Pete Hegseth Tartışması: Pentagon Sızıntıları, İran Operasyonları ve Khamenei Suikastı İddiası
İngilizce podcast bölümünde adı belirtilmeyen sunucu ile adı belirtilmeyen bir konuk, Pete Hegseth’in Pentagon içinden sızan bilgiler karşısındaki tepkisini, ABD ordusunun mühimmat stoklarına ilişkin iddiaları ve Washington Post’un dayandığı yüksek gizlilik dereceli belgeyi konuştu. Tartışma, askeri operasyonların kamuoyundan ne ölçüde saklanabileceği, sızıntıların hukuki niteliği ve İran’a yönelik politikanın sonuçları açısından önem taşıyor.
Pete Hegseth’in Tepkisi ve Pentagon’daki Sızıntı Tartışması
Bölüm, Pete Hegseth’in görüntüsüne ilişkin bir yorumla açıldı. Sunucu, Hegseth’in kamuoyuna yansıyan öfkeli ifadesinin yapay zekâ ürünü olmadığını vurgulayarak, bunun içeriden bazı kişilerin kamuoyuna bilgi vermesiyle ilgili olduğunu söyledi. Ona göre içeriden gelen bilgiler, Hegseth’in halkın bilme hakkı olmadığını düşündüğü bir durumu açığa çıkarıyordu: ABD’nin askeri stoklarının “tehlikeli derecede düşük” seviyede olduğu ve askeri komutanların da bunu fark ettiği iddiası.
Sunucu, Pentagon Sözcüsü Sean Parnell’in tepkisini de aktardı. Parnell’in daha önce Fox’ta çalıştığını belirten sunucu, onun “sekreterin emir defterinden yüksek derecede gizli değerlendirmeleri yayımlamanın suç” ve “kuvvete ihanet” olduğunu söylediğini anlattı. Sunucuya göre bu tür açıklamalar, kurum içinden bilgi sızdıran kişileri cezai kovuşturmayla tehdit etme anlamına geliyordu.
“Bu insanlar kamuoyunun neler olup bittiğini öğrenmesinden hoşlanmıyor ve bu bilgileri sızdıranları kovuşturmakla tehdit ediyor,” diyen Sunucu, tartışmanın merkezinde bilginin gerçekten gizli olup olmadığı sorusunun bulunduğunu belirtti.
Sızdırılan Bilgi Suç mu?
Sunucu, olası bir örnek üzerinden hukuki sınırı sorguladı. General Keane’in Hegseth’e, belirli bir mühimmat türünde stokların azaldığını ve bu nedenle kullanılmaması gerektiğini söylediğini varsaydı. Böyle bir konuşmayı duyan birinin bunu medyaya aktarmasının suç olup olmayacağını sordu.
“General Keane, Secretary Hegseth’e ‘Pete, şu tür mühimmatta azaldık, muhtemelen bunu kullanmamalıyız’ derse ve başka biri bunu duyup medyaya aktarırsa, bunu aktaran kişi ağır bir suç mu işlemiş olur?” diye soran Sunucu, meselenin gri alanına dikkat çekti.
Konuk, bu örnekte cevabın açık biçimde hayır olduğunu söyledi. General Keane’in savaş başlamadan önce de, savaş başladıktan sonra da ABD’nin mühimmat açısından yetersiz olduğunu, dikkatli davranılması ve askeri operasyonların sınırlandırılması gerektiğini söylediğini hatırlattı.
“Bu durumda cevabın açıkça hayır olduğunu düşünüyorum,” diyen Konuk, “General Keane’in savaş başlamadan önce de başladıktan sonra da mühimmat eksiğimiz olduğunu söylediğini hatırlıyorsunuz” şeklinde değerlendirdi.
Ancak konuk, Washington Post’un haberinde durumun farklı olduğunu belirtti. Ona göre söz konusu haber, yüksek gizlilik derecesine sahip resmi bir belgeye dayanıyordu. Bu nedenle, belgeyi sızdıran kişinin kuralları ya da yasayı ihlal etmiş olma ihtimali çok yüksekti.
“Washington Post’un dün yayımladığı şey yüksek derecede gizli bir belgeye dayanıyordu,” diyen Konuk, “bunu sızdıranın kuralları ya da yasayı çiğnediği konusunda bence soru yok” ifadesini kullandı.
Askeri Liderlerin İran Operasyonlarına Yaklaşımı
Konuk, sızan belgenin önemini, yalnızca içerdiği bilginin gizlilik derecesinden değil, kimlerin hangi tutumu aldığına dair tabloyu ortaya koymasından kaynaklandığını söyledi. Belgeye göre Army, Navy ve Air Force liderleriyle birlikte European Command, Pacific Command ve Latin America Command komutanları, İran’a karşı askeri operasyonların yeniden başlatılmaması yönündeydi.
Konuk, bu ölçekte üst düzey askeri liderlerin aynı yönde görüş bildirmesinin güçlü bir etki yarattığını söyledi. Bu anlatıma göre, askeri liderlik içinde İran’a karşı yeni operasyonlara temkinli yaklaşan geniş bir eğilim vardı.
“Army, Navy ve Air Force’un başındaki isimlerin, ayrıca European Command, Pacific Command ve Latin America Command komutanlarının hepsi İran’a karşı askeri operasyonların yeniden başlatılmamasından yanaydı,” diyen Konuk, “bunu resmi bir belgede görünce gerçekten güçlü bir etkisi oluyor” diye ekledi.
Khamenei’ye Suikast İddiası ve Ahlaki Tartışma
Sunucu daha sonra İran konusuna geçerek ABD ve İsrail’in Khamenei’ye savaşın ilk gününde suikast düzenlemesinin ne kadar büyük bir hata olduğunu sordu. Soruda bu olay gerçekleşmiş gibi çerçevelendi; konuk da değerlendirmesini bu çerçeve içinde yaptı.
Konuk, bunun “çok büyük bir hata” olduğunu savundu. İlk gerekçe olarak ahlaki boyutu öne çıkardı. Ona göre sivil liderlere suikast düzenleme fikri kabul edilebilir değildi.
“Bence bu çok büyük bir hataydı; birincisi, ahlaki değildi,” diyen Konuk, “bütün bu sivil liderlere suikast düzenleyeceğinizi söylemek, yapılacak bir şey değil” şeklinde konuştu.
Konuk, ikinci olarak böyle bir hamlenin İran halkının rejim etrafında kenetlenmesine yol açacağını söyledi. Eğer temel hedeflerden biri rejim değişikliği ise ve bunun halk ayaklanması yoluyla gerçekleşmesi umuluyorsa, rejimin başını kesmeye ve sivil liderleri öldürmeye çalışmanın tam tersi sonuç doğuracağını savundu.
“Başlıca hedeflerden biri rejim değişikliği ise ve bunun halk ayaklanmasından doğmasını umuyorsanız, rejimin başını kesmek ve bu sivil liderleri öldürmek tam ters etki yaratır,” diyen Konuk, suikast politikasının stratejik sonuçlarına dikkat çekti.
İran’ın İntikam Arayışı ve İkinci Vuruş Kapasitesi
Konuk, üçüncü nokta olarak İran’ın intikam arayışında olduğunu söyledi. Ona göre mevcut aşamada bu intikamın esas olarak İsrail’e yöneldiği görülüyordu; ancak bunun ABD’ye de yönelebileceğini belirtti.
Konuk, bu değerlendirmeyi Mike Pompeo örneğiyle açıkladı. İranlıların, 2020’de General Soleimani’nin öldürülmesinden başlıca sorumlu görülen Pompeo’ya yönelik bir “bedel” belirlediğinin açık olduğunu söyledi.
“İranlıların intikam almaya kararlı olduğu oldukça açık,” diyen Konuk, “şu anda bunun esasen İsraillilere yöneldiği görülüyor, Amerikalılara değil; ama Amerikalılara da yönelebilir” değerlendirmesini yaptı.
Konuk, yabancı liderlere suikast düzenlemenin karşı tarafın yanıt verme kapasitesi dikkate alınmadan ele alınamayacağını belirtti. Ona göre bazı devletler, liderleri hedef alındığında daha sonra misilleme yapabilecek imkânlara sahip.
“Yabancı liderlere suikast düzenlediğinizde, birçok durumda onların ikinci vuruş kapasitesine sahip olduğunu anlamanız gerekir,” diyen Konuk, bu tür eylemlerin uzun vadeli güvenlik riskleri doğurabileceğini vurguladı.