Karen ve Larry: Türkiye-İsrail Gerilimi ve ABD’nin Körfez İttifakındaki Çatlaklar
İngilizce kaynaklı podcast bölümünde Karen ve Larry, Türkiye-İsrail arasında varsayımsal bir askeri çatışma ihtimalini ve ABD’nin Körfez ülkeleriyle kurduğu güvenlik ilişkilerinin geleceğini değerlendirdi. Bölümde konuşmacılar, İsrail iç siyasetindeki seçim atmosferinden ABD üslerinin Körfez’de yarattığı güvenlik maliyetlerine kadar uzanan başlıklarda, özellikle bölgesel dengelerin değiştiği iddiası üzerinde durdu.
Türkiye-İsrail karşılaştırması: “Paramı Türkiye’ye yatırırdım”
Programın ilk bölümünde Karen’a, Scott Ritter, Colonel Macgregor, Colonel Wilkerson ve Ambassador Freeman gibi isimlerin Türkiye’nin İsrail’i bire bir askeri karşılaşmada “gömeceği” görüşünde olduğu aktarıldı. Karen, bu değerlendirmenin kendisine mantıklı geldiğini söyledi ve Türkiye’nin askeri kapasitesine, bölge tecrübesine ve İsrail’i yakından gözlemleme imkânına dikkat çekti.
“Evet, yani bu mantıklı geliyor,” diyen Karen, Türkiye’nin “çok daha büyük bir orduya” sahip olduğunu belirtti. Karen’a göre Türkiye yalnızca sayısal olarak daha büyük bir askeri güce sahip değil; aynı zamanda bölgeyi, bölgedeki savaşma biçimlerini ve İsrail’in nasıl hareket ettiğini yakından biliyor. “Bölgede nasıl savaşılacağını biliyorlar ve İsrail’in nasıl savaştığını biliyorlar,” diyen Karen, Türkiye’nin İsrail’e coğrafi ve siyasi yakınlığı nedeniyle İsrail’i “izlediğini, gözetlediğini, onunla çalıştığını ve ticaret yaptığını” ifade etti.
Karen, bu gerekçelerle İsrail’in böyle bir karşılaşmada ciddi sıkıntıya düşeceğini savundu. “Eğer yapmayı amaçladıkları buysa, İsrail büyük bir belaya girer,” diyen Karen, yine de İsrail’in gerçek niyeti konusunda kesin konuşmadı. Ona göre İsrail’in böyle bir askeri çatışmayı gerçekten planlayıp planlamadığı, ABD’nin bu savaşta kendisine yardım edeceğini düşünüp düşünmediği ya da bu söylemin yalnızca seçim döneminde kullanılan retorik bir araç olup olmadığı açık değil.
Karen, “ABD’nin bu savaşı onlarla birlikte yürütmesine yardım edeceğini düşünüp düşünmediklerini bilmiyorum,” diyerek, İsrail tarafındaki hesabın belirsizliğini vurguladı. Bu noktada konuşmacı, kendi değerlendirmesini kesin bir istihbarat bilgisi ya da doğrulanmış plan gibi değil, ihtimaller üzerinden sundu.
İsrail seçim atmosferi ve korku siyaseti iddiası
Karen’ın değerlendirmesinde İsrail’deki seçim atmosferi önemli bir yer tuttu. Ona göre askeri tehdit söylemleri, zaman zaman seçim dönemlerinde seçmeni etkilemek için kullanılabiliyor. Karen, “Belki sadece hararetli bir seçim yaşandığı için ortaya atılan retorik bir argümandır,” diyerek, bu tür söylemlerin iç siyasette işlevsel olabileceğini ifade etti.
Konuşmacı, adayların seçim dönemlerinde toplumu korkutarak kendilerini güvenlik sağlayıcı aktörler olarak sunmaya çalışabildiğini söyledi. “Seçimlerde adaylar çoğu zaman insanları korkutmak ister; sonra da onları güvende tutacaklarına söz verirler,” diyen Karen, bunun genel bir siyasi taktik olarak görülebileceğini anlattı. Ancak aynı zamanda bu yaklaşımın mevcut İsrail seçimlerinde etkili olup olmadığı konusunda ihtiyatlı konuştu.
“Bunun İsrail’deki mevcut seçimde iyi işlediğini düşünmüyorum,” diyen Karen, yine de Türkiye’ye yönelik sert söylemin seçim ortamının bir parçası olabileceğini ekledi. Böylece Karen, Türkiye-İsrail askeri dengesi konusundaki görüşünü belirtirken, İsrail tarafındaki söylemin gerçek bir savaş planından çok iç politik amaçlı bir mesaj da olabileceğini söyledi.
Karen’ın bu bölümdeki en net yargısı, varsayımsal bir bire bir askeri karşılaşmada Türkiye’yi avantajlı gördüğünü söylemesiydi. “Evet, böyle bir eşleşmede paramı kesinlikle Türkiye’ye yatırırdım,” diyen Karen, askeri kapasite, bölgesel deneyim ve İsrail’i yakından tanıma unsurlarını bu değerlendirmenin temeli olarak sundu.
ABD-Körfez ittifakı: “Kelimenin tam anlamıyla paramparça”
Programın ikinci ana başlığında Larry’ye ABD’nin Körfez ülkeleriyle ittifakından geriye ne kaldığı soruldu. Soru, Amerikan askeri üslerinin çoğunun “ağır hasar gördüğü ya da tamamen yok edildiği” varsayımı üzerinden yöneltildi. Larry, ABD’nin Körfez ülkeleriyle güvenlik mimarisinin artık ciddi biçimde sarsıldığını savundu.
“Evet, darmadağın durumda; kelimenin tam anlamıyla,” diyen Larry, bunun yalnızca mecazi bir ifade olmadığını belirtti. Larry’ye göre ABD ile Körfez ülkeleri arasındaki eski düzen, Washington’ın bu ülkelere koruma sağlaması üzerine kurulmuştu. ABD, Körfez ülkelerine “arkanızdayız” mesajı veriyor, ardından onlara Amerikan silahları satıyor ve onları ABD finansal sistemine daha sıkı bağlayan düzenlemeler yapıyordu.
Larry, “Asıl anlaşma şuydu: ABD bu ülkelere girecek, biz koruma sağlayacaktık,” diyerek bu ilişkinin güvenlik garantisi etrafında şekillendiğini anlattı. Ona göre Washington, askeri koruma vaadiyle Körfez ülkelerine pahalı Amerikan teçhizatı satıyor, ayrıca onları ABD Hazine tahvilleri almaya yönlendiriyordu. Larry, bu süreci sert bir dille tarif etti ve Körfez ülkelerinin ABD’nin etki alanına sokulduğunu savundu.
“Onlara aşırı pahalı Amerikan ekipmanı satardık,” diyen Larry, ABD’nin bununla da yetinmeyip Körfez ülkelerini “ABD Hazine tahvilleri almaya” ittiğini söyledi. Larry’ye göre bu yapı, Körfez devletlerini Washington’ın ekonomik ve askeri etkisine daha bağımlı hale getiriyordu.
Körfez üsleri ve savaşın maliyeti
Larry’nin anlatımında kırılma noktası, savaşın başlamasıyla birlikte Körfez ülkelerinin ABD üsleri nedeniyle hedef haline gelmesi oldu. Larry, savaşın “biz başlatıyoruz” diyerek ABD’ye atıfla başladığını söyledi ve bu süreçte Körfez ülkelerinin ağır saldırılara maruz kaldığını iddia etti.
“Bu savaş başlıyor, biliyorsunuz, biz başlatıyoruz ve birden bu ülkeler darbe yemeye başlıyor,” diyen Larry, Körfez ülkelerinin “gerçekten çok ağır” biçimde vurulduğunu belirtti. Ona göre bunun temel nedeni, bu ülkelerin ABD için fiilen birer askeri platform gibi kullanılmasıydı.
Larry, Körfez ülkelerinin “esas olarak bir uçak gemisi gibi” kullanıldığını savundu. Bu ifadeyle, ABD uçaklarının, roketlerinin ve füzelerinin Körfez topraklarından hareket etmesine ya da ateşlenmesine gönderme yaptı. Larry’ye göre bu durum, ev sahibi ülkeleri doğrudan karşı saldırı riskiyle karşı karşıya bıraktı.
“ABD uçaklarının ve diğer roketlerle füzelerin ateşlenebileceği bir yer olarak kullanılıyorlar,” diyen Larry, Körfez ülkelerinin bunun sonucunda güvenlik anlaşmalarını yeniden düşünmeye başladığını söyledi. Larry’ye göre bu ülkeler, ABD ile ittifakın kendilerine vaat edildiği gibi güvenlik değil, tersine saldırı riski getirdiğini görmeye başladı.
Kuwait-Pakistan anlaşması ve ABD’den uzaklaşma iddiası
Larry, bu dönüşümün işareti olarak Kuwait’in Pakistan ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladığını söyledi. Konuşmacı, bu gelişmeyi ABD’nin Körfez’deki güvenlik rolünün sorgulanması açısından önemli gördü. Ancak bunu aktarırken “reportedly” ifadesine denk düşecek biçimde, bilginin bildirildiğini ya da haberleştirildiğini ima eden bir çerçeve kullandı.
“Pakistan bu hafta bildirildiğine göre karşılıklı savunma anlaşması imzaladı; yani Kuwait, Pakistan ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladı,” diyen Larry, ardından “ABD’ye ne oldu?” sorusunu yöneltti. Bu soruyla Larry, Körfez ülkelerinin geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’ye alternatif aramaya başladığını savundu.
Larry’ye göre Kuwait açısından Pakistan ile ittifakın cazibesi, Pakistan’ın Kuwait topraklarını İran’a saldırı üssü olarak kullanma ihtimalinin düşük görülmesi. “Kuwait açısından bakıldığında, Pakistan ile ittifak kurarsak Pakistan’ın, ülkemizde bir iki üssü olsa bile, İran’a saldırılar başlatmayacağını düşünüyorlar,” diyen Larry, böyle bir durumda İran’ın Kuwait’e karşı misilleme yapma riskinin de azalacağını söyledi.
Bu değerlendirmede Larry, Kuwait’in Pakistan ile savunma ilişkisini ABD’den tamamen kopuş olarak değil, güvenlik riskini azaltma ve ABD’yi kademeli olarak dışarı itme yolu olarak sundu. “Bu, Kuwait’in kendine biraz güvenlik satın almasının ve aynı zamanda ABD’yi dışarı itmesinin bir yolu,” diyen Larry, bu eğilimin yalnızca Kuwait ile sınırlı olmadığını savundu.
Qatar, Bahrain, Saudi Arabia ve United Arab Emirates ayrımı
Larry, ABD’den uzaklaşma eğiliminin Körfez genelinde görülmeye başladığını söyledi. Qatar, Bahrain, Kuwait ve Saudi Arabia’yı bu bağlamda saydı. Ona göre bu ülkeler ABD üslerinin yarattığı riskleri ve Amerikan güvenlik şemsiyesinin gerçek maliyetini yeniden değerlendiriyor.
“Körfez genelinde bunu görmeye başladığımızı düşünüyorum,” diyen Larry, Qatar, Bahrain, Kuwait ve Saudi Arabia’yı örnek verdi. Bu ifadeyle konuşmacı, ABD’nin bölgede uzun süredir kurduğu askeri ve siyasi düzenin aşındığını ileri sürdü. Larry’nin görüşüne göre Körfez ülkeleri artık ABD ile yakın askeri işbirliğinin kendilerini daha güvenli yapıp yapmadığını sorguluyor.
Larry, United Arab Emirates’i ise bu tablodan ayırdı. Ona göre Körfez’de ABD’ye hâlâ en yakın durmak isteyen ülke United Arab Emirates. “Hâlâ bizimle yatağa girmek isteyen tek ülke United Arab Emirates,” diyen Larry, bu ifadeyle Abu Dhabi’nin Washington’la yakın ilişkiyi sürdürme eğiliminde olduğunu savundu.
Programdaki tartışma, bu iki başlık üzerinden bölgesel askeri dengelerin ve ABD’nin ittifak sisteminin sorgulandığı bir çerçeve çizdi. Karen, Türkiye-İsrail arasında varsayımsal bir bire bir çatışmada Türkiye’yi avantajlı gördüğünü belirtirken, bunun İsrail seçim atmosferindeki retorikle ilişkili olabileceğini de söyledi. Larry ise ABD’nin Körfez ülkeleriyle kurduğu güvenlik modelinin savaş koşullarında ağır hasar aldığını, bazı Körfez ülkelerinin Pakistan gibi alternatif ortaklara yönelerek Washington’dan mesafe almaya başladığını savundu.