Judge Napolitano - Judging Freedom

USS Abraham Lincoln’da Kriz İddiası: Belgesel Yapımcısından Donald Trump Yönetimine İhmal Suçlaması

İngilizce yayımlanan podcast bölümünde sunucu, USS Abraham Lincoln hakkında bir belgesel hazırlayan ancak adı açıklanmayan yapımcının değerlendirmelerini aktardı; ardından adı belirtilmeyen başka bir yorumcu, gemideki koşullara ilişkin iddiaları Donald Trump yönetiminin askerî personele yaklaşımıyla ilişkilendirdi. Bölüm, uçak gemisinin yüzlerce gündür limana uğramadığı, mürettebatın temel ihtiyaçlara erişemediği ve gemide ciddi bir ruh sağlığı krizi yaşandığı yönündeki iddialara odaklandı. Podcastte dile getirilen bu iddiaların bağımsız olarak doğrulandığına ilişkin herhangi bir bilgi sunulmadı.

USS Abraham Lincoln’da ruh sağlığı krizi iddiası

Sunucunun USS Abraham Lincoln hakkındaki belgeselin yapımcısı olarak tanıttığı kişi, uçak gemisinin Orta Doğu’daki görevi sırasında ciddi bir ruh sağlığı krizi yaşandığını öne sürdü. Yapımcıya göre kamuoyunun bu durumdan haberdar olmamasının başlıca nedeni, United States Navy’nin (ABD Donanması) konuya ilişkin bilgileri bastırmasıydı.

"USS Lincoln’da, Orta Doğu’da kimsenin konuşmadığı bir ruh sağlığı krizi yaşanıyor," diyen adı açıklanmayan belgesel yapımcısı, "Bunun başlıca nedeni, Donanmanın meseleyi büyük ölçüde bastırması" şeklinde açıkladı.

Yapımcı, internette gemideki yiyecek ve malzeme sıkıntıları ile mürettebatın düşük morali hakkında bazı bilgilerin bulunabildiğini söyledi. Bu sorunların, personelin denizde geçirdiği olağanüstü uzun süreyle bağlantılı olduğunu savundu. Verdiği rakamlara göre USS Abraham Lincoln toplam 271 gündür görevdeydi ve bunun 250 günü herhangi bir liman ziyareti yapılmadan geçmişti.

"Toplam 271 gündür görevdeler; bunun 250 gününde hiçbir limana uğramadılar," diyen belgesel yapımcısı, bunun daha önce görülmemiş bir durum olduğunu belirtti.

Yapımcının aktardığına göre gemiler normal koşullarda üç ila altı haftada bir limana giriyordu. USS Abraham Lincoln ise 38 haftadır hiçbir limana uğramamıştı. Konuşmacı, bir yılda 52 hafta bulunduğunu özellikle hatırlatarak görev süresinin büyüklüğüne dikkat çekti. Ancak podcastte bu görev takviminin hangi resmî kaynağa dayandığı açıklanmadı.

Yapımcı, gemideki yaşam koşullarına ilişkin ayrıntılı iddialar da dile getirdi. Duş alanlarında küf bulunduğunu, mürettebata verilen yemeğin lapa benzeri bir hale geldiğini ve deodorant ile diş macunu gibi temel kişisel bakım ürünlerinin kalmadığını öne sürdü. Bu anlatımda koşullar, yalnızca konfor eksikliği olarak değil, uzun görevin fiziksel ve psikolojik yükünü artıran unsurlar olarak sunuldu.

Altı kişinin gemiden atlamaya çalıştığı öne sürüldü

Belgesel yapımcısı, USS Abraham Lincoln’daki gelişmeler konusunda kişisel bir bağlantı üzerinden bilgi aldığını da ifade etti. Yeğeninin gemide görev yapan bir arkadaşı bulunduğunu ve kendisi bir önceki hafta ABD’deyken gelişmeleri neredeyse gerçek zamanlı olarak öğrendiğini söyledi. Bu kişinin kimliği, görevi veya aktardığı bilgilerin başka kaynaklarca doğrulanıp doğrulanmadığı belirtilmedi.

Yapımcının en ciddi iddiası, altı kişinin gemiden atlamaya çalıştığı yönündeydi. En son girişimin, podcast kaydında kesin tarihi verilmeyen bir önceki pazartesi günü gerçekleştiğini ileri sürdü.

"Altı kişi o gemiden atlamaya çalıştı; en son olay geçen pazartesi yaşandı," diyen belgesel yapımcısı, Donanmanın kamuoyuna açıkladığı bilgilerin gemideki ruh sağlığı krizini yansıtmadığını savundu.

Konuşmacı, karaya ayak basmadan geçirilen sürenin insan psikolojisi üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu noktada aynı süre için hem 38 hafta hem de "200 günden fazla" ifadelerini kullandı. Gemideki personelin 250 gündür limana uğramadığı yönündeki önceki rakamını da yineledi.

