Glenn Diesen

Eski BM Silah Müfettişi Scott Ritter: 'Trump 90 Milyon İnsanın Soykırımını Tehdit Ediyor, Isfahan Operasyonu Başarısızlıkla Sonuçlandı — ABD'nin Askeri Seçenekleri Tükendi, İsrail İçin Oyun Bitti'

Eski BM Silah Müfettişi Scott Ritter: "Trump Aklını Kaybetti, 90 Milyon İnsanın Soykırımını Tehdit Ediyor — ABD Isfahan Operasyonunda Başarısız Oldu, İran Bölgesel Dengeleri Değiştiriyor"

Eski BM silah müfettişi ve ABD Deniz Piyadeleri istihbarat subayı Scott Ritter, 7 Nisan 2026 tarihli bir podcast yayınında ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik son tehditleri, başarısız olan Isfahan özel operasyonu, bölgesel güç dengelerinin değişimi ve olası diplomatik çözüm yolları hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Ritter, Trump'ın Truth Social üzerinden yaptığı açıklamaları "soykırım tehdidi" olarak nitelendirirken, ABD'nin askeri seçeneklerinin tükendiğini ve diplomatik bir çıkış yolu bulunması gerektiğini vurguladı.

Trump'ın Tehditleri ve Anayasal Kriz

Ritter, Trump'ın Truth Social platformunda yaptığı "bu gece tüm medeniyet ölecek" yönündeki paylaşımlarını son derece sert bir dille eleştirdi. "90 milyon insanın soykırımını tehdit eden bir başkanınız olduğunda, bu hiçbir koşulda rasyonel düşünce olarak yorumlanamaz," diyen Ritter, "Bu, açıkça aklını kaybetmiş, rasyonel düşünme yetisini yitirmiş bir başkandır. ABD Başkanlık makamını işgal etmeye ehil olmayan bir adamdır," şeklinde değerlendirdi.

Ritter, ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü savaşın yasadışı bir saldırı savaşı olduğunu belirterek, Nürnberg Mahkemesi savcısı Justice Jackson'ın saldırı savaşını "nihai savaş suçu" olarak tanımladığını hatırlattı. Başkan Yardımcısı JD Vance'in "henüz kullanmadığımız araçlar var" ifadesinin nükleer silah kullanımına açık bir gönderme olduğunu savunan Ritter, "Nükleer silahların önleyici kullanımından, hiçbir tehdide karşı olmaksızın bahsediyoruz. Bu başlı başına bir savaş suçudur," dedi.

Kongre'nin sessizliğini de eleştiren Ritter, "Kongre nerede? Sadece bir Kongre üyesi 25. Anayasa Değişikliği'nin uygulanmasını istiyor. Başkanın kabinesi nerede? Genelkurmay Başkanı nerede?" diye sordu. Ritter'a göre, ABD ordusunun üst düzey komutanlarının başkana "Soykırımla bağlantılı emirleri asla uygulamayacağız" demesi gereken bir noktaya gelinmişti.

Başarısız Isfahan Operasyonu

Yayının en çarpıcı bölümlerinden biri, İran'da başarısızlıkla sonuçlanan özel operasyonun detaylarına ilişkin Ritter'ın analiziydi. Ritter, operasyona katılan kuvvet yapısını inceleyerek bunun basit bir arama-kurtarma operasyonu olmadığını ortaya koydu.

"İki MC-130 uçağına yüklenmiş Little Bird taarruz helikopterleri, standart bir savaş alanı arama-kurtarma kuvvet yapısıdır. Ancak işte kilit nokta: Bu operasyonda SEAL Team 6 ve Delta Force vardı. Onlar arama-kurtarma yapmaz," diyen Ritter, operasyonun gerçek amacının Isfahan'ın güneyindeki tünel kompleksine sızmak ve uranyum heksaflorür silindirlerini ele geçirmek olduğunu savundu.

Ritter'ın analizine göre, operasyon planı şu şekildeydi: Özel kuvvetler Isfahan yakınlarındaki bir havaalanını ele geçirecek, ardından tünel kompleksindeki bir havalandırma deliğinden içeri girecek ve uranyum malzemelerini çıkaracaktı. "SEAL'ler ve patlayıcı imha uzmanlarının görevi havalandırma deliğini açmaktı. Delta Force'un görevi uranyum heksaflorür silindirlerine ulaşmak ve bunları geri getirmekti," diye açıkladı.

Ancak operasyon başlamadan önce ifşa edilmişti. Ritter bu konuda son derece sert eleştirilerde bulundu: "Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, ABD Kongresi'nde açık oturumda 'İstihbarat topluluğu İran uranyumunun nerede olduğu konusunda iyi bir fikre sahip' dedi. Düşünün, İranlılar bunu duyuyor! İranlılar tam olarak nerede olduğunu zaten biliyorlar. Eğer Gabbard haklıysa, onu koruma altına almaları gerektiğini anlıyorlar," ifade etti.

Wall Street Journal'ın 29 Mart'ta ABD'nin bir baskın operasyonu hazırladığına dair haber yayınlamasının da operasyonu tamamen deşifre ettiğini belirten Ritter, "Bu operasyonu ta başından ele verdik. Bu operasyon en başından başarısızlığa mahkumdu. Şimdiye kadar girişilen en akılsız harekatlardan biri," diye vurguladı.

Uçakların havaalanında batması ve ikinci uçağın İran hava savunma ateşiyle hasar görmüş olma ihtimaline değinen Ritter, başarısız olan Isfahan operasyonunun bir pilot kurtarma hikayesiyle örtbas edilmeye çalışıldığını ileri sürdü.

İran'ın Tırmanma Kontrolü ve Caydırıcılık Stratejisi

Ritter, İran'ın çatışma boyunca gösterdiği tırmanma kontrolünü dikkat çekici bulduğunu belirtti. "İranlılar kararlı bir şekilde yanıt veriyor. Geçmişte ABD ve İsrail, İranlıların tereddüt edeceğine inanıyordu. Burada İranlılar kararlılıkla karşılık veriyor," dedi.

İsrail'in İran'daki bazı kimya tesislerini vurmasının ardından İran'ın Suudi Arabistan'daki kritik SABIC tesislerini dahil olmak üzere önemli kimyasal üretim tesislerini imha ettiğini aktaran Ritter, bunun küresel ekonomiye büyük zarar verdiğini söyledi. "Dünya petrol kaynaklarının yüzde 22'si piyasadan çekilmiş durumda," uyarısında bulundu.

İran'ın olası karşı hamlelerine ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı: "İran, İsrail'deki tüm tuzdan arındırma tesislerini, Körfez Arap ülkelerindeki tüm tuzdan arındırma tesislerini yok edebilecek kapasiteye sahip. Ve bu olduğunda, bu ulus devletler artık işlevini sürdüremez, hayatta kalamaz. Çünkü suya ihtiyacınız var ve alternatif su kaynağı yok," diye uyardı.

Küresel Sonuçlar: Avrupa, Asya ve Rusya-Çin Ekseni

Ritter, Avrupa'nın bu krizde tamamen önemsizleştiğini savundu. "Avrupa artık gerçekten önemli değil. Kelimenin tam anlamıyla önemli değil. Avrupa'nın ne dediğini kimse umursamıyor," diyen Ritter, Avrupa'nın Rus enerji altyapısına yönelik saldırıları onaylarken Trump'ı eleştirmesinin ikiyüzlülük olduğunu ekledi. Avrupa ekonomisinin devasa bir enerji kıtlığı dalgasıyla karşı karşıya olduğunu, tek çözümün ise Rus enerjisine dönüş olduğunu, ancak Rusya'nın artık dünya genelinde yeni sözleşmeler imzalamakla meşgul olduğunu belirtti.

Asya cephesinde ise Güney Kore ve Japonya'nın yakıt tayınlaması konuştuğunu aktardı. "ABD'nin onları koruyamaması ve mevcut zarara bizzat sebep olması nedeniyle ciddi bir kızgınlık oluşacak," değerlendirmesini yaptı.

Rusya ve Çin'in ABD'ye karşı pragmatik bir tutum sürdürdüğünü, ancak nükleer silah kullanılması halinde tüm bahislerin bozulacağını belirten Ritter, "ABD İran'a karşı nükleer silah kullanırsa, bu ABD için hiçbir kırmızı çizgi olmadığı anlamına gelir. Kuduz bir köpek haline gelir ve kuduz bir köpeğin bertaraf edilmesi gerekir," ifadesini kullandı.

Diplomatik Çıkış Yolu

Ritter, tüm bu karanlık tabloya rağmen diplomatik bir çözümün mümkün olduğunu savundu. İran'ın JCPOA benzeri bir anlaşmaya dönmesini ve ABD'nin karşılığında Hürmüz Boğazı'nda bir "geçiş ücreti istasyonu" oluşturulmasına izin vermesini önerdi. "ABD doğrudan tazminat ödemeyecek, ancak İran'ın Hürmüz Boğazı'nda ülkesinin yeniden inşası için para toplamasına izin verilecek. BM bir miktar üzerinde anlaşacak ve bu miktar toplandığında boğaz uluslararası kontrole geri dönecek," şeklinde formüle etti.

Ancak İran'ın da gerçekçi olması gerektiğini vurgulayan Ritter, "ABD'nin stratejik yenilgisi bir imkansızlıktır çünkü nükleer silahlı bir ülkeyiz. Çökmemize izin vermeden önce nükleer silah kullanırız," uyarısında bulundu. İran halkının "devam edin, bitirin, ateşkes yok" diye bağırdığını kabul etmekle birlikte, İran hükümetinin onlarca yıldır yaptırımların kaldırılması için mücadele ettiğini ve bu fırsatı kaçırmaması gerektiğini savundu.

İsrail'in Geleceği

Ritter, İsrail'in bu çatışmanın temel sorunu olduğunu ve çatışmayı başlatan taraf olduğunu ifade etti. Netanyahu'nun Trump'ı hiçbir ABD başkanının yapmaya yanaşmadığı bir askeri operasyona çekmesinin politik bir başarı olduğunu kabul ederken, bunun İsrail'e istediği sonucu getirmediğini belirtti.

"2023 Eylülünde Netanyahu, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nun 'modern İsrail tarihinin en önemli günü' olduğunu söylemişti. Bu bitti. Böyle bir koridor olmayacak," diyen Ritter, İsrail'in ekonomisinin halihazırda harap durumda olduğunu ve kimsenin yeniden inşa masraflarını karşılamayacağını savundu. "Modern bir Yahudi anayurdu olarak İsrail'in sonunun geldiğini düşünüyorum. Bu artık sürdürülebilir bir model değil," değerlendirmesinde bulundu.

Ritter, ABD'nin bir çıkış yolu bulup İsrail'i kendi başına bırakması halinde İran'ın İsrail'i günlük olarak vurmaya devam edeceğini ve İsrail'in buna ne kadar dayanabileceğinin belirsiz olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.

Giriş: Scott Ritter ile Söyleşi

Tekrar hoş geldiniz. Bugün 7 Nisan 2026 ve konuğumuz eski BM silah müfettişi, ABD Deniz Piyadeleri istihbarat subayı ve aynı zamanda yazar olan Scott Ritter. Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

— Beni davet ettiğiniz için teşekkürler.

Trump'ın Truth Social Çıkışları ve Soykırım Tehditleri

Şu an her şey oldukça belirsiz. Trump'ın "bu gece tüm medeniyet ölecek" dediği tweetlerden sonra — aklını mı kaybetti yoksa bu sadece bir müzakere taktiği mi? Truth Social'daki son patlamayı nasıl yorumluyorsunuz?

90 milyon insanın soykırımını tehdit eden bir Başkan'ınız olduğunda, bunun hiçbir koşulda rasyonel düşünce olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Bu açıkça aklını kaybetmiş, rasyonel düşünme yetisini yitirmiş bir Başkan. Yönetme kapasitesini kaybetmiş bir adam. Bu kişi ABD Başkanlığı makamını işgal etmeye ehil değil. Ve eğer ABD anayasal ve uluslararası hukuk açısından herhangi bir meşruiyet kırıntısını korumak istiyorsa, bu Başkan'ın terör hükümdarlığı sona ermelidir.

Bu, İran'a karşı yürütülen yasadışı bir saldırı savaşıdır. Bunun aksini tutarlı bir şekilde savunabilecek kimse yoktur. Yargıç Jackson Nürnberg'de bizi uyarmıştı — Nazileri yargılayan savcıydı — saldırı savaşının nihai savaş suçu olduğunu söylemişti. Çünkü saldırı savaşından diğer tüm savaş suçları doğar. Ve şimdi Başkan soykırım tehdidinde bulunuyor. Bu tam olarak bir toplu cezalandırmadır, ki bu kelimenin tam anlamıyla bir savaş suçudur. Bunun hiçbir gerekçesi yoktur.

Nükleer Silah Kullanımı Tehdidi

Başkan ve Başkan Yardımcısı'nın kullandığı terminoloji son derece tehlikeli. Başkan Yardımcısı "araç kutumuzda henüz kullanmadığımız araçlar var" dedi — bu "medeniyeti sona erdirecek" saldırıyı kolaylaştıracak araçlar. Bunun açık iması, masada nükleer silahların olduğudur.

Bu, nükleer silahları nükleer olmayan bir tehdide karşı — hatta hiçbir tehdide karşı — önleyici olarak kullanmaktan bahseden bir Başkan. Nükleer silah kullanımının düşüncesi bile savaş suçlarını gündeme getiriyor. Askeri planlamacıların sivil ve askeri hedefleri ayırt etmesi gerekir; nükleer silahların böyle bir ayırım yapmadığını biliyoruz. Nükleer misilleme durumunda bunun önemli olmadığı savunulabilir belki, ama burada önleyici kullanımdan bahsediyoruz — ayırt etme ilkesi devre dışı. Savaş suçu.

Orantılılık ilkesine de bakalım: İran'ın nükleer imha ile orantılı sayılabilecek ne yapıyor? Cevap: Hiçbir şey. Başkan, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünden rahatsız ve boğazın bırakılmaması halinde tüm İran ulusunu yok etmekle tehdit ediyor. Bu yine toplu cezalandırma, bu yine soykırım tehdidi. Adam deli. Kelimenin tam anlamıyla deli.

Kongre ve 25. Anayasa Değişikliği Nerede?

Amerikan halkı da bu olmasına izin verirse toplu olarak deli. Herkesin sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi işe gidip gelmesi çılgınlık. Kongre nerede? Sadece bir Kongre üyesi 25. Anayasa Değişikliği'nin uygulanmasını istiyor. Başkan'ın Kabinesi nerede? Genelkurmay Başkanı nerede?

Bu noktada birisinin çıkıp "Sayın Başkan, durmalısınız" demesi gerekir. "Siz Başkomutan'sınız ve sosyal medya paylaşımlarınız politika ağırlığı taşıyor. Soykırımı dile getiriyorsunuz ve biz, ABD Silahlı Kuvvetleri'nin üniformalı mensupları olarak, soykırımla bağlantılı emirleri asla yerine getirmeyeceğiz. Ya bunu değiştirin ya da sizden gelen emirleri almaya ve uygulamaya devam edemeyeceğimizi bildirmek zorundayız." Bugün bulunduğumuz yer burası. Sorunun boyutu ve tehdidin ciddiyeti bu.

Başarısız Kurtarma Operasyonu ve Isfahan Gerçeği

Trump'ın çaresizliğinin bir kısmı, başarısız olan arama kurtarma operasyonundan — ya da en azından öyle gösterilen operasyondan — sonra yoğunlaştı. ABD ciddi kayıplar almış görünüyor.

Elimde kesin bilgi yok, sadece mevcut sınırlı verilerden yola çıkan bilgiye dayalı tahminlerim var. Şununla başlayalım: İki MC-130 uçağına yüklenmiş Littlebird saldırı helikopterleri — bu, Hava Kuvvetleri özel harekat birimi ile Kara Kuvvetleri Özel Harekat Kuvvetleri'nin birlikte eğitim gördüğü standart bir muharebe arama kurtarma kuvvet yapılanmasıdır. Bu gizli değil. Mayıs 2023'te ABD Hava Kuvvetleri, Wyoming'de tam olarak bu yapılanmayla "Agile Chariot" adlı bir tatbikat gerçekleştirdi. İki MC-130 doğaçlama bir piste indi, MH-6 ve AH-6 helikopterlerini indirdi, muharebe arama kurtarma görevi yapıp geri döndü. Yani "iki MC-130 böyle bir şeye asla dahil olamaz" diyenler yanılıyor.

Ama asıl kilit nokta şu: Uçakta kimler vardı? Birinci kademe özel harekat birimleri — SEAL Team 6 ve Delta Force. Bunlar muharebe arama kurtarma yapmaz. Yapabilirler elbette, son derece eğitimlidirler, ama bu onların görevi değildir. Ayrıca bu paket, bir Hava Kuvvetleri özel harekat paketi değildi — bu bir Müşterek Özel Harekat Görev Kuvveti'ydi ve bu kuvvetler bölgesel komutan tarafından değil, Ulusal Komuta Otoritesi tarafından verilen belirli görevleri icra etmek için oluşturulur. Muharebe arama kurtarma ise Ulusal Komuta Otoritesi'nden gelen bir görev değildir.

Gerçek Hedef: Isfahan Tünellerindeki Uranyum

Operasyonun bileşimine ve Başkan'ın söylediklerine baktığımızda, uçakta muharebe arama kurtarma ile hiçbir ilgisi olmayan ama özel bir görevle her türlü ilgisi olan bir paket vardı. Başka ipuçları da var: Uçakta nükleer uzmanlığa sahip kişilere ait kimlik kartları bulundu.

Bilgiye dayalı şekilde şunu tahmin edebiliriz: SEAL Team 6 elemanları nükleer ele geçirme görevleri için özel eğitim almıştır — bu onların görev profilinin bir parçası. Delta Force da benzer yeteneklere sahiptir. Ayrıca nükleer tesislere giriş sağlamak için özelleşmiş patlayıcı mühimmat imha kapasiteleri de mevcuttur.

Başkan "dağ tırmanma ekipmanı"ndan bahsetti. Hayır, helikopterleri vardı, dağ tırmanmıyorlar. Ama Başkan önemli bir detayı ele verdi: Bu ekipman bir dağın içine inmek için kullanılıyor.

Benim inancım şu ki bu, Isfahan yakınlarında bir havaalanını güvence altına almak ve ardından Isfahan'ın güney tünel kompleksine karşı — saatler hatta günler sürebilecek — bir operasyon yürütmek üzere görevlendirilmiş bir Müşterek Özel Harekat Görev Kuvveti'ydi. Bir hava deliği tespit edilmişti. SEAL'lerin ve patlayıcı imha ekibinin görevi hava deliğini delmek, Delta Force'un görevi ise uranyum heksaflorür silindirlerine erişip bunları dışarı çıkarmaktı. Görev buydu, bu konfigürasyon bunun içindi.

Peki o zaman pilot kurtarma nereden çıktı? Belki de Başkan tarafından son anda yapılan bir değişiklikti — albayı kaybetmekten endişelendi ve Isfahan görevini feda etti. Çünkü uçaklar Isfahan için konfigüre edilmişti, muharebe arama kurtarma için değil. Aşırı yüklüydüler ve bu nedenlerden biri yüzünden pistte saplandılar ve kalkamadılar. İkinci uçak da İran uçaksavar ateşi ile hasar almış olabilir — uçak kalıntılarında bunu düşündüren fiziksel kanıtlar var.

Operasyon Nasıl Baştan İfşa Edildi?

Bu görev baştan başarısızlığa mahkumdu. Kendinize sorun: İranlılar neden hazırdı? Cevap apaçık.

Tulsi Gabbard, ABD Kongresi'ne açık oturumda şunu söylediğinde bu görevi ifşa etti: "İstihbarat topluluğu İran uranyumunun nerede olduğu hakkında iyi bir fikre sahip." İranlıların bunu duyduğunu düşünün — Ulusal İstihbarat Direktörü "iyi bir fikrimiz var" diyor. İranlılar zaten tam olarak nerede olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla Gabbard haklıysa onu korumaları gerektiğini varsayacaklardır.

Sonra Wall Street Journal 29 Mart'ta ABD'nin bunu ele geçirmek için bir baskın hazırladığına dair bir makale yayınlıyor — havaalanı ele geçirme, birkaç günlük operasyon detaylarıyla birlikte. Artık İranlılar "Tamam, işte inmeleri gereken havaalanı, işte yapacakları şey" deyip savunma hazırlığına başlayabiliyor.

Bu görev en başından tehlikeye atıldı. Eğer bu görev gerçekten yapılacaksa, Ulusal İstihbarat Direktörü'nün yapması gereken şey Kongre'ye gidip "Uranyumun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok, hâlâ arıyoruz" demekti — böylece İranlılar gardını düşürürdü. Planı Wall Street Journal'a sızdırmamalıydınız. Tam tersini söylemeliydiniz. Sonra kuvvetlerinizi gizlice konuşlandırmalıydınız.

Bunun yerine Pope Air Force Base'den, Hunter Airfield'dan, Fort Bragg'den, Oceana'dan — tüm bu özel harekat kapasitelerinin bulunduğu noktalardan — aynı anda kuvvet sevkiyatı yapıldı. Son derece aleni bir şekilde. Operasyonu ele verdik. Bu operasyon en başından mahkumdu. Bu, şimdiye kadar girişilen en akılsız işlerden biri. İranlılar her zaman buna hazır olacaktı çünkü her şeyi duyurduk. Bu akıl almaz bir durum.

İsrail'in Tutumu ve Tırmanma Merdiveni

Bu bağlama oturtulduğunda askeri operasyon başarısız olduysa geriye kalan alternatif yoğun bombardıman — Trump'ın önerdiği gibi nükleer silahlar ya da nükleer santralleri ve köprüleri hedef alan konvansiyonel silahlar. İsrail medyasını takip ederseniz, en az bir kanalları 7 Nisan akşam saat 20:00'ye geri sayım yapıyor, büyük bir heyecanla.

İsrailliler bunu nasıl planlıyor? Bu büyük savaşı mı istiyorlar? İran çöküyor gibi görünürse kendilerini tutmayacaklardır elbette, ama ihtiyatlı olmaları için de nedenler var. İran stratejisinin ayırt edici özelliklerinden biri, tırmanma merdivenini oldukça disiplinli bir şekilde takip etmeleri — ABD ve İsrail bir adım atarsa İran karşılık veriyor. Ama birisi İran'a "medeniyetin ölümü" düzeyinde zarar vermeye kalkarsa, İranlıların çok ağır bir şekilde karşılık vereceğini tahmin edebilirsiniz.

İran'ın Tırmanma Kontrolü ve Su Silahı

Kesinlikle haklısınız. İranlılar tırmanma kontrolünü ellerinde tutuyorlar — hiçbir tereddüt yok. Geçmişte ABD ve İsrail bir eylem gerçekleştirip İranlıların tereddüt edeceğine inanırlardı. Artık İranlılar kararlı bir şekilde karşılık veriyor.

Geçen gün ABD ve özellikle İsrail İran'daki bazı kimya tesislerini vurduğunda, İran derhal Suudi Arabistan'daki en kritik kimya tesislerini — SABIC tesisi ve diğerlerini — vurarak karşılık verdi. Onları kullanılamaz hale getirdi. Bunu yaparken küresel ekonomiye muazzam zarar verdi — güvendiğimiz petrol bazlı kaynakların çoğu artık mevcut olmayacak ve alternatif yok. SABIC benzersiz bir üretim kapasitesiydi.

Peki "medeniyetin silinmesi" aşamasına gelindiğinde İran nasıl karşılık verir? Şu ana kadar İran hiçbir ulus devlete öldürücü hasar vermedi. Ama İran, İsrail'deki tüm tuzdan arındırma tesislerini ve Körfez Arap devletlerindeki tüm tuzdan arındırma tesislerini yok etmeyi haklı gösterebilecek bir konuma gelecektir. Ve İran'ın bunu yapacak kapasitesi var.

Bu olduğunda, bu devletler artık işleyemez, hayatta kalamaz — çünkü suya ihtiyacınız var ve milyonlarca insan için alternatif su kaynağı yok. Nüfus göçü yaşanır. İsraillilerin gemilere ve uçaklara binip ülkelerini terk etme imkânı var, çoğunun pasaportu var, başka ülkelerde yaşayabilirler. Ama Körfez Arapları nereye gidecek? Ve bu sözde medeniyet kaleleri sadece gösterişli çöl karakollarından ibaret kalırsa ne olacak? Petrolü içemezsiniz — ve tuzdan arındırma tesisleri yıkılırsa içecek tek şey o kalacak.

Donald Trump'ın eylemlerinin sonuçları olacak ve bunlar ulus öldürücü sonuçlar olabilir. İran'ın ne yapacağını bilmiyorum — her zaman çok medeni bir yaklaşımları oldu. Ama varoluşsal hayatta kalma söz konusu olduğunda, İran bir ulusu sonlandırmak zorunda kalabilir. Nükleer silahlarla değil — ama o ulus devletin hayatta kalmasını imkânsız kılarak. Çünkü caydırıcılık ancak karşı tarafın tetiği çekeceğinize ikna olması durumunda işler.

Now I'll translate this transcript chunk. Let me identify the speakers and key terms first based on context.

The speakers are Glenn Diesen (host) and what appears to be Scott Ritter (guest), based on the military analysis style and references to "my Iranian friends." Key terms: "Car Island" = Kharg Adası (Iran's main oil terminal), "piric victory" = Pirus zaferi, "persona non grata", "Witco Kushner" = Witkoff ve Kushner (Steve Witkoff, Trump's envoy).

Here's the translation:


İster İsrail'i seçsinler, ister Birleşik Arap Emirlikleri'ni seçsinler, ister Bahreyn'i, Kuveyt'i seçsinler — fark etmez. Ama bir ulusun varlığına son verilmesi gerekiyor ki tüm uluslar, Amerika'nın soykırımı resmi politikası olarak ilan etmesi karşısında pasif kalmaya devam ederlerse kaderlerinin ne olacağını anlasınlar.

Glenn Diesen: Evet, başlangıçta Trump konusunda iyimserdum. Fikirlerinin büyük ölçüde cumhuriyeti kurtarmak için imparatorluğu küçültme fikri etrafında örgütlendiğini düşünüyordum. Ama görünüşe göre cumhuriyeti yıkıyor — en azından ABD'nin itibarına verilen hasar var. Bundan kurtulmak zor olacak. Ama sonuçları oldukça küresel. Yani, askeri, ekonomik ve siyasi sonuçları ölçmek zor olsa da — Pekin'de, Moskova'da oturuyorsanız sizce ne tür değerlendirmeler yapıyorlardır? Çünkü İran önemsiz bir ülke değil, oldukça önemli bir stratejik ortak.

Scott Ritter: Evet, yani 90 milyon insan. Önemsiz bir ülke değil. Muazzam bir ekonomik potansiyeli var. Biliyorsunuz, Rusya ve Çin, ABD ve Donald Trump söz konusu olduğunda çok pragmatik bir tutum benimsediler. Ama bu tutum her zaman şu varsayıma dayanıyordu: ne kadar zor olursa olsun ABD ile çalışmak, ABD'ye karşı çalışmaktan her zaman daha iyi bir seçenekti. Eğer Donald Trump sözünü tutarsa, nükleer silah kullanırsa — tüm bahisler geçersiz olur. Trump bir parya olarak muamele görmeli ve ABD bir parya devlet olarak muamele görmelidir. Tüm uluslar ABD ile her türlü ilişkiyi derhal sona erdirmelidir. Amerikalılara dünyanın her yerinde persona non grata oldukları söylenmelidir. Amerikan büyükelçilikleri kapatılmalıdır. Amerikan işletmelerine el konulmalıdır. Ve Rusya ile Çin, ABD'yi uyarmalıdır — herhangi bir Amerikan saldırganlığını varoluşsal bir tehdit olarak değerlendireceklerini ve ABD'yi termonükleer savaşın gerçek olasılığıyla yüzleştireceğini bildirmelidir.

Scott Ritter: ABD İran'a karşı nükleer silah kullanırsa, bu ABD için hiçbir kırmızı çizginin olmadığı anlamına gelir. Hiçbir şekilde. Ve bilirsiniz, kuduz bir köpek haline gelir — ve kuduz bir köpek itlaf edilmelidir. Bunu söylemekten nefret ediyorum çünkü burası benim ülkem. Burada yaşıyorum. Ama gerçek bu. Biz, ABD halkı, bu hükümeti tolere edemeyiz. Bu hükümete elimizdeki tüm güçlerle karşı çıkmalıyız. Devrimden ve sokaklara çıkmaktan bahsetmiyorum. Oy kullanma gücünden bahsediyorum. Bu başkanlığı sona erdirmeliyiz. Bu başkanı görevden almaya ve mahkûm etmeye istekli insanları seçmeliyiz — ve onun yasadışı emirlerine uyan herkesi de. Generalleri uyarmamız gerekiyor: bu emirlere uyarsanız, avlanacak ve gelecekte bir noktada hesap vereceksiniz. Soykırım politikalarına, yasadışı saldırı savaşlarına destek ifade eden hiç kimse için sığınak olmayacak. Eğer bunu yapmazsak, egemen bir halk ve egemen bir devlet olma statümüzü kaybetmişiz demektir. Bu, ABD için varoluşsal bir andır. Bir deli seçtik ve şimdi soru şu: bu konuda ne yapacağız?

Glenn Diesen: Peki, ABD bu seçeneğe gitmezse — yani nükleer silah kullanmaz ya da İran genelindeki enerji santrallerini, her şeyi yok etmeye çalışmazsa — alternatifler neler? Çünkü şu anda kara kuvvetlerinin ne başarabileceği belirsiz, özellikle bu başarısız operasyondan sonra Pentagon'da daha fazla çekince ve ihtiyat olacağını varsayarsınız. Hürmüz Boğazı'nı açmak için, kara kuvvetlerinin gerçek bir amacı var mı? Merak ediyorum — Trump şu anda masasında farklı seçeneklerle oturuyorsa, ne yapabilir?

Scott Ritter: Hiçbir şey. Yapabileceği hiçbir şey yok. Karada anlamlı bir şey yapabilecek kuvvet yapısına sahip değiliz. Deniz piyadeleri Kharg Adası'nı alabilir, ama sonra tutamazsınız. Çünkü bombardımana maruz kalacaksınız, lojistik olarak sürdürülemez. Lojistik olarak sürdürülemez ve orada oturup vurulan askerler kayıp verecek. Yani anlamsız. Üstelik Kharg Adası'nı almak Boğaz'ı açmaz. Boğaz üzerinde hiçbir etkisi olmaz.

Scott Ritter: Bence şunu yapmamız gerekiyor: Trump, İran'ın teklifini almalı ve belki biraz değişiklik yapmalı. İranlılar, denetimler altında çalışacaklarını ama uranyuma sahip olmalarına izin verilmesi gerektiğini söylüyor. Ben ABD'nin yerinde olsam şöyle derdim: "Bizi bombalamaya başlamadan önce masada olan anlaşmayı bize vermelisiniz. Bu bizim pazarlık edilemez pozisyonumuz." Bunun karşılığında, ben ABD olsam, şunu da söylerdim: "Size asla doğrudan tazminat ödemeyeceğiz, ama Hürmüz Boğazı'nda bir gişe sistemi kurmanıza izin vereceğiz ve ülkenizin onarımı için para toplayabilirsiniz." Ama New York Eyaleti'ndeki otoyol gişesi gibi işleyecek — yalnızca otoyolun inşaat maliyetini ödeyene kadar ücret toplarsınız, sonra gişe kaldırılır.

Scott Ritter: İranlılara bu anlaşmanın parçası olarak şunu söylerdim: size doğrudan ödeme yapmayacağız ama bu gişeyi açabilirsiniz ve yeniden yapılanma için gereken parayı toplayabilirsiniz. Birleşmiş Milletler bir miktar üzerinde anlaşacak. Yıllık rapor sunacaksınız ve tazminat için gereken parayı aldığınızda, Boğaz sizin kontrolünüzden çıkıp uluslararası kontrole geçecek — bu tarzda bir şey. Ayrıca yaptırımları kaldırmalıyız, İran'ın petrolünü serbestçe satmasına izin vermeliyiz ve benzeri şeyler. Bence bu İran için bir zafer olurdu ve Trump için siyasi olarak kabul edilebilir bir çıkış kapısı sağlardı. "Kimsenin başaramadığını başardım. İran'ın nükleer silah potansiyeline son verdim" diyebilirdi. Amerikan halkının bunu Kasım ayında ödüllendirmeye yetecek kadar inanıp inanmayacağı henüz belli değil. Ama diplomatik bir çıkış kapısı var. ABD'nin bunu kullanma cesaretine ve bilgeliğine sahip olması gerekiyor.

Glenn Diesen: Evet, cesaret ve bilgelik — ama bunun Trump'tan geleceğini sanmıyorum. Peki ABD içinde bir şey görüyor musunuz? Marjorie Taylor Greene'in Trump'ın artık gücü ele geçirmesi gerektiğini söylediğini gördüm. Ama buna gerçekten karşı çıkan önemli siyasi güçler var mı? Çünkü ben Avrupa'ya bakıyorum ve Amerika'nın müttefiklerinin hiçbirinin sesini çıkardığını göremiyorum. Ama tabii ki Avrupa'da, Doğu Asya'da, hatta Ortadoğu'daki müttefiklerde güvenlik garantilerinin ne kadar güvenilir olduğu ve kendini fazla bağımlı kılmanın olası tehditleri konusunda endişeler var. Peki herhangi bir geri itme geliyor mu — müttefiklerden değilse, rakiplerden?

Scott Ritter: Şu anda İran dışında hiçbir geri itme yok. İçeride anlamlı bir geri itme yok. Evet, bazı aykırı sesler var. Marjorie Taylor Greene, Ro Khanna, bu adamı görevden almak için 25. Anayasa Değişikliği'nin uygulanmasını istiyorlar. Ama bunu hayata geçirecek ciddi bir siyasi hareket yok.

Scott Ritter: Avrupa artık hiç önemli değil. Kelimenin tam anlamıyla önemli değil. Avrupa'nın ne dediği kimsenin umurunda değil. Avrupa'nın, Rus enerji altyapısına yapılan saldırıyı onaylarken Donald Trump'ı suç teşkil eden açıklamaları nedeniyle eleştirmesinin ikiyüzlülüğü — akıl almaz. Ama yine de Avrupa kendini tamamen anlamsız kıldı. Avrupa'nın masaya getirebileceği hiçbir şey yok. Sunabilecekleri hiçbir şey yok. Ekonomileri bir enerji kıtlığı tsunamisiyle vurulmak üzere. Ve tek çözüm, kabul etmeyecekleri çözüm — Rus enerjisine geri dönmek. Ve bu noktada Rusya istemeyebilir de. Rusya şu anda dünyanın geri kalanıyla sözleşmeler imzalamakla meşgul — dünya enerjisinin yüzde 22'sinin piyasadan çıktığı bir ortamda herkesin enerji ihtiyacını karşılıyor. Yani Avrupa anlamsız.

Scott Ritter: Asya'ya gelince, ABD onarılmaz bir zarar veriyor. Güney Kore ve Japonya yakıt tayınlamasından bahsediyor. Enerji ihtiyaçlarının büyük bölümü için tamamen Ortadoğu'ya bağımlılar. Ve ABD'ye karşı bir kızgınlık oluşacak — ABD onları korumakta başarısız olmakla kalmadı, şu anda onlara vuran zararın sorumlusu da ABD. Bu, ABD için bir felaket. Mutlak bir felaket.

Scott Ritter: Belki de dünya için bir nimettir. Belki dünyanın bir araya gelip çanları çalması ve "cadı öldü" diye şarkı söylemesi için bunun olması gerekiyordu. Kötü cadı. Çünkü kötü cadı biziz. Dünyanın kötü insanları biziz. Analojiye gülebiliriz ama gerçek şu ki benim başkanım, bizi dünya tarihinin en büyük soykırımcı ulusu yapacak bir politika açıkladı. Bu politikayı başarıyla uygularsak, Nazi Almanyası'ndan daha kötü, İmparatorluk Japonya'sından daha kötü zarar vermiş olacağız. Ve bir Amerikalı olarak bu katlanılamaz. Katlanılamaz.

Glenn Diesen: Eğer bu çok ahlaksız ve tehlikeli bir müzakere taktiğinin parçasıysa, sizce bu noktada gerçekte ne elde edilebilir? Çünkü son duyduğum, İranlılar Washington'dan gelen saldırgan söylem nedeniyle müzakereleri durdurdu. Ama öte yandan, görünüşe göre Witkoff ve Kushner görevden alınmış ve bu savaşı hiçbir zaman istemediği söylenen JD Vance müzakerelerin bir kısmını yürütecek. Sizce herhangi bir yol var mı, yoksa iki taraf birbirinden çok mu uzak?

Scott Ritter: İşte İranlı dostlarımla başımı belaya soktuğum yer burası. Çünkü onlar İran sokaklarındaki insanlara dikkat çekiyor — halk hükümete "yoluna devam et, bu işi bitir, pes etme, ateşkes yok, hiçbir şey yok" diyor. Ve bu, bir halkın tutkusu — hükümetlerine verdikleri destek açısından çok güçlendirici. Ama on yıllardır yaptırımların kaldırılması ve İran halkına daha iyi bir yaşam sunmak için mücadele eden bir hükümetle karşı karşıyayız. Bu mücadele, yaptırımların kaldırılması, İran'ın uluslar ailesine tam üye olarak geri dönmesi ve İran hükümetinin son birkaç on yılda vaat ettiği her şeyi halkına sunması için bir potansiyel yarattı.

Scott Ritter: Peki bulundukları yerden oraya nasıl ulaşacaklar? İran tarafından bir liderlik gerektirecek. Ve anlamaları gereken şu: ne kadar haklı olursa olsun, çok fazla talep ederlerse — burada oturup İranlıların zafer peşinde koşmalarının haksız olduğunu söylemiyorum, verdikleri fedakârlıklar ve tarihin doğru tarafında olmaları göz önüne alındığında. Ama bazen Pirus zaferi elde edebilirsiniz. Zaferin bedeli çok ağır olabilir. Bir noktada İran, ABD için kabul edilebilir bir formül bulamazsa, ABD İran'ı ortadan kaldırmaya yönelecektir. Gerçek bu — biz asla İran'a teslim olmayacağız.

Scott Ritter: İşte İran hükümetinin devreye girip akıllı olması gereken yer burası. Bu çatışmaya son verecek, yaptırımların kaldırılmasını sağlayacak, İran ekonomisinin tam olarak işlemesine izin verecek — ama aynı zamanda Amerika'ya onurlu bir çıkış imkânı tanıyacak bir çözüm bulmak. Şu anda mesele siyaset. Ve İranlılar bu zaferi anlamlı bir şeye dönüştürmek istiyorlarsa bir miktar uzlaşma gerekecek. Sonuna kadar savaşıp zafer ilan edebilirler, ama zaferin bedeli ulusunuzun mutlak yıkımı ve tahribi olursa — bu tam anlamıyla Pirus zaferinin tanımıdır. İran'ın Pirus zaferi peşinde olduğunu düşünmüyorum. Bence son beş on yıldır var olan durumun — ABD'nin İran'ı da içeren bir bölge üzerinde hegemonik hâkimiyet kurma çabasının — sona erdirilmesini istiyorlar.

Glenn Diesen: Evet, bu görüşe katılıyorum. Eğer zaferleri çok büyük olursa, Trump'ın şimdi önerdiği gibi ABD ya da İsrail nükleer silaha uzanabilir veya İran'ı yok etmek için ne gerekiyorsa yapabilir. Ama kritik nokta bu gibi görünüyor — çünkü şu ana kadar bir tür anlaşma yapma imkânı olduğunu düşünüyorum. Ama Trump bunu ilerletirse, her şey bitmiş gibi görünüyor, değil mi? Yani bu sefer nükleer silah olmasa bile, sadece nükleer enerji santrallerini, nükleer serpintiyle birlikte köprüleri ve her şeyi yok etmeye gitseler — eğer tek gittikleri yer bu olsa — tüm bunlar yıkıldığında İran'ın dönüp herhangi bir şeyi kabul etmesi çok zor olacak.

Scott Ritter: Evet, tabii ki. Ama insanların anlaması gereken şu: altyapı yeniden inşa edilebilir. Çinliler bu konuda çok iyi ve bu çatışma sona ererse Çin'in İran'ın yeniden yapılanmasında çok önemli bir rol oynayacağına inanıyorum. Rusya da bir rol oynayacak. Asıl endişe enerji altyapısı. Orada ne kadar hasar verildi? Çünkü yaptırımları kaldırıp İran'ın tekrar sisteme bağlanmasına izin verseniz bile, enerji üretemiyorlarsa zorlanacaklar. Ve İran sisteme geri bağlanmayı ne kadar geciktirirse, piyasa o kadar başkaları tarafından doldurulacak — Rusya başta olmak üzere. Rusya iyi bir dost ve iyi bir müttefik ama maaşının yarısını veren türden bir dost olduğunu sanmıyorum. Yani İran burada neyi başarabilecekleri konusunda gerçekçi olmalı. Çok öfkeli olduklarını biliyorum. Haklılığın onların tarafında olduğunu biliyorum. Ama neyin başarılabileceği konusunda gerçekçi de olmaları gerekiyor.

Scott Ritter: ABD'nin stratejik yenilgisi imkânsızdır çünkü biz nükleer silahlara sahip bir ulusuz. Ve çökmemize izin vermektense nükleer silah kullanırız. Yani İran Amerika'yı çökertmeye çalışıyorsa — hayır. Biliyoruz ki İran, Amerikan kuvvetlerinin Katar'da kalmasını imkânsız kıldı. Al Udeid Hava Üssü'nü ve Amerika'nın oradaki varlığını kapatacaklarını söylediler. Başka hangi ülkeler aynısını yapacak? ABD Ortadoğu'daki askeri ayak izini geri gelip yeniden kurabilir mi? Ve ağır bir askeri varlık hangi politikaları destekleyecek? Yani daha iyi tanımlanması gereken çok sayıda bilinmeyen var. Ama İran hâlâ uluslararası toplumun işleyen bir üyesi olarak var olabilecekken bu çatışmayı sona erdirmek, her İranlı politikacının hedefi ve amacı olmalı.

Glenn Diesen: Peki, daha önce bahsettiğiniz bir hedef Kharg Adası'nı ele geçirmek olabilir. General Keith Kellogg'un — pardon, adı bir an aklımdan çıktı — General Keith Kellogg'un...

Here's the translation continuing from where the previous section ended:


Scott Ritter: Evet, o şunu vurguluyordu: ABD'nin en azından Kharg Adası'nı ele geçirmesi gerektiğini — ya adadaki enerji tesislerini elinde tutarak ya da oradaki her şeyi yıkarak. Sizce bu iki seçenekten biri ana seçeneklerden biri olabilir mi? Çünkü bu kapanırsa, İran ekonomisinin devasa bir kısmı gider.

İranlılar, biliyorsunuz, basitçe şunu söylediler: Orası şu anda petrolü tankerlere aktarmak için kullanılan bir yer, ama İran kolayca — yine Çin'in yardımıyla — Bender Abbas limanını ya da Çabahar'ı buna uygun hale getirebilir, tamamen buna adanmış yeni bir liman inşa edebilirler. Kharg Adası'nı kaybetmek her şeyi bitirmez. Bu bir kolaylık meselesi. Ama yine, bu ABD'nin nasıl tek bir konuya odaklanıp iyi düşünülmemiş meselelere takılıp kaldığını gösteriyor.

Kharg'ın fiziksel işgali elbette gerçekleştirilebilir. Deniz Piyadeleri'nin işi budur. İki tabur çıkarma timimiz var. Bu tabur çıkarma timlerinin kıyıda bir köprübaşı güvence altına alıp, savaşarak ilerleyip adayı işgal edebileceklerinden hiç şüphem yok.

Peki sonra ne olacak? Her şeyden önce, bunun maliyeti çok ağır olabilir. İranlılar yeraltında, tünellerde. Onları oradan çıkarmak bir kabus olabilir. Ama çıkarırız, çünkü biz Deniz Piyadeleriyiz. Ama sonra bir adayı elde tutmamız gerekiyor ve İran anakarası hemen orada. Füzeleri ve insansız hava araçları var. Sürekli gelecekler, gelecekler, gelecekler, gelecekler. Bir noktada Kharg Adası'nı terk etmek zorunda kalacağız. Ve ne başarmış olacağız? Hiçbir şey.

Bu yüzden umarım başkan artık kabinesi tarafından bilgilendirilecek ve onlar da bu tür bir operasyonu destekleyemeyeceklerini, bu operasyon için hiçbir askeri gerekçe olmadığını söyleyecekler.

Glenn Diesen: Son bir sorum İsrail hakkında olacak, çünkü onlar kilit bir itici güç olmuş gibi görünüyorlar — Trump'ı buna girmeye teşvik eden. Sizce ABD şimdi İran'ın tamamen yıkılması yoluna giderse, İsrail daha büyük bir rol oynayabilir mi?

Scott Ritter: Bu yola girersek, İsrail'in planını uyguluyoruz demektir. İsraillilerin istediği budur. Başından beri istedikleri buydu. Yani İsrail kenarda alkış tutacak ama İsrailliler, İsrail için işin bittiği gerçeğiyle yüzleşmiyorlar.

Biliyorsunuz, Eylül 2023'te Benjamin Netanyahu, Joe Biden'ın Yeni Delhi'de G20 toplantısında Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nu kurma niyetini açıklamasını duyduğunda ortaya çıktı ve "Bu modern İsrail tarihinin en önemli günüdür" dedi. İnsanlar bunu unuttu. Modern İsrail tarihinin en önemli günü. Neden? Çünkü gerçek şu ki İsrail, bölgede ekonomik bir süper güç haline gelene kadar işlevsiz bir devlettir. Ve bu koridor İsrail'i tam da o konuma getirecekti.

Bu koridor, Abraham Anlaşmaları politikalarının bir uzantısı olarak görülüyordu. Ve yine fikir şuydu: Arap ulusları İsrail'i tanıyacak, İsrail'le iş yapacak ve İsrail'in öncü rol üstleneceği iş ortaklıkları kuracaktı. Bu, İsrail'i bölge ülkelerinin gözünde meşru kılacak ve dolayısıyla küresel insanlık sahnesinde bir oyuncu haline getirecekti.

Bu bitti. Hindistan-Ortadoğu Ekonomik Koridoru olmayacak. İsrail şu an konuşurken yıkılıyor. İsrail'in yeniden inşasını kim ödeyecek? Ve eğer bir üst seviyeye taşırlarsa, nüfusun birden iki, üç, dört milyon düşmesini göreceğiz — insanlar kaçacak çünkü yaşamı sürdürecek su yok.

İsrail'in burada, kendi ülkemizde hâlâ siyasi nüfuzu var. Ama gerçek şu ki İsrail bu çatışma yüzünden çok büyük hasar görmüş durumda. Kendilerinin başlattığı çatışma. Kapsamını ve ölçeğini kendilerinin belirlediği çatışma. İsrail telafisi mümkün olmayan devasa bir hasar almıştır. Yeniden inşalarını kim ödeyecek? Amerika Birleşik Devletleri değil. Ve nasıl hayatta kalacaklar? Ekonomileri zaten paramparça. Kimse onlarla iş yapmayacak.

Bence bu, İsrail'in modern bir Yahudi anavatanı olarak bildiğimiz halinin sonu. Bunun artık sürdürülebilir bir model olduğunu düşünmüyorum. Ve bu tüm zamanların en büyük zaferlerinden biri olacak ama bu, İran'ın İsrail üzerindeki bir zaferi olacak.

Glenn Diesen: Evet, ülkeler bu tür varoluşsal tehditlerle karşılaştığında her zaman tehlikelidir. Ama son bir soru daha — gerçekten son soru. İsrail'e verilen hasarlar hakkında şu ana kadar ne biliyoruz? Çünkü İsrail'den çok fazla bilgi gelmiyor.

Scott Ritter: Evet, çok fazla bilmiyoruz. Bildiğimiz şu ki İsrailliler füzelerin önlendiğini söyledikten sonra bile, füzelerin hedeflere isabet ettiğine dair fotoğraflar çekilmeye devam ediyor. Ama asıl kanıt sonuçlarda ortaya çıkacak.

İsrail'in şu anki ekonomik performansı nedir? Hangi sözleşmelere dahiller? Nereden para kazanıyorlar? Ve cevap: kazanmıyorlar. İsrail şu anda iş yapmaya açık değil. İşletmeleri normal işlemiyor. Batıdan sürekli bombardıman altındayken normal işleyemezler.

Bilirsiniz, İsrail kelimenin tam anlamıyla "kısa vadeli acı, uzun vadeli kazanç" kavramını icat etti. Şu anda İsrail'in yaklaşımı bu gibi görünüyor. Ama çektikleri acı, İsraillilerin her zaman endişelendiği bir şeydi. Haziran'da "Durmalıyız çünkü çok fazla acı çekiyoruz ve belirlenebilir bir çıkış yolumuz yok çünkü Amerika dahil olmadı" dediler. Şimdi Amerika dahil oldu. Bu aslında Benjamin Netanyahu için siyasi bir zafer — Başkan Trump'ı hiçbir başkanın yapmaya istekli olmadığı şeyi yapmaya ikna etmek: teokrasiyi ortadan kaldırmak için koordineli, askeri güdümlü bir plana katılmak.

Yani İsrailliler istediklerini elde etti ama işler istedikleri gibi gitmiyor. ABD zaferi garantileme kapasitesinden yoksun ve İsrail tek taraflı zafer elde etme kapasitesine sahip değil.

Ve şimdi ABD'nin bir çıkış yolu aradığı bir durumla karşı karşıyayız. ABD bir çıkış yolunu kabul edip "İsrail'i kontrol edemeyiz, bu İran ile İsrail arasında bir mesele" derse ne olacak? Ve artık İsrail, İranlıların onları günlük olarak dövmeye devam ettiği bir durumda yapayalnız. İsrail ne kadar dayanabilir? Gelecek yıl bu zamanlar İsrail neye benzeyecek? Hâlâ bugünkü gibi grotesk biçimde şişirilmiş bir parazit mi olacak, yoksa İsrailliler 1968 sınırlarına geri mi dönecek ve Filistinli komşularıyla barış içinde yaşamayı mı öğrenecek?

Sonuç olarak, temel sorun İsrail'dir ve bu çatışmanın çözümü, İsrail'in komşularına karşı saldırgan güç projeksiyonu kapasitesini sınırlayan uygulanabilir bir çözüm içermedikçe, İran'ın kabul edebileceği barış koşullarından söz etmek zor.

Glenn Diesen: Tamam. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sanırım birkaç saat içinde Trump'ın oldukça kaba ve saldırgan açıklamalarından ne çıkaracağımızı göreceğiz. Tekrar teşekkürler.

Scott Ritter: Çok teşekkür ederim.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol