Donald Trump ve Joe Biden Gölgesinde Ateşkes Tartışması: İsimsiz Konuk ABD’nin Kaldıraç Gücünü Vurguladı
Kaynak dili İngilizce olan podcast bölümünde, adı belirtilmeyen sunucu ile adı belirtilmeyen konuk, Donald Trump’ın göreve başlaması öncesinde İsrail-Hamas savaşı bağlamında olası ateşkes ve rehine anlaşmasını tartıştı. Bölümde özellikle ABD dış politikasının İsrail ve Ukrayna gibi müttefik hükümetlerin tercihleriyle ne ölçüde belirlenmesi gerektiği, Trump’ın baskısının olası bir anlaşmadaki rolü ve Joe Biden yönetimine yönelik eleştiriler öne çıktı.
Cambridge’deki çıkış ve Trump’ın bunu kullanması
Sunucu, konuğa birkaç ay önce Cambridge öğrenci birliğinde yaptığı bir yorumun “tarihin akışını değiştirmiş” olabileceğini söyledi. Sunucuya göre bu sözler, Donald Trump tarafından paylaşıldı ve “açıkça bir tür etkisi” oldu. Sunucu, “Cambridge öğrenci birliğinde birkaç ay önce yaptığınız yorumla tarihin akışını pekâlâ değiştirmiş olabilirsiniz,” diyerek konuğun sözlerinin Trump’ın ekibi tarafından benimsendiğini savundu.
Sunucu, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Donald Trump’ın yemin törenine katılmayı reddettiğini de gündeme getirdi. Bunun nedenine ilişkin kesin bir iddiada bulunmadı; Netanyahu’nun uçmaktan mı çekindiğini, ABD’ye gelmekten mi korktuğunu ya da uçağının kendisinin tutuklanabileceği bir yere inmek zorunda kalmasından mı endişe ettiğini bilmediğini söyledi. “Netanyahu’nun uçmaktan mı, buraya uçmaktan mı, yoksa uçağının tutuklanabileceği bir yere inmek zorunda kalmasından mı korktuğunu bilmiyorum,” diyen sunucu, bu durumu Trump’ın baskı kurma tarzıyla ilişkilendirdi.
Sunucu, konuğun daha önce dile getirdiği eleştirilerin dünyada birçok kişi tarafından kabul gördüğünü, Trump tarafından da benimsendiğini ve seçilmiş başkan olarak bir müzakere tekniğine dönüştürüldüğünü söyledi. Sunucuya göre eğer İsrailli rehinelerin ve Filistinli rehinelerin serbest bırakılmasını içeren bir anlaşma olursa, hem Joe Biden hem de Donald Trump bundan pay çıkarmaya çalışacak.
Olası anlaşma ve kredi tartışması
Sunucu, olası anlaşmanın siyasi sahiplenme yarışına yol açacağını belirtti. “Eğer İsrailli rehinelerin ve Filistinli rehinelerin serbest bırakılması için bir anlaşma olursa, Joe Biden da kredi alacak, Donald Trump da kredi alacak,” diyen sunucu, asıl etkili kişinin karşısındaki konuk olduğunu ima etti.
Konuk ise bu değerlendirmeye temkinli yaklaştı ve olası bir anlaşmanın esas olarak ABD’nin elindeki baskı gücünü gösterdiğini söyledi. Ona göre böyle bir anlaşma, Washington’ın dış politikasını başka bir ülkenin çizgisine tabi kılmak zorunda olmadığını ortaya koyuyor. “Eğer bir anlaşma olursa, bu Amerika Birleşik Devletleri’nin elinde kaldıraç olduğunu gösterir,” diyen konuk, ABD’nin kendi dış politikasını kendisinin belirlemesi gerektiğini vurguladı.
Konuk, anlaşma gerçekleşirse bunun Donald Trump’ın başarısı sayılması gerektiğini savundu. Joe Biden’a yönelik eleştirisini açık dile getirdi. “Eğer bir anlaşma olursa, bu Donald Trump’ın başarısıdır,” diyen konuk, Biden’ın ise yıllardır “başka ülkelerin ABD’ye ne yapmasını söylediğine uyduğunu” ileri sürdü.
Konuk, ateşkesin çok daha önce gerçekleşmesi gerektiğini de söyledi. Olası bir anlaşmanın, geç uygulanmış bir baskının sonucu olacağını belirtti. “Bu ateşkes çok uzun zaman önce olmalıydı,” diyen konuk, “eğer gelirse, gelmeli de, çok önce uygulanması gereken baskıyla geliyor,” diye ekledi.
ABD dış politikasında “başka hükümetlere teslimiyet” eleştirisi
Konuk, tartışmayı yalnızca Orta Doğu savaşıyla sınırlamadı; aynı ilkenin Ukrayna savaşı için de geçerli olduğunu söyledi. ABD dış politikasının başka hükümetlere bırakılmasının, Washington’ın çıkarına sonuç üretmeyeceğini savundu. “Dış politikanızı, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasını başka bir hükümete verirseniz, ABD’nin çıkarına olanı elde edemeyiz,” diyen konuk, bu yaklaşımın müttefik ülkelerin gerçek çıkarlarına da hizmet etmeyebileceğini belirtti.
Konuğun iddiasına göre ABD, karar alma yetkisini “Ukraynalılar ne derse” ya da “İsrailliler ne derse” anlayışına bırakırsa, hem kendi çıkarlarını hem de bu ülkelerin daha geniş çıkarlarını gözden kaçırabilir. Ona göre bu durumda kazanan, ilgili ülkelerdeki birkaç siyasetçi olabilir. “Belki o ülkelerdeki birkaç siyasetçinin çıkarına olanı elde ederiz,” diyen konuk, bu siyasetçilerin ABD’yi kendi emirlerinde görmeye başlamasının kendi ülkelerine de doğru hizmet ettikleri anlamına gelmediğini savundu.
Konuk, ABD Başkanı’nın diğer hükümetlere açık bir sınır çizmesi gerektiğini ifade etti. “Bir Amerika Birleşik Devletleri Başkanı başka hükümetlere ‘Hayır, bizim dış politikamızı siz belirlemezsiniz’ demeli,” diyerek, beklediği değişimin bu yönde olduğunu anlattı.
Diplomatik izolasyon ve “sonsuz savaşlar” vurgusu
Sunucu, konuğun bu değerlendirmesine katılarak ABD’nin uzun süredir “absürt biçimde manipüle edildiğini” savundu. Ona göre bunun sonucu ABD’nin dezavantajı, diplomatik izolasyon ve bitmeyen savaşlar oldu. “ABD saçma biçimde manipüle edildi; bunun sonucu ABD’nin dezavantajı, diplomatik izolasyon ve sonsuz savaşlar oldu,” diyen sunucu, mevcut noktada bir değişim ihtimali doğmuş olabileceğini söyledi.
Bölümde iki konuşmacı da ABD’nin İsrail ve Ukrayna gibi müttefiklerle ilişkilerinde kendi çıkarlarını daha açık biçimde tanımlaması gerektiği fikrinde birleşti. Ancak sunucu, konuğun Cambridge’deki çıkışının ve Trump’ın bunu paylaşmasının olası anlaşmada belirleyici olduğunu öne çıkarırken, konuk daha geniş bir ilkeye odaklandı: ABD’nin dış politika kaldıraçlarını kullanması ve kararlarını başka hükümetlere devretmemesi.