Benjamin Netanyahu’nun “Britanya İslam Cumhuriyeti” Sözü Podcastte Hedef Gösterme Tartışmasına Dönüştü
İngilizce podcast konuşmasında adı belirtilmeyen sunucu ile adı belirtilmeyen konuk, Benjamin Netanyahu’nun Birleşik Krallık hakkında kullandığı aktarılan “Islamic Republic of Britain” ifadesini, İsrail’in dış politika tutumunu ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’ye yönelik söylemleri tartıştı. Bölüm, Netanyahu’nun sözlerinin yalnızca polemik mi, yoksa Britanya, ABD siyaseti ve Filistin dayanışması çevreleri açısından daha ciddi bir tehdit dili mi olduğu sorusu etrafında ilerledi.
Netanyahu’nun “Britanya İslam Cumhuriyeti” Sözü
Sunucu, programa Netanyahu’ya atfedilen bir ifadeyle başladı ve “Benjamin Netanyahu ‘Britanya İslam Cumhuriyeti’ derken neyi kastediyordu?” sorusunu yöneltti. Konuk, bu sözün iki hafta önce Netanyahu’nun Birleşik Krallık ziyareti sırasında katıldığı bir podcastte söylendiğini aktardı.
“Netanyahu, Britanya’ya Müslüman göçünden söz ediyor ve Britanya’nın ‘Britanya İslam Cumhuriyeti’ne dönüşeceğini söylüyordu,” diyen adı belirtilmeyen konuk, ifadenin doğrudan göç, demografik değişim ve İsrail’le ilişkiler bağlamında kurulduğunu belirtti. Konuğa göre Netanyahu, böyle bir durumda Britanya’nın “İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’yle başa çıktığı şekilde” ele alınması gerekeceğini ima ediyordu.
Konuk, bu yorumu yalnızca bir benzetme olarak değil, açık bir siyasi uyarı olarak değerlendirdi. İsrail’in İran’a karşı “iki tek taraflı ve kışkırtılmamış savaş başlattığını” savunan konuk, Netanyahu’nun Britanya’ya yönelik sözlerini bu çerçevede okudu. “Esasen Britanya’yı tehdit ediyor ve İsrail’le özel ilişkinizden uzaklaşırsanız size düşman muamelesi yapılacağını söylüyordu,” diyen konuk, Netanyahu’nun mesajının özellikle Müslüman göçmenler, Filistin dayanışması ve Jeremy Corbyn gibi figürler üzerinden şekillendiğini ifade etti.
Konuk, Britanya’daki mevcut durumu da Filistin dayanışması gruplarına yönelik uygulamalar üzerinden yorumladı. Özellikle Palestine Action adlı gruba yapılan muameleye atıf yaparak Britanya’nın “fiilen işgal edilmiş bölge” gibi davrandığını ileri sürdü. Bu iddia, konuğun değerlendirmesi olarak aktarıldı; podcastte bunu destekleyen ayrı bir kanıt veya karşı görüş sunulmadı.
Britanya, Filistin Dayanışması ve “Hibrit Savaş” İddiası
Konuğun temel iddiası, Netanyahu’nun sözlerinin Britanya’ya yönelik sembolik bir uyarıdan ibaret olmadığıydı. Ona göre Netanyahu, Müslüman göçmenlerin siyasi güç kazanması ya da Jeremy Corbyn benzeri bir figürün iktidara gelmesi halinde İsrail’in Britanya’ya “düşman” gibi davranacağını ima ediyordu.
“Eğer bu Müslüman göçmenler herhangi bir ölçüde siyasi kontrol elde ederse ya da Jeremy Corbyn gibi biri iktidara gelirse, İsrail size düşman gibi davranacak,” diyen adı belirtilmeyen konuk, bunun “özünde hibrit savaş” anlamına geldiğini savundu. Konuk, “hibrit savaş” ifadesiyle yalnızca askeri çatışmayı değil, siyasi baskı, medya kampanyaları, itibarsızlaştırma ve dış müdahale biçimlerini kastettiğini ima etti; ancak bu kavramı ayrıntılı olarak tanımlamadı.
Konuğa göre Netanyahu’nun Britanya’ya ilişkin söylemi, İsrail’in yalnızca Orta Doğu’daki rakipleriyle değil, Batı ülkelerindeki siyasi aktörlerle de mücadele yürüttüğü daha geniş bir stratejinin parçası. Bu bağlamda konuk, Netanyahu’nun ABD’yi de benzer bir çerçevede gördüğünü savundu.
ABD “Sekizinci Cephe” Olarak Anlatıldı
Podcastte tartışmanın bir sonraki başlığı ABD oldu. Konuk, İsrail’in halihazırda Amerika Birleşik Devletleri üzerinde de “hibrit savaş” yürüttüğünü ileri sürdü. Bu iddiasını Netanyahu’nun kendi sözlerine dayandırdığını belirtti.
“Netanyahu, ABD’den açıkça ‘sekizinci cephe’ olarak söz etti,” diyen adı belirtilmeyen konuk, diğer yedi cephenin İsrail’in yakın çevresinde yer aldığını söyledi. Konuğun anlatımına göre Netanyahu, “sekizinci cephe savaşı” ifadesiyle Amerika’daki siyasi mücadeleyi İsrail’in bölgesel güvenlik çatışmalarının uzantısı gibi sunuyordu.
Konuk, Netanyahu’nun bu yaklaşımını kendi siyasi geleceğiyle de ilişkilendirdi. Netanyahu’nun yeniden seçilme kampanyasında hareket ettiğini, iktidar koalisyonunu ayakta tutmaya çalıştığını ve bu koalisyonu “İsrail’in faşist tarihindeki en faşist hükümet” olarak nitelediğini söyledi. Bu niteleme de konuğun siyasi değerlendirmesi olarak kaydedildi.
Zohran Mamdani’nin Kampanya Afişinde Yer Alması
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Netanyahu’nun kampanya materyallerinde New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin nasıl gösterildiğine ilişkin iddiaydı. Konuk, Netanyahu’nun yalnızca Mamdani’ye karşı kampanya yürütmediğini, onu İsrail’in düşman olarak sunduğu bazı figürlerle aynı görsel bağlama yerleştirdiğini anlattı.
Konuğa göre İsrail’de binalar ve reklam panolarında gösterilen bir Netanyahu kampanya afişinde Naim Qassem, Mojtaba Khamenei, Recep Tayyip Erdoğan ve Zohran Mamdani birlikte yer alıyordu. Konuk, Naim Qassem’i 2024’te Beyrut’ta İsrail tarafından öldürülen Hassan Nasrallah’ın halefi ve Hezbollah’ın genel sekreteri olarak tanımladı. Qassem’in İsrail’in “öldürülecekler listesinin” en üstünde yer aldığını savundu. Mojtaba Khamenei için “İran’ın supreme leader’ı” ifadesini kullandı; Recep Tayyip Erdoğan’ı ise NATO lideri ve Türkiye Cumhurbaşkanı olarak tanımladı.
“Bu afişte Zohran Mamdani, İsrail’in öldürülecekler listesindeki en üst figürlerden ikisinin yanında gösteriliyor,” diyen adı belirtilmeyen konuk, afişin İbranice mesajının “Onlar Netanyahu’nun kaybetmesini istiyor” olduğunu aktardı. Konuğa göre afişin alt metni ise daha sertti: “Bunlar bizim düşmanlarımız ve onlardan biri New York’un halk tarafından seçilmiş belediye başkanı.”
Konuk, Mamdani’nin bu şekilde gösterilmesini sıradan bir kampanya dili olarak görmediğini vurguladı. Netanyahu’nun “podcastlerde şaka yapan, biraz ırkçı ve yüzeysel bir figür” olarak değerlendirilmesinin yeterli olmadığını söyledi. Ona göre özellikle İsrail kontrolündeki veya İsrail yanlısı güçlerin New York Belediye Başkanı’na ve Amerikan siyasetinde yükselen benzer figürlere yönelik söylemi daha ciddiye alınmalıydı.
Sunucudan Hukuki Tepki: “Tehdit Ediyor”
Sunucu, konuğun Mamdani’ye ilişkin değerlendirmesine sert bir hukuki yorumla karşılık verdi. Netanyahu’nun kampanya afişi ve söylemi, sunucuya göre New York Belediye Başkanı’na yönelik doğrudan bir tehdit anlamına gelebilirdi.
“Bu, hukuk açısından Belediye Başkanı Mamdani’nin New York Police Department’a Netanyahu’nun JFK’ye girişini engelleme, New York’a girişini reddetme ya da onu tutuklama talimatı vermesini ciddi biçimde haklı çıkarır,” diyen adı belirtilmeyen sunucu, durumu sıradan bir siyasi tartışma olarak görmediğini belirtti. Sunucu, “Belediye başkanını öldürmekle tehdit ediyor. Siz ya da ben belediye başkanını öldürmekle tehdit etsek, derhal hapse atılırdık,” ifadesini kullandı.
Bu noktada programdaki ayrım dikkat çekiciydi: Konuk, Netanyahu’nun söylemini hibrit savaş ve siyasi hedef gösterme bağlamında yorumlarken, sunucu bunu daha doğrudan bir ceza hukuku meselesi gibi ele aldı. Ancak podcastte bu hukuki yorumun geçerliliğini değerlendiren herhangi bir hukuk uzmanına veya karşı argümana yer verilmedi.
Kanada’nın Ari King’e Giriş İznini Reddetmesi
Konuğun son bölümde verdiği örnek Kanada’dan geldi. Konuk, başta bunu söylemeyi planlamadığını, ancak sunucunun yorumu üzerine hatırladığını belirtti. Kanada hükümetinin Netanyahu’nun önemli bir müttefiki olarak tanımladığı Ari King’in ülkeye girişini reddettiğini söyledi.
“Kanada hükümeti, Netanyahu’nun kilit bir müttefiki olan Ari King’in girişini az önce reddetti,” diyen adı belirtilmeyen konuk, ardından bu tanımı biraz düzelterek King’in özellikle Netanyahu’nun hükümet koalisyonundaki üyelerin önemli bir müttefiki olduğunu ifade etti. Konuğa göre Ari King, East Jerusalem’da Filistinlileri evlerinden “kişisel olarak, fiziksel biçimde” çıkarma ve bu evlere Yahudi yerleşimcileri yerleştirme süreçlerinde rol almış önemli bir yerleşim lideriydi.
Konuk, King’in Filistinlilere karşı “aşırı soykırımcı şiddet” çağrısı yaptığını da ileri sürdü. King’in Toronto’da “Yahudi cemaati” tarafından düzenlenen bir konuşma yapmasının planlandığını, ancak vizesinin son anda iptal edildiğini aktardı. “Bu figürler Netanyahu yönetiminde yeniden iktidara gelecek kişiler,” diyen konuk, Ari King örneğini Netanyahu çevresinin siyasi karakterini göstermek için kullandı.
Programın Genel Çerçevesi
Podcastte konuşulanlar, Netanyahu’nun Birleşik Krallık hakkındaki sözlerinden başlayarak İsrail’in Batılı ülkelerdeki siyasi tartışmalarla ilişkisine uzandı. Konuk, Netanyahu’nun Müslüman göç, Filistin dayanışması, Jeremy Corbyn, Zohran Mamdani ve Ari King gibi başlıklar üzerinden hem Britanya hem de ABD siyasetine dönük baskıcı ve tehditkâr bir dil kullandığını savundu. Sunucu ise özellikle Mamdani’ye yönelik söylemin hukuki sonuçlar doğurabilecek bir tehdit olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Bölüm boyunca ileri sürülen en ağır iddialar Netanyahu’ya, İsrail hükümetine ve Netanyahu yanlısı çevrelere ilişkin değerlendirmelerdi. Konuk, İsrail’in İran’a karşı savaşlarını, ABD’yi “sekizinci cephe” olarak konumlandırmasını, Mamdani’nin kampanya afişlerinde düşman figürlerle birlikte gösterilmesini ve Ari King’in Kanada’dan çıkarılmasını aynı siyasi çizginin parçaları olarak anlattı. Ancak podcast metninde bu iddialara karşı Netanyahu veya İsrail hükümeti tarafından verilmiş bir yanıt yer almadı.