Scott Ritter: Trump’ın Gizli Uçak Naklindeki İsrail İstihbaratı “Bir Oyundu”
İngilizce yayımlanan podcast bölümünde Joe, eski silah denetçisi Scott Ritter, “Judge” diye hitap edilen sunucu ve başka bir katılımcı, Donald Trump’ın Türkiye’den ayrılırken Air Force One’dan gizlice başka bir uçağa nakledilmesini tartıştı. Konuşmacılar, Mossad’ın bildirdiği saldırı tehdidinin güvenilirliğini, CIA ile Secret Service’in tutumunu ve istihbarat paylaşımının siyasi etki yaratmak için kullanılıp kullanılmadığını değerlendirdi. Tartışmanın merkezinde, yaklaşık iki hafta gizli kalan bu olayın Türkiye’nin güvenlik kapasitesi ve ABD-İsrail istihbarat ilişkileri bakımından taşıdığı anlam vardı.
Donald Trump’ın gizlice başka bir uçağa nakledilmesi
Sunucunun aktardığına göre olay, kamuoyunun haberdar olmasından yaklaşık iki hafta önce meydana geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’de bulunduğu sırada Air Force One’dan (ABD başkanlık uçağı) çıkarıldı; bir yemek kamyonuyla gizlice başka bir uçağa götürüldü. Trump’a yaklaşık altı yardımcısının eşlik ettiği, Dışişleri Bakanı’nın, yaklaşık 12 görevlinin ve 150’den fazla gazetecinin ise Air Force One’da bırakıldığı belirtildi.
Bu sıra dışı güvenlik uygulamasına, İsrail dış istihbarat servisi Mossad’dan gelen bir uyarının yol açtığı öne sürüldü. Sunucuya göre Mossad, CIA’ye (ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı) Air Force One’a yönelik inandırıcı bir saldırı tehdidi bulunduğunu bildirmişti. CIA tehdidin güvenilir olduğuna inanmamış, ancak Trump daha önce de yaptığı gibi kendi istihbarat kurumundan ziyade İsrail’den gelen değerlendirmeye güvenmişti.
Podcastte tehdidin ayrıntılarının kamuoyuna nasıl ve neden sızdırıldığı da tartışıldı. Joe, haberin Washington Post’a ulaşmasını, ABD istihbarat kurumları içindeki rahatsızlığın muhtemel bir işareti olarak değerlendirdi. Ona göre bu tür hassas bilgilerin gazeteye aktarılması çoğunlukla iyi konumlanmış bir kaynağa dayanıyordu.
Joe: İsrail’in amacı bilgilendirmek değil etkilemek
Joe, olayın yalnızca başkanlık güvenliğiyle ilgili olmadığını savundu. Asıl meselenin, İsrail’in ABD’ye sunduğu istihbaratı Amerikan kararlarını şekillendirmek amacıyla kullanması olduğunu öne sürdü.
“İsrailliler bize, bizi bilgilendirmekten çok etkilemeyi amaçlayan bilgiler vermeyi sürdürüyor,” diyen Joe, Washington Post’a yapılan sızıntının istihbarat camiasındaki hayal kırıklığını gösterdiğini belirtti.
Joe’ya göre İsrail, bir süredir farklı bilgi parçalarını belirli bir siyasi anlatıyı destekleyecek biçimde Washington’a iletiyordu. Bu yöntemin İran’la yaşanan savaşa giden süreçte de etkili olduğunu iddia etti. Bununla birlikte Joe, sunduğu yorumların bir bölümünün kendi çıkarımına dayandığını açıkça ifade etti.
“İsrailliler bir süredir bize bir anlatıyı şekillendirmek için bilgi veriyor; İran savaşına ilk etapta nasıl girdiğimizin bir parçası da buydu,” diyen Joe, son tehdidin özellikle açık bir etkileme girişimi olduğunu savundu.
Joe, Trump’ın olay sırasında Türkiye’de bulunmasını önemli gördü. İsrail’in Türkiye’yi bir sonraki hedef olarak göstermeye yönelik siyasi ve istihbari bir zemin hazırlıyor olabileceğini ileri sürdü. Ona göre iletilmek istenen tablo, Türkiye’nin ABD Başkanı’nın güvenliğini sağlayamadığı ve ülkede IRGC’ye, yani Islamic Revolutionary Guard Corps’a (İran Devrim Muhafızları) bağlı uyuyan hücreler bulunabileceği yönündeydi.
“Başkan Türkiye’deydi ve İsrailliler, bir sonraki aşamada Türklerin peşine düşmek için zemini ve çerçeveyi hazırlamaya çalışıyor,” diyen Joe, bunun Türkiye’nin güvenilirliğini zayıflatmayı amaçlayan bir anlatı olabileceğini değerlendirdi.
Ancak Joe, bu amaç okumasını doğrulanmış bir bilgi olarak sunmadı. “Burada spekülasyon yapıyorum ama en iyi tahminim bu,” diyen Joe, CIA içindeki bazı kişilerin sızıntıyla hem Amerikan kamuoyuna hem de İsrail’e mesaj vermek istemiş olabileceğini ekledi.
CIA’nın uyarma yükümlülüğü ve Washington Post sızıntısı
Joe’nun anlatımına göre CIA, Mossad’dan gelen bilginin inandırıcı olduğunu düşünmese bile güvenlik prosedürleri gereği tehdidi ilgili makamlara aktarmak zorundaydı. Bu nedenle CIA, bilgiyi Secret Service’e (ABD Gizli Servisi) iletti. Başkanın korunmasından sorumlu olan Secret Service de tehdidi göz ardı edemedi ve Trump’ı farklı bir uçakla taşıyan gizli operasyonu gerçekleştirdi.
Joe bu noktada Secret Service’in görevini yaptığını savundu. Tehdidin doğruluğundan emin olunmaması, başkanın güvenliğinden sorumlu kurumun tedbir almasına engel değildi. Bununla birlikte CIA’nın daha sonra olayın ayrıntılarının basına yansımasına izin vermiş veya sızıntıyı teşvik etmiş olabileceğini düşündüğünü söyledi.
Joe’ya göre olası mesajlardan biri, “Amerikan halkının bu tehdide inanmadığımızı bilmesini sağlayalım” şeklindeydi. İkinci mesaj ise İsrail’e yönelikti: ABD istihbarat camiası, istihbarat paylaşımı üzerinden yürütüldüğünü düşündüğü bu yöntemin farkındaydı ve bundan rahatsızlık duyuyordu.
“İsraillilere, oynadıkları bu küçük oyunu bildiğimizi ve bundan bıktığımızı göstermek istemiş olabilirler,” diyen Joe, sızıntının olayın kendisinden bile daha önemli bir gelişme sayılabileceğini vurguladı.
Joe’nun değerlendirmesinde iki ayrı kurumsal tepki bulunuyordu: CIA bilginin güvenilirliğine kuşkuyla yaklaşmış, Secret Service ise tehdidin gerçekleşme ihtimali düşük olsa bile başkanı korumak için harekete geçmişti. Dolayısıyla Joe, istihbaratın içeriğine itiraz ederken Secret Service’in tedbir almasını ilke olarak doğru buldu.
Scott Ritter: İsrail sistemi yönlendiriyor
Scott Ritter, Joe’nun İsrail’in Amerikan karar alma sürecini etkilemeye çalıştığı yönündeki görüşüne tamamen katıldığını söyledi. Ritter, geçmişte Irak’ın kitle imha silahları hakkında doğru bilgi edinmek amacıyla İsrailli yetkililerle dört yıl yakın çalıştığını anlattı. Siyasi koşullar değiştiğinde İsrail’in yaklaşımının da değiştiğini iddia etti.
“İsrailliler sistemi kendi amaçları doğrultusunda yönlendiriyor; bunu uzun zamandır yapıyorlar,” diyen Scott Ritter, istihbaratın tarafsız biçimde raporlanması ile siyasi etki yaratacak şekilde hazırlanması arasında temel bir ayrım bulunduğunu açıkladı.
Ritter’a göre İsrail, bir aşamadan sonra olgulara dayalı istihbarat raporlamasından uzaklaşıp “etkileyici istihbarat raporlamasına” yönelmişti. Bu ifadeyle verilerin karar vericileri belirli bir sonuca götürecek biçimde seçilmesini ve paketlenmesini kastediyordu.
“Gerçeğe dayalı istihbarat raporlamasından etkileyici istihbarat raporlamasına geçtiler; bunun anlamı açıkça yalan söylemeleridir,” diyen Scott Ritter, İsrailli kurumların ikna edici görünen istihbarat dosyaları hazırlamakta son derece yetenekli olduğunu savundu.
Ritter, istihbarat analizinin gizemli veya sihirli bir faaliyet olmadığını vurguladı. Ona göre değerlendirmeler sağduyuya, veri akışına ve geçmişte gözlemlenen örüntülere dayanmalıydı. Daha önce hiçbir kurumun veya kaynağın belirlemediği bir tehdit birdenbire ortaya çıktığında, konu hakkında bilgili profesyonellerin bunu sorgulaması gerekiyordu.
Esenboğa çevresindeki MANPADS iddiası
Tartışmada saldırı tehdidinin, Ankara’daki Esenboğa Havalimanı çevresinde konuşlandırıldığı ileri sürülen MANPADS’lerle bağlantılı olduğu belirtildi. MANPADS, tek kişi tarafından taşınabilen ve omuzdan ateşlenebilen hava savunma füze sistemlerini ifade ediyor. Ritter örnek olarak Amerikan yapımı Stinger füzelerini ve bunların Rusya’daki benzerlerini gösterdi.
Ritter’a göre İran’ın Esenboğa çevresine bu tür silahlar yerleştirdiği varsayımı, ciddi güvenlik ve istihbarat soruları doğuruyordu. Böylesine önemli bir tehdit gerçekten mevcutsa Türk güvenlik kurumlarının, ABD’nin veya başka kaynakların hiçbir belirti saptamaması inandırıcı değildi.
“İran’ın Esenboğa Havalimanı dışında MANPADS bulundurması ve daha önce bilmediğimiz sihirli bir İsrail kaynağı dışında tek bir kişinin bile bunu tespit etmemesi, başlı başına kırmızı bayraktır,” diyen Scott Ritter, Mossad’ın sunduğu değerlendirmenin güvenilir kabul edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Ritter ayrıca Secret Service’in tepkisini Joe’dan çok daha sert biçimde eleştirdi. Eğer havalimanının yakınında gerçekten omuzdan ateşlenen füzeler bulunduğuna inanılıyorsa, alınması gereken tedbirin Trump’ı başka bir uçağa geçirmek olmadığını söyledi. Ona göre böyle bir ortamda ABD Başkanı’nı taşıyan hiçbir uçak havalanmamalıydı.
Ritter, Trump’ın Air Force One’dan çıkarılıp başka bir uçağa bindirilmesinin başkanı korumak yerine onu daha kolay vurulabilecek bir hedefe dönüştürebileceğini savundu. “Bu baştan sona tiyatroydu,” diyen Scott Ritter, olayın yalnızca sorunlu İsrail istihbaratıyla açıklanamayacağını belirtti.
Secret Service konusunda ayrışma
Podcastte en belirgin görüş ayrılığı Secret Service’in tutumu üzerinde ortaya çıktı. Joe, kurumun iletilen tehdidi ciddiye almak zorunda olduğunu ve başkanı başka bir uçağa taşıyarak görevini yerine getirdiğini düşünüyordu. Ritter ise bu operasyonu son derece mantıksız buldu ve kurumun İsrail’den gelen iddiayı kabul etmemesi gerektiğini savundu.
Ritter daha ileri giderek Trump yönetimi içinde bazı kişilerin de bu girişime destek vermiş olabileceğini öne sürdü. Ona göre bu aktörler; İsrail’in güvenilir, Türkiye’nin ise yetersiz olduğu izlenimini oluşturmak amacıyla tehdidin sahnelenmesine veya abartılmasına katkıda bulunmuş olabilirdi. Ritter bu iddiayı kanıtlanmış bir olay olarak değil, kendi değerlendirmesi olarak dile getirdi.
Bu görüşe göre oluşturulan tablo üç ayrı mesaj taşıyordu: Trump’a yönelik ciddi bir tehdit vardı, İsrail bu tehdidi herkesten önce tespit edebilecek kadar güvenilirdi ve Türk makamları kendi topraklarında başkanın güvenliğini sağlayamamıştı. Ritter, Secret Service’in bu anlatının parçası hâline gelmemesi gerektiğini ifade etti.
Alternatif güvenlik önlemleri ve sağduyu eleştirisi
Tartışmaya katılan başka bir konuşmacı, Pan Am 103 saldırısından sonra Dışişleri Bakanlığında geliştirildiğini söylediği uygulamayı anlattı. Buna göre bir istihbarat güvenilir kabul ediliyor ve tehdit önlenemiyorsa kamuoyuna açıklama yapılmalıydı. Tehdit önlenebiliyorsa bilginin kamuoyuna duyurulmasına gerek yoktu.
Katılımcı, Esenboğa çevresinde omuzdan ateşlenen bir karadan havaya füze tehdidi gerçekten bulunuyorsa Türk güvenlik kurumlarıyla iş birliği yapılabileceğini söyledi. İlk tedbir olarak havalimanı çevresinde yaklaşık 5 mil genişliğinde ve dışarı doğru 5 mil derinliğinde bir güvenlik kuşağı kurulmasını ve bu alanın devriyelerle taranmasını önerdi.
İkinci seçenek, kalkışın hava kararana kadar ertelenmesi ve havalimanı ışıklarının söndürülmesiydi. Katılımcıya göre bu durumda saldırganların hangi uçağın havalandığını belirlemesi zorlaşacaktı. Bu tür olağan güvenlik tedbirleri değerlendirilmeden Trump’ın başka bir uçağa nakledilmesi, konuşmacının gözünde tehdidin anlatıldığı biçimiyle tutarlı olmadığını gösteriyordu.
“Bu, sağduyu açısından en basit sınamayı bile geçmiyor,” diyen kimliği belirtilmeyen katılımcı, uygulanan yöntemin iddia edilen füze tehdidiyle uyumlu olmadığını savundu.
Bölümün sonunda konuşmacılar, İsrail’in sunduğu bilginin güvenilirliğine yönelik kuşkuda büyük ölçüde birleşti; ancak ABD güvenlik kurumlarının nasıl davranması gerektiği konusunda ayrıştı. Joe, Secret Service’in ihtiyatlı davranmasını savunurken Ritter, operasyonu tehlikeli bir gösteri olarak nitelendirdi. Washington Post sızıntısı ise hem Amerikan istihbarat kurumları arasındaki gerilimin hem de İsrail’in istihbarat paylaşımındaki yöntemlerine duyulan rahatsızlığın olası göstergesi olarak değerlendirildi.