Larry Johnson: Trump’ın USS Abraham Lincoln Sözleri Modern Ordunun Gerçeklerinden Kopuk
İngilizce yayımlanan podcast bölümünde Andrew Napolitano ile Larry Johnson, USS Abraham Lincoln’daki uzun süreli konuşlandırma, gemideki koşullara ilişkin iddialar ve asker ailelerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar üzerine konuştu. Tartışmanın merkezinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın yaklaşık 250 gündür denizde bulunan personel için konuşlandırma süresinin “hiç de yeterince uzun olmadığı” yönündeki sözleri ile sivil ve askerî liderliğin ailelere karşı sorumluluğu yer aldı.
Trump’ın uzun konuşlandırmaya verdiği yanıt
Bölüm, gazetecilerin Donald Trump’a USS Abraham Lincoln’da görev yapan ABD askerlerinin aileleri tarafından dile getirilen kaygılar hakkında soru yönelttiği bir görüntüyle başladı. Sorunun tamamı kayıtta duyulmasa da ailelerin gemideki koşullardan endişe edip olmadığı soruldu. Trump, bu kaygıları kabul etmedi ve geminin yakında başka bir gemiyle değiştirileceğini söyledi.
“Hayır, endişeli değiller. O gemi şu anda ya da çok yakında hareket ediyor ve yerini çok benzer başka bir gemi alıyor,” diyen Donald Trump, mevcut görevin sona ermek üzere olduğunu belirtti.
Bir gazeteci daha sonra konuşlandırmanın gereğinden fazla uzayıp uzamadığını sordu. Trump bu değerlendirmeyi de reddetti. “Hayır, hayır, hayır. Süre hiç de yeterince uzun değil,” diyen Donald Trump, ardından gazetecilere teşekkür ederek konuşmayı bitirdi.
Napolitano, bu yanıtı şaşkınlıkla karşıladı. “Ne demek istiyor? Aileler şikâyet etmiyor ve denizde geçirilen 250 gün hiç de yeterince uzun değil, öyle mi?” diyen Andrew Napolitano, başkanın sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiğini Johnson’a sordu.
Johnson’ın eleştirisi yalnızca konuşlandırmanın sayısal uzunluğuna değil, Trump’ın verdiği yanıtın tonuna da odaklandı. Ona göre başkan, ailelerin kaygılarını doğrudan reddederken modern ABD ordusunda uzun süreli görevlerin askerlerin özel hayatı üzerindeki etkisini hesaba katmadığını gösterdi. Johnson, geminin hareket edeceğine ve benzer bir gemiyle değiştirileceğine ilişkin açıklamanın, 250 günlük görevin personel ve aileler üzerindeki sonuçlarını ortadan kaldırmadığını savundu.
Gemiden geldiği ileri sürülen görüntülere ihtiyatlı yaklaşım
Johnson, Trump’ın sözlerini eleştirmeden önce USS Abraham Lincoln’daki koşullara kanıt olarak sunulan fotoğrafların tamamının güvenilir kabul edilemeyeceği uyarısında bulundu. Bazı görüntülerin yanlış biçimde bu uçak gemisine atfedildiğini, dolayısıyla kamuoyunda dolaşan her paylaşımın aynı ağırlıkta değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Johnson’a göre özellikle yemek tesislerini gösterdiği ileri sürülen bazı fotoğraflarda, görüntüdeki mekânların bir gemide bulunmadığını düşündüren açık işaretler vardı. Ayrıca paylaşımlardan birindeki hava aracının uçak gemisinde konuşlandırılabilecek türden olmadığını, karada kullanılan bir araç olduğunu öne sürdü. Trita Parsi tarafından dolaşıma sokulduğunu söylediği bazı materyallerin de bu nedenle dikkatle incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Bununla birlikte Johnson, bütün kanıtları sahte saymadı. Bazı görüntü ve bilgilerin gerçek göründüğünü, ancak mevcut malzemenin henüz kesin bir tablo oluşturmadığını belirtti. “Şu anda gerçeğin ne olduğunu bilmiyoruz; bazı kanıtlar yanlış görünüyor, fakat gerçek olduğu anlaşılan başka kanıtlar da var,” diyen Larry Johnson, kesin hükme varmadan önce kaynakların ayrıştırılması gerektiğini vurguladı.
Bu ihtiyat payına rağmen Johnson, Trump’ın açıklamasının ayrıca değerlendirilebileceğini savundu. Gemideki her fotoğrafın gerçek olup olmamasından bağımsız olarak, başkanın uzun konuşlandırmanın yeterli olmadığı yönündeki sözlerinin askerlerin yaşadığı koşullara karşı duyarsızlık gösterdiğini ileri sürdü.
“Bir başkan ‘Yeterince uzun süre konuşlandırılmadılar’ dediğinde, bu gerçeklikten bütünüyle kopuk olduğunu gösterir,” diyen Larry Johnson, tartışmanın yalnızca gemideki yemek ya da yaşam koşullarına ilişkin görüntülerden ibaret olmadığını ifade etti.
Değişen ordu düzeninde ailenin yeri
Johnson, değerlendirmesinin devamında bugünkü ABD ordusunun geçmiştekinden farklı bir personel ve aile yapısına sahip olduğunu anlattı. Kendi gençlik dönemine ilişkin anlatımında, düşük rütbeli Marines (Deniz Piyadeleri) mensuplarının evlenmesine sıcak bakılmadığını ve evlenmek isteyenlerin izin almak zorunda olduğunu söyledi. Bunun gerekçesini, Deniz Piyadelerinin seferî niteliğiyle açıkladı.
Bu eski modelde genç personelden sürekli eğitime, saha görevine ya da gemide konuşlandırılmaya hazır olması bekleniyordu. Johnson’ın anlatımına göre kurum, personelin eş ve aile sorumluluklarını görev planlamasına taşımasını istemiyordu. Bu nedenle evlilik, bir asker için bütünüyle kişisel bir karar olarak görülmüyor; görevin gereklilikleriyle birlikte değerlendiriliyordu.
Johnson, günümüzde ise ailenin askerî yaşamın merkezî bir parçası hâline geldiğini söyledi. Bunun iyi ya da kötü olduğu yönünde bir hüküm vermediğini özellikle belirtti; ancak değişen yapı kabul ediliyorsa konuşlandırma kararlarının da buna uygun biçimde yönetilmesi gerektiğini savundu.
“Bugün bambaşka bir noktadayız; aile her şeydir. Bunun kötü bir şey olduğunu söylemiyorum, fakat bu gerçekliğin sonuçları vardır,” diyen Larry Johnson, askerî planlamanın ailelerin yaşamını doğrudan etkilediğini açıkladı.
Johnson, örnek olarak altı aylık bir uçak gemisi konuşlandırmasını ele aldı. Bir görevlinin ailesinin okul, konut, gelir, bakım ve gündelik hayatla ilgili kararlarını açıklanan bu takvime göre verdiğini söyledi. Aynı durumun gemide bulunan bütün evli personelin aileleri için geçerli olduğunu belirtti. Konuşlandırma planı uzatıldığında, yalnızca operasyon takviminin değil, yüzlerce ya da binlerce hanenin yaptığı planların da bozulduğunu savundu.
Bu nedenle görevin uzatılmasını basit bir idari değişiklik gibi görmenin yanlış olduğunu ileri sürdü. Johnson’a göre askerî personel açısından geminin dönüş tarihinin değişmesi; çocukların okulu, kira ödemeleri, aile bütçesi, eşlerin çalışma düzeni ve ev içindeki sorumlulukların paylaşılması gibi çok sayıda alanı etkileyebilir. Aile desteği sağlanmadan yapılan uzatmaların personelin görevine odaklanmasını da zorlaştırabileceğini söyledi.
Denizdeki personelin çözemediği ev sorunları
Johnson, konuşlandırılmış bir denizcinin evde ortaya çıkan sorunları uzaktan çözmesinin çoğu zaman mümkün olmadığını anlattı. Askerlerin mektup, telefon ya da görüntülü görüşmeler aracılığıyla çocukların okulunda sorun çıktığını, paranın yetmediğini veya kira ve konut meselelerinin ağırlaştığını öğrenebileceğini söyledi.
Onun anlatımında temel sorun, personelin fiziksel olarak uzakta bulunmasına rağmen ailedeki krizi çözme sorumluluğunun yine kendisine bırakılmasıydı. Johnson, bu durumlarda devreye girecek etkili bir birlik ya da tabur destek planının bulunmadığını öne sürdü. Askerden hem görevini eksiksiz yerine getirmesi hem de binlerce kilometre uzaktaki aile sorunlarını yönetmesi beklendiğini savundu.
Johnson, baskının ulaşabileceği noktayı anlatmak için varsayımsal bir evlilik krizi örneği verdi. Bir eşin, sorun çözülmezse boşanacağını, çocukları ve evi alacağını veya banka hesabını boşaltacağını söyleyebileceğini ifade etti. Bunun belirli bir aile hakkında doğrulanmış bir olay değil, uzun konuşlandırmanın personel üzerinde yaratabileceği baskıyı açıklamak için verilen bir örnek olduğu konuşmanın bağlamından anlaşıldı.
“Eşiniz ‘Bunu çözmezsen boşanacağım, çocukları ve evi alacağım, banka hesabını boşaltacağım’ diyorsa işinizi nasıl yapabilirsiniz?” diyen Larry Johnson, aile düzeni çökerken personelden görev performansını aynı düzeyde sürdürmesini beklemenin gerçekçi olmadığını savundu.
Johnson’ın değerlendirmesinde aile krizi, görev dışı veya ikincil bir mesele değildi. Gemideki personel açısından evde yaşanan mali ya da duygusal sorunların doğrudan görev kabiliyetini etkileyebileceğini öne sürdü. Bu nedenle aile desteğinin yalnızca sosyal yardım değil, askerî hazırlığın ve personelin görevini yerine getirebilmesinin de bir parçası olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Savaş koşulları ile liderlik sorumluluğu arasındaki ayrım
Johnson, savaş sırasında bir konuşlandırmanın uzatılmasının bazen kaçınılmaz olabileceğini kabul etti. Beklenmedik bir askerî gelişmenin gemilerin planlanandan daha uzun süre görevde kalmasını gerektirebileceğini söyledi. Eleştirisinin, hiçbir şart altında konuşlandırma uzatılmaması gerektiği anlamına gelmediğini belirtti.
Ona göre asıl mesele, böyle bir karar alındığında siyasi ve askerî komuta kademesinin personel aileleri için ne yaptığıydı. Başkanın, savunma bakanına ailelerin ihtiyaçlarının karşılanmasını açıkça emretmesi gerektiğini söyledi. Bu talimatın daha sonra ilgili kuvvet komutanlığına ve nihayet ailelerle doğrudan bağlantı kurabilecek üs komutanına kadar ulaşması gerektiğini savundu.
Johnson, üs komutanından kapsamlı bir aile destek planı istenmesi gerektiğini belirtti. Bu planın, kaynak eksikliği yüzünden tek bir ailenin bile dağılmasına izin verilmemesi hedefiyle hazırlanmasını önerdi. Mali kaynak gerekiyorsa bunun sağlanması gerektiğini, maliyetin karar vermemenin gerekçesi olamayacağını ifade etti.
“Başkanın savunma bakanına ‘Ailelerle ilgilenildiğinden emin olun’ demesi gerekir; tek bir ailenin bile kaynak yetersizliği nedeniyle dağılmasını istemiyorum,” diyen Larry Johnson, “Bunun maliyeti varsa vardır; liderlik budur,” şeklinde açıkladı.
Bu yaklaşımda sorumluluk, konuşlandırılmış denizcinin üzerine bırakılmıyordu. Johnson, desteğin komuta zinciri aracılığıyla kurumsal olarak örgütlenmesini istedi. Böylece görevdeki personelin evdeki kira, okul veya aile krizini tek başına çözmeye çalışması yerine, askerî kurumun kendi aldığı konuşlandırma kararının toplumsal sonuçlarını üstlenmesi gerektiğini savundu.
Hegseth, Caine ve “evet efendim” eleştirisi
Johnson, mevcut tablonun sorumluluğunu yalnızca Trump’a yüklemedi. Savunma Bakanı Pete Hegseth ile Joint Chiefs of Staff (Genelkurmay Başkanları Kurulu) Başkanı Dan Caine’i de eleştirisinin kapsamına aldı. Ona göre sorun, başkanın sözlerine karşı çıkmayan ve askerlerin ihtiyaçlarını karar alma sürecinde savunmayan daha geniş bir askerî liderlik yapısını kapsıyordu.
“Bugün orduda sıfır liderlik var, sıfır,” diyen Larry Johnson, üst düzey görevlileri konumlarını tehlikeye atmaktan korkan kariyer odaklı yöneticiler olarak nitelendirdi. Bu kişilerin temel amacının Trump ile Hegseth’e itiraz etmek yerine onların isteklerini onaylamak hâline geldiğini savundu.
Johnson, komuta kademesinin “Evet efendim” yaklaşımını bırakması ve siyasi liderlere bazı kararların doğru olmadığını açıkça söylemesi gerektiğini belirtti. Askerî disiplinin her kararı sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmediğini; üst düzey liderlerin personelin koşullarını ve görev gerçekliğini karar vericilere aktarmakla yükümlü olduğunu ileri sürdü.
Konuşmasının sonunda Trump’a yönelik eleştirisinin dozunu daha da yükselten Johnson, Vietnam’da görev yapmamış bir başkanın 250 günlük deniz görevi hakkında “yeterince uzun değil” demesini kabul edilemez bulduğunu ifade etti. Trump’ın askerlikten muaf tutulmasıyla ilişkilendirilen sağlık gerekçesine de gönderme yaptı.
“Vietnam’a gönderilmemiş, kemik çıkıntıları gerekçesi bulunan obez bir adam ancak böyle bir açıklama yapabilir,” diyen Larry Johnson, Trump’ın sözlerinin modern askerî yaşamın gerçeklerine karşı “mutlak bir duyarsızlık” gösterdiğini savundu.
Bölümde sonuç olarak iki ayrı konu yan yana ele alındı: USS Abraham Lincoln’dan geldiği iddia edilen bilgi ve fotoğrafların doğrulanması ihtiyacı ile uzun konuşlandırmalarda asker ailelerinin korunmasına ilişkin kurumsal sorumluluk. Johnson, kanıtların tamamının henüz kesinleşmediğini kabul ederken, Trump’ın sözlerini ve komuta kademesinin aile desteği konusundaki yaklaşımını sert biçimde eleştirdi.