Eric Weinstein: Amerikan Bilimi Özgürlüğünü Kaybediyor, Fizik 42 Yıldır Yanlış Yolda
İngilizce kaynaklı bu All-In söyleşisinde Eric Weinstein, David adlı sunucuyla Amerikan bilim sisteminin yapısı, fizik alanında durgunluk iddiası, devletin bilim finansmanındaki rolü, yapay zekânın bilimsel keşiflere etkisi ve UAP (tanımlanamayan hava olayları) tartışmaları üzerine konuştu. Weinstein’ın iddiasına göre ABD, bilimde en güçlü avantajı olan özgür ve aykırı düşünce kapasitesini zayıflattı; bu da hem jeopolitik rekabet hem de temel fizik açısından önemli sonuçlar doğuruyor.
Amerikan Biliminde Durgunluk İddiası
Söyleşinin başında Weinstein, Washington DC’ye geliş nedenini “fırsat” olarak tanımladı ve “Department of War” ile görüştüğünü, OSTP’de Michael Kratsios, NIH tarafında eski dostu Jay Bhattacharya ve NSF için adı geçen Jim O’Neill ile temaslarda bulunduğunu söyledi. Weinstein, bu görüşmeleri II. Dünya Savaşı sonrasında Vannevar Bush döneminden bu yana Amerikan bilimini reforme etmeye dönük ilk büyük teklif bağlamında gördüğünü belirtti.
Weinstein’a göre sorun bilimin tamamının durması değil, özellikle ABD’nin “zengin, sert bireyci bir ulus” olarak üstlenebileceği cesur bilimsel risklerden uzaklaşması. “Düşük varyanslı, aşırı dikkatli, artımlı araştırmaları ‘mükemmellik’ diye adlandırdığımızda moralim bozuluyor,” diyen Eric Weinstein, ABD’nin “başka kimsenin alamayacağı bahisleri” alması gerektiğini savundu.
Bu noktada Çin’le rekabet bağlamında “özgürlüğü” bir bilimsel avantaj olarak sundu. Çin’in özgürlük sorunu olduğunu söyleyen Weinstein, ABD’nin kendi kurumlarını sorgulayabilmesinin büyük bir güç olduğunu ileri sürdü. COVID-19 dönemi ve Wuhan Institute of Virology tartışmaları üzerinden, bilim insanlarının belirli sonuçlara önceden uyum göstermeye zorlandığında hakikati araştırma kapasitesinin kısıtlandığını savundu.
Konsensüs, COVID-19 ve Bilimsel Prekarya
David, pandemi döneminde bilim insanlarının dogmayı sorgulama rolünü neden üstlenmediğini sordu. Weinstein buna “bilimsel prekarya” kavramıyla yanıt verdi. Ona göre profesörler, fon, kadro, itibar ve meslektaş çevresi kaybetme korkusu nedeniyle konsensüse karşı çıkamıyor.
“Konsensüs kelimesini duyduğumda çok gerilirim, çünkü konsensüs genellikle baskıyla sağlanmış yapay bir anlaşmadır,” diyen Eric Weinstein, “2 + 3 = 5 olduğuna dair aritmetik konsensüs yoktur; bu sadece böyledir” diye ekledi. Jay Bhattacharya’yı Great Barrington Declaration nedeniyle “fringe epidemiologist” diye nitelenmiş bir isim olarak örnek gösterdi ve bugün NIH başında olmasını, sistemin olması gereken dönüşümüne işaret olarak sundu.
Weinstein, Anthony Fauci ve Francis Collins hakkında sert ve tartışmalı ifadeler kullandı; Fauci’nin “muhtemelen biyosilah çarı” olduğunu iddia etti. Bu iddiayı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, kendi kanaati olarak ortaya koydu. EcoHealth Alliance, Defense Threat Reduction Agency ve 1970’lerde imzalanan biyolojik silah anlaşmaları bağlamında, gizli operasyonların bilimsel gerçeklikle çatıştığında bağımsız bilim insanları tarafından görülebileceğini savundu.
1965-1975 Arası Kırılma ve Peer Review
Weinstein, Amerikan biliminde temel kırılmanın 1965 ile 1975 arasında yaşandığını söyledi. Medicare Act of 1965, Mansfield Amendment ve “Man: A Course of Study” tartışmasını bu dönüşümün unsurları olarak anlattı. Özellikle MIT fizik bölümünün Vietnam War’a karşı protestosunun ardından devletin fizikçilere duyduğu güvenin zedelendiğini iddia etti.
“Mansfield Amendment felaketti,” diyen Eric Weinstein, askeri fonların üniversitelerde doğrudan askerî amaç taşımayan “blue sky research”e gitmesini sınırladığını belirtti. Ona göre öncesinde ordu, bilim insanlarının merak odaklı araştırmalar yapmasına izin veriyor ve kriz zamanlarında onların ülke için hazır bulunmasını bekliyordu.
Peer review konusunu da modern bilimin asli geleneği değil, sonradan kurulmuş bir mekanizma olarak anlattı. Weinstein, “Peer review bilime sonradan uydurulmuş sahte bir hikâyedir,” diyerek bu kavramın 1965 öncesinde yaygın olmadığını savundu. Ona göre peer review, bilimi korumaktan çok kontrol ve uyum üretme aracı haline geldi.
Teşvikler, Fonlama ve “Üçüncü Ev” Provokasyonu
Söyleşide Weinstein, bilim insanlarının teknoloji ve refah üretmesine rağmen bu refahtan pay almadığını söyledi. Kendisinin 1987’de diferansiyel geometri alanında geliştirdiği denklemler nedeniyle kötü muamele gördüğünü, ancak bu fikirlerin 1994’te alanında etkili hale geldiğini ileri sürdü.
“Üçüncü ev nerede?” diyen Eric Weinstein, bu ifadeyi bilinçli olarak kışkırtıcı kullandığını açıkladı. Bilim insanlarına “gerçek bilim insanı para istemez” denmesini “saçmalık” olarak niteledi ve güvenlik, gelir ve statü olmadan aykırı düşüncenin sürdürülemeyeceğini söyledi.
David, bilimde teşviklerin girişimcilik gibi işlemesi gerekip gerekmediğini sordu. Slack örneğini vererek Stuart Butterfield’ın başarısız bir projeden şirket içi iletişim aracına yöneldiğini ve yatırımcıların kişiye güvendiğini anlattı. Weinstein ise bilimde de kişilere yatırım yapılabileceğini, fakat bunu yapmanın zor olduğunu söyledi: “Bana, alanın yerleşik liderlerinin engelleyeceği ama kısa pozisyon almayacağı kişiyi söyleyin,” diyerek potansiyel aykırı yeteneğin böyle anlaşılabileceğini ifade etti.
Devlet, Piyasa ve Bilimin Finansmanı
David, özel sermayenin temel bilimi finanse edip edemeyeceğini, Jim Simons ve Yuri Milner gibi örneklerle sordu. Weinstein bu görüşe katılmadığını belirtti. Jim Simons’ı “dahi” olarak tanımlasa da, temel matematik ve fizik alanlarının aşırı uzmanlaşmış yapısı nedeniyle milyarderlerin bile neyin önemli olduğunu her zaman göremeyeceğini savundu.
“Hükümet bu şeylerin temel fonlayıcısı olmak zorunda,” diyen Eric Weinstein, bilimin piyasa tarafından fiyatlanamayacağını söyledi. Bilimi tüketilemez ve dışlanamaz bir kamusal mal olarak tanımladı; bu nedenle homotopy theory gibi doğrudan endüstriyel uygulaması bilinmeyen alanların bile vergiyle desteklenmesi gerektiğini savundu.
Cumhuriyetçiler hakkında da eleştirel konuşan Weinstein, piyasaların her şeyi göremeyeceğini anlamayan kişilerin bilim politikası tasarlamasını sorunlu bulduğunu söyledi. Bilim insanlarının ise Donald Trump yönetimiyle görüşmekten kaçındığını, bunun da yönetimin ihtiyaç duyduğu uzmanlığı alamamasına yol açtığını ileri sürdü.
Sivil Haklar Yasası, HR ve Bilimsel Kültür
Weinstein, “Civil Rights Act” hakkında provokatif bir öneride bulunarak, büyük bilimsel ekiplerin insan kaynakları korkusu altında çalışmaması için bazı “delikler” açılması gerektiğini söyledi. Yasayı tümden kaldırmayı değil, niyetini korurken harfinin kötüye kullanılmasını engellemeyi savundu.
“Büyük iş, hiper bireycilik olmadan yapılamaz,” diyen Eric Weinstein, laboratuvar kültürünün dışarıdan HR kurallarıyla yönetilmesinin yüksek enerjili bilimsel grupları boğduğunu belirtti. Kendi siyasi konumunu “JFK ekolünden Demokrat” olarak tanımladı, Demokrat Parti’den ayrılmayacağını ama partisinin “delirdiğini” söyledi. Cumhuriyetçi Parti içindeki isimlerle bilim reformu için ortak çalışmaya hazır olduğunu ifade etti.
Fizikte 1983-1984 Kırılması ve String Theory Eleştirisi
Weinstein’ın en sert eleştirilerinden biri teorik fizik alanına yönelikti. 1983’te fiziğin anlamlı bir çizgide olduğunu, 1984’te ise Leonard Susskind, David Gross ve Edward Witten’ın alanı bambaşka bir yöne götürdüğünü savundu. “Edward Witten bugün dünyanın en zeki adamıdır; teorik fiziği 42 yıl önce yoldan çıkarıp uçurumdan aşağı sürdü,” diyen Eric Weinstein, bunun kimsenin açıkça söylemediği bir değerlendirme olduğunu belirtti.
String theory ve M-theory’nin modern fiziğin “tek oyunu” olmadığı görüşünü dile getirdi. Strings 2026 konferansının konuşma başlıklarında electron, hadron, Higgs ve lepton gibi fiziksel dünya ile bağlantılı kelimelerin bulunmadığını iddia etti. Ona göre teorik fizik, fiziksel dünyaya zarar veremeyecek kadar soyut ve etkisiz bir alana dönüştü; bu da jeopolitik olarak “güvenli” ama bilimsel olarak verimsiz bir durum yarattı.
Weinstein, kendi “geometric unity” teorisini bir alternatif olarak sundu. Bu teoriden söz etmenin “öz tanıtım” gibi algılanabileceğini kabul etti, ancak bilim insanlarının teorileri varsa bunları açıkça tartışmasının normal olduğunu söyledi.
Gizli Bilim, Manhattan Project ve Renaissance Technologies İddiası
David, son 50 yılda gizli bir yerde fizik alanında ilerleme sağlanmış olabilir mi diye sordu. Weinstein, Manhattan Project döneminde Reference Committee adlı gizli bir mekanizma kurulduğunu, zincirleme reaksiyon fiziği üzerine makalelerin National Research Council üzerinden engellendiğini anlattı. Ona göre 1940-1945 arasında Manhattan Project dışında kalan fizikçilerin yayın yapması ve geçimini sağlaması fiilen zorlaştırıldı.
Bu örnekten hareketle, benzer bir şeyin birden fazla kez yaşanıp yaşanmadığının sorulması gerektiğini savundu. Kesin bildiğini söylemeden, eğer böyle bir yer varsa “önde gelen adayın” Long Island’daki Renaissance Technologies olabileceğini ifade etti. Bu iddiasını kurumun Brookhaven National Laboratory ve Stony Brook ile yakınlığına, Medallion Fund’ın kapalı yapısına ve aşırı yüksek getirilerine dayandırdı.
David, böyle bir şey varsa içeriden sızıntı olması gerektiğini söyledi. Weinstein ise Los Alamos hakkındaki 1944 haberini hatırlatarak, bazı gerçek iddiaların ilk söylendiğinde “çılgınca” göründüğü için dikkate alınmayabileceğini savundu. Renaissance Technologies hakkında kesin bilgi sahibi olmadığını özellikle belirtti.
Yeni Fizik: Boom, Vroom ve Zoom
Weinstein, fiziğin ilerlememiş olmasının ne anlama geldiğini genel dinleyiciye anlatırken “boom, vroom, zoom” ayrımını kullandı. Boom’u silahlar, vroom’u enerji, zoom’u ise itki, hesaplama ve teknolojik olanaklar olarak tanımladı.
Standard Model’in yaklaşık 53 yıl önce tamamlandığını söyleyen Weinstein, o zamandan beri insanlığın yeni “boom, vroom ve zoom”dan mahrum kaldığını savundu. “Fizikteki durgunluk insan türünün hayatta kalmasına yol açmış olabilir, çünkü boom çok korkutucu,” diyen Eric Weinstein, aynı durgunluğun yeni enerji ve itki olanaklarını da engellemiş olabileceğini belirtti.
SU4, Pati-Salam model, dark chemistry, neutrino dönüşümleri ve maddenin olası parçalanması gibi teknik başlıkları spekülatif biçimde anlattı. Bazı yeni kuvvet parçacıkları keşfedilirse bugün kararlı görünen şeylerin yeni rejimde kararlı olmayabileceğini söyledi.
Nükleer Güç, İran ve Küresel Düzen
Weinstein, bilimsel bilginin az miktarda olduğunda bile olağanüstü güç üretebildiğini söyledi. COVID-19 bağlamında spike protein’e dört amino asidin eklenmesi iddiasını örnek vererek, küçük biyolojik değişikliklerin dünyayı kapatabilecek sonuçlar doğurabileceğini savundu.
Nükleer silahların yayılması konusunda da uyarıda bulundu. United States v. Progressive Magazine, Teller-Ulam design, John Aristotle Phillips ve amatör düzeyde nükleer bilgiye erişim örneklerini anlattı. İran bağlamında, ABD’nin başarısız olması halinde birçok ülkenin kendi nükleer silahını edinmek isteyeceğini öne sürdü.
“Petrodolarlar petrodolar değildir; şiddet dolarlarıdır,” diyen Eric Weinstein, ABD’nin petrol düzenini güvence altına alan güç olarak görüldüğünü ve bu rejimin çözülmekte olduğunu savundu. Donald Trump’ın İran konusunda attığı adımı “cesur” bulduğunu söyledi, ancak bunun nihai olarak kazanılması gerektiğini belirtti.
UAP, Yerçekimi ve İnsanlığın Geleceği
Söyleşinin son bölümünde David, Weinstein’ın UAP konusundaki görüşünü sordu. Weinstein, videolardan çok “çok sayıda zeki ve ayık insanın benzer anlatımlarını” önemsediğini söyledi. Özel erişim programları olduğunu ve aşırı kompartımanlaşmanın ABD’nin kendi bildiklerini bir araya getirmesini zorlaştırabileceğini belirtti.
Genel göreliliğin son söz olması halinde UAP’lerin ulus devletlere ait deneysel silah sistemleri olabileceğini söyledi. Ancak genel göreliliğin son söz olduğuna inanmadığını da ekledi. “Eğer ayrılabiliyorsak, onların burada olduğunu düşünüyorum; ve ayrılabileceğimizi düşünüyorum,” diyen Eric Weinstein, insanlığı North Sentinel Island benzetmesiyle “temas kurulmamış bir halk” olarak tanımladı.
Weinstein, DESI ölçümleri ve dark energy üzerinden genel göreliliğin kırılabileceğini savundu. Dark energy için mevcut formülün yanlış olduğunu, kendisinin de bir aday formülü bulunduğunu söyledi. Yapay zekânın ise bilimsel alanların “çöp kutusu” sayılmış fikirlerini okuyarak yeni keşiflere yol açabileceğini öne sürdü.
Söyleşinin sonunda Weinstein, ABD’nin bilimde yeniden liderlik etmesi gerektiğini söyledi. “Amerika’nın liderlik etme zamanı geldi,” diyen Eric Weinstein, bilim insanlarının Donald Trump hakkındaki duygularına rağmen Washington DC’ye gelip “Nasıl yardım edebilirim?” demeleri gerektiğini vurguladı.