Joe Kent: “III. Dünya Savaşı’nın Erken Safhalarındayız”
İngilizce podcast bölümünde, eski National Counterterrorism Center direktörü Joe Kent, ABD’nin İran’la savaşı, İsrail’in rolü, Charlie Kirk suikastı, Rusya-Ukrayna savaşı ve daha geniş bir dünya savaşı riskine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kent, Trump yönetiminin İran konusunda net bir siyasi hedef tanımlamadığını, bunun da askeri tırmanma ve “istenmeyen sonuçlar” riskini artırdığını savundu.
İran Savaşında Belirsiz Hedefler ve Tırmanma Riski
Joe Kent, ABD’nin İran savaşında nereye gittiğini öngörmenin zor olduğunu söyledi ve asıl tehlikenin de burada yattığını belirtti. Ona göre Trump yönetimi bir gün İran’dan “tam teslimiyet” isterken, ertesi gün Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve görüşmelere dönülmesi gibi daha sınırlı hedeflerden söz ediyor.
“Çok endişeli olmalıyız,” diyen Joe Kent, “ABD tarafı tam olarak ne istediğini bilmiyor gibi görünüyor” şeklinde değerlendirdi. Kent, Washington’un İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açmasını, nükleer programından vazgeçmesini, vekil güçlere desteğini kesmesini ve balistik füze kapasitesini bırakmasını istediğini; ancak kısa süre sonra aynı yönetimin müzakerelere açık olduğunu söylediğini aktardı.
Kent, Haziran ayında imzalandığını söylediği mutabakatın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayabileceğini, bunun İran açısından “oldukça makul” bir anlaşma olduğunu savundu. Ancak ABD’nin Lübnan’da ayrı bir anlaşma yaparak ve tankerlerin mutabakatın tolerans sınırları dışında Hürmüz’den geçmesine izin vererek diplomasiye bağlı kalmadığını iddia etti.
Kent’e göre ABD’deki yaygın varsayım, İran’ın her ABD saldırısına sınırlı ve öngörülebilir karşılık vereceği yönünde. Ancak bunun riskli olduğunu söyledi. “İranlıların hep daha önce yaptıkları şeyi yapacağını varsayıyoruz,” diyen Kent, İran içinde ılımlı unsurların zayıfladığını ve IRGC’nin daha belirleyici hale geldiğini savundu.
Kent, ABD’nin hassas mühimmat ve önleme sistemlerinde azalma yaşadığına dair raporlar gördüğünü söyledi. Bu nedenle mevcut askeri yaklaşımın sınırlı bir “raf ömrü” olduğunu belirtti. Ona göre ABD, İran’a saldırıları sürdürmek için ya geçici olarak sahada toprak tutma ya da daha ağır seçeneklere yönelme baskısıyla karşılaşabilir.
Nükleer Saldırı Senaryosu ve İsrail Faktörü
Programda en çarpıcı başlıklardan biri, ABD veya İsrail’in İran’a karşı sınırlı nükleer saldırı ihtimaliydi. Kent, böyle bir senaryonun kesin olduğunu söylemedi, ancak Pentagon’da bu tür seçeneklerin tartışıldığına dair haberleri duyduğunda şaşırmadığını ifade etti.
Kent, ABD açısından en olası hedefin “Pickaxe Mountain” olarak anılan İran’daki nükleer tesis olabileceğini söyledi. “Eğer Başkan, İran’ın nükleer silaha ulaşma ihtimalini iletişim düzeyinde bile ortadan kaldırdığını gösterebilirse, bunu çıkış stratejisi olarak görebilir,” diyen Joe Kent, böyle bir saldırının Trump’a güçlü bir final mesajı verme imkânı sunabileceğini belirtti.
Ancak Kent, bunun İran meselesini çözmeyeceğini savundu. Operation Midnight Hammer’ın askeri olarak başarılı görülebileceğini, fakat ABD’nin İran’da yeniden askeri operasyon yürütme sorununu ortadan kaldırmadığını söyledi. Ona göre sınırlı bir nükleer saldırı İran’ı daha da radikalleştirir ve ilk nükleer saldırı kullanımını normalleştirir.
Kent, bunun Ukrayna savaşı açısından da sonuçları olabileceğini dile getirdi. “Bence çok kısa süre içinde Putin’in Ukrayna içinde benzer bir silah kullandığını görürdük,” diyen Kent, ABD’nin böyle bir adımla dünyaya “sınırlı nükleer saldırının” kabul edilebilir olduğu mesajını vereceğini savundu.
İsrail konusunda ise Kent daha ihtiyatlı ama ciddi bir uyarıda bulundu. İsrail’in ABD tarafından sınırlandırılmayacağını açıkça söylediğini belirten Kent, Washington’un bugüne kadar İsrail’i dizginlemekte başarısız olduğunu iddia etti. İsrail’in nükleer silah kullanmasını daha düşük ihtimal olarak gördüğünü, ancak ABD’de birçok kişinin değerlendirdiğinden daha makul bir senaryo olduğunu söyledi.
Trump’ın Zafer Söylemi ve Hürmüz Gerçeği
Kent, Trump’ın sık sık İran’a büyük zarar verildiğini ve zafer kazanıldığını söylediğini, ancak bu söylemin siyasi hedeflerle bağlantısının net olmadığını ifade etti. Ona göre Trump, İran ordusuna, donanmasına, hava kuvvetlerine, altyapısına ve lider kadrosuna verilen zararı öne çıkarıyor; fakat bunun savaşın nasıl kazanıldığına dair açık bir siyasi sonuca bağlanmadığını belirtiyor.
“Eğer İran’ı gerçekten yok ettiysek, o zaman hâlâ orada ne işimiz var?” diyen Joe Kent, Trump’ın iletişim gücünü kullanarak ABD’nin artık Hürmüz’de veya Orta Doğu’da bulunmasına gerek kalmadığını ilan edebileceğini savundu. Kent’e göre bu mesaj Amerikan kamuoyunda karşılık bulabilir.
Kent, savaş öncesine kıyasla Hürmüz Boğazı’ndan çıkan petrol akışının en iyi ihtimalle yüzde 50-55 seviyesinde olduğunu ileri sürdü. Bu nedenle mevcut politikanın çalışmadığını söyledi. Trump’ın çekilmekte tereddüt etmesini ise İsrail lobisinin iç politikadaki baskısıyla açıkladı.
Kent, ABD’nin İran’la sessiz ve diplomatik şekilde çalışabileceğini, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, yaptırım hafifletme ve Hürmüz geçiş ücretlerinin makul seviyelere çekilmesi üzerinden anlaşma sağlanabileceğini savundu. Trump’ın Suriye’de eski bir al-Qaeda lideriyle pragmatik biçimde çalışabildiğini söyleyerek, İran’la da benzer şekilde anlaşma yapılabileceğini belirtti.
Amerikan İmparatorluğu, İsrail Lobisi ve Trump’ın Değişimi
Kent, Trump’ın hem 2016 kampanyasında hem de ilk yönetiminde Orta Doğu’daki Amerikan müdahalelerinin hata olduğunu açıkça söylediğini hatırlattı. Bu nedenle bugün İran savaşında izlenen çizgiyi anlamakta zorlandığını belirtti.
Kent’e göre ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları dar: enerji akışının güvence altına alınması ve ABD’ye saldırı planlayan terör örgütleri konusunda bölgesel istihbarat işbirliği. Bunun ötesinde bölgedeki baskın gücün kim olduğunun Amerikan halkı açısından çok önemli olmadığını savundu.
“Amerika’nın tek süper güç olduğu kısa tarihsel anın geride kaldığını kabul edemiyoruz,” diyen Joe Kent, ABD’nin imparatorluğu koruma isteğiyle “muazzam kan ve hazine” harcadığını ifade etti. Kent, petrodoların ve doların dünya rezerv para birimi statüsünün de bu savaşlar nedeniyle aşındığını savundu.
Trump’ın neden önceki çizgisinden uzaklaştığı sorulduğunda Kent, bunun “çağımızın sorusu” olduğunu söyledi. Epstein dosyalarında Trump’a dair ciddi bir zarar verici bilgi olsaydı bunun 2016’da ortaya çıkarılacağını düşündüğünü belirtti. Ancak bazı güçlü kişilere dair bilgilerin korunmasının Trump açısından ağlarını sürdürme gerekçesi olabileceğini söyledi.
Kent ayrıca Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmak için pro-İsrail çevrelerden ciddi destek aldığını, bunun da bu çevrelere yüksek erişim sağladığını savundu. Ona göre bu danışmanlar, resmi ya da gayriresmî, Trump’ın istihbarat topluluğundan gelen değerlendirmeleri aşmasına yol açtı.
Charlie Kirk Suikastı ve Yarım Kalan Soruşturma İddiası
Programın önemli bir bölümü Charlie Kirk suikastına ayrıldı. Kent, Kirk’le yakın arkadaş olmadığını, ancak Kongre kampanyası döneminden beri tanıştıklarını söyledi. Kirk’ün kendi dış politika görüşlerini, özellikle savaş on terör ve müdahalecilik konularında son yıllarda değiştirdiğini anlattı.
Kent, Trump’ın 2024 zaferinden sonra West Palm Beach’teki geçiş ofisinde Kirk’le konuştuğunu, Kirk’ün istihbarat topluluğunun Amerikan halkına karşı “silahlaştırılmasına” son verilmesi ve şeffaflık sağlanması gerektiğini söylediğini aktardı. Ayrıca Kirk’ün neocon çevreler ve İsrail lobisinin ABD’yi İran savaşına sürüklemesinden endişe ettiğini belirtti.
Kent, Kirk’ü son kez Haziran ayında, 12 gün savaşından hemen önce White House kampüsünde gördüğünü söyledi. “Bizi İran’la savaşa girmekten durdur,” diyen Charlie Kirk’ün, bunu West Wing’de yüksek sesle söylediğini aktardı. Kent’e göre Kirk, Trump’ı İran savaşına girmekten caydırmaya çalışıyordu.
Suikast soruşturması konusunda Kent, tek saldırgan anlatısına kuşkuyla yaklaştığını söyledi. Saldırıdan önce internette Kirk’ün o gün öldürüleceğini yazan kişiler olduğunu, olaydan hemen sonra George Zen adlı bir kişinin sorumluluk üstlendiğini ve daha sonra bunu gerçek saldırganın kaçması için dikkat dağıtma amacıyla yaptığını söylediğini aktardı.
Kent, National Counterterrorism Center açısından yabancı bağlantı ihtimallerini incelediğini, ancak soruşturmanın kapatıldığını söyledi. “Daha yürütmemiz gereken çok sayıda iz vardı,” diyen Joe Kent, dosyanın Utah eyalet makamlarına devredilmesine itiraz ettiğini belirtti. İsrail ihtimali sorulduğunda bunun bir olasılık olduğunu, fakat aynı şekilde terör örgütleri, Antifa veya başka çevrelerin de incelenmesi gerektiğini söyledi. Belirli bir ülke veya aktöre işaret edecek kanıt sunmadığını özellikle vurguladı.
Rusya, Ukrayna ve NATO’nun Tırmanma Hesabı
Kent, Rusya-Ukrayna savaşında Batı’nın temel hatasının Rusya’nın savaşı varoluşsal gördüğünü anlamamak olduğunu savundu. ABD’de rakibin gözünden düşünmenin neredeyse tabu haline geldiğini, İran veya Rusya’nın güvenlik kaygılarını anlamaya çalışanların hemen suçlandığını söyledi.
“Bu savaş Ruslar için varoluşsal,” diyen Joe Kent, Rusya’nın daha büyük bir ülke olduğunu ve yıpratma savaşında Ukrayna’dan daha uzun süre dayanabileceğini belirtti. Kent, NATO genişlemesinin Ukrayna sınırlarına dayanmasının Rusya açısından temel nedenlerden biri olduğunu savundu.
Kent, Ukrayna’nın Batı desteği, teknoloji ve hedefleme rehberliğiyle Rus enerji altyapısını ve sivilleri hedef aldığını iddia etti. Putin’in bu durumda proxy savaş kurallarına bağlı kalmasını beklemenin “aptalca” olduğunu söyledi. Ona göre Rusya, NATO ülkelerine karşı sabotaj veya örtülü operasyonları artırabilir ve bu da NATO’yu yeni bir tırmanmaya itebilir.
Kent, ABD veya İsrail’in Orta Doğu’da nükleer silah kullanması halinde Putin’in bunu yeni norm olarak görebileceğini ve Ukrayna’da savaşı hızlı bitirmek için daha büyük bir adım atabileceğini savundu. Donbass’ın kimin kontrolünde olduğunun Amerikan halkı açısından önemli olmadığını belirtti.
Ukrayna’da Egemenlik, İstihbarat ve Savaş Ekonomisi
Kent, Trump’ın Rusya ile ilişkileri sıfırlama fırsatı olduğunu, ancak ABD istihbarat topluluğu üzerinde tam kontrol sağlayamadığını ileri sürdü. Ona göre Afganistan, Irak ve küresel savaş on terörün sona ermesinden sonra istihbarat ve savunma yapıları Ukrayna’da yeni bir görev alanı buldu.
Kent, Ukrayna savaşının Amerikan istihbarat topluluğu ve Department of War için bir “nakit ineği” haline geldiğini söyledi. Drone teknolojisi ve diğer askeri kapasite gelişmelerinin bir kısmını Ukrayna’nın hayatta kalma mücadelesine bağladı, ancak bunların önemli ölçüde ABD tarafından desteklendiğini belirtti.
Zelenskyy hükümeti hakkında Kent, bu yönetimin savaşın sürmesine ve Batı desteğine bağımlı hale geldiğini savundu. “Ukrayna halkına artık sadece kıyma makinesine gönderilecek bedenler sağlamaları söyleniyor,” diyen Joe Kent, seçim yapılmamasını da bu bağlamda eleştirdi.
Kent, Amerikan ve İngiliz istihbarat çevrelerinin Rusya’yı uzun süredir varoluşsal tehdit olarak gördüğünü, savunma sanayii açısından da savaşın sürmesinin güçlü teşvikler yarattığını söyledi. Ona göre bir başkan bu mekanizmaları ayrıntılı biçimde yönetip kapatmadıkça, savaş politikası otomatik pilotta sürebilir.
Dünya Savaşı Riski ve Kent’in Çıkış Önerileri
Programın sonunda Kent, İran savaşı, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun rolü, Çin’le ticaret savaşları, ABD’nin 40 trilyon dolarlık borcu ve nükleer silah kullanımının normalleşmesi gibi başlıkların birbirine bağlı olduğunu söyledi. Bu tabloyu “III. Dünya Savaşı’nın erken safhaları” olarak nitelendirdi.
“Bence III. Dünya Savaşı’nın erken safhalarındayız,” diyen Joe Kent, Orta Doğu’daki savaşın bölgedeki tüm ülkeleri etkilediğini, NATO ile Rusya’nın karşı karşıya geldiğini ve Çin’le ekonomik savaşların kızıştığını belirtti. Yine de diplomasinin hâlâ bazı gelişmeleri geri çevirebileceğini söyledi.
Kent’e göre İran’da ilk adım, ABD güçlerini bölgedeki üslerden çıkarmak ve ABD gemilerini İran’ın vurabileceği mesafeden uzaklaştırmak olmalı. Böylece İran’ın şans eseri çok sayıda Amerikan askerini öldürecek bir saldırıyla ABD’yi yeniden savaşa çekme ihtimali azaltılabilir.
İran’la sessiz diplomasi yürütülmesini, Hürmüz’ün açılması karşılığında yaptırım hafifletme ve dondurulmuş varlıklar gibi konuların konuşulmasını önerdi. Ancak bunun için İsrail’in “anlamlı biçimde sınırlandırılması” gerektiğini savundu. İsrail’in ABD’yi yeniden savaşa çekebilecek adımlar atmasını önlemek için askeri fonların kesilmesi ve gerekirse yaptırımların gündeme gelmesi gerektiğini söyledi.
Rusya-Ukrayna cephesinde ise Kent, ABD’nin Ukrayna’ya finansman, destek ve hedefleme rehberliği sağlamayı gerçekten durdurduğunu göstermesi gerektiğini belirtti. Zelenskyy hükümetine müzakere masasına oturması gerektiğinin söylenmesini savundu. Istanbul anlaşmasının artık Rusya tarafından aynı koşullarla kabul edilmeyebileceğini, ancak bir başlangıç çerçevesi olabileceğini söyledi.