David Sacks: Çin Açık Kaynak AI Modellerini Yasaklamak “Trajik Hata” Olur
İngilizce yayımlanan All-In Podcast’in 282. bölümünde Jason Calacanis, David Sacks, Chamath Palihapitiya ve David Friedberg; Çinli Moonshot AI’ın “Kimmy K3” adlı açık kaynak modelinin yarattığı tartışmayı, Anthropic’in telif davası uzlaşmasını, Google ve Tesla’nın sermaye harcamalarını ve New York’taki kira politikası tartışmalarını ele aldı. Bölümün ana ekseni, açık kaynak yapay zekâ modellerinin ABD’de yasaklanıp yasaklanmayacağı ve böyle bir adımın Amerikan teknoloji ekosistemi ile küresel rekabet üzerindeki etkileriydi.
Çin Açık Kaynak Modelleri ve Washington’daki Tartışma
Jason Calacanis, Moonshot AI’ın açık kaynak “Kimmy K3” modelinin performans açısından Opus 4.8 ve GPT 5.6 gibi modellerle aynı seviyeye geldiğini, bunun da “erken 2025’teki DeepSeek anına” benzer bir panik yarattığını söyledi. Calacanis, Axios’un Beyaz Saray’ın Çinli açık kaynak modellerini yasaklamayı değerlendirdiğini yazdığını, Wired’ın ise Howard Lutnick’in böyle bir yasağa karşı olduğunu aktardı.
David Sacks, Beyaz Saray’da henüz açık kaynak modelleri yasaklama kararı alınmadığını söyledi. “Beyaz Saray’ın açık kaynak modelleri yasaklama yönünde bir karar almadığını iyi bir kaynaktan biliyorum,” diyen David Sacks, “bunun bilinmesini istediklerini düşünüyorum” şeklinde açıkladı. Sacks’e göre tartışma esasen Çinli şirketlerin Amerikan modellerinden “distillation” yapıp yapmadığı etrafında dönüyor.
Sacks, Amerikan açık kaynak ekosisteminin cezalandırılmasının yanlış olacağını savundu. “Hükümetin açık kaynak ekosistemine karşı adım atması trajik bir hata olur,” diyen Sacks, “bu yalnızca Amerika’nın yapay zekâ yarışındaki pozisyonuna zarar verir” değerlendirmesinde bulundu. Ona göre Amerikan şirketlerinin kamusal alandaki Çin katkılarını kullanmasının engellenmesi, “kendi burnunu kesmek” anlamına gelir.
Chamath Palihapitiya, distillation kavramını bir modelden çok sayıda soru-cevap çıktısı alınarak başka bir modelin eğitiminde kullanılması olarak açıkladı. “Distillation, bir modeli çalıştırıp ona soru sormanız, çıktısını gözlemlemeniz ve bunu kendi modelinizin eğitiminde kullanmanızdır,” diyen Palihapitiya, bunun milyonlarca kez yapıldığında devasa veri çıkarımı anlamına geldiğini belirtti. Palihapitiya’ya göre bu sorunu gerçekten önemseyen şirketlerin müşteri tanıma süreçleri, kimlik doğrulama ve ödeme kartı bağlama gibi yöntemleri kullanması gerekir.
Anthropic, Regülasyon ve “Token Vergisi” Tartışması
Sacks ve Palihapitiya, Anthropic’in hükümet koruması aradığını ileri sürdü. Sacks, Anthropic’in yıl başında 10 milyar dolar yıllık yinelenen gelirden 70 milyar doların üzerine çıktığını öne sürerek, böyle bir şirketin devlet korumasına ihtiyaç duymadığını savundu. “Eğer distillation’ı durdurmak birincil hedefleri olsaydı, Anthropic Çin’in Amerikan modellere erişimini yasaklamaya çalışırdı; Amerikanların Çin modellerine erişimini değil,” diyen Sacks, sorunun kaynağında durdurulması gerektiğini belirtti.
Palihapitiya ise kapalı sınır model şirketlerinin değerlemelerini korumaya çalıştığını söyledi. Ona göre temel modeller beklenenden hızlı biçimde emtiaya dönüşüyor ve asıl değer uygulama katmanında ya da altyapıda oluşuyor. “Bu modeller çok daha hızlı emtialaşıyor,” diyen Chamath Palihapitiya, “gerçek iş modeli artık temel modelde değil; onun üstündeki uygulama katmanında ve altındaki altyapıda” şeklinde konuştu.
Palihapitiya, ABD hükümetinin açık kaynak kullanımını kısıtlamasının Amerikan şirketlerine maliyet yükleyeceğini savundu. Ona göre Coca-Cola gibi sıradan bir şirket bile yapay zekâ kullanırken yalnızca pahalı kapalı modellere mahkûm edilirse, küresel rakiplerine kıyasla dezavantajlı hale gelir. Bu durumu “token vergisi” olarak tanımlayan konuşmacılar, Amerikan işletmelerinin dünyadan daha pahalı yapay zekâ kullanmak zorunda kalabileceğini söyledi.
David Friedberg de distillation’ın yalnızca yapay zekâya özgü olmadığını belirtti. Otomotivden arama motorlarına kadar birçok sektörde şirketlerin rakip ürünlerin çıktısını inceleyerek kendi sistemlerini geliştirdiğini anlattı. “Bir otomobil üreticisi başka bir otomobil üreticisinin aracının nasıl çalıştığına bakar ve bunu daha iyi bir araba tasarlamak için kullanır,” diyen Friedberg, bunun klasik anlamda yazılım hırsızlığı olmadığını savundu.
Sacks, model ağırlıkları ile model çıktıları arasındaki ayrımın politika yapıcılarca anlaşılması gerektiğini vurguladı. Ona göre kapalı modelin ağırlıklarının çalınması hırsızlık olurdu; ancak tartışılan şey çıktılardan öğrenme. Sacks, OpenAI ve Anthropic’in dünyanın içerik çıktıları üzerinde eğitim yapmayı savunurken kendi çıktılarının eğitime konu edilmesini “IP theft” olarak sunmasını ikiyüzlü bulduğunu söyledi.
Açık Kaynak Yapay Zekânın Ekonomik Etkisi
Friedberg, açık kaynak yazılımın internetin büyümesindeki rolünü hatırlattı. Netscape’in kapalı yazılımlarının zamanla Firefox, Chrome ve Apache gibi açık kaynak projeler karşısında gerilediğini anlattı. Ona göre açık kaynak internet, Google, eBay, Amazon ve küçük işletmelerin büyümesini sağladı.
“Açık kaynak yapay zekâ küresel ekonomiyi dönüştürecek,” diyen David Friedberg, “yapay zekânın ekonomik değerinin az sayıda şirketin elinde kalmasını değil, herkese yayılmasını sağlayacak” diye ekledi. Friedberg, Çinli açık kaynak ile Amerikan açık kaynak arasında ayrım yaparak tüm açık kaynak yapay zekâyı engellemenin yanlış olacağını savundu.
Sacks ise Çin’in tamamen yetiştiği iddiasına karşı çıktı. Kimmy K3’ün bazı kodlama testlerinde iyi sonuç verdiğini, ancak bunun tek boyutlu bir ölçüt olduğunu söyledi. Sacks, Amerikan laboratuvarlarında yayımlanmamış çok güçlü modeller olduğunu ve ABD’nin hâlâ yaklaşık altı ay önde olduğunu savundu. “Çin’in gerçekten yetiştiğine inanmıyorum,” diyen David Sacks, “hâlâ altı ay önde olduğumuzu düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Jason Calacanis ise girişimlerin kapalı modellerden açık kaynak modellere geçtiğini söyledi. Ona göre birçok iş için en yeni model gerekmiyor; önceki nesil ya da açık kaynak modeller yeterli oluyor. Chamath Palihapitiya bu noktayı şöyle formüle etti: “Kanayan uçtaki görevlerin yüzde 95’i herkes tarafından yapılabiliyor değil; görevlerin yüzde 95’i birçok farklı model tarafından yapılabiliyor.”
Anthropic’in Telif Uzlaşması ve Fair Use Gerilimi
Bölümün ikinci ana başlığı Anthropic’in yapay zekâ eğitiminde kullanılan kitaplarla ilgili telif davasında 1,5 milyar dolarlık uzlaşmasıydı. Calacanis, bunun ABD tarihindeki en büyük telif uzlaşması olduğunu, Anthropic’in Claude’u eğitmek için korsan sitelerden 7 milyon kitap indirdiğinin iddia edildiğini söyledi. Aktarılan bilgilere göre avukatlara 101 milyon dolar, yazarlara kitap başına 3.000 dolar ödenecek; 500.000 kitap kapsama giriyor ve kapsanan yazarların yüzde 91’i payını talep etmiş durumda.
Sacks, bu uzlaşmanın yapay zekâ eğitiminde telifli materyal kullanımının tamamen yasadışı olduğunu kanıtlamadığını söyledi. Ona göre Anthropic’in sorunu kitapların en az bir kopyasını bile satın almadan korsan kaynaklardan indirmesiydi. Eğer kitaplar satın alınmış olsaydı, şirketin “fair use” savunması yapabileceğini belirtti.
Sacks, Anthropic ve OpenAI’ın kendi modellerini eğitirken içerik üreticilerin çalışmalarını kullanmayı savunup, Çinli modellerin kendi çıktılarından öğrenmesini “IP theft” olarak tanımlamasını çelişkili buldu. “IP bizim için var, sizin için yok,” diyen Sacks, bu yaklaşımı ikiyüzlü olarak değerlendirdi.
Friedberg, bilginin yayılımının telif hukukuyla tamamen durdurulamayacağını savundu. Bir kitabı birebir kopyalayıp yayımlamanın telif ihlali olduğunu, ancak kitabın okunması, yorumlanması ve bu yorumlardan yeni bilgi çıkarılmasının farklı bir mesele olduğunu söyledi. Calacanis ise içerik sahiplerinin, özellikle müzik sektörü ve gazetelerin, toplu biçimde haklarını savunmaları gerektiğini söyledi.
Google, Tesla ve Sermaye Harcamaları
Podcast’te Google ve Tesla’nın sonuçları da değerlendirildi. Calacanis, Google’ın güçlü sonuçlar açıkladığını ancak sermaye harcamaları ve negatif serbest nakit akışı nedeniyle hisselerin düştüğünü söyledi. Google Cloud’un yıldan yıla yüzde 34 büyüdüğünü ve 100 milyar dolarlık yıllık koşu hızına ulaştığını aktardı. Tesla’nın sermaye harcamalarının yüzde 140 arttığını, şirketin 25 milyar dolar sermaye harcaması beklediğini belirtti. Google’ın sermaye harcaması tahmininin ise 195-205 milyar dolar aralığında olduğunu söyledi.
Palihapitiya, Google konusunda daha iyimser olduğunu söyledi. Şirketin halka açıldığından beri 25 yıllık ortalama yatırım getirisi oranının yüzde 32 olduğunu belirtti. “Parayı 20 yıl boyunca ortalama yüzde 32 bileşik getiriyle değerlendiren bir işletmeye şüphe avantajı verirsiniz,” diyen Chamath Palihapitiya, Google’ın hızlı ve kontrolsüz değil, metodik biçimde yatırım yaptığını savundu.
Friedberg de Google’ın yapay zekâ altyapısından faydalanmak için iyi konumlandığını söyledi. GCP’nin kurumsal veriler, e-posta, Drive ve modelden bağımsız çalışma kapasitesi sayesinde avantajlı olduğunu belirtti. Ona göre en kötü senaryoda bile Google, başka modelleri düşük maliyetle çalıştırabilecek dünya çapında güçlü bir altyapıya sahip olur.
New York’ta Kira Politikası ve Özel Mülkiyet Tartışması
Son bölümde New York City’de Zohran Mamdani’nin kira politikası tartışmaları ele alındı. Calacanis, Mamdani’nin kiracı başvurularında kredi kontrolü ücretlerinin yasaklanmasını, ev sahiplerinin hem kredi kontrolü hem de gelirin kiranın 40 katı olması şartını aynı anda isteyememesini ve kiracı birliklerinin yasal tanınmasını içeren bir rapor sunduğunu aktardı.
Friedberg, bu tartışmayı özel mülkiyet hakları açısından değerlendirdi. John Quincy Adams’a atıf yaparak, özel mülkiyetin Amerikan özgürlük anlayışının temelinde bulunduğunu söyledi. “Özel mülkiyet hakları Amerika’da özgürlüğün temelidir,” diyen David Friedberg, devletin mülke el koyma ya da kullanımını aşırı kısıtlama eğiliminin tiranlığa yol açabileceğini savundu.
Sacks ise tahliyelerin engellenmesinin yalnızca ev sahiplerini değil, aynı binalarda yaşayan diğer kiracıları da etkilediğini söyledi. Ona göre sorunlu kiracılar tahliye edilemediğinde bina bakımı bozulabilir, komşuların yaşam kalitesi düşebilir ve özellikle düşük gelirli uzun süreli kiracılar zarar görebilir.
Palihapitiya, kira sorununu çözmenin yolunun arzı artırmak olduğunu söyledi. Austin örneğine atıf yaparak izin süreçleri gevşetildiğinde daha fazla konut üretildiğini ve her yeni birimin kiraları aşağı çektiğini belirtti. Konuşmacılar, kredi kontrolünün ve tahliyenin kısıtlanmasının ev sahiplerini daha yüksek peşin ödeme istemeye ya da konutları boş bırakmaya itebileceğini savundu.