Glenn Diesen

Professor Theodore Postol: Patriot PAC-3 Balistik Füzelere Karşı Sanıldığı Gibi Korumuyor

İngilizce podcast bölümünde program sunucusu Glenn, MIT’de bilim, teknoloji ve ulusal güvenlik profesörü olan eski Pentagon danışmanı Professor Theodore Postol ile Patriot PAC-3 önleyicilerinin etkinliğini tartıştı. Postol, özellikle İran, İsrail, Ukrayna, Avrupa ve Rusya bağlamında füze savunma sistemlerine duyulan güvenin askeri ve siyasi sonuçları olduğunu savundu.

Patriot PAC-3 Tartışmasının Önemi

Glenn, Patriot PAC-3 önleyicilerinin ABD ittifak sistemi açısından önemli olduğunu, İran’a karşı savaşta kullanıldığını ve NATO zirvesinde Donald Trump’ın Ukrayna’nın Patriot üretim lisansı almasını onayladığını belirterek söze başladı. Postol ise konunun teknik görünmesine rağmen askeri planlama ve siyasi liderlik açısından kritik olduğunu söyledi.

"Avrupa askeri ve siyasi liderlerinin, Patriot PAC-3’lerin Rus balistik füzelerine karşı savunma sağlayamayacağını anlaması son derece önemli," diyen Professor Theodore Postol, bunun gelecekteki savaş planlamasında belirleyici olabileceğini vurguladı.

Postol’a göre aynı sorun Southwest Asia savaşında da geçerliydi. Patriot sistemleri bulunsa bile balistik füzelere karşı etkili savunma yapılamayacağını savundu. ABD hükümetinin ve Patriot satın alan ülkelerin gelecekte bu sistemlere büyük harcamalar yapmayı düşündüğünü söyleyen Postol, sistemlerin gerçek savunma kapasitesi sağlamaması halinde bunun ciddi bir sorun olduğunu belirtti.

1991 Gulf War Deneyimi ve Geçmiş Tartışmalar

Postol, bugünkü tartışmayı 1991 Gulf War sonrasındaki Patriot tartışmasına benzetti. Meslektaşı George Lewis ile 1993’te yayımladıkları makalede, Patriot sistemlerinin gerçekten işe yarayıp yaramadığını bilimsel ve teknolojik temelde incelediklerini anlattı.

Postol, o dönem resmi anlatının Patriot’ın çok başarılı olduğu yönünde olduğunu, ancak daha sonra bunun değiştiğini söyledi. Ona göre kongre soruşturması da Lewis ve Postol’un çalışmaları sayesinde gündeme geldi. Postol, Raytheon ve bazı kurumlar tarafından ağır baskı gördüğünü ileri sürdü.

"Bu benim için yeniden yaşanan bir déjà vu; çünkü 1991 Gulf War’dan sonra da aynı tartışmayı yaşamıştık," diyen Postol, o dönemde araştırmacılara yönelik baskının çok sert olduğunu ifade etti.

Postol’un aktardığına göre President George H. W. Bush, 42 Patriot angajmanından 41’inin başarılı olduğuna, yani yaklaşık yüzde 96 önleme oranına inanıyordu. O dönem Savunma Bakanı Dick Cheney’nin de aynı görüşte olduğunu belirtti. Ancak Postol, Lewis ile yaptıkları analizin Scud savaş başlıklarının imhası açısından önleme oranının yüzde 96 değil, sıfır olduğunu gösterdiğini savundu.

Altı yıl sonra American Physical Society panelinin aynı hakemli dergide yayımladığı çalışmanın, Army’nin Patriot performansına ilişkin iddiaları ile video verileri arasında "mutlak çelişki" bulduğunu söyledi. Postol, panelin Lewis ve Postol’un kullandığı yöntemleri bilimsel açıdan sağlam bulduğunu da ekledi.

PAC-2’den PAC-3’e: Daha Pahalı, Daha Karmaşık Sistem

Postol, 1991’de incelenen sistemin Patriot PAC-2 olduğunu, bugünkü PAC-3’ün ise daha küçük, daha hafif ve daha karmaşık olduğunu anlattı. PAC-2’nin yaklaşık 1 milyon dolar olduğunu, PAC-3’ün ise yaklaşık 4 milyon dolara mal olduğunu söyledi. Ayrıca tipik doktrine göre bir balistik füzeye karşı iki PAC-3 ateşlendiğini belirtti.

"İki Patriot PAC-3 ateşlendiğinde bir angajman 8 milyon dolara çıkıyor ve başarı oranı belki yüzde iki ya da üç görünüyor," diyen Postol, bu durumda bir balistik füzeyi durdurmanın gerçek maliyetinin 80 ila 100 milyon dolar seviyesine ulaşabileceğini savundu.

PAC-3’ün yer radarından hedef bilgisi aldığını, ardından kendi radarıyla hedefe yöneldiğini anlatan Postol, sistemin savaş başlığını doğrudan çarparak kinetik olarak imha etmeyi amaçladığını söyledi. PAC-2’nin patlayıcı başlıkla yaklaşan füzeye zarar vermeye çalıştığını, bunun başarısız olduğunu, bu nedenle PAC-3’te "hit-to-kill" yöntemine geçildiğini ifade etti.

Ancak Postol’a göre asıl sorun, önleyicinin füzenin gövdesine çarpması halinde savaş başlığının ayrılıp yere düşerek patlamaya devam etmesi. Lockheed Martin’in kendi simülasyonunda bile önleyicinin savaş başlığını değil füze gövdesini vurduğunu savundu.

Video Kanıtları ve Düşük Önleme Oranı İddiası

Postol, bölümde video görüntülerine dayanarak Patriot PAC-3’lerin performansını değerlendirdi. Görüntülerde çok sayıda savaş başlığının geldiğini, ancak yalnızca çok az sayıda gerçek önleme görüldüğünü söyledi. Ona göre başarılı bir önleme olduğunda gökyüzünde çok parlak ve dramatik bir patlama görülmesi gerekiyor.

"Yüzde 90 önleme oranı olsaydı, gökyüzünde her yerde önleme patlamaları görürdünüz," diyen Postol, videolarda bunun yaşanmadığını belirtti.

Postol, bazı görüntülerde yere düşen savaş başlıklarının parlak patlamalar oluşturduğunu, bazı durumlarda ise alt mühimmatların dağıtıldığını anlattı. Bu görüntülerin önleme değil başarısız angajman göstergesi olduğunu savundu. Tel Aviv üzerindeki görüntülerden de söz eden Postol, videolarda Patriot’ın yere doğru daldığı ve savaş başlıklarının yere ulaştığı anların görüldüğünü ifade etti.

Postol’un vardığı sonuç, Patriot PAC-3’ün balistik füzelere karşı önleme oranının belki yüzde 1 ila 3 arasında olduğu yönündeydi. "Video kanıtları, neye bakıldığını biliyorsanız, Patriot’ların başarılı önleme yapmadığını açık biçimde gösteriyor," diyen Postol, bunun askeri ve siyasi karar vericiler için hayati olduğunu söyledi.

İsrail, İran ve Kamuoyuna Anlatılan Savunma Kapasitesi

Glenn, İsrail’de medyanın neyi haberleştirebileceği konusunda sınırlamalar olduğunu, İran saldırılarında İsrail’deki yıkımın kamuoyuna tam yansıtılmadığını söyledi. Ayrıca uydu görüntülerinin ABD’nin Middle East’teki üslerinde oluşan yıkım konusunda da açık davranmadığını gösterdiğini savundu.

Postol ise daha geniş bir ihtimal üzerinde durdu: Askeri amaçlı hava savunmasının gelecekte mümkün olmaktan çıkabileceği. Balistik füzelerin giderek daha isabetli hale geldiğini, Patriot radarlarının hedef alınabileceğini, drone’ların ise radarları imha etmekte etkili olduğunu söyledi.

Postol’a göre 2026’daki Southwest Asia savaşının ilk gününde İran, uzun menzilli balistik füze savunma radarlarını imha etti. Patriot radarlarının THAAD radarlarına göre biraz daha mobil olduğu için bulunmasının daha zor olduğunu, ancak yine de güçlü radyo sinyalleri yaydıkları için elektronik keşif, uydu keşfi ve drone sürüleriyle tespit edilebileceklerini savundu.

"Patriot birliklerinin gelecekte hayatta kalabilir olup olmayacağından emin değilim," diyen Postol, radarın onlarca ya da yüzlerce drone’a karşı kendini savunmak zorunda kalabileceğini belirtti.

Uçaklara Karşı Etkili, Balistik Füzelere Karşı Zayıf

Postol, Patriot sistemlerinin uçaklara karşı çok etkili olabileceğini kabul etti. Uçakların daha yavaş hareket ettiğini ve küçük bir hasarın bile uçağın düşmesine neden olabileceğini söyledi. Bu nedenle Patriot’ın uçaklara karşı yüzde 90’a yakın ya da neredeyse yüzde 100 önleme oranına sahip olabileceğini değerlendirdi.

Ancak bu, balistik füzelere karşı başarısızlık iddiasını değiştirmiyordu. Postol’a göre Kiev’i savunan bir Patriot bataryası Rus hava kuvvetlerinin şehri serbestçe bombalamasını önleyebilir. Fakat Patriot birliği drone’lar ve balistik füzelerle imha edilirse, hava gücü tamamen belirleyici hale gelebilir.

Bu bağlamda Postol, Rus FAB 3000 gibi 3.000 kilogramlık hassas güdümlü bombalardan söz etti ve böyle bir durumda kara birlikleri için çok ağır sonuçlar doğabileceğini söyledi. Patriot’ın uzun vadede askeri çözüm olarak kalamayabileceğini, bunun yerine daha dağıtık, çok sayıda daha düşük kapasiteli radar kullanan savunma sistemlerine ihtiyaç duyulabileceğini değerlendirdi.

Karşı Önlemler, Manevra Yapan Başlıklar ve Alt Mühimmatlar

Postol, daha sonra karşı önlemler konusuna geçti. Videolarda görülen bazı savaş başlıklarının yalnızca balistik olarak düştüğünü, bazılarının ise manevra kabiliyetine sahip olduğunu söyledi. Roket motoruyla hızlanan ya da yön değiştiren savaş başlıklarının PAC-3 için çok daha zor hedefler olduğunu savundu.

"Roket motoru bu gelen savaş başlığını hızlandırıyorsa, önleme noktasının nerede olacağını bilemezsiniz," diyen Postol, Patriot’ın küçük düzeltmelerle hedefe ulaşma mantığının böyle hedeflerde bozulduğunu açıkladı.

Postol, İran’ın Alpha Tau savaş başlığından söz etti. Bu başlığın yaklaşık 1 tonluk bir savaş başlığı taşıdığını, atmosfere yeniden girişte çok yüksek hızını koruduğunu ve yere saniyede 3 kilometre ya da daha yüksek hızla çarpabileceğini söyledi. Bu hızda patlayıcı olmasa bile kinetik enerjisinin kendi ağırlığı kadar yüksek patlayıcı gücüne eşdeğer olacağını belirtti.

Ayrıca kanatçıklara sahip savaş başlıklarının manevra yapabileceğini ve bu nedenle Patriot PAC-3 tarafından vurulmasının çok zor olduğunu savundu. Sejil savaş başlığı, alt mühimmatlar ve İran tesislerinde gösterilen örnek mühimmatlar üzerinden, tek bir büyük başlığın yüzlerce hatta binlerce küçük anti-personel mühimmat ya da çok sayıda top mermisi eşdeğeri yük taşıyabileceğini anlattı.

Iskander, Decoy’lar ve Gelecekteki Hava Savunması

Postol, Russian Iskander balistik füzesini de örnek verdi. Füzenin arka bölümündeki çıkışlardan decoy (aldatıcı hedef) bırakıldığını, bu decoy’ların elektronik devrelerle savaş başlığı görünümünü taklit ettiğini söyledi. Iskander’in manevra yapabildiğini, elektronik karıştırma kullanabileceğini ve beraberinde başka karıştırıcıların da gelebileceğini belirtti.

Bu tabloya göre Postol, drone’lar ve balistik füzeler karşısında hava savunmasının gelecekte rolünün çok sınırlı kalacağını savundu. Ucuz, isabetli drone’lar ve büyük savaş başlıklı balistik füzeler üretilebildiği sürece savunmanın zorlaşacağını söyledi.

Postol, Benjamin Netanyahu’nun Trump’a İran’ın nükleer silahlarından çok balistik füzelerinden kaygı duyduğunu söylediğinin kayıtlarda bulunduğunu aktardı. Ona göre Netanyahu bu konuda haklıydı; çünkü İran’ın İsrail’in savaşma ve ekonomisini destekleme kabiliyetine ağır zarar vermesi için nükleer silah kullanmasına gerek olmayabilir.

Nükleer Risk Uyarısı

Bölümün sonunda Glenn, önleyici füzelerin etkinliğinin abartıldığının giderek daha fazla anlaşıldığını söyledi. Postol ise uyarısını nükleer boyuta taşıdı.

"Bu balistik füzeler nükleer başlıklıysa, Tanrı yardımcımız olsun; çünkü savunmalar onları durdurmak için hiçbir şey yapamayacak," diyen Postol, bunun stratejik sistemler için de geçerli olduğunu ifade etti.

Postol’a göre taktik ya da stratejik balistik füze savunmalarının kitlesel konvansiyonel saldırılara veya nükleer saldırılara karşı koruma sağlayabileceğini düşünenler "varoluşsal bir felakete" davetiye çıkarıyor. Bölüm boyunca savunduğu ana tez, Patriot PAC-3 sistemlerinin balistik füzelere karşı kamuoyuna anlatıldığı kadar etkili olmadığı, bunun da Avrupa, ABD, İsrail, Ukrayna ve Middle East’te askeri planlama açısından ciddi sonuçları bulunduğuydu.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol