Aaron: Trump’ın MOU’su Barış Değil, Savaşta Geçici Bir Ara
İngilizce podcast bölümünde ismi verilmeyen sunucu ile konuk Aaron, Presidents Trump ve Peskov tarafından imzalandığı belirtilen MOU’nun (memorandum of understanding, mutabakat zaptı) uluslararası toplum açısından güvenilir bir belge olup olmadığını tartıştı. Konuşma, Trump yönetiminin İran savaşı, İsrail’in Lebanon’daki askeri eylemleri, Hezbollah’ın silahsızlandırılması ve J.D. Vance’in MOU’ya ilişkin savunması etrafında şekillendi.
MOU’nun Niteliği: “Barış Değil, Ara”
Sunucu, Trump ve Peskov tarafından imzalanan MOU’nun “uluslararası toplumun güvenebileceği” ve imzacı ülkelerin uyacağı ciddi bir belge olup olmadığını sordu. Aaron yanıtında, bu belgeyi en başından itibaren kalıcı barış olarak görmediğini söyledi. Ona göre Trump yönetiminin yaklaşımı, “barış”tan çok savaşa verilen geçici bir “ara” anlamına geliyor.
“Başından beri bunun Trump yönetiminin perspektifinden barış değil, bir ara olduğunu söyledim,” diyen Aaron, “çünkü temelde birbiriyle çelişen iki hedefleri var” şeklinde değerlendirdi. Aaron’a göre bu çelişki, son gelişmelerle daha görünür hale geldi. Yönetim bir yandan İran’a karşı savaşı durdurmak ve daha geniş bir barış anlaşmasına ulaşmak istediğini söylerken, diğer yandan İsrail’i Lebanon’da “yakıp yıkan” bir politika izlerken dizginlemeyi reddediyor.
Aaron, MOU’nun ilk maddesine dikkat çekti. Bu maddeye göre Lebanon dahil bütün cephelerde düşmanlıkların sona ermesi gerekiyor. Ancak Aaron’a göre geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri’nin Israel ile Lebanon hükümeti arasında aracılık ettiği anlaşma, bu ilkeyle doğrudan çelişiyor. Aaron, söz konusu anlaşmanın Israel’e, Hezbollah silahsızlandırılana kadar Lebanon’u işgal etmeyi ve Lebanon’a saldırmayı sürdürme imkânı verdiğini savundu.
“MOU’nun ilk maddesi, Lebanon dahil bütün cephelerde düşmanlıkların durmasını söylüyordu,” diyen Aaron, “ama ABD’nin aracılık ettiği yeni düzenleme Israel’e bu maddeyi ihlal etmesi için açık çek veriyor” diye belirtti.
Trump Yönetiminde Çelişkili Dış Politika İddiası
Aaron’un temel argümanı, Trump’ın tutarlı bir dış politikaya sahip olmadığı yönündeydi. Ona göre Trump, önemli dış politika dosyalarını kendi ekibindeki farklı isimlere devrediyor ve ortaya resmi olarak birbiriyle bağdaşmayan politikalar çıkıyor. Aaron, J.D. Vance’in MOU sürecindeki rolüne, Marco Rubio’nun ise Lebanon ile Israel arasındaki anlaşmadaki rolüne işaret etti.
“Trump tutarlı bir dış politikaya sahip olmadığı için önemli işlevleri temel isimlerine devrediyor,” diyen Aaron, “J.D. Vance MOU’da, Marco Rubio ise Lebanon ile Israel arasındaki anlaşmada öne çıkıyor” şeklinde açıkladı. Aaron’a göre bunun sonucu, “resmen tutarsız” bir politika oldu. Bir yandan MOU bütün cephelerde ateşkes veya düşmanlıkların sona ermesini şart koşarken, diğer yandan başka bir Amerikan girişimi Israel’in Lebanon’daki askeri varlığını sürdürmesine izin veriyor.
Aaron, Trump’ın Israel üzerinde sahip olduğu etkiyi kullanıp kullanmayacağı sorusunun başından beri kritik olduğunu söyledi. Ona göre temel soru, Trump’ın Israel’i Lebanon’da sınırlayıp geri çekilmeye zorlayıp zorlamayacağıydı. Aaron, Trump’ın bu soruya fiilen “hayır” yanıtı verdiğini savundu.
“Trump’ın Israel üzerindeki kozunu Lebanon’da onları dizginlemek ve geri çekilmelerini sağlamak için kullanıp kullanmayacağı hep soruydu,” diyen Aaron, “yanıtı verdi: kullanmayacak” ifadesini kullandı. Bu nedenle Aaron’a göre MOU şu aşamada “yaşam destek ünitesinde” bulunuyor.
J.D. Vance’in Açıklaması: Petrol Stokları ve İki Seçenek
Sunucu daha sonra J.D. Vance’in açıklamasını gündeme getirdi. Sunucu, Vance’in tüm siyasi kariyerinin bu MOU’ya bağlı olduğunu söyledi ve Vance’in de Aaron’un değerlendirmesine yakın bir biçimde belgeyi bir “ara” olarak tarif ettiğini belirtti. Sunucu ayrıca Vance’in bu sürecin dünya petrol arzını yeniden doldurmak için bir fırsat sağladığını söylediğini aktardı.
Ardından J.D. Vance’in konuşmasından bir bölüm verildi. Vance, Başkan Trump’ın talimatının, MOU’yu dünya petrol ekonomisini rahatlatmak ve bazı stokları yenilemek için kullanmak olduğunu söyledi. Vance’e göre bu süreç aynı zamanda tarafların elindeki durumun görülmesini sağlayacak.
“Başkanın bize söylediği şey, bu MOU’yu dünya petrol ekonomisini bir bakıma yeniden doldurmak, bazı stokları yenilemek ve sonra eldeki duruma bakmak için kullanmamız,” diyen J.D. Vance, İran’ın istenen taahhütleri vermesi halinde Washington’ın Tehran ile ilişkisini değiştirebileceğini ifade etti.
Vance, İran’ın istenen taahhütleri vermesi ve bunları doğrulanabilir kilometre taşlarıyla desteklemesi durumunda ABD’nin İran’la ilişkisini değiştireceğini söyledi. Ancak İran bunu yapmazsa, askeri kampanyadan elde edilen kazanımlar dışında hiçbir şeyin gerçekten değişmeyeceğini savundu. Vance bu askeri kampanyadan elde edilenlerin “çok” olduğunu vurguladı.
“İki seçeneğimiz var,” diyen J.D. Vance, “İranlılarla uzun vadeli bir anlaşma peşinde koşma seçeneğimiz var, ama bu onların davranışında ciddi bir değişiklik gerektiriyor” şeklinde konuştu. Vance’e göre diğer seçenek, mevcut kazanımları korumak ve başkan gerekli görürse bunun üzerine başka adımlar atmaktı. Vance, iki seçeneğin de hâlâ masada olduğunu söyledi.
Vance ayrıca, bu seçeneklerin dünya enerji ekonomisi üzerindeki baskının önemli ölçüde azaldığı bir ortamda değerlendirildiğini belirtti. Böylece MOU’nun yalnızca diplomatik değil, enerji piyasaları açısından da işlevsel bir araç olarak görüldüğünü ortaya koydu.
Sunucudan Vance’e Eleştiri: ABD’nin Uyumu Nasıl Doğrulanacak?
Vance’in açıklamasının ardından sunucu, Aaron’a dönerek Vance’in İran’dan “doğrulanabilir kilometre taşları” istemesini sorguladı. Sunucu, Donald Trump’ın hafta başında Pentagon’dan topyekûn savaşın yeniden başlatılması konusunda brifing aldığını söyledi. Ona göre bu tür bir tehdit, söz konusu belge tarafından açıkça yasaklanıyordu.
“İranlıları doğrulanabilir kilometre taşları konusunda azarlamasını ciddiye alalım mı, Aaron?” diye soran sunucu, “ABD’nin uyumunu ne doğrulayacak, Sayın Başkan Yardımcısı?” ifadesiyle Vance’in yaklaşımını eleştirdi. Sunucu böylece, yalnızca İran’ın değil, ABD’nin de MOU kapsamındaki yükümlülüklerinin sorgulanması gerektiğini öne sürdü.
Bu noktada tartışma, MOU’nun uygulanabilirliği meselesinden, Trump yönetiminin bu belgeye bağlı kalıp kalmadığı meselesine kaydı. Sunucunun sorusu, Vance’in İran’dan doğrulanabilir taahhütler beklerken, Washington’ın kendi eylemlerinin nasıl denetleneceği konusunda net bir mekanizma ortaya koymadığını ima ediyordu.
Aaron: Vance Geri Adım Atıyor
Aaron, sunucunun sorusuna yanıt verirken Vance’in zor bir pozisyonda olduğunu söyledi. Ona göre Vance, kendi girişimi olan MOU konusunda şimdi geri adım atmak zorunda kalıyor. Aaron bunu Vance açısından “aşağılayıcı” bir durum olarak nitelendirdi.
“J.D. Vance burada geri adım atmak zorunda kalıyor,” diyen Aaron, “bu onun için bir aşağılanma, çünkü bu onun girişimi” şeklinde değerlendirdi. Aaron’a göre Vance’in başından beri rejim değişikliği savaşına hevesli olmadığı genel olarak biliniyor. Ancak Aaron, Vance’in Donald Trump’a sadakatini her şeyin üzerinde tuttuğunu savundu.
Bu sadakat, Aaron’a göre Vance’i şimdi rahatsız bir konuma sokuyor. Çünkü Vance, Trump’ın kendi anlaşmasını zayıflatmasını savunmak zorunda kalıyor. Aaron’un ifadesiyle Vance, İran’ın doğrulanabilir şartları kabul etmesi gerektiğini söylese de İran’ın geçmişte bu tür sınırlamaları kabul ettiği biliniyor.
Aaron, bunun örneği olarak JCPOA’yı (Joint Comprehensive Plan of Action, Kapsamlı Ortak Eylem Planı) gösterdi. Ona göre İran, JCPOA kapsamında doğrulanabilir koşulları kabul etmişti; ancak Trump bu anlaşmayı yırtıp attı. Aaron ayrıca bir yıl önce yapılan görüşmelere ve daha sonra Trump’ın Israel ile birlikte “operation so-called midnight hammer” olarak anılan süreçte savaşa gitmesine işaret etti.
İran’ın Kabul Ettiği Sınırlar ve Israel Faktörü
Aaron, İran’ın nükleer programı konusunda sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu savundu. Ona göre sorun İran’ın sınırları reddetmesi değil, Trump’ın Israel’e sınır koymamasıydı. Aaron, bu yılın başlarında Geneva’da yapılan görüşmelerde İran’ın bugüne kadarki en ağır nükleer kısıtlamaları kabul ettiğini ileri sürdü. Ancak Trump’ın bu zemini geliştirmek yerine rejim değişikliği için savaşa gittiğini söyledi.
“Buradaki mesele İran’ın sınırlamaları kabul etmesi değil,” diyen Aaron, “herkes onların bunu yaptığını ve bunun bir anlaşmaya yol açabileceğini biliyor; mesele Trump’ın Israel’e hiçbir sınır koymaması” diye vurguladı.
Aaron’a göre Israel’in bir barış anlaşmasını bozmak için güçlü çıkarları var. Çünkü Israel, İran’da rejim değişikliği istiyor. Ayrıca Aaron, Israel’in Lebanon’da Hezbollah’ı ortadan kaldırmak istediğini, çünkü Hezbollah’ın Israel’in saldırganlığına karşı caydırıcı bir unsur olduğunu savundu.
Aaron, Israel’in Hezbollah’ı tamamen yok edemese bile, örgütün toplumsal destek tabanını hedef almak isteyebileceğini belirtti. Ona göre bu destek tabanı özellikle Lebanon’un Shia nüfusu içinde güçlü. Aaron, Israel’in bu süreçte Lebanon’un Shia nüfusuna yönelik “etnik temizlik” yaparak Hezbollah’ın destek zeminini ortadan kaldırmayı hedeflediğini iddia etti.
“Israel, bir barış anlaşmasını havaya uçurmakta çıkara sahip,” diyen Aaron, “çünkü Iran’da rejim değişikliği istiyor ve Lebanon’da Hezbollah’ı ortadan kaldırmak istiyor” şeklinde savundu. Aaron’a göre MOU’nun geleceği, yalnızca Washington ile Tehran arasındaki müzakerelere değil, aynı zamanda Trump yönetiminin Israel’i sınırlayıp sınırlamayacağına bağlı.
Belgenin Geleceği Belirsiz
Podcastteki tartışmanın sonunda öne çıkan temel tablo, MOU’nun kağıt üzerinde geniş bir düşmanlıkların durdurulması çerçevesi sunsa da uygulamada zayıf olduğu yönündeydi. Aaron, belgenin ilk maddesinin Lebanon dahil bütün cephelerde çatışmaların sona ermesini gerektirdiğini, ancak ABD’nin Lebanon-Israel hattındaki başka bir anlaşmayla bu hedefi baltaladığını savundu.
Vance ise MOU’yu hem diplomatik hem de ekonomik bir ara dönem aracı olarak anlattı. İran’dan davranış değişikliği, taahhütler ve doğrulanabilir kilometre taşları istedi. Sunucu ve Aaron ise bu yaklaşımın eksik olduğunu, çünkü ABD’nin ve Israel’in belgeye uyumunun nasıl doğrulanacağı sorusunun yanıtsız kaldığını belirtti.
Bölümdeki ana anlaşmazlık, MOU’nun barışa giden ciddi bir belge mi, yoksa tarafların yeniden pozisyon aldığı geçici bir duraklama mı olduğu sorusunda toplandı. Aaron’un değerlendirmesi, Trump yönetiminin İran konusunda barış söylemiyle Israel’e sınırsız hareket alanı tanıyan yaklaşımı arasında temel bir çelişki bulunduğu yönündeydi.
MOU’nun Güvenilirliği
Sunucu: Presidents Trump ve Peskov’un imzaladığı MOU, yani memorandum of understanding (mutabakat zaptı), uluslararası toplumun güvenebileceği ve imzacı ülkelerin uyacağı ciddi bir belge mi?
Aaron: Başından beri bunun Trump yönetiminin perspektifinden barış değil, bir ara olduğunu söyledim. Çünkü temelde birbiriyle çelişen iki hedefleri var ve bu, son zamanlarda yaşananlarla daha da belirginleşti. İran’a karşı savaşı durdurmak ve daha geniş bir barış anlaşmasına ulaşmak istediklerini söylüyorlar; ama aynı zamanda Israel, Lebanon’da yakıp yıkan bir çizgi izlerken onu dizginlemeyi reddettiler.
Aaron: Üstelik şimdi resmen birbirleriyle doğrudan çelişen bir politikayı da resmileştirdiler. MOU’nun ilk maddesi, Lebanon dahil bütün cephelerde düşmanlıkların sona ermesi gerektiğini söylüyor. MOU buydu. Ama geçen hafta ne oldu? ABD, Israel ile Lebanon hükümeti arasında bir anlaşmaya aracılık etti ve bu anlaşma temelde Israel’in Hezbollah silahsızlandırılana kadar Lebanon’u işgal etmeye ve Lebanon’a saldırmaya devam edebileceğini söylüyor.
Aaron: Yani bu, Israel’e MOU’nun ilk maddesini ihlal etmesi için açık çek veriyor. O madde, Lebanon dahil bütün cephelerde düşmanlıkların derhal sona ermesi gerektiğini söylüyor. Bu Trump’ın tutarlı bir dış politikası olmadığı için oluyor. Çünkü önemli işlevleri kendi başlıca isimlerine devrediyor: MOU’da J.D. Vance’e, Lebanon ile Israel arasındaki anlaşmada Marco Rubio’ya.
Aaron: Resmen, kelimenin tam anlamıyla tutarsız bir politikayı resmileştirdi; yani resmi olarak tutarsız bir politika. Trump’ın üzerinde hep asılı duran soru da buydu: Israel üzerindeki kozunu gerçekten onları Lebanon’da dizginlemek ve geri çekilmelerini sağlamak için kullanacak mı? Yanıtı verdi: kullanmayacak. Bu da MOU’yu şu aşamada yaşam destek ünitesine bağlı hale getiriyor; çünkü bu politika sürdükçe...
J.D. Vance’in Açıklaması
Sunucu: İşte J.D. Vance. Bütün siyasi kariyeri esasen bu MOU’ya ne olacağına bağlı olan Vance, temelde senin söylediğini söylüyor: Bu bir ara. Bu arada bize dünyanın petrol arzını yeniden doldurma şansı veriyor. Chris, dört numara.
J.D. Vance: Başkanın bize söylediği şeyin, bu MOU’yu dünya petrol ekonomisini bir bakıma yeniden doldurmak, bazı stokları yenilemek ve sonra eldeki duruma bakmak için kullanmak olduğunu düşünüyorum. Bunu defalarca söyledim: İranlılar bizim vermelerini istediğimiz taahhütleri vermeye istekliyse ve bunları doğrulanabilir kilometre taşlarıyla desteklemeye hazırsa, o zaman Iran ile ilişkimizi değiştireceğiz.
J.D. Vance: Bunu yapmazlarsa, askeri kampanyadan zaten elde ettiklerimiz dışında gerçekten hiçbir şey değişmiş olmaz; ki bu da çok şeydir. Yani burada bir bakıma iki seçeneğimiz var. İranlılarla uzun vadeli bir anlaşma peşinde koşma seçeneğimiz var; ama bu, onların davranışında ciddi bir değişiklik gerektiriyor.
J.D. Vance: Kazanımlarımızı koruma seçeneğimiz var ve elbette başkan gerekli olduğunu düşünürse bunun üzerine başka şeyler de yapabiliriz. Ama bu iki seçeneğin de kesinlikle masada olduğunu düşünüyorum ve başkan bunun seyrini izleyecek. Şu anda olan şey ise, bu seçeneklerin dünya enerji ekonomisi üzerinde çok daha az baskı bulunan bir ortamda değerlendirilmesine izin vermesi.
ABD’nin Uyumu Sorusu
Sunucu: Aaron, İranlıları doğrulanabilir kilometre taşları konusunda azarlamasını ciddiye alalım mı? Donald Trump bu hafta başında Pentagon’dan topyekûn savaşı yeniden başlatma konusunda brifing aldı. Bunun tehdidi bile bu belge tarafından açıkça yasaklanıyor. Peki ne olacak? Amerika Birleşik Devletleri’nin uyumunu ne doğrulayacak, Sayın Başkan Yardımcısı?
Aaron: Bu çok iyi bir soru. Evet, yani J.D. Vance burada geri adım atmak zorunda. Bu onun için bir aşağılanma, çünkü bu onun girişimi. Zaten onun başından itibaren bu rejim değişikliği savaşına çok hevesli olmadığı oldukça iyi biliniyor. Ama Donald Trump’a sadakatini her şeyin üstüne koydu.
Aaron: Bu da onu şimdi çok rahatsız bir pozisyona sokuyor. Çünkü Trump’ın kendi anlaşmasını zayıflatmasını savunmak zorunda kalıyor. İran’ın doğrulanabilir koşulları kabul etmesi gerektiği yönündeki bu konuşmaya gelince: Bunu yaptılar. Bunu Trump’ın yırtıp attığı JCPOA’da yaptılar.
Aaron: Bir yıl önce görüşürlerken de bunu yapıyorlardı; sonra Trump Israel ile birlikte, sözde “midnight hammer” operasyonunda savaşa gitmeye karar verdi. Ve bu yılın başında Geneva’daki görüşmelerde de Iran, nükleer programına bugüne kadarki en ağır kısıtlamaları kabul etti. Trump ise bunun üzerine inşa etmek yerine rejim değişikliği için savaşa gitti.
Aaron: Buradaki mesele İran’ın sınırlamaları kabul etmesi değil; herkes onların bunu kabul ettiğini ve bunun bir anlaşmaya yol açabileceğini biliyor. Mesele, Trump’ın Israel’e hiçbir sınır koymaması. Israel’in de bir barış anlaşmasını havaya uçurmakta her türlü çıkarı var, çünkü Iran’da rejim değişikliği istiyor.
Aaron: Israel, Lebanon’da Hezbollah’ı ortadan kaldırmak istiyor, çünkü Hezbollah onun saldırganlığına karşı bir caydırıcı. Ayrıca Hezbollah’ı tamamen ortadan kaldıramasa bile, en azından bu zamanı Hezbollah’ın destek tabanını yok etmek için kullanmak istiyor. Bunu da Hezbollah’ın en güçlü destek tabanına sahip olduğu Lebanon’un Shia nüfusuna karşı etnik temizlik yaparak gerçekleştirmek istiyor.