Glenn Diesen

Donald Trump ve Professor Marandi’nin Uyarıları: İsrail Anlatısı, İran’ın Gücü ve Strait of Hormuz

İngilizce kaynaklı bu podcast kesitinde sunucu ve kimliği belirtilmeyen konuk, Donald Trump’ın İran’la savaş ihtimaline yaklaşımını, ABD istihbaratı yerine İsrail kaynaklı değerlendirmelere kulak verdiği iddiasını ve İran’ın olası karşılık kapasitesinin hafife alınmasını tartıştı. Konuşma, özellikle Strait of Hormuz (Hürmüz Boğazı), ABD üsleri ve İsrail’in İran’ı zayıf gösterdiği öne sürülen anlatı üzerinden, savaş kararlarının nasıl şekillenebileceğine odaklandı.

Trump’ın ABD istihbaratı yerine İsrail’e kulak verdiği iddiası

Tartışma, Trump’ın karar alma biçimine dair sert bir tespitle açıldı. “Trump artık ABD istihbaratını dinlememeyi, bunun yerine İsraillileri dinlemeyi alışkanlık hâline getiriyor,” diyen Sunucu, meselenin Trump’ın hangi bilgi kaynaklarına güvendiğiyle ilgili olduğunu belirtti. Bu çerçevede konu, yalnızca İran’ın askeri kapasitesi ya da İsrail’in değerlendirmeleri değil, ABD başkanının savaş gibi yüksek riskli kararları hangi aktörlerin yönlendirmesiyle aldığı sorusu etrafında şekillendi.

Konuğa göre Trump’ın tutumu şaşırtıcıydı. “Dürüst olmak gerekirse Trump’a şaşırdım,” diyen Konuk, savaş öncesindeki haftalarda kendi podcast’inde Professor Marandi (medyada etkili olduğu belirtilen akademisyen) ile birkaç kez görüştüğünü ifade etti. Konuk, Marandi’nin bu görüşmelerde sürekli aynı uyarıyı yaptığını anlattı: ABD’nin İran’a saldırması hâlinde İran’ın ilk günden çok sert karşılık vereceği.

Professor Marandi’nin Strait of Hormuz uyarısı

Konuk, Professor Marandi’nin mesajını aktarırken bunun açık ve tekrarlanan bir uyarı olduğunu söyledi. “ABD saldırırsa ya da saldırdığında, ilk gün Strait of Hormuz’u kapatacağız ve onların bütün üslerine saldıracağız,” diyen Konuk, Marandi’nin pozisyonunu bu sözlerle özetledi. Bu aktarımda İran’ın yalnızca savunmada kalmayacağı, savaşın seyrini belirleyecek adımlar atabileceği vurgulandı.

Konuk, bu ihtimalin karar alıcılar tarafından dikkate alınması gerektiğini savundu. “Bunun en azından bir ihtimal olarak değerlendirilmesi gerekirdi,” diyen Konuk, İran’ın karşı tarafın savaş koşullarını tek başına belirlemesine izin vermeyeceğini düşünmenin makul olduğunu ifade etti. Ona göre İran’ın böyle bir senaryoda pasif kalmasını beklemek gerçekçi değildi.

Bu bölümde konuşmanın ağırlığı, savaşın koşullarını kimin belirleyeceği sorusuna kaydı. Konuk, İran’ın ABD ya da İsrail’in belirlediği bir çatışma çerçevesine razı olmayacağını söyledi. Bu nedenle Strait of Hormuz’un kapatılması ve ABD üslerinin hedef alınması ihtimali, yalnızca tehdit değil, savaş planlamasında dikkate alınması gereken bir karşı hamle olarak sunuldu.

İran’ın hafife alınması ve İsrail’in anlatı kampanyası

Konuk, ABD tarafının İran’ı neden hafife aldığını açıklarken İsrail’in yürüttüğünü söylediği bir algı çalışmasına işaret etti. “İsraillilerin İran’ı olduğundan çok daha zayıf göstermeye yönelik büyük bir kampanyası vardı,” diyen Konuk, bu kampanyanın Trump’ı savaşa ikna etme amacı taşıdığını değerlendirdi. Ona göre İsrail, Trump’ın büyük dış politika riskleri almaya eğilimli olmadığını biliyordu.

Bu noktada konuk, Trump’ın savaş kararına ancak çatışmanın kolay ve düşük riskli gösterilmesi hâlinde yaklaşabileceğini savundu. “Onu ikna etmenin tek yolu, bunun kolay olduğuna inandırmaktı,” diyen Konuk, İsrail’in İran’ı zayıf, etkisiz ve ABD ile doğrudan çatışmaya girmekten korkan bir aktör olarak sunduğunu belirtti. Bu anlatıya göre İran, ciddi karşılık veremeyecek ya da doğrudan ABD’yi hedef almaktan kaçınacaktı.

Konuk, Trump’ın tercihleriyle ilgili değerlendirmesini daha da netleştirdi. “Kolay, düşük riskli şeyler onun güçlü yönü,” diyen Konuk, Trump’ın özellikle büyük ve belirsiz dış politika risklerinden kaçındığını ifade etti. Bu nedenle, İran’a karşı askeri bir hamlenin Trump’a kabul ettirilebilmesi için kolay bir zafer gibi gösterilmesi gerektiğini savundu.

