Tucker Carlson

Mr. Jermy: “Batı, Rusya ile Savaşın Doğasını Anlamadı”

İngilizce yapılan söyleşide Tucker Carlson ile “Mr. Jermy” olarak anılan konuk, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun rolü, Avrupa’nın güvenlik hesapları, İran savaşı ve enerji piyasalarındaki kırılganlık üzerine konuştu. Konuk, Batı’nın Rusya ile savaşı stratejik düzeyde yanlış okuduğunu, Avrupa’nın enerji ve askeri savunma açısından ciddi risk altında olduğunu savundu.

Rusya-Ukrayna savaşının doğası

Carlson, ABD kamuoyunda İran’a odaklanıldığı için Ukrayna cephesinin “çıkmazda” sanıldığını söyledi ve konuğa Rusya-Ukrayna savaşında ne gördüğünü sordu. Mr. Jermy, bu algıya katılmadığını belirtti. Batı’da sık sık “Rusya savaş alanında kaybediyor” ve “Rus ekonomisi çökmek üzere” denildiğini, ancak kendisine göre bunları destekleyen kanıt bulunmadığını savundu.

“Batı, Rusya ile savaşın doğasını anlamadı; İran konusunda da aynı şey geçerli,” diyen Mr. Jermy, Rusya açısından savaşın “varoluşsal” görüldüğünü ifade etti. Ona göre Moskova, Rusya’nın korunması için savaştığını düşünüyor. Kaya Kallas gibi isimlerin Rusya’nın parçalanması gerektiğini söylemesinin Moskova’daki güvenlik algısını güçlendirdiğini söyledi.

Konuk, savaşın başından itibaren Rusya’nın amacının Ukrayna’yı tamamen işgal etmek olmadığını savundu. Bunun gerekçesi olarak da Rusya’nın başta kullandığı yaklaşık 190 bin askerin Ukrayna büyüklüğünde bir ülkeyi işgal etmeye yetmeyeceğini söyledi. “Bu her zaman Donbass ile ilgiliydi,” diyen Mr. Jermy, ilk aşamada askeri gücün diplomatik angajmanı desteklemek için kullanıldığını belirtti.

İstanbul anlaşması ve Boris Johnson iddiası

Mr. Jermy, Rusya ile Ukrayna arasında savaşın ilk gününden itibaren görüşmeler başladığını, Mart ayında tarafların savaşı durdurabilecek bir anlaşmayı imzalamaya hazır olduğunu ileri sürdü. Bu anlaşmanın Ukrayna için tarafsızlık, NATO üyeliğinden vazgeçme ve Donbass için kendi kaderini tayin gibi başlıklar içerdiğini söyledi.

Konuk, “Bu anlaşma imzalanmaya hazırdı ve Boris Johnson olmasaydı, neredeyse eminim imzalanırdı,” diyerek Johnson’ın, Biden’ın desteğiyle Zelensky’yi Rusya’ya karşı savaşmaya ikna ettiğini savundu. Bu iddiasını kesin kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, kendi değerlendirmesi olarak sundu.

Bundan sonra Rusya’nın stratejisinin değiştiğini söyledi. Ona göre ikinci aşamada Moskova, NATO ile de savaşmak zorunda kalabileceğini görerek geri çekilip Surovikin Line olarak bilinen savunma hattına geçti. Üçüncü aşamayı “yıpratma savunması” diye tanımladı. Bu aşamada Rusya’nın hedefinin Ukrayna ordusunun insan gücünü ve malzemesini tüketmek olduğunu söyledi.

Batı’nın motivasyonu ve strateji eksikliği

Carlson, Rusya’nın bakış açısını anladığını, çünkü herhangi bir ülkenin kendi parçalanma çağrılarını varoluşsal tehdit sayacağını söyledi. Buna karşılık ABD ve NATO ortaklarının neden Rusya ile savaş istediğini anlamadığını belirtti.

Mr. Jermy, Batı’nın politikasını “askeri strateji” değil “siyasi anlatı” yönlendiriyor diye değerlendirdi. “Rus operasyonları bir askeri stratejiyle, Batı operasyonları ise değişen hedeflere sahip bir siyasi anlatıyla yönlendiriliyor,” diyen Mr. Jermy, NATO tarafındaki bazı aktörlerin ilk hedefinin muhtemelen Rusya’yı parçalamak olduğunu savundu. 2018 tarihli RAND çalışması “Extending Russia”ya atıf yaptı.

Konuk, NATO’nun genişlemesinin sonuçlarının yeterince düşünülmediğini söyledi. Ona göre NATO gerçekten Rusya’nın karşılık vereceğini öngörseydi ya ciddi savunma hazırlıkları yapardı ya da bu politikayı izlemezdi. “Yüksek bir kesinlikle söyleyebiliriz ki bunu etraflıca düşünmediler,” diye konuştu.

Avrupa liderliği eleştirisi

Carlson, Kaya Kallas hakkında sert ifadeler kullandı ve Avrupa Birliği gibi bir yapının böyle bir ismi nasıl liderlik pozisyonuna taşıdığını sordu. Mr. Jermy, benzer sorunun Ursula von der Leyen için de sorulabileceğini söyledi. Von der Leyen’in Almanya savunma bakanı olduğu dönemde “Almanya’nın gördüğü en kötü savunma bakanı” olarak anıldığını ileri sürdü.

Konuk, Batı’daki liderlik kalitesini genel olarak eleştirdi. “Bu, yaşadığım süre boyunca gördüğümüz en kötü liderler grubu olabilir,” diyen Mr. Jermy, sorunun yalnızca siyasetçilerde olmadığını; üst düzey askerler, diplomatlar ve istihbarat yetkililerinin de stratejik düşünme eksikliği yaşadığını savundu.

Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Ukrayna ve İran müdahalelerini örnek göstererek Batı’nın bu yüzyıldaki stratejik operasyonlarda başarısız olduğunu iddia etti. Başarı ölçütünü operasyonun etkili, kalıcı ve verimli olup olmadığıyla tanımladı; bu ölçütlere göre Batı’nın başarısız olduğunu söyledi.

Rusya ile savaş senaryosu ve NATO’nun sınırları

Mr. Jermy, “The Coming War with Russia” başlıklı yazısında bir senaryo geliştirdiğini söyledi. Avrupa’da bazı çevrelerin 2030’da Rusya ile savaşa hazır olunacağını savunduğunu, fakat Rusya’nın o tarihe kadar bekleyeceğini varsaymanın yanlış olduğunu belirtti.

Senaryosunda Rusya’nın E3 olarak andığı Almanya, Britanya ve Fransa’nın Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli silahlar nedeniyle Avrupa’daki drone ve füze fabrikalarını hipersonik füzelerle vurabileceğini söyledi. Bunun bir öngörü değil, risk değerlendirmesi yapılması için kurgulanmış bir senaryo olduğunu vurguladı.

Böyle bir durumda NATO’nun Article 5 (5. Madde) mekanizmasının gündeme geleceğini, ancak bunun tüm NATO ülkelerinin aynı şekilde savaşa gireceği anlamına gelmediğini söyledi. Macaristan ve İspanya gibi ülkelerin savaşa katılmak istemeyebileceğini öne sürdü. ABD’nin de Avrupa kıtasında Rusya’ya karşı kara savaşı için asker göndermek istemeyebileceğini değerlendirdi.

“NATO, insanların sandığı gibi tarihin en güçlü koalisyonu değil,” diyen Mr. Jermy, İkinci Dünya Savaşı’ndaki ABD, Britanya, Commonwealth, Rusya ve Çin’den oluşan müttefik koalisyonunun çok daha güçlü olduğunu söyledi.

Avrupa’nın hava savunması ve enerji kırılganlığı

Konuk, Avrupa’nın hava savunmasında zayıf olduğunu söyledi. Deniz kuvvetlerindeki görevlerinden birinde hava savunma destroyer kaptanı ve anti-air warfare commander olarak çalıştığını belirtti. Avrupa’nın yoğun drone saldırılarına karşı zorlanacağını, konvansiyonel balistik füzelere karşı çok sınırlı kapasitesi olduğunu ve hipersonik füzelere karşı “hiçbir yanıtı” bulunmadığını ileri sürdü.

MIT profesörü Ted Postol’a atıf yaparak Patriot PAC-3 sistemlerinin etkinliğinin yüzde 3 civarında olabileceğini söyledi. Bu iddiayı kendi değerlendirmesi içinde aktardı.

Enerji altyapısının Rusya için olası hedef olabileceğini savundu. Milford Haven veya Rotterdam’daki LNG ya da petrol terminallerine bir füze isabet etmesinin büyük hasar yaratacağını söyledi. Avrupa’nın Rus petrolü, gazı ve dizelinden kopmasının zaten ekonomileri zayıflattığını belirtti. Avrupa’nın daha önce gazının yüzde 40’ını Rusya’dan aldığını, Rus dizelinin de Avrupa dizelinin yüzde 40’ını sağladığını söyledi.

“Modern bir sanayi toplumunu dizel olmadan nasıl çalıştıracağınızı bana açıklayabilirseniz dinlerim; ama ben bilmiyorum,” diyen Mr. Jermy, dizelin tarım, balıkçılık, gıda lojistiği, inşaat, yenilenebilir enerji ve nükleer enerji sistemlerinin işletilmesi için kritik olduğunu vurguladı.

Enerji, GDP ve ekonomik kriz uyarısı

Mr. Jermy, enerji kullanımı ile GDP arasında çok yakın matematiksel ilişki olduğunu savundu. Enerji sistemden çıkarıldığında ekonomide benzer büyüklükte bir etkinin görülebileceğini söyledi. “Dünyanın enerjisinin yüzde 10’unu sistemden çıkarırsanız, küresel GDP’de yüzde 10’luk düşüşe şaşırmayın,” dedi.

Böyle bir daralmanın depresyon sınırına yaklaşabileceğini belirtti. Avrupa’nın günde yaklaşık 12 milyon varil ithalat yaptığını, Norveç’in görece kendine yeterli olduğunu, Avrupa’nın genelinin ise çok kırılgan olduğunu söyledi.

Risk değerlendirmesi yapılmadan Rusya içlerine uzun menzilli saldırıların sürdürülmesini “çok tehlikeli bir varsayım” olarak niteledi. “Rusların karşılık vermeyeceğini varsayıyoruz; bence bu çok tehlikeli bir tahmin,” diyen Mr. Jermy, Avrupa’da bu konuda kamuoyu önünde siyasi tartışma yapılması gerektiğini savundu.

Nükleer risk tartışması

Carlson, Avrupa’nın Rusya’ya karşı konvansiyonel savaşı kazanamayacağını, ancak Britanya ve Fransa’nın nükleer silahlara sahip olduğunu söyleyerek nükleer karşılık ihtimalini sordu. Mr. Jermy, Britanya veya Fransa’nın konvansiyonel bir savaşı desteklemek için nükleer silah kullanmasının “ulusal intihar” anlamına geleceğini söyledi.

Rusya’nın yaklaşık 5.500 nükleer silaha sahip olduğunu, Britanya’nın ise yaklaşık 200 civarında nükleer silahı bulunduğunu belirtti. Böyle bir kararın intihara yakın olacağını, bu nedenle gerçekleşeceğini düşünmediğini söyledi. Ancak Rus stratejik bombardıman gücüne yönelik saldırıları “inanılmaz stratejik pervasızlık” olarak niteledi ve Rus nükleer doktrinine göre nükleer üçlünün bir unsuruna saldırı halinde nükleer karşılık seçeneğinin bulunduğunu savundu.

NATO ve diplomasi

Mr. Jermy, NATO’yu sorunun merkezinde gördüğünü söyledi. “NATO, kendi varlığının yarattığı tehditle yüzleşmek için var; ama varlığının yarattığı tehditle yüzleşecek güce sahip değil,” diyen Mr. Jermy, ittifakın güvenlik garantisinin sanıldığından daha sınırlı olduğunu savundu.

Ukrayna ordusunu savaş deneyimi bakımından dünyada ikinci, Rus ordusunu ise birinci sırada gördüğünü söyledi. Çin’in de bu savaşı yakından izlediğini belirtti. NATO’nun farklı kapasitelere sahip ülkelerden oluşan dağınık bir koalisyonla Rusya’yı yenebileceği fikrinin kendisine gerçekçi görünmediğini ifade etti.

Diplomasi konusunda ise Batı’nın Rusya’yı dışlayarak barış çözümü konuşmasını “en üst düzey diplomatik beceriksizlik” olarak niteledi. Britanya-İrlanda ilişkilerindeki Troubles döneminde bile diplomatik temasların sürdüğünü hatırlatarak Rusya ile de iletişim kurulması gerektiğini savundu.

Hormuz Boğazı ve enerji piyasaları

Söyleşinin ilerleyen bölümünde Carlson, Mr. Jermy’ye enerji piyasalarını sordu. Konuk, özellikle Strait of Hormuz (Hormuz Boğazı) kapanmasının etkilerinin gecikmeli ortaya çıkacağını söyledi. Boğazdan günde 20 milyon değil, yaklaşık 13 milyon varil petrol çıktığını belirtti ve bunun sistemden çekilmesinin kaçınılmaz sonuçları olacağını savundu.

Gemilerin ABD’ye ve Cushing gibi merkezlere ulaşmasının yaklaşık iki ay, Avrupa’ya ulaşmasının yaklaşık bir ay sürdüğünü söyledi. Bu nedenle etkilerin hemen görülmediğini; stoklar, petrol bolluğu ve stratejik rezervlerin gecikme yarattığını anlattı. ABD Strategic Petroleum Reserve seviyesinin düşük olduğunu, aklındaki rakamın yaklaşık yüzde 20 olduğunu söyledi.

Çin’in talebini yaklaşık günde 5 milyon varil azalttığını, bunun önemli bir düşüş olduğunu belirtti. Çin’in stratejik petrol rezervinin yaklaşık 1,3 milyar varil olduğunu söyledi. Bu adımın yalnızca Çin’in kendi çıkarları için değil, Doğu Asya’daki ihracat pazarlarının korunması için de düşünülmüş olabileceğini ifade etti.

Petrol fiyatları ve küresel resesyon ihtimali

Carlson, Brent petrolün geçen hafta 71 dolar civarında olduğunu ve Hormuz’un kapanmasından yaklaşık dört ay sonra fiyatın bu kadar düşük kalmasına şaşırdığını söyledi. Mr. Jermy de şaşırdığını belirtti. Bunun gecikme ve vadeli piyasalar ile fiili teslimat fiyatları arasındaki farkla ilişkili olabileceğini söyledi.

Singapurlu bir meslektaşının, Brent veya WTI fiyatından bağımsız olarak Singapur’da ham petrolün varil başına 200 dolardan alındığını söylediğini aktardı. Bunun hâlâ geçerli olup olmadığını bilmediğini ekledi. Ayrıca 2007-2008 küresel finans krizini hatırlatarak petrol fiyatlarının 150 dolar civarına çıkmasının yeni bir finansal çöküşe katkı yapabileceğini savundu.

Enerji piyasalarında tek bir karar verici bulunmadığını vurguladı. “Enerji krizinde sorun şu: kimse sorumlu değil,” diyen Mr. Jermy, piyasa yapısında hiçbir kurumun birkaç düğmeye basarak sistemi yeniden düzgün çalıştırmasının mümkün olmadığını belirtti.

Savaşların nasıl bitebileceği

Son bölümde Carlson, Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki iki çatışmanın ne kadar sürebileceğini sordu. Mr. Jermy, Orta Doğu için Hormuz’un kapanmasının ABD’ye ekonomik ve siyasi etkileri ağırlaştıkça İran savaşının sona ermesine yol açabileceğini düşündüğünü söyledi. Ara seçimler yaklaşırken fiyat artışları ve küresel ekonomideki hasarın ABD’de farklı bir siyasi atmosfer yaratabileceğini savundu.

Rusya-Ukrayna savaşı için ise sonucun Avrupa’daki ekonomik krize bağlı olabileceğini değerlendirdi. Almanya’nın muhtemelen halihazırda resesyonda olduğunu, Britanya ve Fransa’nın da eşiğinde olabileceğini söyledi. Avrupa derin ekonomik sıkıntıya girerse, ülkelerin GDP’nin yüzde 5’ini savaşa ayırmasının zorlaşacağını savundu.

Alternatif olarak Rusya’nın Kiev’e yeni bir hamle yapabileceğini, bunun askeri değil siyasi amaçlı olabileceğini öne sürdü. Kiev hükümeti çökerse savaşın “bitmiş” sayılabileceğini söyledi. Putin’in iç baskı altında olduğunu kabul etti, ancak onu “çok stratejik” bir lider olarak gördüğünü belirtti.

“Bence sinirlerine hâkim olacak ve stratejik olarak doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapacak,” diyen Mr. Jermy, Putin’in Batı’nın uzun menzilli silahlarla Rusya içlerine saldırı riskini ciddiye alması halinde ölçülü bir yanıt verebileceğini değerlendirdi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol