Judge Napolitano - Judging Freedom

Larry: “ABD Yeniden Silahlanamıyor”; Karen, Strait of Hormuz’da Kontrolün İran’da Olduğunu Savundu

İngilizce podcast kaydında Larry ve Karen adlı konuşmacılar, İran, ABD ordusunun yeniden silahlanma kapasitesi, Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı) üzerindeki kontrol ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in açıklamaları etrafında yoğunlaşan bir tartışma yürüttü. Bölümde özellikle İran’ın savaş koşullarında bile boğazdaki deniz trafiğini yönettiği iddiası, ABD’nin askeri tedarik sorunları ve Washington’dan gelen “abluka” söyleminin gerçeklikle ne kadar örtüştüğü sorgulandı.

Yeniden Silahlanma Tartışması

Programın başında sunucu, Larry’ye askeri tabloyu sordu ve görece sessiz geçen bu dönemde her iki tarafın da yeniden silahlanıp silahlanmadığını gündeme getirdi. Larry bu soruya net bir ayrım yaparak yanıt verdi. Ona göre İran yeniden silahlanırken, ABD aynı şeyi aynı hızda yapamıyordu.

“İranlılar yeniden silahlanıyor, Amerika Birleşik Devletleri ise bunu yapmıyor; çünkü yeniden silahlanmak için ihtiyaç duyduğu nadir toprak minerallerine erişimi yok,” diyen Larry, ABD’nin savunma sanayii açısından kritik bileşenlerde sıkıştığını savundu.

Larry’nin anlatımına göre mesele yalnızca bir silahın gövdesini üretmek ya da füze yakıtını hazır etmek değildi. Asıl sorun, gelişmiş sistemlerin çalışmasını sağlayan kritik elektronik ve yönlendirme unsurlarıydı. Patriot PAC-3 füzesi örneğini veren Larry, bir silah sisteminin görünüşte tamamlanmış olabileceğini ancak yönlendirme sistemi olmadan etkili sayılamayacağını söyledi.

“Patriot PAC-3 füzesi yapacaksınız, güzel; ama küçük bir sorun var: yönlendirme sistemi takılı değil, çalışmıyor,” diyen Larry, ABD’nin üretim kapasitesi ile operasyonel kullanılabilirlik arasındaki farkı vurguladı. Bu ifadelerle Larry, ABD’nin kağıt üzerinde silah sistemleri inşa edebilse bile, gerekli alt bileşenler eksik olduğunda bu sistemlerin gerçek savaş koşullarında beklenen performansı veremeyeceğini ileri sürdü.

Bu çerçevede Larry’nin temel iddiası, ABD’nin yeniden silahlanma kapasitesinin teknik ve tedarik zinciri engelleriyle sınırlı olduğu yönündeydi. İran’ın ise aynı sessiz dönemi kendi askeri kapasitesini toparlamak ya da artırmak için kullandığını belirtti. Ancak Larry, İran’ın hangi sistemlerle ya da hangi ölçekte yeniden silahlandığına dair ayrıntılı bir envanter sunmadı.

Strait of Hormuz Üzerinde Kontrol İddiası

Program daha sonra Karen’a yöneldi. Sunucu, Strait of Hormuz’u artık kimin yönettiğini sordu. Karen, boğazdaki fiili kontrolün İran’da ve özellikle IRGC’de (İslam Devrim Muhafızları Ordusu) olduğunu söyledi. Ona göre bu durum yeni değildi; en azından 1 Mart’tan beri böyleydi.

“Bence 28’i ya da 1 Mart’tan beri orayı yönetenler aynı kişiler; bu da İran, yani IRGC,” diyen Karen, boğazın İran tarafından idare edildiğini belirtti. Karen’ın ifadesine göre İran yalnızca askeri bir kontrol uygulamıyor, aynı zamanda bu geçiş hattını giderek daha kurumsal ve düzenli biçimde yönetiyordu.

Karen, İran’ın savaş koşullarında bile deniz trafiğini “profesyonel” ve “bir ölçüde sofistike” bir şekilde yönettiğini savundu. Bu yönetim kapasitesinin zaman içinde olgunlaştığını belirten Karen, İran’ın Oman ile bir ön anlaşmaya vardığını düşündüğünü söyledi. Bu iddiaya göre İran ve Oman, boğazdaki sorumluluk paylaşımı, ücretler ve uygulanacak bazı masraflar hakkında konuşuyordu.

“Bunu savaş koşullarında bile çok profesyonel ve bir ölçüde sofistike biçimde yaptıklarını düşündüğünüzde, bunun olgunlaştığını görüyorsunuz,” diyen Karen, İran’ın geçiş koridorunu yalnızca askeri baskıyla değil, idari mekanizmalarla da yönettiğini ifade etti.

Karen’ın dikkat çektiği bir başka iddia, Amerikan ya da İsrail çıkarlarına ait gemi veya yüklerin Strait of Hormuz’a girmediğiydi. Bu durumun İran tarafından ilan edilmesine gerek olmadığını savunan Karen, gerçekliğin deniz trafiği, gemi giriş çıkışları ve ihracat verileriyle görülebileceğini söyledi.

“Amerikan ya da İsrail çıkarlarına ait hiçbir gemi veya yük Strait of Hormuz’a gelmiyor,” diyen Karen, İran’ın bu konuda “övünmesine” gerek kalmadığını, çünkü durumun verilere bakılarak kontrol edilebileceğini belirtti.

Karen, ABD Donanması’nın uyguladığını söylediği ablukanın da pratikte etkisiz olduğunu savundu. ABD gemilerinin yaklaşık 400 deniz mili mesafede kaldığını, bu mesafeden gerçek bir abluka yapılamayacağını ifade etti. Ona göre İran, boğaz üzerindeki kontrolünü korumakla kalmıyor; aynı zamanda bu kontrolü uluslararası toplumun bir ulaşım koridorundan beklediği standartlara daha yakın hale getiriyordu.

ABD’nin “Abluka” Söylemi ve Karşı Görüş

Sunucu, Karen’ın değerlendirmesine katıldığını ve Larry’nin de muhtemelen aynı fikirde olduğunu söyledikten sonra, bu görüşe karşı çıkan bir kişinin sözlerini yayına aldı. Klipte konuşan kişi, ABD’nin ekonomik baskı kapasitesini ve Strait of Hormuz üzerindeki kontrol iddiasını öne çıkardı.

Klipteki konuşmacı, İran ekonomisinin ağır baskı altında olduğunu savundu. “İran’ın bunu kaldıramayacağını biliyoruz; nihayetinde ekonomileri bir sarmal içinde,” diyen konuşmacı, ABD’nin “ekonomik öfke” ve baskı araçlarını kullanarak İran’ı zorlayabileceğini ileri sürdü.

Aynı konuşmacı, Strait of Hormuz’un kontrolünün ABD’de olduğunu iddia etti. “Strait of Hormuz’u bizim kontrol ettiğimizi onlar da biliyor; ablukamız demir gibi sağlam,” diyen konuşmacı, petrol akışının sürdüğünü, İran’ın ise bu hatta istediğini yapamadığını savundu. Ona göre dünya ekonomisi de ABD’nin bu koridordan geçişi sağlayabildiğinin farkındaydı.

Bu klip, Karen’ın önceki değerlendirmesiyle doğrudan çelişti. Karen, fiili kontrolün İran’da olduğunu ve ABD’nin 400 deniz mili mesafeden gerçek bir abluka yürütemeyeceğini savunurken; klipteki konuşmacı, ABD ablukasının güçlü olduğunu ve İran’ın boğazı kontrol etme iddiasında başarısız kaldığını öne sürdü.

Program bu noktada yalnızca iki farklı yorum arasındaki ayrılığı aktarmadı; aynı zamanda ABD resmi söylemiyle Larry ve Karen’ın sahadaki gerçeklik olarak gördükleri tablo arasındaki mesafeyi tartışmaya açtı. Sunucu, bu karşıt görüşün ardından Larry’ye, diplomatların, üst düzey askerlerin ve sıradan askerlerin Savunma Bakanı “bir palyaço” olduğunda nasıl tepki verdiğini sordu. Bu ifade, programdaki eleştirinin doğrudan Pete Hegseth’e yöneldiğini gösterdi.

Larry’nin İran Ekonomisi ve Yaptırımlar Yorumu

Larry, Hegseth’e yönelik soruya önce kurum içi algı üzerinden yanıt verdi. Ona göre diplomatlar, üst düzey askeri yetkililer ve sahadaki askerler böyle bir figürle karşılaştıklarında arkasından alay ediyordu. Ardından İran ekonomisinin çöktüğü iddiasına karşı çıktı.

Larry, İran ekonomisinin satın alma gücü paritesine göre 2015’e kıyasla neredeyse iki kat büyüdüğünü iddia etti. Bu büyümenin 11 yıllık yaptırımlara rağmen gerçekleştiğini belirtti. Bu nedenle İran’ın yaptırımları “oldukça iyi atlattığını” savundu.

“İran ekonomisi, satın alma gücü paritesine göre ölçüldüğünde, 2015’tekinin neredeyse iki katı büyüklükte,” diyen Larry, “11 yıllık yaptırımlara rağmen yaptırımları oldukça iyi atlattılar” değerlendirmesinde bulundu.

Larry ayrıca, MOU’dan (mutabakat zaptı) hemen sonra İran’ın petrol satışları sonucunda bankaya 30 milyar dolar daha koyduğunu iddia etti. Bu iddiayı, İran’ın ekonomik olarak çökmekte olduğu yönündeki söyleme karşı kullandı. “MOU’dan hemen sonra petrol satışları sayesinde bankaya 30 milyar dolar daha koydular,” diyen Larry, İran ekonomisinin çöküş halinde olduğu fikrini reddetti.

Bu noktada Larry, İran’da bulunan bazı kişilere dayalı gözlemler de aktardı. Max Blumenthal’ın Ayatollah Ali Khamenei’nin cenazesi için İran’da bulunduğunu, ayrıca Chris Hallali ve Sulaiman adlı bir Birleşik Krallık podcaster’ının da orada olduğunu söyledi. Larry, bu kişilerle temas kurduğunu ya da onların orada bulunduğunu bildiğini belirterek, İran’da gıda kıtlığı olup olmadığını sorduğunu aktardı.

Onun anlatımına göre aldığı yanıt, kıtlık iddiasını desteklemiyordu. “Onlara ‘Yiyecek bulmakta sorun yaşıyor musunuz?’ diye sordum; ‘Evet, sorun şu ki çok fazla yiyecek var, hepimiz kilo aldık’ dediler,” diyen Larry, İran’da gıda sıkıntısı yaşandığı iddialarını küçümsedi.

Larry, İran ordusunun aç kalmadığını ve maaşsız bırakılmadığını da söyledi. Bu değerlendirmeleri, ABD tarafında dile getirilen İran’ın çökmekte olduğu iddiasının “aptallık” olduğunu savunmak için kullandı. Ancak bu iddialarını bağımsız verilerle değil, programda aktardığı görüşmeler ve kendi değerlendirmeleriyle destekledi.

ABD Donanması ve Fifth Fleet Meselesi

Larry’nin en keskin iddialarından biri, hiçbir ABD askeri gemisinin Strait of Hormuz’dan geçerek Bahrain’deki Fifth Fleet (Beşinci Filo) karargahına ulaşmadığı yönündeydi. Ona göre bu durum, ABD’nin boğazı kontrol ettiği ya da etkili bir abluka yürüttüğü iddiasıyla çelişiyordu.

“Tek bir ABD askeri gemisi bile Strait of Hormuz’u geçip Bahrain’deki Fifth Fleet karargahına gitmedi,” diyen Larry, ABD’nin bölgedeki askeri hareket kabiliyetinin Washington’un söylemleriyle uyumlu olmadığını savundu.

Karen’ın daha önce dile getirdiği 400 deniz mili mesafe iddiası ile Larry’nin bu gözlemi birlikte değerlendirildiğinde, iki konuşmacının ortak çizgisi, ABD’nin boğaz üzerindeki kontrol iddiasının abartılı olduğu yönündeydi. Buna karşı klipteki konuşmacı, ABD ablukasının “demir gibi sağlam” olduğunu söylemişti. Programdaki tartışma, bu iki anlatı arasındaki fark üzerinde şekillendi: Bir yanda İran’ın fiili kontrol kurduğu ve bunu olgunlaştırdığı iddiası, diğer yanda ABD’nin ekonomik ve askeri baskıyla kontrolü elinde tuttuğu iddiası.

Pete Hegseth’e Yönelik Eleştiriler

Programın son bölümünde Larry, Pete Hegseth’in yalan söylemeye alıştığını öne sürdü. Bu eleştirisini, Hegseth’in USS Tripoli, USS Abraham Lincoln ve USS Boxer gemilerindeki denizcilerin aileleriyle ilgili tutumuna bağladı.

Larry’ye göre bu aileler, çocuklarının gerektiği gibi beslenmediğini ve tedarik edilmediğini bildiriyordu. Hegseth ise bu aileleri yalancılıkla suçlamıştı. Larry bu yaklaşımı sert biçimde reddetti.

“Hegseth yalan söylemeye alışıyor,” diyen Larry, “USS Tripoli, USS Abraham Lincoln ve USS Boxer’daki denizcilerin ailelerine yalancı dedi; ama yalancı olan o” ifadelerini kullandı.

Larry’nin bu sözleri, programdaki kurumsal eleştirinin yalnızca dış politika ya da askeri stratejiyle sınırlı olmadığını gösterdi. Aynı zamanda ABD askeri personelinin koşulları, ailelerin şikayetleri ve Savunma Bakanlığı’nın bu şikayetlere verdiği yanıt da tartışmanın parçası oldu.

Program boyunca Larry ve Karen, ABD’nin İran’a karşı üstünlük kurduğu yönündeki anlatıya mesafeli yaklaştı. Larry, ABD’nin nadir toprak mineralleri eksikliği nedeniyle bazı gelişmiş silah sistemlerini tamamlamakta zorlandığını savundu. Karen, Strait of Hormuz’un fiilen İran ve IRGC tarafından yönetildiğini, bunun da giderek daha olgun bir ulaşım koridoru yönetimine dönüştüğünü söyledi. Klipteki karşı görüş ise İran ekonomisinin baskı altında olduğunu, ABD ablukasının sağlam olduğunu ve petrol akışını Washington’un yönettiğini iddia etti.

Bölümün ana tartışması, askeri kapasite ile siyasi söylem arasındaki fark üzerine kuruldu. Konuşmacılar, ABD’nin resmî ya da yarı resmî söylemlerinin sahadaki deniz trafiği, ekonomik göstergeler ve askeri hareketlilikle sınanması gerektiğini savundu. Ancak transcriptte yer alan iddialar bağımsız biçimde doğrulanmadı; bu nedenle İran ekonomisi, Strait of Hormuz’daki kontrol, ABD Donanması’nın hareketleri ve Hegseth’e yönelik suçlamalar, konuşmacıların aktardığı iddia ve değerlendirmeler olarak sunulmalıdır.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol