Judge Napolitano - Judging Freedom

Rezaie’nin Hürmüz Uyarısı: “Petrol Ne Strait of Hormuz’dan Ne Persian Gulf’tan Çıkar”

İngilizce podcast kaydında konuşmacılar, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) bağlantılı Rezaie’nin ekonomik yaptırım ve ablukaya karşı verdiği sert yanıtı, ABD’nin İran’a yönelik baskı politikalarının Çin ve Körfez ülkeleriyle ilişkiler bağlamında nereye varabileceğini tartıştı. Bölümde özellikle Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı), Persian Gulf (Basra Körfezi), Çin bankaları, ABD yaptırımları ve Batı Asya’da önerilen yeni güvenlik mimarisi öne çıktı.

Rezaie’den petrol tehdidi: “Bir damla petrol çıkmasına izin vermeyiz”

Programda ilk olarak IRGC generali olarak tanıtılan Rezaie’nin ekonomik tehditlere verdiği yanıt dinletildi. Rezaie, İran’a yönelik ilaç hammaddeleri gibi ekonomik baskı araçlarının devreye sokulması halinde, bunun yalnızca yaptırımlarla sınırlı kalmayacağı mesajını verdi.

"Örneğin, bir ülke sırf Amerikalılarla aynı çizgiye gelmek istediği için bizden ilaç hammaddelerini esirgeyebilir mi? Bunu gerçekten yapabilir mi?" diyen Rezaie, bu tür adımların Basra Körfezi’ndeki petrol akışını hedef alan bir karşılık doğuracağını belirtti.

Rezaie konuşmasında tehdidi açık biçimde genişletti. Yalnızca Strait of Hormuz değil, bütün Persian Gulf üzerinden petrol çıkışının engellenebileceğini söyledi. "Bunu yapmaya başlarlarsa, sadece Strait of Hormuz’dan değil, Persian Gulf’tan da tek bir damla petrol çıkmasına izin vermeyiz," diyen Rezaie, ekonomik ablukaya katılan ülkelerin İran’ın ekonomik çıkarlarına zarar verip aynı zamanda petrol ihracatına devam edemeyeceğini savundu.

Rezaie’ye göre mesele yalnızca ABD’nin yaptırımları değil, başka ülkelerin de bu ablukaya katılması ihtimaliydi. "Bu ülkelerin Amerika’nın yanında ekonomik ablukaya katılması, ekonomik çıkarlarımıza zarar vermesi ve bizim hâlâ Persian Gulf’tan petrol çıkmasına izin vermemiz mümkün mü?" diyen Rezaie, "Hayır, petrol ne Strait of Hormuz’dan ne de Persian Gulf’tan çıkacak. İkisinden de çıkmayacak," ifadelerini kullandı.

Rezaie’nin sözleri “boş tehdit” olarak görülmedi

Kayıttaki konuşmacılardan biri, bu sözlerin gelişigüzel bir çıkış olarak okunmaması gerektiğini söyledi. Rezaie’nin geçmişine dikkat çekerek onun IRGC içindeki konumunu ve uzun yıllara dayanan tecrübesini vurguladı.

Konuşmacı, Rezaie’nin artık Security Council’in başında olduğunu söyledi ve onu IRGC’nin erken dönemindeki kurucu figürlerden biri olarak anlattı. "Bu Rezaie; general de şimdi Security Council’in başında," diyen konuşmacı, onun 1981 ya da 1982 civarında, henüz 27-28 yaşlarındayken IRGC’nin ilk başındaki isimlerden biri olduğunu belirtti.

Aynı konuşmacı, Rezaie için "eski bir savaş atı" ifadesini kullandı. Ona göre Rezaie’nin bu tür sözleri anlık öfke ya da gelişigüzel tehdit olarak değerlendirilmemeliydi. "Bu tür sözler onun ağzından çıktığında, boş bir spekülasyon yapmıyor ya da ayaküstü tehdit savurmuyor," diyen konuşmacı, Rezaie’nin bu ihtimali önceden düşündüğünü savundu.

Bu değerlendirme, programdaki tartışmanın ana eksenlerinden birini oluşturdu: İran tarafının petrol akışını kesmeye dönük söylemi ne kadar ciddiye alınmalı ve ABD tarafı böyle bir tepkinin sonuçlarını hesaplıyor mu?

Bannon ve Trump’ın baskı stratejisi sorgulandı

Bir diğer konuşmacı, Bannon ve Trump’ın atmayı düşündükleri adımların sonuçlarını gerçekten hesaplayıp hesaplamadığını sordu. Tartışmada özellikle ABD’nin Çin bankalarını İran sanayisini finanse etmekten vazgeçirmeye çalışıp çalışamayacağı gündeme geldi.

"Bannon ve Trump’ın yapmak üzere oldukları şeyi gerçekten düşünüp düşünmediklerini merak ediyorum," diyen konuşmacı, "Çin bankalarını İran sanayisini finanse etmeyi durdurmaya zorlayabileceklerini mi sanıyorlar?" sorusunu yöneltti.

Buna verilen yanıtta, Trump çevresindeki bazı kişilerin Çin’i kontrol altında tuttuklarına inandığı değerlendirmesi yapıldı. Konuşmacı, bunun yalnızca Washington’da değil, dünya genelinde bazı çevrelerde de rastlanan bir kanaat olduğunu söyledi. Ona göre kimi insanlar Çin’in gizlice ABD ile birlikte İran’ı zayıflatmaya çalıştığını düşünüyor.

"Sanırım evet; zihinlerinin gerisinde Çin’i kontrol altında tuttuklarını gerçekten düşünüyorlar," diyen konuşmacı, bu varsayımı son derece sorunlu bulduğunu belirtti. Aynı konuşmacı, bazı kişilerin Çin’in ABD ile birlikte hareket edebileceğini düşündüğünü aktararak buna karşı çıktığını söyledi.

Konuşmacı, "Dünyada Çin’in gizlice Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte İran’ı zayıflatmaya çalıştığını düşünen insan sayısına şaşırırsınız," dedi ve bu görüşe tepkisini açık biçimde ortaya koydu. "Bu insanlara bakıp, ‘Siz aklınızı mı kaçırdınız?’ diyorum," diye ekledi.

Çin’in ABD yaptırımlarına yaklaşımı

Tartışmada Çin’in ABD yaptırımlarına uyup uymayacağı konusu ayrı bir başlık olarak ele alındı. Bir konuşmacı, Çin’in Amerikan yaptırımlarına uymayı suç haline getirdiğini söyledi. Bu ifade, Çin’in Washington çizgisine yaklaşacağı iddialarına karşı güçlü bir karşı argüman olarak sunuldu.

"Çin, Amerikan yaptırımlarına uymayı suç haline getirdi. Suç," diyen konuşmacı, Pekin’in ABD yaptırım rejimine gönüllü biçimde katılacağı varsayımını reddetti.

Diğer konuşmacı da bu değerlendirmeye katıldı ve önceki süreçte bunun açık biçimde görüldüğünü söyledi. Ayrıca Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün üç gün önce yaptığı açıklamaya atıf yaptı. Konuşmacıya göre sözcünün yaptırımlar için "gayrimeşru" demesi, Çin diplomasi dili açısından oldukça sert bir ifadeydi.

"Üç gün önce dışişleri bakanlığı sözcüsü çıkıp ‘Bu yaptırımlar gayrimeşrudur’ dediğinde, bunun oldukça güçlü bir ifade olduğunu düşünüyorum," diyen konuşmacı, "Çin diplomasi dilinde bu son derece güçlüdür," değerlendirmesinde bulundu.

Bu bölümde konuşmacılar, Çin’in İran’a dönük ABD baskılarına katılmasının beklenmemesi gerektiğini savundu. Tartışma, Washington’ın Çin bankalarını ve ekonomik aktörlerini baskı altına alma kapasitesinin sınırlı olabileceği varsayımı üzerine ilerledi.

Putin, Wang Yi ve “yeni güvenlik mimarisi”

Programın ilerleyen kısmında konuşmacılar, bu gelişmelerin Nisan sonundan itibaren hızlanan daha geniş diplomatik bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Anlatıma göre Foreign Minister Zarif, önce Moscow ya da St. Petersburg’da Vladimir Putin ile görüştü. Bu görüşmenin ardından Putin, West Asia’da yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyaç olduğunu söyledi.

" Bütün bunlar Nisan sonuna gidiyor; Foreign Minister Zarif, Moscow’da ya da St. Petersburg’da Vladimir Putin ile görüştü," diyen konuşmacı, Putin’in görüşme sonrasında "West Asia’da yeni bir güvenlik mimarisine sahip olmamız gerekiyor" mesajı verdiğini aktardı.

Konuşmacı, bundan bir hafta sonra Zarif’in Beijing’e gittiğini ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştüğünü söyledi. Ona göre Wang Yi de Putin’in kullandığı ifadeye çok yakın bir açıklama yaptı. "Bir hafta sonra Zarif Beijing’deydi; Wang Yi ile görüşmeden çıktı ve Wang Yi, Putin’in söylediğinin aynısını söyledi: Middle East’te yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyacımız var," diyen konuşmacı, Rusya ve Çin’in aynı yönde konuştuğunu vurguladı.

Bu anlatımda West Asia ve Middle East ifadeleri birlikte kullanıldı. Konuşmacı, bölgeye ne ad verilirse verilsin, ABD’nin uzun süredir sürdürdüğü güvenlik denklemine alternatif bir yapı kurulabileceğini ima etti. Ancak bunu kesinleşmiş bir sonuç olarak değil, mevcut gelişmelerin okunabileceği bir çerçeve olarak sundu.

Mecca anlaşması ve bölgesel düzen tartışması

Konuşmacı, Saudi Arabia, Pakistan ve Turkey arasında yaklaşık bir buçuk hafta önce imzalandığını söylediği Mecca anlaşmasını da bu yeni güvenlik mimarisinin ilk adımı olarak değerlendirdi. Anlaşmanın ayrıntılarını vermedi; fakat davetlerin başka ülkelere açık olduğunu belirtti.

"Saudi Arabia, Pakistan ve Turkey tarafından bir buçuk hafta önce imzalanan bu Mecca anlaşmasına bakmanın bir yolu, bunun o yönde atılmış ilk adım olduğudur," diyen konuşmacı, anlaşmaya başkalarının da katılabileceği mesajı verildiğini söyledi.

Bu noktada özellikle Iran’ın olası katılımı üzerinde duruldu. Konuşmacıya göre Iran’ın böyle bir yapıya dahil edilmesi, ABD’nin West Asia ya da Middle East olarak adlandırılan bölgedeki temel politika dayanaklarından birini zayıflatabilir.

"İran bu yapıya dahil edilirse, bu ABD politikasının temel taşlarından birinin bacaklarını tamamen keser," diyen konuşmacı, Washington’ın yıllardır Gulf Arab ülkelerine İran tehdidi üzerinden güvenlik garantisi sunduğunu savundu.

Konuşmacı, ABD’nin Gulf Arab ülkelerine verdiği mesajı şu şekilde özetledi: Washington onlara İran’ın kendilerini yıkmaya ya da içeriden zayıflatmaya çalışacağını söylüyor, karşılığında Amerikan silahları ve hazine bonoları alınmasını teşvik ediyor, güvenlik koruması vaat ediyor. "Biz her zaman Gulf Arablara, ‘Merak etmeyin, arkanızdayız; o kurnaz İranlılar sizi alt etmeye gelecek, silahlarımızı alın, hazine bonolarımızı alın, sizi koruyacağız’ dedik," diyen konuşmacı, bu oyunun 40 yıldır sürdüğünü belirtti.

ABD’nin Körfez politikası ve İran kartı

Programdaki değerlendirmeye göre ABD’nin bölgedeki politikası uzun yıllar boyunca İran tehdidini Körfez monarşileriyle kurulan güvenlik ilişkilerinin merkezine yerleştirdi. Konuşmacı, bu ilişkinin silah satışları, finansal bağlar ve güvenlik garantileriyle iç içe geçtiğini söyledi.

Bu çerçevede Mecca anlaşması ve Iran’ın olası katılımı, yalnızca bölgesel bir diplomatik hamle olarak değil, ABD’nin kurduğu güvenlik anlatısına meydan okuyabilecek bir gelişme olarak sunuldu. Ancak konuşmacı, bunun kesinleşmiş bir tablo olduğunu söylemedi; "bir bakış biçimi" olarak nitelendirdi.

Bölümün tamamında tartışma, ekonomik yaptırımların askeri ve enerji güvenliği sonuçlarına bağlandı. Rezaie’nin petrol çıkışını engelleme tehdidi, konuşmacılar tarafından İran’ın geçmişten gelen stratejik düşüncesiyle ilişkilendirildi. Çin’in Amerikan yaptırımlarına katılmayacağı, Rusya ve Çin’in yeni bir güvenlik mimarisi söyleminde buluştuğu ve Saudi Arabia, Pakistan, Turkey hattındaki Mecca anlaşmasının bu bağlamda okunabileceği savunuldu.

Programda kesin hükümlerden çok ihtimaller ve niyet okumaları öne çıktı. Konuşmacılar, Bannon ve Trump’ın Çin üzerinde baskı kurabilecekleri varsayımını sorguladı; Rezaie’nin sözlerinin hafife alınmaması gerektiğini belirtti; Çin’in yaptırımlara karşı tutumunu Pekin’in diplomatik dili üzerinden değerlendirdi. İran’ın bölgesel güvenlik düzenine dahil edilmesi halinde ABD’nin Körfez politikasının zayıflayabileceği görüşü ise bölümün ana siyasi sonucu olarak sunuldu.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol