Aaron: Netanyahu’nun Southern Lebanon Israrı Ateşkesi “Performatif Bir Ara”ya Çevirebilir
Bu İngilizce podcast bölümünde sunucu, Aaron adlı konukla birlikte Israel’in southern Lebanon’daki askeri varlığını, Netanyahu’nun IDF’e verdiği hareket serbestisini ve bunun daha geniş bölgesel ateşkes görüşmeleri üzerindeki etkisini ele aldı. Tartışmada Pakistan başbakanının “spoiler” uyarısı, Trump yönetiminin Israel, Hezbollah ve Iran karşısındaki pozisyonu ve ateşkesin gerçek mi yoksa “göstermelik bir ara” mı olduğu sorusu öne çıktı.
Netanyahu: IDF Southern Lebanon’da “Gerektiği Kadar” Kalacak
Programda ilk olarak Benjamin Netanyahu’nun bir gün önce yaptığı açıklama dinletildi. Netanyahu, Israel’in southern Lebanon’daki askeri varlığının süreceğini ve IDF’in bölgedeki operasyonlarında sınırlanmadığını söyledi.
“My directive together with the Minister of Defenses to the IDF is clear and has not changed” ifadesiyle konuşan Netanyahu, IDF’e verilen talimatın net olduğunu vurguladı. Netanyahu’nun açıklamasında temel mesaj, Israel askerlerinin southern Lebanon’da “herhangi bir doğrudan ya da ortaya çıkan tehdidi” engellemek için tam hareket serbestisine sahip olduğu yönündeydi.
“Southern Lebanon’daki askerlerimizin, kendilerine ya da kuzey sakinlerine yönelik doğrudan veya ortaya çıkan herhangi bir tehdidi bertaraf etmek için tam hareket özgürlüğü var,” diyen Benjamin Netanyahu, “IDF’in bu konuda hiçbir kısıtlaması yok” şeklinde belirtti.
Netanyahu ayrıca, bu politikanın yalnızca hükümetin değil, ülkenin genel desteğine sahip olduğunu savundu. “Onların arkasındayım. Bütün ulus onların arkasında,” diyen Netanyahu, Israel’in southern Lebanon’daki güvenlik bölgesinde “kuzey sakinlerini ve ülkenin tüm vatandaşlarını korumak için gerektiği kadar” kalacağını ifade etti.
Bu açıklama, podcast sunucusunun yorumuyla, ateşkes ya da müzakere sürecinin doğasına dair temel soruyu gündeme getirdi: Eğer IDF bölgede kalmaya ve “tam hareket özgürlüğü” kullanmaya devam edecekse, ortada gerçek bir ateşkes mi vardı, yoksa sadece sahnelenmiş bir duraklama mı?
Pakistan Başbakanından “Spoiler” Uyarısı
Netanyahu’nun açıklamasının ardından podcastte Pakistan başbakanının sözlerine yer verildi. Sunucu, Pakistan başbakanının neden önemli olduğunu da açıkladı: Ona göre Pakistan başbakanı ve ekibi, JD Vance ile İran dışişleri bakanı ve parlamento başkanının dahil olduğu görüşmelerde arabuluculuk yapan aktörler arasında yer alıyordu.
Pakistan başbakanı, yaptığı açıklamada, ateşkesi ve daha uzun vadeli barış ihtimalini bozmaya çalışabilecek çevrelere karşı açık bir uyarıda bulundu. “Let me say this as a flashing sign of warning” sözleriyle başlayan açıklamasında, dünyada bu “wonderful armistice” ya da ateşkesten son derece mutsuz olan ve hayal kırıklığına uğrayan “spoiler”ların bulunduğunu söyledi.
“Dünyanın dört bir yanında bu harika ateşkesten, uzun süreli barış ve refaha yol açacak bu süreçten son derece mutsuz, derin hayal kırıklığına uğramış bozucuların eksik olmadığını bir uyarı işareti olarak söylememe izin verin,” diyen Pakistan başbakanı, bu aktörlerin anlaşmayı sabote etmeye çalıştığını belirtti.
Pakistan başbakanı ayrıca, söz konusu aktörlerin “confusions” ve “doubts” yaratmaya çalıştığını söyledi. “Onlar bu anlaşmayı bozmaya, kafa karışıklığı ve şüphe yaratmaya çalışıyor,” diyen Pakistan başbakanı, kendisinin, “Masudashan” diye anılan kişinin ve kardeş-dost ülkelerin bu bozuculara karşı “bir demir duvar gibi” durmaya kararlı olduğunu vurguladı.
Sunucu, Pakistan başbakanının Netanyahu’yu adını anmadan hedef aldığını söyledi. “Kimi kastettiğini, adını söylemeden biliyoruz,” diyen sunucu, hemen öncesinde Netanyahu’nun IDF’in hiçbir yere gitmeyeceğini ve hareket özgürlüğüne sahip olduğunu söylediğine dikkat çekti.
“Ateşkes mi, Göstermelik Ara mı?”
Bu noktada sunucu, Aaron’a asıl soruyu yöneltti: “Bu bir ateşkes mi, yoksa performatif bir ara mı?” Aaron’un yanıtı netti. Ona göre yaşananlar şimdilik gerçek bir ateşkesten ziyade “performatif” bir duraklamaya benziyordu. Ancak bunun daha anlamlı bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceği, Donald Trump’ın ne yapmak istediğine bağlıydı.
“Bu performatif bir ara,” diyen Aaron, “daha büyük bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceği yine Trump’ın ne yapmak istediğine bağlı” şeklinde değerlendirdi.
Aaron, Lebanon konusunda başka bir noktaya daha dikkat çekti. Israel Channel 13’ün kısa süre önce üst düzey bir Israeli yetkiliye dayandırdığı bir alıntı yayımladığını söyledi. Buna göre ABD’den Israel’e verilen mesaj açık olmuştu: Daha önce “kısıtlama olmadan operasyon yapma izni” vardı, fakat bu dönem bitmişti.
Aaron bu iddianın kesinliğine temkinli yaklaştı. Bunun yalnızca performatif bir açıklama olabileceğini, bir Israeli yetkilinin ABD’nin Israel’e baskı yaptığı izlenimini yaratmak için bunu söylemiş olabileceğini belirtti. Aynı zamanda bu açıklamanın gerçekten Washington’dan yönlendirilmiş ya da gerçek bir politika değişikliğinin işareti olabileceğini de dışlamadı.
“Bu sadece performatif olabilir,” diyen Aaron, “ABD Israel’e baskı yapıyormuş gibi göstermek için bir Israeli yetkili bunu söylemiş olabilir” diye açıkladı. Ancak Aaron’a göre başka bir ihtimal de vardı: Trump, anlaşmanın işlemesini istiyorsa Israel’i Lebanon içinde sınırlamak zorunda olduğunu biliyor olabilirdi.
Trump Yönetiminin Hezbollah’a Bakışı
Aaron’un analizinde en önemli gerilimlerden biri, Trump yönetiminin Hezbollah’a yaklaşımıydı. Aaron, Trump’ın kısa vadede anlaşmanın işlemesi için Israel’i Lebanon’da dizginlemek zorunda kalabileceğini, ancak uzun vadede daha derin bir sorunla karşı karşıya olduğunu söyledi.
Bunun nedeni, Trump yönetiminin Hezbollah’ı yalnızca bir silahlı grup olarak değil, Lebanon siyasetinin önemli bir parçası olmasına rağmen ortadan kaldırılması gereken bir tehdit olarak görmesiydi. Aaron, ABD büyükelçisi Mike Waltz’ın Hezbollah için yakın zamanda “cancer” ifadesini kullandığını aktardı.
“Trump’ın kendi hükümeti, ABD büyükelçisi Mike Waltz’ın kısa süre önce söylediği gibi, Lebanon’daki Hezbollah’ı ‘kanser’ olarak görüyor,” diyen Aaron, bu ifadenin yalnızca Israel işgaline direnen militan bir gruba yönelik olmadığını vurguladı.
Aaron’a göre Hezbollah, Lebanon parlamentosundaki en büyük parlamento blokunun parçası olan bir siyasi hareketti. Ülkenin tamamının desteğine sahip değildi; ancak geniş bir halk tabanı bulunuyordu. Bu nedenle Trump yönetiminin yaklaşımı, Lebanon toplumunun büyük bir kesimini düşmanlaştıran bir çerçeveye dayanıyordu.
“Trump yönetimi resmen Lebanese toplumunun büyük bir kesimini kanser olarak görüyor,” diyen Aaron, “Israel de bu sözde kanseri silahlarla söküp atmak istiyor” şeklinde savundu.
Iran’ın Kırmızı Çizgisi ve Ertelenen Çatışma
Aaron, Trump yönetiminin Hezbollah’a dair görüşünün temelde Israel’in görüşüyle örtüştüğünü söyledi. Ona göre Trump, Hezbollah’ı Israel saldırganlığına direndiği için “yok edilmesi gereken” bir yapı olarak görüyordu. Fakat bu yaklaşım Iran’ın pozisyonuyla doğrudan çatışıyordu.
Aaron, Iran’ın Israel’in Lebanon’daki işgalini kabul edilemez gördüğünü ve bunun sona ermesi gerektiğini açıkça söylediğini belirtti. Bu, müzakere sürecinin en kritik başlıklarından biriydi. Çünkü bir yandan hostilities’in, yani düşmanlıkların bütün cephelerde sona ermesini öngören bir mutabakat vardı; diğer yandan Israel’in southern Lebanon’daki askeri varlığı ve operasyon serbestisi sürüyordu.
“Trump, Hezbollah’a dair Israeli görüşü paylaşıyor; çünkü Hezbollah Israel saldırganlığına direniyor ve ona göre ortadan kaldırılması gereken bir şey,” diyen Aaron, “ancak Iran kırmızı çizgi çekti ve Israel’in Lebanon işgalinin kabul edilemez olduğunu, sona ermesi gerektiğini söyledi” ifadelerini kullandı.
Aaron’un değerlendirmesine göre varılan memorandum of understanding (mutabakat zaptı), Lebanon dahil tüm cephelerde çatışmaların sona ermesini öngörüyordu. Fakat bu mutabakat şimdilik sorunu çözmekten çok ertelemiş görünüyordu. “Bu memorandum of understanding, Lebanon dahil tüm cephelerde düşmanlıkların sona ermesini öngörüyor,” diyen Aaron, “şimdilik işleri bir ölçüde duraklatıyor ya da en azından duraklatma fırsatı yaratıyor, ama hâlâ sorunu erteliyor” diye ekledi.
Böylece bölüm, ateşkesin sürdürülebilirliği sorusuyla kapandı. Netanyahu’nun IDF’e verdiği sınırsız hareket alanı, Pakistan başbakanının bozucu aktör uyarısı, Trump yönetiminin Hezbollah’ı “kanser” olarak gören yaklaşımı ve Iran’ın Lebanon’daki Israel varlığına karşı kırmızı çizgisi, podcastte ateşkesin geleceğini belirsiz kılan ana unsurlar olarak tartışıldı.
Netanyahu’nun Southern Lebanon Açıklaması
Sunucu: İşte Netanyahu dün temelde IDF’in kalacağını ve çok geniş bir hareket serbestisine sahip olduğunu söylüyordu. Chris, 15 numara.
Benjamin Netanyahu: Benim ve Savunma Bakanı’nın IDF’e talimatı açık ve değişmedi. Southern Lebanon’daki askerlerimizin, kendilerine ya da kuzey sakinlerine yönelik doğrudan veya ortaya çıkan herhangi bir tehdidi bertaraf etmek için tam hareket özgürlüğü var. IDF’in bu konuda hiçbir kısıtlaması yok. Onların arkasındayım. Bütün ulus onların arkasında. Kuzey sakinlerini ve ülkenin tüm vatandaşlarını korumak için gerektiği kadar southern Lebanon’daki güvenlik bölgesinde kalacağımız konusunda kesin ısrarımı sürdürüyorum.
Pakistan Başbakanının Uyarısı
Sunucu: Buna yanıt olarak, işte Pakistan başbakanının söyledikleri. Pakistan başbakanını neden önemsiyoruz? Çünkü kendisi ve ekibi, JD Vance ile İran dışişleri bakanı ve parlamento başkanının dahil olduğu müzakerelerde arabulucular. İşte Pakistan başbakanı Netanyahu hakkında uyarıda bulunuyor. Chris, 18 numara.
Pakistan Başbakanı: Bunu yanıp sönen bir uyarı işareti olarak söylememe izin verin: Dünyanın dört bir yanında, uzun süreli barış ve refaha yol açacak bu harika ateşkes sürecinden son derece mutsuz, derinden kederli ve hayal kırıklığına uğramış bozucuların eksikliği yok. Onlar bu anlaşmayı sabote etmeye, kafa karışıklığı yaratmaya, şüphe yaratmaya çalışıyor. Kardeşim Masudashan, ben ve kardeş-dost ülkelerimiz, bu bozuculara karşı bir demir duvar gibi durmaya tamamen kararlıyız.
Ateşkes mi, Göstermelik Ara mı?
Sunucu: Bozuculara karşı duvar. Adını anmadan kimden söz ettiğini biliyoruz. Az önce onun IDF’in hiçbir yere gitmediğini ve hareket özgürlüğüne sahip olduğunu söylediğini izledik. Bu bir ateşkes mi, yoksa performatif bir ara mı? Aaron?
Aaron: Bu performatif bir ara ve daha büyük bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceği yine Trump’ın ne yapmak istediğine bağlı. Lebanon hakkında bir nokta daha söyleyeyim. Israel Channel 13 geçen gün üst düzey bir Israeli yetkiliden bir alıntı yayımladı. Yetkili, Amerikalılardan aldığımız mesaj açık, dedi: Kısıtlama olmadan operasyon yapma izniniz vardı ve o dönem bitti.
Aaron: Şimdi, bu sadece performatif olabilir. Bu sadece bir Israeli yetkilinin, herhangi bir nedenle, ABD’nin aslında yapmadığı halde Israel’e baskı yapıyormuş gibi göstermek için söylediği bir şey olabilir. Belki ABD bu Israeli yetkilinin bunu söylemesini istemiştir. Ya da gerçekten doğru olabilir. Çünkü Trump, bu anlaşmanın işlemesini istiyorsa, Israel’i Lebanon içinde sınırlamak zorunda olduğunu biliyor.
Hezbollah, Trump Yönetimi ve Iran’ın Kırmızı Çizgisi
Aaron: Ama daha uzun vadede bir sorunla karşı karşıya. Yani kendi hükümeti, kendi ABD büyükelçisi Mike Waltz’ın kısa süre önce ifade ettiği gibi, Lebanon’daki Hezbollah’ı, alıntıyla söyleyeyim, “kanser” olarak görüyor. Mike Waltz yakın zamanda Hezbollah’ı böyle tanımladı.
Aaron: Şimdi o yalnızca Israeli işgaline direnen militan bir gruptan söz etmiyor. Lebanese parlamentosundaki en büyük parlamento blokunun parçası olan bir siyasi hareketten söz ediyor. Bütün ülkenin desteğine sahip değil, ama çok büyük bir halk desteği tabanı var.
Aaron: Dolayısıyla Trump yönetimi resmen Lebanese toplumunun büyük bir kesimini kanser olarak görüyor ve Israel bu sözde kanseri silahlarla söküp atmak istiyor. Yani Trump, Hezbollah’a ilişkin Israeli görüşü paylaşıyor; çünkü Hezbollah Israeli saldırganlığına direniyor ve ona göre ortadan kaldırılması gereken bir şey.
Aaron: Ama buna rağmen Iran kırmızı çizgi çekti ve Israel’in Lebanon işgalinin kabul edilemez olduğunu ve sona ermesi gerektiğini söyledi. Bu nedenle, Trump’ın vardığı bu memorandum of understanding, yani mutabakat zaptı, Lebanon dahil tüm cephelerde düşmanlıkların sona ermesini öngörüyor. Şimdilik işleri bir anlamda duraklatıyor ya da en azından işleri duraklatma fırsatı yaratıyor. Ama yine de sorunu erteliyor.