İsmi Belirtilmeyen Konuk: ABD’nin İran Savaşındaki Hedefleri Sürekli Değişiyor
İngilizce kaydedilen bölümde ismi belirtilmeyen sunucu ile ismi belirtilmeyen konuk, ABD’nin İran’a yönelik bombardımanını, Israel’in bu aşamada neden saldırılara katılmadığını, Strait of Hormuz’un kapanması ihtimalini ve Washington’ın savaş hedeflerindeki belirsizliği tartıştı. Bölüm, konuşmacıların ABD ve Israel’in İran’a dönük stratejisinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine odaklandı.
Israel’in Saldırıya Katılmaması
Sunucu, tartışmayı “İran’a geri dönelim” sözleriyle açarak, bu bombardımanın görünürde yalnızca ABD tarafından yürütülmesine dikkat çekti. Israel’in bu kez saldırıya katılmamasının şaşırtıcı olup olmadığını ya da bunun bir açıklaması bulunup bulunmadığını sordu.
Konuk, bu durumun Israel açısından avantajlı göründüğünü söyledi. Ona göre Israel, önceki iki turda İran’dan ağır darbe aldı ve bu nedenle bu aşamada kenarda durup maliyeti ABD’nin üstlenmesine izin vermesi kendi açısından yararlı olabilir. "Bunun Israel için elverişli olduğunu düşünüyorum," diyen ismi belirtilmeyen konuk, "ilk iki turda oldukça ağır darbe aldılar; bu yüzden bu kez kenarda durup Amerikalıların maliyeti üstlenmesine izin vermeleri Israel için faydalı görünüyor" şeklinde değerlendirdi.
Konuk ayrıca Israel’in “oldukça küçük bir ülke” olduğunu vurguladı ve İran’ın ona ciddi zarar verebileceğini belirtti. Bu nedenle Israel’in saldırı dışında kalmasının askeri ve siyasi açıdan anlaşılabilir olduğunu savundu. Ancak aynı zamanda durumun “biraz garip” olduğunu da ekledi. Konuğun ifadesine göre ABD’nin İranlıları daha yoğun bombardımana katılmaya ya da karşılık vermeye zorlamak istemesi ihtimal dahilindeydi; yine de bu, net biçimde ortaya konmuş bir hedef değildi.
Washington’ın Hedefi Ne?
Sunucu, Donald Trump’ın üslubunu sert biçimde eleştirerek onun “mafya patronu gibi tehdit ettiğini” söyledi. Aynı zamanda Trump’ın bu meseleye dair anlayışının “ciddi biçimde sınırlı ya da hatta yok” göründüğünü savundu. Sunucu, ABD’nin daha önceki bombardımanlarının İran’da rejim değişikliği yaratmadığını ve İranlıları müzakere masasında “yalvarır” hale getirmediğini hatırlatarak, bu kez neden farklı bir sonuç beklenebileceğini sordu.
Konuk, asıl hedefin ne olduğunun belirsiz olduğunu söyledi. Ona göre başlangıçta rejim değişikliğinden söz ediliyordu. Ayatollah Khamenei’nin öldürülmesinin ardından ABD ve müttefikleri, onun ölümünden sonra sistemin çökeceğini varsayarak “zafer turu” attı. Ancak konuşmacıya göre rejim değişikliği gerçekleşmedi. "Gerçek hedefin ne olduğu da belirsiz," diyen ismi belirtilmeyen konuk, "başlangıçta rejim değişikliğinden söz ediliyordu; Ayatollah Khamenei’yi öldürdüklerinde, o ölünce her şeyin dağılacağını varsayarak küçük bir zafer turu attılar" diye açıkladı.
Konuk, bu ilk hedef gerçekleşmeyince başarıyı ilan etmek için başka ölçütlere geçildiğini söyledi. Önce İran’ın nükleer programının “yok edildiği” iddia edildiğini, sonra bunun böyle olmadığının ortaya çıktığını belirtti. Ardından hedefin İran’ın balistik füze programını zayıflatmak olarak tanımlandığını ve bunun başarıldığının savunulduğunu aktardı. Daha sonra ise savaşın amacının Strait of Hormuz’u açmak gibi gösterilmeye başlandığını söyledi.
Ancak konuk bu hedefi de “tuhaf” bulduğunu ifade etti. Ona göre Strait of Hormuz, ABD saldırmadan önce zaten açıktı. "Şimdi hedef, Strait of Hormuz’u açmakmış gibi görünüyor; ama bu savaş için tuhaf bir hedef, çünkü bu boğaz ABD saldırmadan önce tamamen açıktı," diyen konuk, "sanırım bu savaşın ilan edilen hedefleri, ABD’nin zafer ilan etme yolunu bulma ihtiyacına göre değişecek" değerlendirmesinde bulundu.
Strait of Hormuz ve Öngörü Meselesi
Sunucu, White House (Beyaz Saray), National Security Council (Ulusal Güvenlik Konseyi) ve Pentagon’un, ABD ve Israel’in İran rejimini yok etmeye dönük girişimlerinin Strait of Hormuz üzerinde yaratacağı sonuçları öngörememiş olup olamayacağını sordu. Soruyu, bu kurumların “bu kadar aptal, kör ya da kalın kafalı” olup olamayacağı şeklinde sert ifadelerle yöneltti.
Konuk, normal şartlarda bunun öngörülmesi gerektiğini söyledi. Ancak savaş dönemlerinde propagandacıların rolüne dikkat çekti. Ona göre savaşın gerçek jeostratejik amacı, bölgedeki başlıca rakibi devre dışı bırakmaktır; propaganda ise bunu İranlıları özgürleştirmeyi amaçlayan “özgecil” bir savaş gibi sunar. "Bir savaş olduğunda, savaş propagandacılarının amacı esasen jeostratejik hedefleri satmaktır," diyen konuk, "bölgedeki kilit rakibi saf dışı bırakmayı, İranlıları özgürlük için kurtarma savaşı gibi anlatırlar" ifadesini kullandı.
Konuk, bu anlatının Trump’ın “tüm bir medeniyeti yok etmekten” söz etmesiyle ve “B. Tech Seth” olarak aktarılan kişinin “her gün, bütün gün yukarıdan ölüm ve yıkım” ifadelerini kullanmasıyla zayıfladığını savundu. Bu nedenle ABD tarafının neyi başarabileceğini abarttığını düşündüğünü belirtti.
İran’ın Niyeti ve Kapasitesi
Konuk, bir hasmı ya da tehdidi değerlendirirken iki şeye bakılması gerektiğini söyledi: niyetler ve kabiliyetler. İran açısından niyetlerin açık olması gerektiğini savundu. Ona göre İran, varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Konuk, bunun sadece hükümetin iktidarda kalması ya da kadınları baskı altında tutmasıyla ilgili olmadığını söyledi. ABD ve Israel’in hedefinin İran’ı etkisizleştirmek olduğunu, ideal olarak da yerine bir kukla rejim yerleştirmek istediklerini savundu.
Bu noktada konuk, eski Shah monarşisinin geri getirilmesi gibi bir seçeneğin İran’da hükümeti birleştiremeyeceğini ileri sürdü. Ona göre böyle bir senaryo, İran’ı Syria ve Libya benzeri şekilde parçalanmış ve yıkılmış bir ülkeye dönüştürebilir. "İranlılar için bu varoluşsal bir tehdit," diyen konuk, "bu konuda dürüst olsaydık, İranlıların taviz vermeyeceğini ve sonuna kadar savaşacağını bilirdik" diye vurguladı.
Konuk ayrıca İran’ın eski statükoya dönmek istemeyeceğini söyledi. Bu statükoyu “47 yıllık yaptırımlar” ve “her an bombalanma ihtimali” olarak tarif etti. Ona göre İran, Strait of Hormuz üzerindeki etkisini sürdürmek ve bölgedeki ABD üslerinden kaynaklandığını düşündüğü tehdidi ortadan kaldırmak isteyecektir. "Eski statükoya, yani 47 yıllık yaptırımlara ve her an bombalanma ihtimaline geri dönmeye razı olmazlar," diyen konuk, "Strait of Hormuz’u ellerinde tutmak ve bölgedeki ABD üsleri tehdidini ortadan kaldırmak isterler" şeklinde konuştu.
Konuk, ikinci unsurun kapasite olduğunu belirtti. İran’ın kolayca bombalanabilecek “geri kalmış” ya da küçük bir ülke olmadığını söyledi. İran’ın büyük askeri kapasitesi, uzun menzilli ve güçlü füzeleri ile drone programı bulunduğunu; bunların da yer altında iyi korunduğunu savundu. Ona göre İran’ın niyetleri ve kapasitesi dürüst biçimde değerlendirilseydi, nasıl karşılık vereceği öngörülebilirdi.
Diplomasiye Güvensizlik ve Bölgesel Güvenlik
Konuk, İranlıların artık ABD ile yapılacak diplomatik anlaşmalara güvenmediğini savundu. Kendi podcast’inde de ABD saldırısından önce İranlıları ağırladığını ve onların ne yapacaklarını açıkça anlattığını söyledi. Buna göre İranlılar Strait of Hormuz’u kapatacaklarını, bölgedeki tüm ABD üslerini yok edeceklerini ve güvenliklerini artırmak için meseleyi kendi ellerine alacaklarını ifade etmişti.
"ABD saldırmadan önce İranlıları podcast’imde ağırladım ve ne yapacaklarını tam olarak anlattılar," diyen konuk, "Strait of Hormuz’u kapatacaklarını, bölgedeki bütün ABD üslerini yok edeceklerini söylediler" ifadelerini aktardı. Konuk, İran’ın gelecekte barışa ulaşabilmesi için Strait of Hormuz’u elinde tutması ve ABD üslerini bölgeden çıkarması gerektiğini düşündüğünü belirtti. Ona göre böyle bir durumda İran bölgeyi kendi lehine çevirmeye başlayabilir ve bu da kendi güvenliğini artırır.
Bölüm boyunca sunucu, Trump yönetiminin mantığını ve öngörüsünü sorgulayan bir çizgi izledi. Konuk ise ABD’nin savaş hedeflerinin sürekli değiştiğini, Israel’in saldırı dışında kalmasının kendi çıkarına olabileceğini ve İran’ın vereceği karşılığın öngörülebilir olduğunu savundu. Tartışmada, ABD bombardımanının rejim değişikliği, nükleer program, balistik füze kapasitesi ya da Strait of Hormuz gibi farklı gerekçelerle açıklanmasının, Washington’ın “zafer” ilan edebileceği bir ölçüt aramasıyla bağlantılı olduğu ileri sürüldü.