Judge Napolitano - Judging Freedom

Max Blumenthal: “Laura Loomer ve Kongre Üyeleri Gazeteciliğim Nedeniyle Beni Hedef Aldı”

İngilizce podcast bölümünde, adı belirtilmeyen sunucu ile The Grayzone bağlantılı gazeteci olduğu anlaşılan Max Blumenthal, Laura Loomer, Randy Fine, Randy Weber ve Keith Self’in kendisine yönelik tutumunu, İran’dan yaptığı haberler sonrasında yaşadığını söylediği baskıları ve ABD’de açtığı hukuki süreci anlattı. Bölümün önemi, Blumenthal’ın konuyu yalnızca kişisel bir tartışma olarak değil, gazetecilik faaliyetine karşı misilleme ve basın özgürlüğü meselesi olarak sunmasından kaynaklandı.

Laura Loomer ve “cronies” sorusu

Söyleşi, sunucunun doğrudan Laura Loomer ve çevresinin Blumenthal’dan neden nefret ettiğini sormasıyla açıldı. Sunucu, Randy Fine için gerekçeyi bildiklerini söyleyerek, bunun Blumenthal’ın ona yanıtlayamadığı sorular sorması ve onu utandırmasıyla ilgili olduğunu öne sürdü. “Randy Fine’ın senden neden nefret ettiğini biliyoruz; çünkü ona cevaplayamadığı sorular sordun ve mahcup oldu,” diyen sunucu, ardından Laura Loomer’ın neden benzer bir düşmanlık duyduğunu sordu.

Blumenthal, yanıtına aynı anda The Grayzone izleyicilerine de yayın yaptıklarını belirterek başladı ve reklam ya da sponsor içeriği niteliğindeki kısmı bir kenara bıraktıktan sonra esas konuyu İran’dan yaptığı haberciliğe getirdi. Kendisini, İran sahasından yaptığı haberler nedeniyle hedef alındığını söyleyen Blumenthal, bu haberlerin “ABD-İsrail-Epstein koalisyonu” diye adlandırdığı çevreler için rahatsız edici olduğunu savundu.

“İran’dan haber yaparken ve ABD-İsrail-Epstein koalisyonu için çok uygunsuz olan bazı gazetecilik ürünleri ortaya koyarken hedef alındım,” diyen Max Blumenthal, bu haberlerin sahadan savaş suçlarını gösterdiğini ve bunu yapan çok az İngilizce ya da Amerikalı muhabirden biri olduğunu ifade etti.

İran haberleri ve hedef alınma iddiası

Blumenthal, İran’dan yaptığı haberleri, ABD ve İsrail politikaları bağlamında işlenen savaş suçlarını yerinde gösteren çalışmalar olarak tanımladı. Kendi anlatımına göre bu yayınlar, Laura Loomer’ın onu hedef göstermesine yol açtı. Blumenthal, Loomer’ın bunu muhtemelen New York’tan Tel Aviv’e ve Kiev’e uzanan bir dizi “crime boss” adına yaptığını iddia etti; bu ifadeyi bir doğrulanmış olgu olarak değil, kendi değerlendirmesi olarak sundu.

Max Blumenthal, “Laura Loomer tarafından, muhtemelen New York’tan Tel Aviv’e ve Kiev’e uzanan bir dizi suç patronundan biri adına hedef alındım,” şeklinde konuştu. Bu kişileri betimlerken boyunlarında Davud yıldızı taşıyan altın zincirler olduğuna ilişkin sert ve tartışmalı bir ifade kullandı.

Blumenthal’a göre Loomer, onun ABD’ye dönüşünde gözaltına alınmasını, uçağından indirilmesini, sabah 05.00’te evine baskın düzenlenmesini ve “swatting” olarak bilinen, polise yanlış acil ihbar yapılarak bir kişinin zorla polis müdahalesine maruz bırakılması türünden uygulamaları istedi. Blumenthal, Loomer’ın ölüm dışında neredeyse her tür cezalandırıcı adımı talep ettiğini söyledi.

“Tutuklanmamı, dönüş yolunda uçaktan indirilmemi, sabah 05.00’te baskına uğramamı, swatting yapılmasını talep ediyordu,” diyen Max Blumenthal, Loomer’ın kendisine yönelik taleplerini “ölüm dışında her şey” diye niteledi.

Dulles Airport’ta telefonlara el konulması

Blumenthal, ABD’ye döndüğünde Dulles Airport’ta Customs and Border Protection (Gümrük ve Sınır Koruma) tarafından telefonlarına el konulduğunu söyledi. Bu olayın, Loomer’ın sosyal medya üzerinden yürüttüğünü anlattığı baskı kampanyasının ardından geldiğini belirtti. Blumenthal’ın anlatımında, havaalanındaki el koyma işlemi, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yapılan bir misillemenin parçası olarak yer aldı.

Max Blumenthal, “Dulles Airport’a döndüğümde telefonlarıma Customs and Border Protection tarafından el konuldu,” diyerek olayın kendi açısından dönüm noktası olduğunu belirtti.

Telefonlarına el konulmasının ardından Blumenthal, American-Arab Anti-Discrimination Committee (Amerikan-Arap Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi) ve komitenin başkanı olarak andığı Janine Younis ile birlikte dava açtığını söyledi. Bu davanın amacının telefonlarını geri almak olduğunu belirtti. Kendi anlatımına göre dava açıldıktan sonra telefonları hızla iade edildi.

“American-Arab Anti-Discrimination Committee ve başkanı Janine Younis ile birlikte telefonlarımı geri almak için dava açtım; hemen telefonlarımı geri verdiler,” diyen Max Blumenthal, ancak meselenin bununla kapanmadığını vurguladı. Blumenthal’a göre yetkililerin, telefonlardan elde etmiş olabilecekleri verileri de iade etmesi gerekiyor.

Birinci ve Dördüncü Değişiklik iddiası

Blumenthal, telefonlarının iadesinden sonra hukuki sürecin daha geniş bir First Amendment (Birinci Değişiklik, ifade ve basın özgürlüğü) davasına dönüştüğünü söyledi. Davanın Department of Homeland Security (İç Güvenlik Bakanlığı) ve transcriptte adı “Secretary Mark Wayne Mullin” olarak geçen yetkiliye karşı genişletildiğini ifade etti. Blumenthal, davanın amacının, anayasa dışı el koymaların tekrarını engelleyecek bir ihtiyati tedbir almak olduğunu belirtti.

“Bu süreç, First Amendment davasına genişletildi; Dördüncü Değişiklik haklarımı ve Birinci Değişiklik haklarımı ihlal eden daha fazla anayasaya aykırı el koymaya karşı ihtiyati tedbir istiyoruz,” diyen Max Blumenthal, davanın basın özgürlüğü boyutuna dikkat çekti.

Blumenthal ayrıca bir federal hakimin, olayı Fourth Amendment (Dördüncü Değişiklik, makul olmayan arama ve el koymaya karşı koruma) haklarının ihlali olarak gördüğünü söyledi. Aynı hakimin, meseleyi Trump yönetiminin basın özgürlüğüne yönelik saldırıları bağlamında da çerçevelediğini aktardı. Blumenthal’a göre bu, davanın First Amendment boyutuna da işaret ediyordu.

Max Blumenthal, “Bir federal hakim bunun Dördüncü Değişiklik haklarımın ihlali gibi göründüğünü fiilen ifade etti,” diyerek, hakimin olayı Trump yönetiminin basın özgürlüğüne saldırıları çerçevesinde değerlendirdiğini söyledi.

Laura Loomer’ın davadaki yeri

Sunucu, bu noktada Laura Loomer’ın davada adı geçen bir sanık olup olmadığını sordu. Blumenthal, Loomer’ın davada doğrudan “named defendant” olmadığını, yani sanık olarak yer almadığını söyledi. Ancak dava dilekçesinde Loomer’ın yönetim üzerinde baskı kurduğu iddiasının anlatıldığını belirtti.

“Davada adı geçen bir sanık değil, ama yönetim üzerinde baskı kurduğuna dair dosya ortaya konuyor,” diyen Max Blumenthal, Loomer’ın olaydan sonra yaşananlar için kredi aldığını da savundu. Ona göre dava, Loomer’ın gazetecilik faaliyetlerine karşı misillemede oynadığı iddia edilen rolü açık biçimde ortaya koyuyor.

Blumenthal, davanın ilerlemesi halinde çeşitli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu sonuçların ne olabileceğini ayrıntılandırmadı, ancak Loomer ve onu desteklediğini söylediği siyasi aktörlerin sonraki adımlarını bu hukuki sürece verilen bir yanıt olarak yorumladı.

“Tel Aviv Three” ve Kongre mektubu

Blumenthal, daha sonra Randy Fine, Randy Weber ve Keith Self’in kongre antetli bir mektup hazırladığını söyledi. Bu üç isim için “Tel Aviv Three” ifadesini kullandı. Blumenthal’a göre mektup iftira niteliğinde ve yalanlarla doluydu. Mektupta Department of Justice (Adalet Bakanlığı) ve State Department (Dışişleri Bakanlığı) tarafından kendisi hakkında soruşturma açılması talep ediliyordu.

Max Blumenthal, “Randy Fine, Randy Weber ve Keith Self’ten oluşan ve benim ‘Tel Aviv Three’ dediğim grup, kongre antetli, iftira niteliğinde ve yalanlarla dolu bir mektup sundu,” diyerek bu mektubun kendisini belirsiz bir suç ya da ihlal nedeniyle soruşturma konusu yapmayı amaçladığını savundu.

Blumenthal, mektubun Laura Loomer’ın Twitter hesabı üzerinden yayımlandığını söyledi. Bunun, ironik biçimde Shabbat günü gerçekleştiğini belirtti. Randy Fine’ın her yerde kippah ile göründüğünü söyleyen Blumenthal, buna rağmen mektubun Loomer üzerinden yayımlanmasını alaycı bir dille değerlendirdi.

Misilleme ve basın özgürlüğü iddiası

Blumenthal’ın ana argümanı, söz konusu mektubun kendi açtığı davaya karşı bir saptırma ve misilleme olduğu yönündeydi. Ona göre mektup, dava sürecinin nereye varabileceğine dair bir korkuyu yansıtıyordu. Ayrıca bunun, kendisine yönelik First Amendment hakları ihlalinin yeni bir aşaması olduğunu söyledi.

“Bu, açtığım davaya karşı açık bir saptırmaydı ve o davaya misillemeydi,” diyen Max Blumenthal, mektubun kendi gazeteciliğini doğrudan hedef aldığını vurguladı.

Blumenthal, bu nedenle meseleyi yalnızca kişisel bir husumet olarak değil, gazetecilere yönelik devlet gücü ve siyasi baskı tartışması olarak sundu. Ona göre Laura Loomer’ın sosyal medya kampanyası, havaalanında telefonlara el konulması, açılan dava ve kongre üyelerinin mektubu aynı çizgide değerlendirilmesi gereken gelişmelerdi.

“Bu aynı zamanda First Amendment haklarıma yönelik saldırının daha da tırmandırılmasıdır; çünkü açıkça gazeteciliğim nedeniyle peşime düşüyorlar,” diyen Max Blumenthal, sürecin basın özgürlüğü açısından önem taşıdığını ifade etti.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol