Professor Jeffrey Sachs: Batı’nın Savaşları Ekonomik Çıkmazı Derinleştiriyor
İngilizce yapılan podcastte host Glenn ile Professor Jeffrey Sachs, ABD ve Avrupa’nın savaşlar, enerji fiyatları, borç yükü ve hegemonya arayışı nedeniyle karşı karşıya olduğunu söyledikleri ekonomik ve jeopolitik sıkışmayı tartıştı. Programda özellikle Rusya, İran, Gaza, Ukraine, Europe, China ve ABD iç ekonomisi üzerinden Batı’nın mevcut stratejisinin sürdürülebilir olup olmadığı ele alındı.
Savaşların Ekonomik Maliyeti
Jeffrey Sachs, ABD ve Avrupa’nın zaten sorunlu ekonomiler ve zayıflayan finansal sistemlerle karşı karşıya olduğunu, Rusya ve İran merkezli savaşların bu gerilemeyi hızlandırdığını savundu. Sachs’a göre savaşların kendisi kadar onları mümkün kılan zihniyet de Batı’yı “ekonomik çıkmaz”a sürüklüyor.
"Bu savaşların ve bu savaşların arkasındaki zihniyetin, ne ABD’nin ne de Avrupa’nın gerçekten kavradığı bir tür ekonomik çıkmaza yol açtığını düşünüyorum," diyen Jeffrey Sachs, Avrupa’nın krizi daha doğrudan hissettiğini, ABD’nin ise şimdilik bir “balon” içinde bu krizin üzerinde yüzdüğünü belirtti.
Sachs, savaşın doğrudan etkilerinin enerji piyasasında görüldüğünü söyledi. Ona göre Brent petrol fiyatı, ABD ve Israel’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediğini söylediği saldırıdan önce varil başına 60’lı dolarların ortalarındayken, bugün 90’lı dolarlara çıktı. Sachs, fiyatların daha da yükselebileceğini belirtti. Bunun yalnızca petrol ithal eden ülkeler için değil, üretim süreçlerinde petrol kullanan ihracatçılar için de sorun yarattığını söyledi.
Sachs, Strait of Hormuz’un kapanması ve petrol zengini Middle East’te üretimin azalmasının tarım, gübre fiyatları, benzin, elektrik ve hane halkı harcamaları üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunu savundu. Savaşın doğrudan maliyetinin tartışmalı olduğunu, ancak yalnızca ABD için “yüksek on milyarlarca” ve muhtemelen “yüz milyarlarca” dolara ulaşacağını ifade etti.
Hegemonya Zihniyeti ve Batı’nın Stratejisi
Sachs’a göre asıl mesele, ABD ve Avrupa’nın “hegemonik ayrıcalıklarını” korumaya çalışması. Batı’nın, özellikle Avrupa imparatorlukları ve 19. yüzyıl sonlarından itibaren ABD üzerinden, yüzyıllardır dünyayı yönetme hakkını kendinde gördüğünü söyledi.
"Zihniyet şu: Dünyayı biz yönetiyoruz. Evet, biraz tatsız; çünkü Russia, Iran veya China gibi bizi zorlayan ülkeler var ama esasen dünyayı biz yönetiyoruz ve dünyaya ne yapacağını söyleyeceğiz," diyen Jeffrey Sachs, bu yaklaşımın Ukraine’de, Gaza’da, Iran’a karşı savaşta ve Venezuela’nın petrol gelirlerine el konulmasında görüldüğünü savundu.
Sachs, bu zihniyetin artık “modası geçmiş, absürt ve hayalci” olduğunu söyledi. Ona göre savaşların yanı sıra ticaret önlemleri, korumacılık, borç yükü ve ekonomik bağların koparılması Batı’yı yalnızca göreli gerilemeye değil, mutlak gerilemeye de götürebilir. ABD ile Canada arasında iki gün önce başladığını söylediği ticaret savaşını da bu tabloya ekledi.
Sachs, Europe’un halihazırda krizde olduğunu, ABD’nin ise AI değerlemeleri ve borsa sayesinde ayakta duran “devasa bir finansal balon” içinde bulunduğunu savundu. Ona göre bu balon patlayacak.
Europe’un Stratejik Özerklikten Uzaklaşması
Glenn, European Union’ın uzun süre “stratejik özerklik” hedefinden söz ettiğini, yani ABD’den daha bağımsız bir dış politika izlemek istediğini hatırlattı. Ancak ona göre çok kutuplu dünyanın ortaya çıkması Europe’a farklı ortaklıklar kurma imkânı sunarken, European Union tersine ABD ile geleneksel ilişkinin bozulmasından panik duyuyor.
Sachs, Europe’un “en büyük hataları” yaptığını söyledi. Ona göre Avrupa liderleri, ABD’nin sonunda yeniden en yakın müttefikleri olacağı ve birlikte dünya hegemonyasını sürdürecekleri varsayımıyla hareket ediyor. Sachs, mevcut European leadership’in bir kısmının yıllarca ABD tarafından desteklenen figürlerden oluştuğunu, bir kısmının ise Russia korkusuyla tüm stratejik tercihini Washington’a bağladığını savundu.
"Europe geçmişin hayalini kuruyor," diyen Jeffrey Sachs, "ABD bugün pratik ilişkilerde Europe için Russia’nın olabileceğinden çok daha fazla düşmanca davranıyor; çünkü Russia aslında European power ve normal ilişkiler kurulabilirse Europe ile doğal bağları var" şeklinde değerlendirdi.
Sachs, Germany’nin militarizme döndüğünü, France’ın modern dönemin en zayıf ve tutarsız liderliği altında olduğunu, Italy’nin büyük bir stratejik aktör gibi davranmadığını söyledi. Russia’ya komşu “cephe devletleri”nin ise bütünüyle Rusya karşıtlığıyla hareket ettiğini savundu. Spain Başbakanı Pedro Sanchez’i, farklı bir çizgi arayışında olduğu için olumlu bir örnek olarak andı; ancak Sanchez’in çevresine yönelik soruşturmaları “American CIA” ve “deep state” tarafından yürütülen siyasi oyunlar olarak niteledi. Bu iddia, Sachs’ın değerlendirmesi olarak aktarıldı.
Russia, Ukraine ve Geçmiş Uyarılar
Sachs, Europe’un kendi çıkarlarının ABD’den farklı olduğunu anlaması gerektiğini savundu. Ona göre Europe, Russia ile aynı kıtada yaşıyor ve 1991 sonrasında Western Europe ile Russia arasındaki ekonomik ilişkilerden yarar sağladı. Sachs, ABD’nin Germany ile Russia arasındaki ilişkilerin derinleşmesinden stratejik olarak rahatsız olduğunu, bunun Washington’u dışarıda bırakacağından korktuğunu ileri sürdü.
Sachs, European leaders’ın 2000, 2005 ve 2008 Bucharest NATO summit dönemlerinde tehlikeyi anladığını söyledi. Ona göre o dönemde Avrupa’daki birçok lider, ABD’nin Europe’u Russia ile çatışmaya sürüklediğini ve bunun Europe’un çıkarına olmadığını biliyordu. Glenn de Wikileaks belgelerinde French ve German diplomatların Ukraine’in NATO süreci konusunda uyarılarda bulunduğunu, bunun Ukraine’i iç savaşa sürükleyebileceği ve Russia’nın müdahalesine yol açabileceği yönünde değerlendirmeler yaptığını hatırlattı.
"Bugün sizin ve benim söylediğimiz şeyler, Merkel tarafından Bucharest NATO summit’in ilk gününe kadar söyleniyordu," diyen Jeffrey Sachs, Ukraine’in tarafsızlığının 30 yılı aşkın süre boyunca mümkün bir çözüm olduğunu, ancak ABD’nin bu seçeneği reddettiğini savundu.
Sachs’a göre Iraq War sırasında French ve German leaders Washington’a karşı çıkabiliyordu. Ancak bugün aynı ölçüde bağımsız bir European line kalmadığını söyledi.
Iran, JCPOA ve European Silence
Sachs, Iran konusunda da Europe’un geçmişte diplomatik çözümü desteklediğini hatırlattı. European leaders’ın 2010’ların başında Iran ile barışçı müzakerenin mümkün olduğunu bildiğini, Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA) anlaşmasını desteklediğini söyledi. Bu anlaşmanın Iran ile Security Council’ın P5 ülkeleri ve Germany arasında yapıldığını belirtti.
Sachs’a göre European leaders, Obama administration diplomasiye yöneldiğinde bunu destekledi. Ancak ABD 2018’de anlaşmadan çekildiğinde Europe sessiz kaldı. Sachs, International Atomic Energy Agency’nin Iran’ın uyum içinde olduğunu söylediğini, buna rağmen European leaders’ın Washington’a karşı çıkmadığını savundu.
"European leaders, anlaşmaları bozanın Iran değil ABD olduğunu biliyordu," diyen Jeffrey Sachs, "JCPOA, Iran’ın istemediğini söylediği nükleer silahlara giden herhangi bir potansiyeli durduracaktı" ifadelerini kullandı.
Sachs, ABD’nin önce ekonomik olarak, sonra bombalarla Iran’ı ezmeye çalıştığını iddia etti. Treasury Secretary Scott Bessent’in “economic D-Day” olarak nitelediği yaklaşımın ise başka bir ülkeyi ekonomik olarak çökertme girişimi olduğunu söyledi. Sachs, Financial Times’taki yorumlar bölümünde Bessent’in yazısına yönelik tepkilerin destekten çok alay içerdiğini belirtti.
UN Security Council ve Europe’un Tepkisi
Sachs, Iran’a saldırı günü emergency UN Security Council toplantısında ifade vermek üzere çağrıldığını, ancak British chair tarafından usule aykırı bulunduğu için konuşturulmadığını anlattı. Kendisini Iranians, Chinese ve Russians’ın davet ettiğini söyledi.
"ABD ve Israel’in Iran’ı bombaladığı gün, European ambassadors’ın her biri Iran’a saldırdı," diyen Jeffrey Sachs, French, British, Greek ve diğer temsilcilerin Iran’ın karşılık vermesini eleştirdiğini, ancak neredeyse 100 milyon nüfuslu bir ülkenin liderliğine yönelik saldırının international law açısından kabul edilemez olduğunu söylemediklerini savundu.
Sachs, bu durumu “paralel evren” olarak niteledi. Ona göre European political leaders ve ABD’den “dürüst bir ifade” duymak mümkün değil.
Olası Senaryolar: Savaş, Uyanış veya Batı’nın Durgunluğu
Glenn, hegemonik dönemin sona ermesiyle liderlerin daha düzenli ve kurallara dayalı bir geçiş yapmasını umduğunu, ancak uluslararası hukuk, finans ve ticaret kurallarının yakılarak çıkış yapıldığı kaygısını dile getirdi.
Sachs, geleceğin birkaç farklı yönde ilerleyebileceğini söyledi. Birinci ihtimalin “tam felaket” ve World War III olduğunu belirtti. Bunun imkânsız olmadığını, bazı kişilerin savaşın zaten başladığını söylediğini aktardı. ABD’de tarihin en psikolojik olarak istikrarsız liderliğiyle karşı karşıya olunduğunu ve checks and balances’ın (denge ve denetleme mekanizmaları) hiç olmadığı kadar zayıf olduğunu savundu.
İkinci ihtimalin, Europe’ta bir ya da iki büyük ülkede liderlerin uyanarak farklı bir yol araması olduğunu söyledi. Ancak mevcut leadership altında bunun muhtemel görünmediğini belirtti. Üçüncü ve Sachs’a göre belki de en olası senaryo ise, World War’dan kaçınılması ancak Europe’ta bir yeniden doğuş yaşanmaması; buna karşılık EMDEs (emerging and developing economies, yükselen ve gelişen ekonomiler), BRICS countries, African Union ve dünya nüfusunun yüzde 85’ini oluşturan non-hegemonic world’ün yoluna devam etmesi.
"Batı kendisini felce uğratır, korumacılıkla durgunluğa ya da gerilemeye sokar; ama dünyanın geri kalanı ilerler," diyen Jeffrey Sachs, bunun en iyi senaryo olmadığını ancak daha umut verici ve pratik bir ihtimal olduğunu ifade etti.
Scott Bessent, Borç ve ABD Ekonomisi
Glenn, Scott Bessent’in petrol fiyatlarının neden yükseldiğini anlayamadığını söylediğini aktardı. Bunu, Trump’ın Iran’a karşı “economic D-Day” ilan ettiğini söylediği hamleden sonra yaptığını belirtti. Ayrıca ABD’nin 40 trilyon dolarlık borcuna karşı Bessent’in harcamaları kısmak yerine büyümeyle borçtan çıkılacağını savunduğunu söyledi.
Sachs, Bessent’i sert biçimde eleştirdi. Onu British pound’a saldırısıyla tanınan bir hedge fund manager olarak tanımladı ve 30 trilyon dolarlık bir ekonomiye rehberlik etmeye uzaktan bile uygun olmadığını savundu.
"Bessent bir uygulayıcı; Trump’ın zorbalığını uygulayan gangster zihniyetinin bir parçası," diyen Jeffrey Sachs, Bessent’in American economy, jobs, productivity, ordinary Americans’ın yaşamı veya cost of living konularına ilgi ya da bilgi göstermediğini savundu.
Sachs, ABD ekonomisinin ikiye bölündüğünü söyledi. Bir tarafta çok yüksek piyasa değerlerine sahip AI ve digital economy olduğunu, diğer tarafta ise geri kalan ekonominin bulunduğunu belirtti. Manufacturing sector’ın Trump göreve geldiğinden beri yaklaşık 80 bin iş kaybettiğini söyledi. US auto industry’nin ise electric vehicles çağında eski internal combustion engine modeline bağlı kaldığını ve ancak korumacılıkla yaşayabileceğini savundu.
ABD altyapısının yıprandığını, passenger rail sisteminin neredeyse çalışmadığını, average Americans’ın hayatının kendi beklentilerine ve yakın geçmişe göre zorlaştığını söyledi. Trump administration’ın bu gerçekliği olumlu etkileyecek “sıfır” şey yaptığını ifade etti.
Finansal Balon, Dollar ve China
Sachs, ABD mali politikasının 1980’lerden beri tax cuts üzerine kurulduğunu söyledi. Ronald Reagan’dan bu yana her iki partinin de vergi indirimi vaadini siyasi olarak kullandığını belirtti. Sonuçta ABD borcunun 40 trilyon dolara çıktığını, bunun GDP’nin yüzde 100’ünün üzerinde olduğunu, kamuya açık kısmının da GDP’nin yaklaşık yüzde 100’üne denk geldiğini söyledi. Interest rates yükseldikçe interest costs’ın da arttığını belirtti.
Sachs’a göre dünyanın geri kalanı bunu görüyor ve US dollar ile dollar reserves’tan uzaklaşıyor. ABD’nin 30-year bond rates seviyesinin yaklaşık yüzde 5,3’e ulaştığını, bunun son 20 yılın zirvesi olduğunu söyledi.
Sachs ayrıca US stock market valuation’ın US GDP’nin yaklaşık yüzde 240’ına çıktığını belirtti. Bunun tarihsel normlarla uyumsuz olduğunu ve “mega financial bubble” anlamına geldiğini savundu. Bu balonun AI değerlemeleri ve “Magnificent Seven” şirketleri üzerine kurulduğunu söyledi.
Sachs, China’nın birçok alanda ABD’yi yakaladığını veya geçtiğini, open source modellerle maliyeti düşürdüğünü savundu. Anthropic’in “version five models” için müşteri bulmakta zorlandığına dair bir haberden söz etti ve kullanıcıların ücretsiz open-weight Chinese models’a yöneldiğini söyledi.
Glenn, Bessent’in Venezuela’nın petrolünü dolarla satacağını, Iran’ın savaş sonrası bunu yapmaya zorlanacağını, Russia’nın da geri döneceğini söylediğini aktardı. Sachs, bu iddiayı “absürt” olarak niteledi.
"Ben bir monetary economist’im; eğitimim ve 46 yıllık pratiğim bu alanda. Bu iddia absürt, çünkü dünyayı dolara bağlı tutan hiçbir şey yok," diyen Jeffrey Sachs, Chinese Interbank Payment System gibi alternatif ödeme sistemlerinin Bessent’in sözlerini “akıl dışı” hale getirdiğini savundu.