Sid Rosenberg’den İran’a Kara Harekâtı ve Rejim Değişikliği Çağrısı
İngilizce yayımlanan podcast bölümünde, Amerikan radyo sunucusu Sid Rosenberg’in İran’a karşı geniş çaplı saldırı, gerekirse kara birliklerinin kullanılması ve rejim değişikliği çağrısı ele alındı. Adları belirtilmeyen program sunucuları, Rosenberg’in yaklaşımını Donald Trump’ın savaş konusundaki tutumu, Israel Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun çıkarları ve Amerikan askerlerinin olası kayıpları üzerinden sert biçimde eleştirdi.
Rosenberg’den geniş çaplı saldırı çağrısı
Programın başında sunuculardan biri, konuğunun analizine ayrılan zamanın sınırlı olması nedeniyle normalde uzun kayıtlar oynatmadığını, ancak Sid Rosenberg’in sözlerinin mutlaka dinlenmesi gerektiğini söyledi. Diğer sunucu da görüntü ya da kaydın “inanmak için görülmesi gerektiği” değerlendirmesinde bulundu. Bunun ardından yapım ekibinden Chris’e Rosenberg’in konuşmasının ilk bölümünü oynatması söylendi.
Rosenberg, President Trump’ın istemediği bir adımı sonunda atmak zorunda kalacağını ileri sürdü. İran’a karşı mevcut yöntemlerin yeterli olmadığını savunan Rosenberg, çatışmanın ancak çok büyük ve kapsamlı bir saldırıyla sona erdirilebileceğini öne sürdü.
“President Trump’ın yapmak istemediği şeyi yapmak, yani oraya bu devasa ve topyekûn saldırıyla girmek zorunda kalması kaçınılmaz,” diyen Sid Rosenberg, “Bunu durdurmanın başka yolu yok. Bunu sona erdirmenin başka yolu yok,” şeklinde açıkladı.
Rosenberg, konuşmasında “Midnight Hammer” olarak andığı operasyonun ve “zafer” diye nitelendirdiği gelişmenin olumlu olduğunu söyledi. Ancak askeri harekâtın başlatılmasının tek başına yeterli olmadığını savundu. Bir kez çatışmaya girildikten sonra bunun kesin bir sonuçla tamamlanması gerektiğini ileri süren Rosenberg, kabul edilebilir tek sonucun İran’ın tümüyle teslim olması olduğunu belirtti.
“Bir kez başladığınızda bunun bir bitişi olmalı; tek bitiş de İranlıların tamamen teslim olmasıdır,” diyen Rosenberg, “Bunu söylemekten nefret ediyorum ama tam bir imha,” ifadesini kullandı.
Rosenberg’in “tam imha” sözleriyle tam olarak hangi askeri ya da siyasi hedefleri kastettiğine dair kayıtta ayrıntılı bir açıklama yer almadı. Bununla birlikte konuşmasının devamında Islamic Revolutionary Guard Corps’un (İslam Devrim Muhafızları Ordusu, IRGC) iktidarda bırakılmaması ve İran’da rejim değişikliğine gidilmesi gerektiğini açıkça savundu.
Amerikan askerlerinin görevi üzerine sözleri
Rosenberg, olası bir kara harekâtına karşı Amerikan askerlerinin hayatını koruma temelinde dile getirilen itirazlara da karşı çıktı. United States Army ve Marines’in böyle bir savaşta görev yapmak üzere var olduğunu söyleyen Rosenberg, askerlerin üstlendikleri riskin bilincinde olduklarını öne sürdü.
“Ordumuz ve Marines’imiz bir nedenle var; havaalanında elinizi sıkıp inişinizi beklemek için orada değiller,” diyen Sid Rosenberg, Amerikan askerî gücünün savaşmak amacıyla oluşturulduğunu vurguladı.
Rosenberg, kendi değerlendirmesine göre ABD içinde mevcut bir tehdit bulunmadığını söyledi. Bu nedenle askerlerin başka bir cephede kullanılabileceği yönünde bir düşünce ortaya koydu. Amerikan ordusunda görev yapan erkek ve kadınları “cesur” olarak nitelendiren Rosenberg, onların neye imza attıklarını bildiklerini savundu.
Konuşmasında “Bu savaş” ifadesini kullanan Rosenberg, kimsenin ölmesini istemediğini de ekledi. Buna karşın savaş koşullarında kayıp yaşanabileceğini kabul etmek gerektiğini ileri sürdü. Çatışmanın 47 yıl önce başladığını iddia eden Rosenberg, başlangıcın sorumluluğunu “onlar” diye tanımladığı İran tarafına yükledi. Bu 47 yıllık süreye ilişkin başka bir tarihsel açıklama ya da kanıt kayıtta sunulmadı.
Rosenberg, Amerikan askerlerinin ölmesini istememenin ahlaki bakımdan anlaşılır bir tutum olduğunu kabul etti. Kendisinin de aynı duyguyu taşıdığını söyledikten sonra asıl hedefin savaşı kazanmak olması gerektiğini savundu. Böylece asker kayıplarından kaçınma isteğiyle askeri zafer arasında bir gerilim bulunduğunu kabul ederken, önceliği zafere verdi.
“Ahlaki tutumun ‘Çocuklarımızın ölmesini istemiyorum’ demek olduğunu biliyorum; ben de aynı şekilde hissediyorum,” diyen Rosenberg, “Ama kazanmak zorundayız,” şeklinde değerlendirdi.
Kara birlikleri konusundaki belirsizlik
Rosenberg, kara birliklerinin mutlaka konuşlandırılması gerektiğini kesin biçimde söylemedi. Savaşın Amerikan askerleri İran topraklarına gönderilmeden de kazanılabileceğini belirtti, ancak bunun mümkün olup olmadığını bilmediğini açıkça ifade etti. Askerî bilgi bakımından emekli General Jack Keane’in uzmanlığına sahip olmadığını söyleyerek değerlendirmesinin sınırlarını kabul etti.
“Kara birlikleri göndermeden kazanabiliriz, belki bunu yapabiliriz; bilmiyorum, ben Jack Keane değilim ve bu tür bilgilere sahip değilim,” diyen Sid Rosenberg, böyle bir sonucun mümkün olması hâlinde bundan memnuniyet duyacağını belirtti.
Buna karşılık Rosenberg, savaşın kazanılması için ileride kara birlikleri gerekli hâle gelirse bu seçeneğin kullanılmasını destekledi. Askerlerin zaten bu tür görevler için orduya katıldığını savunan Rosenberg, olası kayıpları askerî hizmetin kabul edilmiş bir sonucu olarak sundu.
Rosenberg’in bu bölümde kullandığı ifadeler, program sunucularının daha sonra yönelteceği eleştirinin merkezini oluşturdu. Çünkü Rosenberg, askerlerin yalnızca ülke için değil, doğrudan President Trump için de savaşmak üzere görev yaptığını söyledi.
“Bu ülke için, President Trump için savaşmak ve dünyayı İran rejimi gibi kötü hayvanlardan kurtarmak üzere orduya katıldılar,” diyen Rosenberg, kara harekâtı gerekirse askerlerin görevlerini yerine getirmesi gerektiğini savundu.
IRGC ve rejim değişikliği talebi
Rosenberg, savaşın yalnızca belirli askerî hedeflerin vurulmasıyla bitirilmesine karşı çıktı. IRGC’nin iktidarda kalması durumunda aynı sorunların beş veya on yıl içinde yeniden yaşanacağını ileri sürdü. Bu öngörüsünü, Trump’ın gelecekte artık görevde olmayacağı bir döneme bağladı.
Rosenberg, Trump’tan söz ederken onu “büyük President Trump” diye nitelendirdi. Ardından “affedersiniz” ifadesini kullandı ancak neden özür dilediğini açıklamadı. Asıl savı, Trump döneminde kalıcı bir sonuç alınmaması hâlinde sonraki Amerikan yönetimlerinin İran kaynaklı aynı meselelerle karşılaşacağı yönündeydi.
Bu nedenle mevcut aşamada başka seçenek kalmadığını öne süren Rosenberg, İran’a girilmesini ve rejim değişikliğinin açık bir hedef hâline getirilmesini istedi. “Rejim değişikliği” ifadesinin siyasi açıdan tartışmalı olduğunun farkında olduğunu belirterek bunu “iki kirli kelime” diye tanımladı.
“Evet, rejim değişikliği; bunun iki kirli kelime olduğunu biliyorum,” diyen Rosenberg, “Sonuçta savaşı kazanmanın bir parçası da budur,” şeklinde açıkladı.
Rosenberg’in yaklaşımında askerî zafer, İran’ın teslim olması, IRGC’nin iktidardan uzaklaştırılması ve rejim değişikliği birbirini tamamlayan hedefler olarak sunuldu. Ancak konuşmada böyle bir harekâtın kapsamı, süresi, asker sayısı, hukuki dayanağı, maliyeti veya İran’daki siviller üzerindeki olası sonuçları ele alınmadı.
Sunuculardan “Trump için savaş” ifadesine tepki
Kayıt sona erdikten sonra program sunucuları, Rosenberg’in Amerikan askerlerinin “President Trump için” savaştığı yönündeki sözlerine odaklandı. Sunuculardan biri, askerlerin ve deniz kuvvetleri personelinin Trump adına savaşmak üzere orduya katıldığı ifadesini şaşkınlıkla tekrarladı.
Diğer sunucu, Rosenberg’in gerçekte Israel için savaşmayı kastettiğini ileri sürdü. Bu yorum, Rosenberg’in açıkça söylediği sözlerden ziyade sunucunun onun siyasi niyetine ilişkin değerlendirmesi olarak aktarıldı.
“Askerlerin ve denizcilerin President Trump için savaşmak üzere orduya katıldığını bir düşünün,” değerlendirmesinin ardından konuşan adı belirtilmeyen sunucu, “‘President Trump için savaşmak’ diyor; yani aslında Israel için savaşmayı kastediyor,” şeklinde savundu.
Sunucu, Rosenberg’in kullandığı argümanların daha önce de aynı kişiler tarafından dolaşıma sokulduğunu öne sürdü. Trump’ın Netanyahu adına bu savaşa sokulduğunu iddia eden sunucu, bu süreçte benzer söylemleri tekrarladığını düşündüğü bazı yorumcuların isimlerini saydı.
Mark Thiessen, Mark Dubowitz ve Mark Levin eleştirisi
Sunucular, “üç Mark” olarak tanımladıkları Mark Thiessen, Mark Dubowitz ve Mark Levin’i aynı siyasi çizginin temsilcileri gibi sundu. İlk sunucu Thiessen ve Dubowitz’in isimlerini söyledikten sonra üçüncü ismi hatırlamak için kısa süre durdu; diğer sunucu Mark Levin’in adını ekledi.
Sunuculardan biri, bu üç ismin söylemlerinin birbirine benzediğini savunarak onları Likud’la ilişkilendiren küçümseyici bir tanımlama kullandı. Konuşmacı, “Hepsi bir tür tek Likudnik maskesinde birleşiyorlar,” ifadesiyle bu yorumcuların Israel siyasetine bakışlarının ayırt edilemeyecek ölçüde benzer olduğunu ileri sürdü.
Bu bölümde Mark Thiessen, Mark Dubowitz veya Mark Levin’den doğrudan bir alıntı yapılmadı. Üç ismin Trump’ı savaşa nasıl yönlendirdiğine ilişkin somut görüşmeleri veya eylemleri de açıklanmadı. Dolayısıyla programdaki bu anlatım, adı belirtilmeyen sunucunun siyasi değerlendirmesi ve suçlaması olarak kaldı.
Sunucunun Netanyahu’ya yaptığı atıf da aynı çerçevedeydi. Trump’ın savaşa Netanyahu’nun çıkarları doğrultusunda girdiği öne sürüldü; ancak bu iddiayı desteklemek üzere bölümde belge, resmî açıklama veya başka bir kanıt sunulmadı.
Ben Shapiro ve asker kayıpları tartışması
Sunucular daha sonra Ben Shapiro’nun da Rosenberg’e çok benzer ifadeler kullandığını iddia etti. Shapiro’nun asker kayıplarını kabul edilebilir gördüğünü ve bu savaşta askerlerin hayatını kaybedeceğini söylediğini aktardılar. Ancak podcast kesitinde Shapiro’nun kendi sesi dinletilmedi ve sözlerinin tam bağlamı verilmedi.
Sunucu, askerlerin savaş sırasında ölmesine ilişkin bu yaklaşımı eleştirirken Trump yönetimine dair ayrı bir iddia da ortaya attı. Buna göre Trump, ateşkes sırasında öldükleri gerekçesiyle bazı askerleri bu savaşta hayatını kaybeden hizmet mensupları listesinden çıkarmıştı.
Sunucu bu durumu kesinleşmiş bir olgu olarak değil, “sözde” bir ateşkes gerekçesine dayanan tartışmalı bir uygulama şeklinde anlattı. Aynı dönemde ABD’nin İran’a yönelik saldırıları artırdığını ileri sürerek ateşkes tanımına itiraz etti.
“Ne yazık ki o askerler açısından Trump, sözde bir ateşkes sırasında öldürüldükleri gerekçesiyle onları bu savaşta hayatını kaybeden hizmet mensupları listesinden çıkardı,” diyen adı belirtilmeyen sunucu, “Oysa bu ateşkes sırasında ABD gerilimi tırmandırıyor ve İran’a saldırıyordu,” şeklinde belirtti.
Kayıtta hangi askerlerden söz edildiği, kaç kişinin hayatını kaybettiği, listenin resmî adı veya çıkarılma işleminin hangi kurum tarafından yapıldığı açıklanmadı. Bu nedenle anlatılanlar, program sunucusunun nitelendirmeleri ve iddialarıyla sınırlı kaldı.
Kamuoyu desteği konusundaki karşıt görüş
Bölümün sonunda sunuculardan biri, Rosenberg ve benzer görüşleri savunan kişilerin Amerikan kamuoyunu temsil etmediğini ileri sürdü. Savaşı ve olası asker kayıplarını meşrulaştıran bu söylemleri yalnızca “Israel adına çalışan” isimlerin öne sürdüğünü iddia etti.
Sunucu, bu görüşü paylaşanların “neredeyse yalnızca” Rosenberg gibi kişiler olduğunu söyledi. Amerikan halkının ve özellikle genel kamuoyunun kara harekâtı, rejim değişikliği veya asker kayıplarını kabullenme yönünde aynı talebi dile getirmediğini savundu. Bununla birlikte bölümde kamuoyu araştırması, seçim sonucu veya başka bir istatistik paylaşılmadı.
Podcast kesiti böylece iki açık biçimde karşıt yaklaşımı ortaya koydu. Rosenberg, İran’ın tamamen teslim olması ve IRGC’nin iktidardan uzaklaştırılması için gerekirse Amerikan kara birliklerinin kullanılmasını savundu; rejim değişikliğini savaşın kazanılmasının bir parçası olarak gördü. Program sunucuları ise bu söylemin Amerikan halkından değil, Netanyahu ve Israel’in çıkarlarını desteklediğini düşündükleri dar bir yorumcu çevresinden geldiğini ileri sürdü.