"38 hafta boyunca, 200 günden fazla bir süre karaya ayak basmadığınızda zihinsel olarak bazı şeyler yaşanmaya başlar," diyen belgesel yapımcısı, "Bunu yorgunlukla birleştirdiğinizde ölümcül hatalar ortaya çıkabilir" şeklinde değerlendirdi.

Yapımcı, uzun süreli izolasyon ve tükenmişliğin yalnızca personelin ruh sağlığını değil, gemideki operasyonların güvenliğini de etkileyebileceğini ileri sürdü. Bununla birlikte, podcastte belirli bir kaza, operasyonel hata veya resmî sağlık raporu örneği verilmedi. Gemiden atlama girişimleri ile koşullar arasındaki nedensellik, yapımcının değerlendirmesi olarak aktarıldı.

Donald Trump yönetimine ihmal suçlaması

Belgesel yapımcısı, USS Abraham Lincoln’da yaşandığını iddia ettiği koşullardan doğrudan Donald Trump yönetimini sorumlu tuttu. ABD’nin askerî personeli zaten tehlikeye atan bir savaş yürüttüğünü, buna yönetimsel yetersizlik ve ihmalin de eklendiğini savundu.

"Bu, Savaş Bakanlığı’nın ve Donald Trump’ın askerlerimize nasıl davrandığını gösteriyor," diyen belgesel yapımcısı, personelin hayatının "saf beceriksizlik ve ihmal" nedeniyle daha fazla riske atıldığını vurguladı.

Konuşmacı, askerlerin "birkaç hafta içinde bitmesi gerektiği" söylenen ancak devam eden bir saldırı savaşında tehlikeye atıldığını öne sürdü. Hangi savaşın kastedildiğini açık biçimde adlandırmadı. Savaşı sert bir ifadeyle niteleyen yapımcı, mürettebatın karşı karşıya bırakıldığı koşulların mantığa, akla ve temel insanlığa aykırı olduğunu savundu.

Bu bölümde kullanılan "Savaş Bakanlığı" ifadesi konuşmacıya aitti. Podcastte söz konusu kurumun resmî adı veya kurumsal yapılanması hakkında ayrıca bir açıklama yapılmadı. Yapımcının savaşın süresine, amaçlarına ve niteliğine ilişkin sözleri de doğrulanmış olgular olarak değil, Trump yönetimine yönelik eleştirilerinin parçası olarak aktarıldı.

“Sahte haber” suçlamasına verilen yanıt

İlk konuşmanın ardından başka bir konuşmacı, transkriptte adı "X Seth" şeklinde geçen kişinin bu anlatımı "sahte haber" olarak nitelendirdiğini söyledi. Bu kişinin tam kimliği açıklanmadığı için söz konusu tepkinin hangi görevli veya yorumcuya ait olduğu podcast metninden kesin olarak anlaşılamadı.

Adı belirtilmeyen ikinci yorumcu, bu suçlamayı yeterli bir yanıt olarak görmedi. "Söyleyebildiği tek şey bu," diyen yorumcu, "Bunu yıllardır yapıyorlar ve bu tutum özellikle Trump yönetimine özgü" şeklinde değerlendirdi.

Yorumcu daha sonra USS Abraham Lincoln hakkındaki iddiaları, önceki bir uçak gemisi vakasıyla ilişkilendirdi. Trump yönetiminin denizcilere ve diğer askerî personele yaklaşımında daha geniş bir örüntü bulunduğunu savunarak USS Theodore Roosevelt’ta 2020’de yaşanan COVID-19 salgınını hatırlattı.

USS Theodore Roosevelt ve Brett Crozier örneği

İkinci yorumcuya göre USS Theodore Roosevelt, Mart ve Nisan 2020’de Çin’in çevrelenmesine yönelik bir görev yürütürken gemide COVID-19 yayılmaya başladı. Konuşmacı, gemide 4.800 denizci bulunduğunu ve virüsün personel arasında "orman yangını gibi" yayıldığını söyledi.

Yorumcu, geminin kaptanının adının Brett Crozier olduğunu düşündüğünü belirterek, Crozier’nin denizcilerin tedavisi için limana girilmesine izin verilmediğinden şikâyet eden bir mektup gönderdiğini anlattı. Mektubun San Francisco Chronicle’a ve ABD medyasına ulaştırıldığını söyledi. Konuşmacıya göre gemide kargaşa büyürken yönetim limana giriş talebine olumlu yanıt vermedi.

Bu anlatımda yorumcu, kaptanın ismini kesin bilgi şeklinde vermedi; "sanırım adı Brett Crozier’di" ifadesini kullandı. Podcastte mektubun içeriğinden doğrudan alıntı yapılmadı ve olayın diğer taraflarının açıklamalarına yer verilmedi.

Yorumcu, Trump yönetiminin yanıtının dönemin vekâleten görev yapan Navy Secretary’sinin (Donanma Bakanı) Crozier’yi görevden alması olduğunu öne sürdü. Crozier’nin sadakatsizlikle suçlandığını ve kendisine bağırıldığını da iddia etti. Bu olayın, yönetimin askerlerin sağlık ve güvenlik kaygılarını ele alış biçimini gösterdiğini savundu.

"Denizcilere ve askerî personele imparatorluk için kullanılacak sıradan birer malzeme gibi davranma konusunda böyle bir sicilleri var," diyen adı belirtilmeyen yorumcu, USS Theodore Roosevelt vakası ile USS Abraham Lincoln hakkında aktarılan iddialar arasında bağlantı kurdu.

Konuşmacının bu değerlendirmesi sert bir siyasi eleştiri niteliğindeydi. Podcastte Trump yönetiminin veya Donanmanın Crozier’nin görevden alınmasına ilişkin gerekçelerini aktaran karşı bir açıklama sunulmadı. Dolayısıyla olay, bölümde yalnızca yorumcunun kurduğu çerçeve içinde ele alındı.

Jordan’daki Muwaffaq Salti üssünde ölen askerler

İkinci yorumcu, Trump yönetiminin askerî personelle ilgili yaklaşımına örnek olarak Jordan’daki Muwaffaq Salti üssünde öldürüldüğünü söylediği dört askeri de gündeme getirdi. Donald Trump’ın bu kişileri, çatışmada ölenlerin resmî listesinden çıkardığını öne sürdü. Yorumcuya göre Trump, askerlerin bir ateşkes sırasında öldürüldüğünü iddia ederek siyasi sorumluluktan kaçınmaya çalışmıştı.

Konuşmacı, söz konusu ölümler gerçekleşirken ABD’nin Iran’a saldırmakta olduğunu savundu. Ancak saldırının tarihi, niteliği, dört askerin kimliği ve ölümlerinin tam koşulları hakkında ayrıntı vermedi. Askerlerin resmî kayıtlardaki statüsünün nasıl değiştirildiğini gösteren bir belge de podcastte aktarılmadı.

Yorumcu, ölen askerlerin çoğunun siyah veya kahverengi olduğunu ifade etti. Bu kişilerin orduya katılma nedenlerine ilişkin değerlendirmesini ise bir olasılık olarak sundu; askerlerin niyetleri hakkında doğrudan bilgi sahibi olduğunu ileri sürmedi.

"Bunlar çoğunlukla siyah ve kahverengi askerlerdi," diyen yorumcu, "Muhtemelen Jordan gibi bir Israeli vekilinde ülkeleri için savaşmak istedikleri için değil, sınıfsal olarak yükselmek ve daha güvenli bir geleceğe sahip olmak için ABD ordusuna katılmışlardı" şeklinde açıkladı.

Yorumcu, ABD ordusunu "yüceltilmiş bir paralı asker ordusu" olarak nitelendirdi ve söz konusu dört askerin artık hayatını kaybettiğini vurguladı. Jordan’ı "Israeli vekili" olarak tanımlaması da konuşmacının siyasi değerlendirmesiydi; podcastte bu görüşü destekleyen ek bilgi veya karşı argüman verilmedi.

Bölümün ortaya koyduğu temel tartışma

Podcastteki iki ana anlatı, USS Abraham Lincoln’da görev yapan personelin koşulları ile Trump yönetiminin askerî personele yaklaşımı arasında doğrudan bağlantı kurdu. Belgesel yapımcısı; 271 günlük görev, 250 gün limansız seyir, 38 haftalık kesintisiz deniz dönemi, yiyecek ve malzeme eksiklikleri ve altı kişinin gemiden atlamaya çalıştığı yönündeki iddiaları sıraladı.

İkinci yorumcu ise bu iddialara yönelik "sahte haber" tepkisini reddederek USS Theodore Roosevelt ve Muwaffaq Salti üssü örneklerini gündeme getirdi. Her iki konuşmacı da yaşananları ihmal, yetersizlik ve askerlerin siyasi hedefler uğruna gözden çıkarılması çerçevesinde değerlendirdi.

Buna karşılık podcastte Donanma, Trump yönetimi, USS Abraham Lincoln komutası veya adı "X Seth" olarak aktarılan kişinin ayrıntılı görüşlerine yer verilmedi. Ruh sağlığı vakaları, geminin ikmal durumu, liman programı ve gemiden atlama girişimleri konusunda resmî belge sunulmadı. Bu nedenle bölüm, doğrulanmış bir soruşturma sonucundan ziyade belgesel yapımcısının kaynaklarına dayandırdığı iddiaları ve ikinci yorumcunun bunlar üzerinden geliştirdiği siyasi eleştirileri aktardı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol