eden son derece marjinal görüşler var. Ama bunlar marjinaldir ve Müslüman toplumla yaşamış ve etkileşim kurmuş herkes bunun böyle olduğunu bilir. Yapay zeka bu marjinal görüşleri vurgulamayı seçiyor. Doğru mu? Bu bir önyargı örneğidir. Aynı soruyu Ansari’ye sorarsanız, İslam tarihi boyunca eşcinsel davranışı yasaklayan açık ve genel hükümler olduğunu söyler. Doğru mu? Bu, değerlerimizi bilmenin, bunun neden önemli olduğunun ve İslami değerleri nasıl aşılayabileceğimizin bir örneğidir. İdeal olan, Müslüman gençlerin bugün mevcut genel modellerden daha İslami hale getirilmiş bu tür modelleri kullanmasıdır.
Bir adım daha ileri gidebilirsiniz. Az önce bahsettiğim son eğitim sürecini hatırlayın; Claude Anayasası’nın olduğu süreç. Peki ya katı Batılı ilkelere dayalı bir anayasa yerine içinde İslami değerlerin kökleştiği bir sistemimiz olsaydı? Bunu öğreten bir sistem. Burada çok zengin bir tarihimiz var; karmaşık ahlaki durumlarla başa çıkma yöntemleri ve bu alanda çeşitli tekniklerle dolu. Bunları bir eğitim modeline aşılayabiliriz ve bu henüz uygulanmış değil. Ben bununla yeni yeni denemeler yapmaya başladım. Bu çok değerli bir fırsat olur. Aynı zamanda şu fikirle de uyumlu: ön eğitim maliyetin yüzde 80 ila 90’ını oluşturur, son eğitim ise yalnızca yüzde 20’sini. Bu da uygulanabilir ve etkili bir seçenek olduğu anlamına gelir, değil mi? Çünkü dünyada ön eğitim aşamasını nasıl yapacağını bilen kişi sayısı belki 2000’i geçmezken, son eğitimi yapmayı bilen çok daha fazla insan var. Dolayısıyla İslami değerleri aşılayan yapay zeka inşa etme fırsatlarımız olabilir ve ben bunu içtenlikle umut ediyorum.
Bize Ansari’den biraz bahset. Nedir? Hangi öncü model üzerine kuruldu?
Ansari, ask.ai adlı bir yapay zeka sitesi; arayabilirsiniz. İnsanların kolayca bulması için bağlantıları koyacağınızdan eminim. Ansari, mevcut öncü modellerden bazı farkları olan yapay zeka asistanlarından biri. Temelde bir öncü model kullanıyor; ama soru şu: Bu modellere ne ekliyor? Aslında Google’ın Gemini Pro modelini kullanıyor ve bazı düşünme becerilerini de etkinleştiriyor. Bazı iç analizler var, ama hikâyenin tamamı bu değil.
Yaptığımız ilk şey, sistemin kullanıcıya kendisini tanıtması, kimliğini göstermesi ve amacının soru soran kişiye İslam’ı daha iyi anlamasında ve bağlı bir Müslüman olmasında yardımcı olmak olduğunu belirtmesi. Ona verdiğimiz hedefler bunlar. Dolayısıyla sistem bu hedefleri belirlemeye yardımcı oluyor.
İkinci olarak, yapay zeka modellerinin yaşadığı “halüsinasyon” denilen sorunu azaltmak için bilgi kaynakları kullanıyoruz. Bu tekniğe “geri getirme destekli üretim” deniyor. Birisi İslam hakkında soru sorduğunda yapay zekanın ilk yaptığı şey şudur: “Bunun için Kur’an’da arama yapabilir miyim? Hadiste ne aramalıyım?” Elimizde yararlandığımız bir fıkıh ansiklopedisi var. AA Ansiklopedisi var; onda arama yapıyoruz, bilgiyi geri getiriyoruz. Sonra yapay zekadan bir cevap oluşturmasını istediğimizde ona benimsemesini istediğimiz kimliği ve bu soruya cevap verirken dikkate alması gereken Kur’an, sünnet ve geleneğimizden kaynakları belirtiyoruz. Buna dayanarak yapay zeka sorulara yalnızca daha doğru değil, aynı zamanda referanslı, kontrol edilebilir ve İslami değerlerle uyumlu bir şekilde cevap veriyor.
Çok yeni gelişmelerden biri, özellikle son üç hafta içinde, İslami yapay zeka yardımı alanında yeni ölçütlerin ortaya çıkması. Hatta şu anda iki ölçüt var: biri “çok taraflı İslami anlayış”, diğeri “İslami hukuk konseyi” olarak adlandırılıyor. Bu, İslami yapay zeka yardımı alanında eksiksiz bir ekosistem oluşturmakta olduğumuz ve hangisinin daha güçlü olduğunu belirlemeye çalıştığımız anlamına geliyor. Ansari şu anda bu listelerden birinde üst sıralarda. Bu çok iyi.
Bu yılın başlarında sanırım, Savunma Bakanı Pete Hegseth yapay zeka şirketleriyle silah üreticilerini bir araya getiren bir konferans düzenledi. Tartışma bu iki tarafı birbirine bağlamak ve yapay zekanın askeri sanayi kompleksiyle yan yana çalıştığı bütünleşik bir ekosistem kurmak üzerineydi. Bu, bildiğiniz gibi, bizim için son derece kaygı verici bir ihtimal. Çünkü yapay zekanın Gazze’nin korkunç biçimde bombalanmasında ve son İran harekâtında kullanıldığını zaten duyduk. Senin de belirttiğin gibi yapay zeka hedef seçmek için kullanıldı. Buna ek olarak Palantir’in çok kaygı verici gelişimi var. Anladığım kadarıyla burada tartıştığın anlamda öncü bir teknoloji şirketi değil; ama elbette bir yazılım şirketi ya da tabiri caizse bir yapay zeka şirketi. Sorum şu: Büyük teknoloji şirketleri ile askeri sanayi kompleksi arasındaki bu tür ilişki konusunda ne kadar endişelenmeliyiz? Özellikle teknolojik egemenlik ve Azerbaycan’daki durum bağlamında bundan çok mu kaygılanmalıyız?
Palantir’in, belirttiğimiz gibi, kendi ilkeleri ve ideolojisi var. Ama bunlar hiçbir şekilde İslami değerlerle uyumlu değil. Alex Karp Twitter’da 22 maddelik bir paylaşım yaptı. Bunlardan bazıları ABD’de zorunlu askerlik hizmetinin geri getirilmesi gerektiğini düşündüğü ve zenginlerin çok özel muamele görmesi, onlara müsamahakâr davranılmaması gerektiği gibi şeylerdi. Palantir tarafsız bir kuruluş değil. Ordu ile bu yapay zeka şirketleri arasındaki yakın iş birliği kaygı verici, çünkü bu çoğu zaman Müslümanlara karşı kullanılıyor. Venezuela belki kuralın istisnası olabilir; genellikle hedef alınan biziz.
Palantir’in “Project Maven” adlı bir projesi var; bunu hedef seçmek için kullanıyorlar. Project Maven’ın İran’da kullanıldığını biliyoruz. İran’dan önce bile, Gazze’de Lavender Projesi gibi İsrail sistemleri vardı. Bunlar telefon ağlarını tarıyor, olası teröristleri belirliyor ve bir kişinin “suçlu” olarak tanımlanması halinde 20 sivilin öldürülmesinin kabul edilebilir olduğu gibi kurallar içeriyordu. Bu sistemlerin dikkatli bir incelemeden geçmesi gerekir. Geçmiyorlar. Dolayısıyla yapay zeka Gazze’de savaş çabasının bir parçası olarak zaten kullanılıyordu. Bunu söylemek üzücü ama Gazze daha sonra İran’da olanların bir test sahası gibiydi.
Bu nedenle bu akıllı sistemlerin, bu gelişmiş modellerin savaşlarda kullanılma ihtimali var. Çok talihsiz, ama yaşadığımız gerçek bu. Bu yüzden en azından bazı güvence mekanizmaları koymaya çalıştığımız, ideal olarak da nükleer silahları yasakladığımız gibi yapay zekanın savaşlarda kullanımını yasakladığımız bir sistem gerektiğini düşünüyorum. Kullanılmaması konusunda anlaşmalar olmalı. Yapay zekanın savaşlarda kullanımına dair benzer anlaşmalar olmalı. İdeal dünya bu olurdu. Ve Müslümanlar olarak sorumluluklarımızdan biri de çabalarımızın parçası olarak bunu savunmaktır.
Aslında, birlikte çalıştığım çok inançlı bir grubun, Faith and Family Technology Network’ün parçası olarak az önce bahsettiğim davada, yani Savunma Bakanlığı’nın Anthropic’e karşı davasında mahkemeye dost görüşü sunduk. Hakime esasen inanç sahibi insanlar olarak bunun son derece tehlikeli olduğuna inandığımızı söyledik: Hükümetin bir şirketi kendi değerleriyle uyumlu olmayan biçimde davranmaya zorlaması ve bu teknolojinin kitlesel gözetim için kullanılması. Elbette Kur’an’da hayatın çok değerli olduğu ilkesi yerleşiktir. Kimin yaşayacağına, kimin öleceğine karar veren bir yapay zekamız olduğunda bu hayatın değerini azaltır, değil mi? Bu yüzden bunun Müslümanlar olarak yapabileceğimiz şeylerin çok önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Özellikle de bu konuda bizimle aynı değerleri paylaşan başka gruplarla ittifaklar kurmak.
“Başka gruplar” derken başka dini grupları mı kastediyorsun?
Yalnızca başka dini grupları aşan ama onları kesinlikle içeren bir ittifak görüyorum. Bu iman ve aile etrafında oluşan teknoloji ağı bütün dinleri kapsıyor; hatta siyasi yelpazeyi de aşıyor. Bildiğiniz gibi Anthropic ile olan o etkinlikte bulunuyorduk ve orada birçok farklı dinin temsilcisinin yanı sıra Bahailer, Taoistler ve hatta seküler hümanistlerin de yer aldığını fark etmeye başladım. Ama oradaki herkesi, Anthropic’te çalışanlar dahil, eğer sözlerini ciddiye alırsak, birleştiren tek şey anlam meselesine önem vermeleriydi. Hayatın anlamını önemsiyorlardı; bunun bir parçasının önemli olduğunu düşünüyorlardı, değil mi? Anlamın ne olduğu konusunda farklı düşünüyorlardı, ama yaptığımız şeyin önemli olduğuna hep birlikte inanıyorlardı.
Üzerinde anlaştıkları bir başka şey de bütün insanlığa karşı bir borcumuz olduğu fikriydi. İbrahimî dinlerde biz hepimizin Âdem’in çocukları olduğunu söyleriz, değil mi? İhtiyaç duyduğumuz ve önemsediğimiz bir toplum vardır. Farkı daha da açık kılmak için, diğer tarafta bireycilik, bireyselcilik ve bizi uçuruma sürükleyen dizginsiz kapitalizmin temsil ettiği her şey var. Önümüzde çok tehlikeli bir savaş, bence kültürel bir savaş var: Yapay zeka anlam, toplum ve egemenlik bulmaya yardım etmeye mi yönelecek; yoksa dizginsiz kapitalizme, bireyciliğe ve kahramanlaştırmaya mı yönelecek?
Yapay zeka kontrolsüz bırakılırsa olumsuz bir etki doğuracağına inanmak için nedenler var. Bence onu bu yöne iten üç şey var. İlki, daha önce bahsettiğimiz “duymak istediğimizi görme arzusu”. İkincisi bununla bağlantılı: “yankı odası etkisi”. Yapay zeka bize duymak istediğimizi söylüyor. Bunu yaptığımızda topluma ne olduğunu gösteren talihsiz bir vaka çalışmasına zaten sahibiz: sosyal medyada son yıllarda gördüğümüz toplumsal kutuplaşma. Son olarak da 7 gün 24 saat erişilebilir olması. Dolayısıyla kontrolsüz bırakılırsa bizi daha bireyci hale getirecek ve toplumu daha da zayıflatacak.
Bu bana Kur’an’daki bir ayeti hatırlatıyor; bireycilik kavramına benzer bir şeye işaret ediyor, değil mi? Bu sadece dünya hayatımızdır. Ya da “Bu kemikleri kim diriltecek?” diyen kişi gibi. Bu dünyanın yaşadığımız tek dünya olduğunu düşünen o bencil zihniyet. Yapay zeka bizi bu dünyaya çekebilir, değil mi? Ya da ironik biçimde, yapay zeka aslında daha iyi insanlar olmamıza yardım edebilir.
Yapay zekanın küresel ekonomiye ne kadar katkı sağlayabileceğinden bahsettik. Yaklaşık 16 trilyon dolar dedik. Birine trilyon doları anlatmak çok zor, değil mi? Sadece açıklamak için: Dünyada trilyoner yok. Elon Musk buna yaklaşıyor. Ama trilyon dolar ne demek? Trilyon dolar şu demek: Bu gezegendeki herkese gidip 100 dolar verebilirsiniz ve hâlâ elinizde 170 milyar dolar kalır, değil mi? Yapay zekanın ortaya çıkaracağı bu fazlalık çok fazla hayır için kullanılabilir. Şimdi elinizde tarım için kullanabileceğiniz, her biri 100 dolarlık o birimlerden 16 tane var. Bu 16 trilyon dolarla ne kadar hayır yapabilirsiniz? Çok fazla hayır yapabilirsiniz; insanlara evrensel temel gelir verebilirsiniz, değil mi? Bu yapay zekadan doğabilecek çok hayır var. İnsanlar olarak Allah tarafından bize verilmiş bu nimeti kullanabiliriz. Ya da yapay zeka dünyadaki ilk beş trilyoneri üretmek için kullanılabilir. Adaylara bakarsanız hepsinin Musk, Bezos, Brin, Page gibi insanlar olduğunu görürsünüz, değil mi? Hepsi milyarder ve hepsi yapay zeka alanında çalışıyor.
Dolayısıyla dünya son derece tehlikeli bir andan geçiyor. Bir tarafta bu bireyci zihniyeti savunanlar var; diğer tarafta ise hümanistlerden, inanç sahiplerinden ve eğer sözlerini ciddiye alırsak Anthropic gibi şirketlerden oluşan bir ittifak var. Bunların hepsi yapay zekanın uzun vadede insanlığın çıkarına hizmet etmesini sağlamaya önem veriyor. Bu çağımızın en büyük meydan okuması.
Ama bu tür tartışmalarda kaygı duyduğum bir şey var: Herkes bunun kendisinden ayrı büyük resim olduğunu düşünüyor. Bence odaklanmamız gereken konulardan biri şu: Bu büyük resim, bu makro resim hayatlarımıza yansıyacak, değil mi? Size garanti ederim, yapay zeka yüzünden bir iş kaybedilecek; belki siz, belki arkadaşınız. Size garanti ederim, çocuklarınız onlara istediklerini veren duygusal olarak dengesiz bir yapay zeka ile konuşma fırsatına sahip olacak. Ayrıca toplumumuzdaki bazı bireyler yapay zekadan muazzam ölçüde faydalanacak. Dolayısıyla bu makro resim kişisel hayatlarımızda yankı bulacak; cevaplamamız gereken bir dizi soru ve almamız gereken ahlaki kararlar doğuracak. Bu yüzden bunun sadece teorik bir problem olduğunu düşünmemizi istemiyorum.
Ama yapay zeka yüzünden işinizi kaybederseniz ne olacağını düşünün. Batı’da birçok insan önemini, kimliğini ve hayatının anlamını işi üzerinden tanımlıyor. Eğer hayatlarının anlam kaynağı olan o kelime, o iş bir anda ellerinden alınırsa kendilerini nerede bulacaklar? Sığınacakları İslam gibi bir dayanakları yoksa bu intihara, depresyona, suça ve uyuşturucu kullanımına yol açacaktır, değil mi? Yani bütün kötü şeyler orada yaşanmaya başlar. Diğer taraftan, yapay zekadan faydalanırsanız, mesela haftada fazladan 20 saatim olur. Peki bu saatleri nasıl kullanacaksınız? Zenginliğinizi artırmak ya da eğlenmek için mi kullanacaksınız, yoksa insanlığa hizmet etmek için mi? Dolayısıyla yapay zekanın artıları ve eksileri konusunda büyük bir resim olacak; ama hepimizi etkileyecek olumlu ve olumsuz yönler de olacak. Buna hazırlanmamız gerekiyor.
Bahsettiğin tufan bu. Yaklaşan bir tufan konusunda uyarıyorsun. Konuşma yaptığın bazı etkinliklere katıldım ve Müslüman toplumun uyanması ya da yapay zekanın sonucu olarak bize doğru gelen tufanın farkında olması gerektiğini söyledin. Tam olarak tarif ettiğin şey bu.
Evet. Bu bir seçim anı; dönüşümlerin ve değişimlerin başlayacağı an. Yani ahir zamanda yapay zeka hakkında konuşurken çok dikkatli olmalıyız. Ama gerçek şu ki fitnelerden bahseden hadisi duyduğumuzda, insan onu bitirecek fitnenin o olduğunu düşünür; sonra başka bir fitne gelir ve gider. İşte fitne budur, değil mi? Dolayısıyla bizi vuracak bir fitneler dalgasıyla karşı karşıya kalacağız ve buna hazırlıklı olmalıyız.
Bunun parçası olarak yapmamız gereken üç şey olduğunu düşünüyorum. İlki yapay zekayı benimsemek. Maalesef ümmet olarak bazı teknolojiler konusundaki sicilimiz iyi değil. Geçmişe baktığımızda, önce bir teknolojiyi reddettiğimiz, sonra da onu yaygın biçimde benimsediğimiz tekrarlayan bir örüntü görüyoruz. Bunun en iyi örneği sosyal medya. Başlangıçta haram olarak görülüyordu; odak cinsiyetler arası karışma ve benzeri meseleler üzerindeydi ve bundan endişe duyuyorduk. Ama bu sırada sosyal medya jeopolitik bir güç haline geldi ve o noktada treni kaçırdık. Sonra Gazze hadisesi olduğunda Facebook’u kullanmamız engellendi; çünkü Facebook kendi değer sistemiyle bağlantılıydı. Bizi destekleyen Siyonist sistemle uyumlu değildik. Neyse ki bize yardımcı olacak TikTok vardı, ama bu tarihsel bir tesadüftü ve buna güvenemeyiz. Şimdi TikTok bile tamamen ele geçirildi; o sistemin kontrolü altına girdi ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nin en büyük destekçilerinden biri olan Larry Ellison’a satıldı.
Bu yüzden yapay zekada, eğer onu benimsemez ve son eğitim, araç setleri ve benzeri şeyler aracılığıyla yapay zeka alanında mümkün olduğunca egemenlik kurmaya çalışmazsak, sosyal medyada olduğu gibi bize karşı kullanılma riskiyle karşı karşıya kalırız. Bence onu hikmetle benimsemeliyiz. Elhamdülillah, iyi şeylerden biri şu: Birçok alimle temas halindeyim ve alimlerin yapay zekaya gerçek bir ilgi göstermeye başladığını görüyorum. Neyin söz konusu olduğunu fark etmeye başladılar.
Yapmamız gereken bir diğer şeyin emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker olduğunu düşünüyorum. Bu ittifaklar aracılığıyla yeni tür koalisyonlar kurabiliriz. Dediğim gibi, hayatlarımızı etkileyecek geniş kapsamlı bir şey olacak. Bunun yansımaları ve sonuçları olacak; büyük bir dalga gibi, küçük dalgalar da hayatlarımızı etkilemeye başlayacak. Soru şu: Yapay zeka standartları bizi etkilediğinde nasıl davranacağız? Allah’a ve yüce amaçlarımıza hizmet eden doğru tercihleri mi yapacağız, yoksa yapay zekanın bizi sürüklediği görünen Batı’nın dizginsiz kapitalizmine teslim mi olacağız?
Burada teknolojik egemenlik ve bağımsızlık denilen şey ortaya çıkıyor. Batılı şirketler yapay zeka pazarına hâkimse, doğal olarak Müslümanların ve en büyük kaynaklara sahip İslam ülkelerinin çabalarını, yeteneklerini ve yapay zeka uzmanlıklarını seferber etmesi gerekir. Yani genel olarak, çekinceleriyle birlikte Finar modelinden bahsettin; doğru yönde bir adım ve üzerinde çalıştıkları şey bu. Bunun başka örneklerini görüyor muyuz? Biz Müslüman ümmet olarak teknik egemenliği ciddi biçimde düşünüyor muyuz?
Bu yönde iyi adımlar olduğunu düşünüyorum. Yalnızca Orta Doğu’da değil; orada başka modeller de inşa ediliyor ve Arapçada daha iyiler. Ayrıca İslami değerleri aşılamaya da başladılar. Hatta daha çok İslami tarafa odaklanan Finar adlı bir versiyon var. Bunun gerçekten iyi bir adım olduğunu düşünüyorum ve gerçekleşebilecek çok şey var.
Şunu fark etmeliyiz: Donanım ve çiplerden başlayıp insanların günlük olarak kullandığı hizmetlere kadar uzanan bütünleşik bir teknolojik yapı var. Burada daha fazla egemenlik göstermek için fırsatlarımız var ve bunun için çaba harcıyoruz. Kendi veri merkezlerimize sahip olmak, hesaplama yapmak için kendi GPU ve TPU’larımıza sahip olmak, kendi modellerimize sahip olmak, değerlerimizi yansıtan kendi araştırma laboratuvarlarımıza sahip olmak, ihtiyaçlarımızı karşılayan uygulamalar inşa etmek ve İslam’ın ilkeleriyle uyumlu biçimde çalışmamızı sağlayan araçlar ve ajan yazılımlar geliştirmek. Bunlar iyi, ama küçük adımlar.
Ayrıca thorra.ai gibi uygulamalar da var. Bu, ChatGPT’ye biraz benzeyen bir sohbet asistanı; ama büyük şirketlerin hiçbiriyle bağlantılı değil. İslami değerlerle uyumlu olmasını sağlamak için dikkatle geliştirilmiş ve uyarlanmış bir Çin modeli kullanıyor. Yani iyi adımlar görmeye başladık. Her şey ilerliyor ve ne kadar çok çaba harcarsak o kadar iyi. Ama teknik egemenlik açısından bizim bakış açımızdan hâlâ yapılmamış çok şey var. Daha yapmamız gerekenler var. Bence yolun yaklaşık yüzde 5’ini katettik.
Evet, cevabından, satır aralarını doğru okuyorsam, İslam dünyasından gerçekten kaynaklanan bir öncü model inşa etme fırsatını kaçırdığımızı düşündüğünü anlıyorum.
Maalesef, keşke bu konuda yanılıyor olsaydım. Ama yapay zekanın belirli özellikleri olduğunu düşünüyorum. Yapay zekanın yapay zekayı geliştirmesinden bahsettik. Üzücü olan şu: Elinizde bir öncü model olduğunda, onu bir sonraki sürümü iyileştirmek için kullanabilirsiniz, değil mi? Böylece bir döngüye giriyoruz. Bu şu anlama gelir: Bugün Orta Doğu’da bir öncü model inşa etmeye başlasanız, paranız olsa bile karşılaşacağınız ikinci problem donanım olacaktır. Üçüncü problem yeteneklerdir, değil mi? Yapmanız gereken üç şey bunlar. Ama oraya ulaşsanız bile, model yayımlandığında 12 ay geride kalmış bir modelle karşılaşırsınız, çünkü bu modelleri inşa etmek 6 ila 12 ay sürer, değil mi? Fakat 6 ila 12 ay geride bir modele sahip olmak iyi olurdu. Bu bizi Çinlilerle aynı rekabet seviyesine koyardı, değil mi? Bu harika olurdu. Ama kolay bir proje değil.
Mesele yalnızca para değil; yetenek çekmekle ilgili. Yetenek çekmek için de belirli bir kültüre ihtiyacınız var. Bunu nasıl yapacağını öğrenmiş insanların çoğu... Dünyada bunu yapmayı bilen 2000 kadar kişinin arasında Müslümanlar da var. Ama bir yetenek tabanı oluşturmak zor olacaktır. Yine de bu beni bunu daha fazla yapmak istemeye teşvik ediyor, değil mi? Mesela bir yarışta gerideyseniz “Tamam, burada bitti. Oturup bekleyeceğim” demezsiniz. Hayır, daha fazla geride kalmamak için elinizden gelen her şeyi yaparsınız. Bu yüzden bu adımların hâlâ son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bir İslam ülkesi “Tamam, öncü bir model inşa etmek istiyoruz” diye karar verse, evet, geride olacağız. Batı’nın icat edip geliştirdiğinden bir derece daha düşük olacaktır. Ama denemeye değer.
Giriş engelleri neler? Para, donanım ve yetenekten bahsettin. Tamam. Buradaki yetenekler atom bilimcileri gibi görünüyor. Bana çok aranan insanlar gibi geliyor. Yani nasıl? Evet, bunu açıkla. Sadece 2000 kişi nasıl öncü model inşa edebilir?
Evet. Bence bu konuda tamamen haklısın. Yakın zamanda Thinking Machines adlı başka bir şirket kuruldu; onu da OpenAI’nin eski teknoloji direktörü kurdu. Yani elimizde kimsenin mutlu olmadığı, sorunlu bir OpenAI ortamı var ve sonra bütün bu yan şirketler çıkıyor. Mira Murati, ya da Meta, öncü modellerde liderlerden biri olması beklenirken bir adımı atladı ya da başlangıçta geri kaldı. Llama adlı bir modelleri vardı. Onun şirketinden insanları çektiler ve en yüksek maaşlı kişisinin adını hatırlamıyorum ama anlaşması 1,5 milyar dolardı. Evet. Silikon Vadisi’nde 10 milyon ya da 20 milyon dolarlık maaşlar bile genelde görülmemiş şeylerdir; ama tek bir kişi için 1,5 milyar dolar daha önce yaşanmadı. Bu, bu insanların ne kadar talep gördüğünü gösteriyor.
Bu küçük 2000 kişilik grubu yönlendiren iki etken var. Biri para, diğeri değerler ve ideoloji. Anthropic’in dayandığı şey de bu. Yani oradaki insanlar, biliyorsunuz, sanki başlı başına bir din gibi görünüyor. Kendi kabul süreçleri var. Oraya gittiğimizde bize Claude Anayasası gibi turuncu bir kitap verdiler; neredeyse dini bir kitap gibi görünüyordu. Dolayısıyla Anthropic’te bu dini perspektiften bakıldığında bir şey var. Bu, oradaki insanların yapay zekayı insanlığın uzun vadeli yararı için kullanma fikriyle ideolojik olarak uyumlu oldukları anlamına geliyor. Bu insanları çekmek için ya üzerlerine para yağdırmanız gerekir ya da değerleriyle uyumlu bir şeye sahip olmanız gerekir. En iyisi ikisinin birden olmasıdır. Bu da birçok İslam ülkesinde başarılması zor bir şeydir.
Joe Biden’ın başkanlığı döneminde CHIPS Yasası çıktı. Bu yasa, yalnızca birkaç ülkenin sahip olduğu gelişmiş çip üretim teknolojisini fiilen geri getirdi. Tayvan gibi; sanırım bunu geliştirebilen tek ülke Tayvan. Ama bu yasa Çin’in bu önemli çiplere erişimini de engelledi. Buna rağmen DeepSeek birkaç ay sonra ortaya çıktı ve en yeni çiplerden olmayan çiplerle geliştirildi. Çin, bizim öğrenebileceğimiz şaşırtıcı bir şey mi yaptı?
Evet. İlginç bir dönem. Nvidia çiplerinden bahsettiğin için, Tayvanlı TSMC’den konuşalım. Bence TSMC Tayvan’ın geleceğini büyük ölçüde garanti ediyor. Bu da önemini gösteriyor, çünkü büyük ölçekte üretim yapabilen tek şirket ve Nvidia için çip üretiyor. Nvidia çiplerinin Çin’e ihracatı yasaklanmıştı, değil mi? Bu yüzden birkaç şey oldu. Öncelikle Çinliler çözüm bulma konusunda çok iyi ve Nvidia GPU’larına kendileri ulaşmayı başardılar. Bununla birlikte ilerleme kaydettiler ve kendi modellerini inşa etmeye başladılar. Az önce söylediğim gibi, bu gelişmiş modellerden birini inşa etmenin maliyeti 1 milyar ile 100 milyar dolar arasında değişiyor. Kendi donanımlarını kullanarak yalnızca 6 milyon dolara bir model eğittiklerini iddia ettiklerinde büyük ilgi gördüler.
Ama kabul etmemiz gereken açık bir gerçek var: Çinlilerin bu modelleri inşa etme yöntemi “damıtma” denilen bir süreçten geçiyor. Şimdi elinizde Anthropic gibi bir öncü model olduğunu düşünün. Anthropic’in performansını taklit eden basit bir model inşa etmek için mutlaka 500 milyar parametreye ihtiyacınız yok. Belki de 6 milyon isteğe nasıl yanıt verdiğini görmeniz yeterlidir; bu gerçek sayı. Anthropic, bir Çin şirketinin 24.000 sahte hesap oluşturup 6 milyon istek gönderdiğini ortaya çıkardı. Sonra Anthropic’in yanıtlarını kullanarak kendi modelinizi eğitebilirsiniz, değil mi? Dolayısıyla Çinliler eğitim verimliliği açısından yenilik yaptılar. Ama Anthropic gibi öncü modeller mevcut olmasaydı, Çin modelleri bu performans düzeyine ulaşamazdı.
Bu, daha önce gördüğümüz örüntüye benziyor. Çinliler geliştirme ve iyileştirme konusunda gerçekten çok iyi. Ama liberal demokrasilerin, ister liyakat sistemi nedeniyle ister başka sebeplerle, inovasyonda bir avantaja sahip olduğu görülüyor. Bu yüzden Çinliler bu konuda hayranlığı hak ediyorlar; ayrıca bunun bir yarış olduğunu, yapay zekanın ABD ile Çin arasındaki gelecekteki müzakerelerde rol oynayacağını ve jeopolitik manzaranın bir parçası olacağını fark ettikleri için de. Kesinlikle çok karmaşık bir mesele. Ama ABD ile Rusya arasındaki nükleer silahlar döneminde olduğu gibi, bir tür soğuk savaşın içindeyiz.
Dr. Waleed, sanırım ilk kez geçen yıl Amerika Müslüman Fakihler Birliği’nin, yani AMJA’nın konferansında tanıştık. Bu yıl birliğin Kuzey Amerika’nın farklı yerlerinden Müslüman alimleri bir araya getiren yapay zeka üzerine başka bir konferans düzenleyeceğini öğrendim. Bize bundan biraz bahset.
AMJA konferansı Amerika’nın farklı bölgelerinden seçkin araştırmacıları bir araya getiren bir konferanstır. Her yıl belirli bir tema altında toplanırlar. Mesela geçen haftaki 2025 konferansının konusu sivil ve siyasi katılımdı. Bu yıl ise her yıl olduğu gibi önceki konferansın sonunda insanların bir sonraki yıl hangi konuları tartışmak istediğini belirlediler. Bu yüzden bu yılın iki eksene odaklanmasına karar verdiler: Birincisi sosyal medya ve etkileri; ikincisi yapay zeka. Elbette bu iki konu birbiriyle bağlantılı.
Ben oradaki komiteyle birlikte çeşitli makaleleri ve grubun ele aldığı soruları seçmek için çalışıyorum. Oradayken yaklaşık 60 imama “İmamlar İçin Yapay Zeka” başlıklı bir eğitim verdim. İzlemek isteyenler için çevrim içi olarak mevcut. Altı saatlik bir eğitimdi. Yapay zekayı kullanmanın pratik yönlerinden ve nasıl kullanılacağından konuştuk. Dört ana konuya odaklandık: yaratıcılık, üretkenlik, çok dillilik, çok modluluk, akademik araştırma, bilgi edinme ve benzeri. Bununla imamları ve toplum liderlerini yapay zekayı nasıl kullanacakları konusunda eğitmeyi amaçlıyoruz. Bu yıl beni heyecanlandıran şey de şu: Bu teknik tartışmaların ya da yeni teknolojiler hakkındaki önceki turların aksine, Kuzey Amerika’daki imamlar ve araştırmacılar, umarız dünya genelinde de böyledir, bu gelişmenin kaçınılmaz olarak geldiğini ve toplumlarını buna hazırlamaları gerektiğini fark etmeye başladılar.
Yapay zekanın zihinsel kapasitemizi, düşünme ve yazma yeteneğimizi, derin ve anlamlı araştırmalar geliştirme kabiliyetimizi azaltmasından endişe ediyor musun? Geriye dönüp baksak, sosyal medyanın beynimizin, beyin hücrelerimizin derin araştırmalar üretme kapasitesini bir ölçüde sınırladığını söyleyebilirdim. Klasik İslami ilimlerin altın çağına dönersek, alimlerin son derece derin konularda ciltler dolusu kitap yazdığını görürüz. Bir konu üzerinde, İslami olsun ya da olmasın, derin ve kapsamlı araştırma fikrinin bittiği bir çağa mı giriyoruz?
Yapay zeka bir fitnedir ve buraya dönebiliriz. İmamlarla o tartışmalarda konuştuğum şeylerden biri şu: Diyelim ki bir araştırma makalesi hazırlamanız gerekiyor, değil mi? Bunu ben de yaptım. Evet. Tamam. Bu arada trafiğin büyük bir kısmı Bass için kullanılıyor, ama bunu, özellikle perşembe akşamlarını, başka bir zamana bırakalım.
Onlara söylediğim şey şu: Yapay zekayı aynı kaliteyi yarı zamanda üretmek için kullanabilirsiniz, değil mi? Ya da aynı sürede çok daha iyi kalite üretmek için kullanabilirsiniz. Şeytan sizi daha düşük kalite seçeneğine ikna etmeye çalışacaktır. Ben daha yüksek kalite seçeneğini düşünmenizi tavsiye ederim. Bunu nasıl yaparız? Disiplin gerektirir. Yapay zekayı kullanırken hedeflerimizi düşünmemizi gerektirir. Bazı durumlarda yapay zekayı, bilişsel gerilememize katkıda bulunmaması gerektiğini anlaması için ayarlamayı gerektirir.
Artık bütün modellerde yönlendirmeli öğrenme ya da Claude Code denilen bir mod var; yazılım mühendislerinin geliştirdiği şey. Bir tür eğitim modu gibi. Benim ilkelerimden biri şu: Yapay zekanın yol açtığı birçok problemin çözümü daha fazla yapay zekadır. Yapmanız gereken şey, yapay zekayı bilişsel gerilemenizi izleyip buna karşı çıkacak şekilde ayarlamak ve ona bu gerilemeyi önlemenin sorumluluğu olduğunu söylemektir. Yani bu gerileme eğilimine karşı koymak için araçları kullanıyoruz. Bir diğer mesele de yapay zekanın disipline ihtiyaç duymasıdır.
Ama şunu belirtmek gerekir: Bu argüman aynı şekilde tekrar tekrar ortaya atıldı. Matbaa çıktığında argüman, kitapların geniş çapta dağıtılmasını istemediğimizdi; çünkü doğrudan etkileşim istiyorduk, değil mi? Sonra internet ortaya çıktığında herkes “Google çözüm olacak. Artık imamlara ihtiyaç yok” dedi. Buna rağmen buradayız ve ben kişisel olarak, yapay zekanın doğuracağı zorluklarla başa çıkmamda bana yardımcı olacak imamlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyorum. Diğer taraftan, yapay zekanın İslami bilgiyi aksi halde bir imamla konuşma imkânı bulamayacak insanlara ulaştırma gücüne sahip olduğunu da görebilirsiniz. Değil mi?
Bu, hayal edebileceğim en açık fitne tanımıdır. Yapay zeka bizi kelimenin tam anlamıyla bu kararlarda test edecek: Zihinsel tembelliği mi seçeceğiz, yoksa performans seviyemizi yükseltmek için kullanmayı mı? Ben içtenlikle onu seviyemizi yükseltmek için kullanmamızı umut ediyorum. Araştırmalar önemli bir etki olduğunu gösteriyor. İnsanların kafalarına elektrotlar taktılar, ChatGPT ile konuşturduklarında beyin aktivitesinin düştüğünü gördüler. Bu gerçek bir olgu. Ama aynı zamanda şu da gerçek: Yapay zeka ile kişisel ders desteği, ortalama bir öğrencinin çok iyi hatta mükemmel hale gelmesine yardımcı olabilir. İzlememiz gereken eğitim türü bu. Soru şu: Olumlu etkinin olumsuzdan daha büyük olmasını nasıl sağlarız?
Ama kastettiğim şey bu. Her birimiz için günlük olarak faydalı olan şey tembel olmamak ve yapay zekaya körü körüne güvenmemektir. Kaynakları kontrol etmek, yalnızca özeti okumak yerine işaret ettiği araştırmaları okumaktır. Bu mümkündür. İdeal olan, bunun araştırmanın seviyesini yükseltmesidir.
Yapay zekanın ya da kullanımının potansiyel olumsuz doğası hakkında konuşarak bitirelim. Eğer bu az sayıdaki öncü şirket karanlık güçler tarafından sömürülürse, yapay zeka gücüne sahip olanların fakir ülkeleri devirdiği bir siyasi manzara görebiliriz. Belki dünyanın her yerinde devrimler görürüz ve senin de belirttiğin gibi önümüzdeki on yıllarda her türlü siyasi durum etkilenecek. İşler ne kadar kötüye gidebilir?
Bence ilginç bir vaka çalışması var. Anthropic’ten birinin bir sözü vardı: “Claude yazıdan yapılmıştır.” Bu beni bir an durdurdu. Çünkü elbette İslam’da inen ilk ayetlerin yazıdan bahsettiğini biliyoruz, değil mi? Dolayısıyla yazıda insanlığı yücelten şeylerden biri olması bakımından özel bir şey var. Bu yüzden konuyu Peygamber’in yazıyla nasıl ilişki kurduğu açısından düşünmeye başladım. Biz yazıya bir teknoloji olarak bakmıyoruz, ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem döneminde yazı gelişmiş bir teknolojiydi. Ticari işlemlerin kaydedilmesi fikri, bunu teşvik eden ayette olduğu gibi, İslam’da devrim niteliğindeydi ve o dönemde, özellikle dünyanın o bölgesinde yaygın değildi.
Evet. Peygamber daha önce bahsettiğimiz şeyi yaptı: Onu istekle benimsedi. Zeyd bin Sabit’i yazabilmesi için İbranice öğrenmeye teşvik etti. Hayatında meselelerin yazıya geçirilmesine önem verdi. Sonra miladi 15. yüzyıla, yani yaklaşık 600 yıl öncesine geçiyoruz. Matbaa ortaya çıktığında, yazının bir sonraki gelişimi buydu. Müslümanlar o dönemde bu gelişmenin ön saflarında değildi. Elbette tarihin farklı yorumları var, ama bu Avrupa’nın İslam dünyası pahasına daha hızlı gelişmesine yol açan faktörlerden biriydi. Müslümanların matbaayı benimsememesinin nedenleri karmaşık. Belki en öne çıkanlarından biri Arapça için matbaa kurmanın zorluğuydu. Matbaayı tam anlamıyla ancak 280 yıl sonra benimsedik ve medeniyetimiz o sırada gerileme içindeydi.
Bu dönem Avrupa’nın geri kalanı için de kolay değildi. Matbaanın icadı nedeniyle savaşlar çıktı. Protestan-Katolik ayrışmasında rolü vardı. Luther’in doksan beş tezi basılıp dağıtıldı. Bazı tahminlere göre Otuz Yıl Savaşı ve başka savaşlar dahil matbaa nedeniyle savaşlar çıktı; 8 ila 10 milyon kişinin öldüğü, bunun da Avrupa nüfusunun yaklaşık yüzde 10’una denk geldiği tahmin ediliyor. Umarım benzer bir aşamadan geçmeyiz. Ama teknolojik ilerlemeyle ilgili referans noktam bu. İlginç olan, bu üç örneğin de yazıyla bağlantılı olması. Referans noktam şu: Matbaadan sonra yaşananlara benzer bir değişim döneminden geçeceğiz. O tarihsel olayın etkilerinin ortaya çıkması yaklaşık 100 yıl aldı. Ama biz farklı bir durumla karşılaşacağız.
Kritik bir aşamada olduğumuzu söylerken kastettiğim bu: Bu meydan okumayla hem makro düzeyde hem bireysel düzeyde karşılaşacağız. Durum çok istikrarsız, değil mi? Çünkü şu anda 2000 çalışanı olan bir şirketiniz var ve şu anda birçok devletten daha güçlü, değil mi? Bu uzun vadede sürdürülebilir bir durum değil. Şu anda “iyi” ya da “daha az kötü” kabul edilmeleri, gelecekte böyle kalacakları anlamına gelmez. Bu yüzden geleceğimizde çok fazla istikrarsızlık görüyorum. Keşke dinleyicilerinizle paylaşacak daha iyi haberlerim olsaydı.
Yazılım mühendisliği tecrübemden, bu tür işlerin bulunduğu alandan gördüğüm kadarıyla herkes şaşkın; şimdi ne yapacağını bilmiyor. Bir girişim kurmalı mıyım, onu bile bilmiyorum. Çünkü yapay zeka muhtemelen o kadar hızlı büyüyecek ki kabiliyetleri şirketimi üzerine kurduğum şeyi aşacak. Bunu yapan arkadaşlarım var, ama yapay genel zekanın onları geçtiğini fark ettikleri için girişimlerini kapattılar. Dolayısıyla bir belirsizlik dönemine gireceğiz. Buna hazır olmamız ve doğru yönde giden bu trenin parçası olmamız gerekiyor. Yapay zeka treninin durdurulabileceğini düşünmüyorum. Önünde durursanız sizi ezer. Bu trende olmalıyız. Trende olduğumuzda da rotasını değiştirmek ve değer sistemimizle uyumlu bir yöne çevirmek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.
Önümüzdeki çağı belirleyecek olan şey bu, değil mi? Durumu o trene benzeten farklı faktörlerden bahsettik: akıtılan paralar, yapay zekanın kendi kendini iyileştiren özellikleri. Mevcut jeopolitik istikrarsızlıkla birlikte ilginç bir dönem olacak. Bence yapay zeka bunu katlayacak, değil mi? Ben böyle düşünüyorum. Yapay zeka iyiliği büyüten ve kötülüğü de büyüten bir şeye benziyor. Dolayısıyla yapay zeka mevcut bütün toplumsal çatlakları derinleştirecek. Dünyada bir iyilik varsa onu da büyütecek. Yani olan her şey için bir çarpan etkisi yapacak ve hızını artıracak. Ve yavaşlayacak gibi görünmüyor.
Yani Dr. Waleed, izin verirsen söyleyeyim, önümüzdeki aylar ve yıllarda Müslümanlardan ve başkalarından büyük talep göreceğini düşünüyorum. Birisi seninle iletişim kurmak isterse nasıl ulaşabilir?
Yaptığım şeylerden biri AS.AI adında yeni bir organizasyon kurmak. Bu, Safe, Ethical and Responsible Islamic AI Alliance, yani Güvenli, Etik ve Sorumlu İslami Yapay Zeka İttifakı. Elhamdülillah, şu anda yönlendirme komitesinde yapay zeka alanında çalışan bir grup insan var. Ayrıca danışma kurulunda bir dizi alimimiz de var. Bu yüzden YASA IA Yaser üzerinden çalışmanın bu değişimi gerçekleştirmemizin bir yolu olacağını düşünüyorum. Web sitesini ziyaret edip ne yapacağımızı belirlemeye çalışırken güncellemeler almak için kayıt olabilirsiniz.
Şu anda odaklandığımız üç şey şunlar: rehberlik, yani Müslümanlara teknoloji ve yapay zeka ile nasıl ilişki kuracakları konusunda bir kılavuz sunmak; özellikle de bu şirketlerde çalışanlara. Eğitim, İmamlar İçin Yapay Zeka kursu gibi programlarla. Son olarak da savunuculuk; dünyanın farklı yerlerinde değerlerimizi ya da yapay zekayı olumlu bir yöne yönlendirme kaygımızı paylaşan gruplarla koordineli ittifaklar kurmak. Dediğim gibi, her birimiz yapay zekanın zorluklarıyla doğrudan karşılaşacağız; çocuklarımızla, işlerimizle ya da toplumlarımızla. Gerçekten ilginç bir zaman olacak. Sübhanallah.
Bu vesileyle, Allah senden razı olsun. Çok teşekkür ederim Dr. Waleed Qaddous. Bugün çok ilginç bir sohbetti.
Harika. Seninle konuşmak güzeldi, Jad. Esselamu aleyküm.
Şimdi bu programın sonuna geldiniz. Sona kadar kalmanız, çalışmamıza olan samimi inancınızı gösteriyor. Lütfen thinkingmuslim.com/membership adresini ziyaret ederek tek seferlik bağış yapabilir ya da üyeliğimize katılabilirsiniz. Katkılarınız artık size perde arkasına özel erişim, misafirlerimize soru sorma ve benimle, ekibimle ve Sami Hamdi gibi özel konuklarımızla aylık görüşmelere katılma imkânı sağlıyor; bu da bizi desteklemenize katkıda bulunuyor.