İran’ın stratejik sabrı ve bu algının güçlenmesi

Konuk, İsrail’in İran’ı zayıf gösteren anlatısının tek başına etkili olmadığını, İran’ın kendi davranışlarının da bu algıyı güçlendirdiğini söyledi. “İran’ın kendi davranışı da bunu pekiştirmişti,” diyen Konuk, son birkaç yılda İran’ın İsrail’den gelen saldırılar karşısında “stratejik sabır” izlediğini anlattı. Ona göre bu tutum, dışarıdan bakanlar için İran’ın karşılık verme kapasitesi ya da isteği konusunda yanlış bir izlenim doğurmuş olabilir.

Konuk, “Son birkaç yılda İsraillilerden darbe üstüne darbe aldılar,” diyerek İran’ın uzun süre doğrudan ve büyük ölçekli bir karşılık vermediğini vurguladı. Bu değerlendirmeye göre İran’ın sabırlı davranması, İsrail’in “İran zayıf” anlatısıyla birleşerek ABD tarafında yanlış bir güven duygusu yaratmış olabilir.

Konuşmada İran’ın stratejik sabrı bir zayıflık olarak değil, yanlış yorumlanmış bir politika olarak sunuldu. Konuk, İran’ın daha önce karşılık vermekte çekingen davranmış olmasının, ABD saldırısı hâlinde de aynı çizginin devam edeceği anlamına gelmeyeceğini savundu. Bu çerçevede Marandi’nin uyarıları, İran’ın belirli bir eşiğin aşılması durumunda farklı bir tutum alabileceğine dair işaret olarak aktarıldı.

Savaşın çerçevesini belirleme mücadelesi

Podcast kesitinin genelinde öne çıkan ana fikir, İran’a karşı savaş ihtimalinin yalnızca askeri güç dengesiyle değil, tarafların savaşın kurallarını kimin belirleyeceğine dair beklentileriyle ilgili olduğuydu. Konuk, İran’ın ABD’nin saldırı zamanlamasını, kapsamını ve çatışmanın sınırlarını tek taraflı biçimde belirlemesine izin vermeyeceğini söyledi. Bu nedenle Strait of Hormuz ve ABD üsleri, konuşmada sembolik değil, pratik karşılık seçenekleri olarak ele alındı.

Sunucunun başlangıçtaki vurgusu ise Trump’ın bilgi kaynaklarına ilişkindi. Trump’ın ABD istihbaratı yerine İsrail’e kulak verdiği iddiası, konuşmanın geri kalanında İsrail’in İran’ı zayıf gösterdiği savıyla birleşti. Konuk, İsrail’in Trump’ı ikna etmek için İran’ı kolay hedef gibi gösterdiğini, İran’ın geçmişteki stratejik sabrının da bu algıyı desteklediğini anlattı.

Sonuç olarak kesitte, İran’ın olası tepkisinin hafife alınmasının ciddi bir hata olabileceği savunuldu. Konuk, Professor Marandi’nin önceden dile getirdiği uyarıların dikkate alınması gerektiğini, İran’ın ABD saldırısı karşısında savaşın koşullarını karşı tarafa bırakmayacağını ve bunun ilk günden geniş kapsamlı karşılıklarla kendini gösterebileceğini ifade etti.

Trump, ABD istihbaratı ve İsrail anlatısı

Sunucu: Mesele şu ki, Trump artık ABD istihbaratını dinlememeyi, bunun yerine İsraillileri dinlemeyi alışkanlık hâline getiriyor.

Konuk: Evet, dürüst olmak gerekirse Trump’a şaşırdım. Çünkü savaş öncesindeki haftalarda da podcast’imde, medyada da oldukça etkili olan Professor Marandi ile birkaç kez röportaj yapmıştım. O hep aynı noktayı dile getiriyordu: ABD saldırırsa ya da saldırdığında, ilk gün Strait of Hormuz’u kapatacağız ve onların bütün üslerine saldıracağız. En azından bunun bir ihtimal olarak değerlendirilmesi gerekirdi. Yani karşı tarafın bu savaşın hangi koşullarda yürütüleceğini belirlemesine izin vermeyecekleri bana oldukça makul görünüyordu.

Konuk: ABD tarafının da İranlıları neden gerçekten hafife aldığını biraz açıklamak gerekirse, İsraillilerin İran’ı olduğundan çok daha zayıf göstermeye yönelik büyük bir kampanyası vardı. İsrailliler şunu fark etti: Trump’ı savaşa ikna etmek istiyorlarsa, ki bu onun muhtemelen kolayca kabul edeceği bir şey değil çünkü genelde büyük dış politika riskleri almaz, onu ikna etmenin tek yolu bunun kolay olduğuna inandırmaktı.

Konuk: Çünkü o kolay şeylerden yana olmayı sever. Kolay, düşük riskli şeyler onun güçlü yönüdür. Bu yüzden İranlıları çok zayıf, bir şey yapmaktan aciz, ABD ile doğrudan çatışmaktan korkan bir taraf gibi göstermeye gerçekten yoğunlaştılar.

Konuk: İran’ın kendi davranışı da bunu pekiştirmişti. Son birkaç yıldaki stratejik sabırdan söz ediyorum; İsraillilerden darbe üstüne darbe üstüne darbe alıyorlardı.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol